31 Ocak 2010 Pazar

Es be rüzgar...

Sivas'ta düdük çaldı, maç bitti; bir ruzgar yaladı yanagımızı... ama ürkek... öyle ılık bir bahar rüzgarı değil Moda sahillerine vursun ... Az biraz serin, bu havada ısıttı da, mayısa üşütebilir...
Evet gelen giden yok; yonetim bizi kandırmaktan baska is yapmamış aylarca, ya da yapamamış... En güvenilir ve sevilir kocaman adamlar bile küçücük hesaplara alet edilmiş sanki... İfade mahçup , içerik ezberden... Biz bu takıma güveniyoruz...

Keşke en başından güvenseydiniz... Deniz aşırı ülkelere topçu izlemeye gideceğinize, çubukluyu hali hazırda giyenlere hürmet etseydiniz. Madem güveniniz onlara, ilkin de onlara anlatabilseydiniz bunu. Anlatsaydınız... Anlasalar...
Bugün Topuz o topu taca yollamasa, Daum'u ve bizi çıldırtmasa; Deniz o pası atmasa... Semih öyle vurmasa... Evet , sövecektik. Ama sonrası Boral resitali, sonrası Sevilla sessizlik... Yazılan oldu işte, Deniz hayatının pasını verdi, Semih gereğini yaptı. Ekran başında totemler bile yalan oldu digiturk sagolsun... bir semih yakaladı o topu döndürdü maçı... En kara sevdalısı, en arabeski bile zarif , naif ve de estetik bir bağ kurmuştur bugün renklerle... 5-1 değil bir açılımın kaderi idi Sivas'ta sahadaki... Herkes dönüp baktı kendine . Selçuk bir Güngören, Deniz stoperde 19 Mayıs, Özer keşfedilmeyi bekleyen çalışkan orta saha, Boral bir şampiyonlar ligi performansı sergiledi. Semih'in dublesi kadayıfsa , Gönül'ün sola çekip golü bulması kaymaktı bugün. Tadından yiyemedim ben bu pazarı. Bir tenhada can cananı buldu.

Bugün çubukluya dalıp da gitmeyen varsa bizden değildir, lo... Ali Bilgin dahil kardeşimizdir artık; madem bu sezon bizi mahkum ettiniz, en rutubetli damınızda en içli şarkıyı söylemek de bize düşer... Aşık'ız biz , Romantik'iz. İçimizi ısıtan, bizi sarmayalayan, ama en çok da titreten o forma... elimizi ayağımızı tutmaz eden, bizi saptıran da saptıran, nihayetinde yola getiren o renkler... O tarih, o hatıralar... Ama ille de o forma... Kodamanlar, ve hatta kocamanlar değiştiremez sevdanın yönünü... Siz varken de yokken de önce o forma... Sağolsun gençler , bugün gördük devasa ateşler yanmış.
Sivas'ta düdük çaldı, maç bitti; bir ruzgar yaladı yanagımızı... ama ürkek... öyle ılık bir bahar rüzgarı değil Moda sahillerine vursun ... Az biraz serin, bu havada ısıttı da, mayısa üşütebilir... ama üşütmesin... sarsın... bilmem ki Fener şampiyon olmuştur esmeden rüzgar... Şimdi esen kıytırık bir meltem değil o rüzgar olsun... sallasın dalları; çınarlar , çamlar sarsılsın...
hele bizi savursun gerisi kolay...

Sivasspor 1 - Fenerbahçe 5

Eksiklerle gidilen Sivas deplasmanından farklı bir skorla dönmesini bildi takım. Özellikle de ikinci yarı Sivasspor'un da oyundan iyice düşmesiyle oyunu domine etti ve farkı getiren golleri buldu.

25. dakikaya kadar al gülüm ver gülüm orta saha mücadelesi şeklinde geçen maç bu dakikadan sonra hareketlendi ve karşılıklı pozisyonlar olmaya başladı. Bunlardan birinde Gökhan Gönül'ün ileri uçtaki presi sonuç verdi ve de Selçuk maçtaki tek olumlu pasını vererek Semih'e golü attırdı. Sonrasında Vederson'un saçma sapan bir kafa vuruşu ile topu uzaklaştıramadığı pozisyonda aylar sonra sahalara dönen Mehmet Yıldız füze gibi bir şut çıkardı ve güzel bir gol attı. Mehmet Topuz'un direkten dönen topu, Özer'in yay üzerinden çektiği şut ve Semih'in altıpastan dönerek yaptığı vuruşu ve bu pozisyonlardaki Akın'ın güzel kurtarışları ilk yarıda akıllarda kalan pozisyonlardı.

İkinci yarıda, Deniz'in hızlı pası ile Semih'in 2.golünü atmasının ardından Sivasspor oyundan düşmeye başladı. Sivasspor oyunan düştükçe daha çok pozisyon bulmaya başladık. İlk yarıda içeriye katetmeyen Uğur 2.yarıda bunu yaptığında birbirinin kopyası 2 gol attı ve Sivasspor'u yine boş geçmedi. Gökhan Gönül'ün golü ise yemeğin sosu tadındaydı.

Maçın geneline baktığımızda takımın istekli oynadığını ve kondüsyonun iyi olduğunu söyleyebiliriz. Bireysel eksiklikler veya ekstra güzellikler illa ki var. Mesela, ilk yarı boyunca Vederson, Uğur sürekli al gülüm ver gülüm paslaştılar sonra Vederson topu kaleci Volkan'a ya da sağ açığa gönderdi. Ya da Selçuk'a verdi o aynı şeyi yaptı. Neyse ki bu görüntü 2.yarı değişti ve sol kanat ileriye doğru döndü yüzünü ve Uğur'un ekstra güzel hareketleriyle de maçın rahat kazanılmasını sağladı. Klasik ama güzel hareketlerdi Uğur'un yaptıkları. Çoğu zaman işe yarar. Bu arada tabi ki sağ ayağını bu konuda çalıştırmış olması da uzun zaman sonra kendisinden duyduğumuz, gördüğümüz olumlu bir hareket.
Semih ilk yarıda pas trafiğinde çok aksadı. Ama O da 2.yarı toparlandı ve iyi paslar çıkardı. Mehmet Topuz içeriye katederek 2-3 net pozisyona girdi ama bugün bunları değerlendiremedi. Yine de kanatların pozisyona girmeleri takım adına olumlu.

Deniz Barış'a da değinmeden geçemeyeceğim. Oynadığı pozisyon neyi gerektiriyorsa tek kelimeyle kusursuz bir şekilde yaptı. Basit ama garanti oynadı. Keşke aynı şeyi Selçuk içinde söyleyebilseydim ama bence Selçuk bugünün en kötüsüydü. Hele oynadığı uzun toplar tamamen faciaydı.

Son olarak da hakeme de bir dokundurmak lazım, değil mi? Yanılmıyorsam 3 veya 4 sakatlık pozisyonunda sahada top oynanmaya devam ederken düdüğünü çalıp maçı durdurdu. Durdurur durdurmaz da sakatlanan futbolcular ayağa kalktılar. Hani oyunu bir müddet devam ettirse ve oyuncu ayağa kalkmasa tamam diyeceğim ama onu da yapmadı. Bir hakem oyunun sürekliliğini sağlamaya çalışmalı bence sürekli oyunu kesmektense. Ki Semih'in attığı 2.golde aynı davranışı yüzünden Sivasspor takımı sersemledi ve ne olduğunu anlayamadan kalelerinde golü gördüler. Tamamen hakemin oyunu soğutması ve futbolcuların konsantrasyonunu bozması sonucu yaşanan bir sersemlik yaşadılar bence.

28 Ocak 2010 Perşembe

Ziraat Türkiye Kupası

Kupada çeyrek ve yarı final kuraları az önce çekildi. Eşleşmeler şöyle:

B.Ş.Belediyespor - Trabzonspor
Antalyaspor - Galatasaray
Fenerbahçe - Bursaspor
Manisaspor - Denizlispor

İlk maç haftaya çarşamba, yani 3 Şubat'ta Kadıköy'de. Rövanş ise 10 Şubat'ta. Çeyrek finali geçtiğimiz takdirde, Manisaspor-Denizlispor maçının galibiyle yarı finalde karşılaşacağız.

Geçen sene denk gelmişti İzmir'de iş seyhatindeyken kupa finalini de izlemiştik Mega ile. O hala bana söyleniyor senin yüzünden diye ama bence Beşiktaş yüzündendi. Bu sene hazır onlar da yokken biz kazanırız artık kupayı.

Şaka bir yana Bursa'yı geçersek final zor görünmüyor. Bursa'yı geçip geçemeyeceğimizi ise evimizde oynayacağımız ilk maç büyük ölçüde belli eder diye düşünüyorum. Sonrasında ise muhtemel bir Manisaspor eşleşmesi görünüyor. Diğer taraftan Trabzon ve Galatasaray'ın yarı final oynamaları kağıt üzerinde görünen olasılık. Yine de Antalya, İBB, Trabzon ve Bursa'nın görünen Fenerbahçe-Galatasaray finalini değiştirme şansı mevcut.

Güzel futbol olsun, iyi oynayan kazansın.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Transfer nedir, ne zaman yapılır?

Transfer sezonu açılmadan çok önce belliydi Roberto Carlos'un ayrılacağı. Bir yabancı kontenjanı açılıyordu doğal olarak. Daum takviye isterken, eldeki bulgurlar da eksildi. Carlos'tan sonra Kazım Fransa yolunu tuttu. Aylar önceden yapılması gereken anlaşmalar ve girişimler yine son bir haftaya sıkıştı. Şimdi muhtemelen transfer piyasasının deli danası gibi saldırıyoruz her yere. İşler sarpa sararken apar topar Önder'i affettik. Ezeli rakip de bombaları patlattıkça taraftar sinir stres içinde. Asbaşkan açıklama yapıyor en iyisini yapacağız telaşa mahal yok diye. Be adam en iyilerini gördük o yüzden endişeliyiz ya zaten. Biz, yararlanamadığımız Deivid de elden çıkartılır da halihazırda anlaşılmış olan gümbür gümbür 2 adam gelir mi takımı toparlayacak derken, transfer süresi bitecek hala belirsiz herşey. Ey yönetim aylardır ne işle meşguldünüz allah aşkına? Birisi bizle dalga geçiyor... Kurumsal yapıdan bahsediyorsunuz da ; taraftar kartın, fenerselin peşinden koşmaktan başka icraat yok. Bu mu dünya kulübünün transfer politikası. Transfer çalışmasına , transfer sezonu ile başlanmıyor ki...

Resmi sitede son olarak Dentinho , Quaresma yalanlanmış. Umudu çoktan kestim ben; transfer yapılmasın. Alınacak adamı en az 2 sezon gönderemeyeceğimizi düşündükçe bu işi beceremeyenler oyuncu almasın diyorum.

24 Ocak 2010 Pazar

17 Yıl Önce Bugün...

"Ben Atatürkçüyüm. Ben Cumhuriyetçiyim. Ben Laikim. Ben Anti-Emperyalistim. Ben tam bağımsız Türkiye'den yanayım. Ben özgürlükçüyüm. Ben, insan hakları savunucusuyum. Ben terörün karşısındayım. Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.
Dün sabaha değin araştırarak yazdığım hiç bir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır..."

22 Ocak 2010 Cuma

Tek-Gıda İş'ten Tribünlere Çağrı...

FUTBOL TARAFTARLARI, EMEĞİN SESİNİ STATLARDA YÜKSELTMEYE VAR MISINIZ?

TEKEL işçileri 37 gündür Türkiye’de ezilen, sömürülen işçi sınıfının sesi olmaya, Avrupa yolunda hızlandırılan özelleştirmenin mağduru olarak iş yerlerinin kapatılması ve geçici işçi statüsünde maaşlarının yarı yarıya düşürülüp tüm sağlık, sosyal ve sendikal haklarını kaybederek çalıştırılmalarına karsı soğukta aç susuz direnmeye devam ediyor. 19 Ocak 2010 saat 15.00 itibariyle 100 TEKEL işçisi açlık grevine basladı. Hem Türkiye’den hem de yurt dışından haklı mücadelemize destek çığ gibi büyüyor. TEKEL işçisi tüm olumsuz koşullara rağmen aldığı bu destek ve dayanışma ile hükümete sesini duyurmaya çalışıyor.
Gelin bu sesin gücünü hep birlikte arttıralım, statları dolduran işçilerin sesi ile taleplerimizi ve haklı mücadelemizi daha geniş kitlelere duyuralım. 17 Ocak tarihli Türk-İş mitinginde Ankara’da futbol taraftarlarının desteğini açtıkları pankartlarla gördük. Endüstriyel futbola karsı durusu ile tanınan Forza Livorno da TEKEL işçisine dayanışma çağrısı yaptı ve artık maçlarında enternasyonali TEKEL işçisine atfederek okuyacağını açıklayarak, maçlarda işçilere destek pankartlarının açılması için tüm tribünlere çağrıda bulundu. Forza Livorno, Halkın Takımı, Karakızıl basta olmak üzere bu konuda kendilerine yakışan duyarlılığı göstererek TEKEL işçisinin tribünlerdeki sesi oldukları için tüm taraftarlara teşekkür ediyor,minnetlerimizi sunuyoruz.
TEKEL işçilerinin direnişini Avrupa’da gündeme taşıyan Alerta Network grubuna bize enternasyonal dayanışma sundukları için emeğin adına mücadelenin en zor günlerinde işçilerin selamını gönderiyoruz.

Emeğin yüceliğine inanan diğer tüm futbol taraftarlarını da tribünlerde TEKEL işçisi için dayanışma seslerini yükseltmeye davet ediyoruz. Haydi futbol taraftarları, sizi tüm yüreğinizle desteğe çağırıyoruz, statları dolduran işçiler tüm dünyada haksızlığa, sömürüye karsı birleşsin ve statlar işçinin haklı sesiyle inlesin. Sizler olduğunuz sürece TEKEL İşçisi yalnız değildir, yalnız kalmayacaktır!!!

TEKEL İŞÇİLERİ VE TEKGIDA-İŞ SENDİKASI

21 Ocak 2010 Perşembe

Stoya...

Anca Gidersin...

Hareketi tamamlamak yada kendinden birşeyler katarak yenilemek isteyen varsa öncelik verebilirim...

Profesyonel Futbol Takımımız oyuncularından Kazım Kazım, Fransa 1.Lig takımlarından Toulouse'a sezon sonuna kadar kiralanmıştır.
İki kulüp arasında yapılan bu sözleşme kapsamında oyuncuya dair satın alma opsiyonu Fransız ekibine verilmiştir.
Kamuoyuna duyurulur.
Fenerbahçe Spor Kulübü

Kendisine başarılar diliyorum, Fransa liginin orta sıralarında yer alan yeni takımında, ki bir daha geri dönmesin...

Evet Kazım, "Every player likes the ball"

20 Ocak 2010 Çarşamba

Milangaz Tribünü...

“İnönü Stadı’nın, SİT alanı olan bölümün dışında kalan üç tribününü teker teker yıkıp yeni bir stat oluşturacağız. Dokunamadığımız tribüne de 25 yıllığına "Milangaz Tribünü" deriz. Başkanın parası çıkmış olur.”

Beşiktaş başkan adayı Murat Aksu'nun, kulübün Yıldırım Demirören'e olan borcunu nasıl ödeyeceksiniz, sorusuna verdiği cevap.

19 Ocak 2010 Salı

Onlar da bebektiler...

"...cinayetin herhangi bir siyasi boyutu , örgüt bağlantısı yok . Milliyetçi duygularla işlenmiş. Arkadaş Yasin Hayal ile de görüşülmüş..."
Celalettin Cerrah (İst.Emn.Md.)

"...serbest kaldıktan sonra futbola başladı , iyi oldu zannettik. Vatandaş ihbar etmeliydi..."
Reşat Altay (Trb.Emn.Md.)

"Sözde Ermeni soykırımı tasarısının gündeme geldiği günlerde öldürülmesi manidardır..."
RTE


" Milletimizi bu tür olaylar karşısında tahriklere kapılmamaya , azami sorumluluk anlayışı ve sağduyu içinde harekete etmeye davet ediyoruz."
Devlet Bahçeli

"Biz Türk milletiyiz ve bin yıldır bu coğrafyada yaşıyoruz, hepimiz Hrant değiliz, benim adım Sinan Aygün, biz Hrant değiliz..."
Sinan Aygün


"Öldürülen hiçbir Atatürkçü yurtseverin cenazesinde 'hepimiz Türküz' diye slogan atılmadı."
Emin Çölaşan

"Hrant Dink cinayetinin bir örgüt işi olduğu teorilerinin altı boş... Bu teorileri ileri süren ve inanmamızı isteyenler , işin mantığını açıklayamıyorlar..."
Hıncal Uluç (Aşk insanı)



" Onlar da bebektiler... ocakta piştiler faşist oldular..."

Red Dergisi Şubat 2007

18 Ocak 2010 Pazartesi

Antalyaspor 4 - Fenerbahçe 3

Yenilmemize rağmen seyir zevki olan bir karşılaşma izledik. Pozisyonlar, mücadele gruptan çıkmış bir Fenerbahçe'nin futbolcuları için şaşırtıcıydı aslında. Gerçi takımın tamamının oynadığını söylemek de mümkün değil ama yine de o oynamak isteyen 3-5 kişi sayesinde keyifli ve bol gollü bir maç oldu. Daum'un kadro tercihinden de belliydi. Gençler oynasın, paslananlar açılır belki diye yine yedeklere ve kısmetsizlere şans vermişti.

İlk yarı Alex, ikinci yarı Özer gayet güzel oynadılar. Santos günün en iyisiydi diyebiliriz. Uğur Boral ve Kız Ali kanatlarda yine hiçbirşey yapmadılar. Uğur'un yerine oyuna giren Vederson son dakikalarda attığı frikik ile sabırları zorladı , ardından son dakikada attığı şutla okkalı bir laf işitti benden. Vederson, oynadığında sadece kanatlardan orta yap kornerleri kullan, başka birşey istemiyorum, en önemlisi sakın ama sakın şut çekme. Sen bakma Üründül gibi "iyi vuruuuurrrr" diyen ara gazlarına.

Güiza bildiğiniz gibi; sakallı, bezgin ve güçsüz. Sonradan oyuna giren Gökhan Ünal "sen yenisin öyle her bulduğun topu şut vurma yiğen" diye söylenir takım arkadaşları diye müsait iki şut pozisyonunda pas vermeyi tercih etti. Asisti iyiydi, Özer ve Güiza'nın gollük şutları da.

Bekir iyiydi, işini yaptı. Defansın ortası rezaletti. Özellikle Lugano, benim görebildiğim kadarıyla iki golde hatası vardı. Kaleci desen evlere şenlik.

Selçuk fena değil, Emre istekliydi. Daum desen dipçik gibiydi, maşallah.

Maç 3-2 iken yazmaya başlasam ve skoru 3-3 atsam diye düşündüm. 3. golü atacağımıza emindim ama sonrasında yer miyiz bir tane daha atar mıyız onu bilemedim...

17 Ocak 2010 Pazar

Haftasonu Fenerbahçe

Fenerbahçe 9069 Bornova Belediyesi (Beko Basketbol Ligi)
Fenerbahçe 92 - 59 Beşiktaş (Türkiye Bayanlar Basketbol Ligi)
Diltaş 1 - 3 Fenerbahçe (Erkekler Voleybol Birinci Ligi)
Fenerbahçe 3 - 0 Galatasaray (Bayanlar Voleybol Birinci Ligi)

Gökhan Ünal Antremanda!

Blogun sağ tarafındaki anketlerin sonuçlarına bakıyorum. "Transfer yapılacağını düşünüyor musunuz?" ve "Hangi mevkilere transfer yapılmalı?" sorularına verilen cevaplar yönetim tarafından dikkate alınmış olacak ki santrfor-forvet mevkiine Kayserispor'da gol kralı olmuş ama Trabzonspor'da bir halt olamamış Gökhan Ünal ile anlaşıldı ve kendisi takımın Antalya'daki kampına katılarak antremanlara başladı.

Şüphesiz ki bu anketlere cevap verirken aklımızdan geçen isim Gökhan Ünal değildi. Tamam kimse İbrahimovic'i ya da Eto'yu da beklemiyordu ama Trabzonspor'un Güiza'sı olan, başta kendi taraftarı olmak üzere birçok futbolseverin dalga geçtiği, Güiza sayesinde bir tutam kalan saçımızı yolduracak bir isim de beklemiyorduk. Böyle düşünenlerin çok olduğunu biliyorum. Ben de haberi ilk duyduğumda benzer şeyler düşündüm. Ancak, antremana çıktıktan ve bu iş resmileştikten sonra da beklemekten ve görmekten başka yapabileceğimiz birşey olmadığını biliyorum. Açıkçası bizim beklediğimiz Güiza'dan kurtulmak ve özlemini çektiğimiz forvete sahip olmaktı. Ancak, devre arası olduğu, 14 milyon avro ve dünya kupası düşünülürse -ki taraftar parası neyse vermeye hazır olduğu halde- yönetimin Güiza'yı gözden bu kadar kolay çıkarmayacağı aslında apaçık ortada idi. Ve son haftalarda iki forvetimizin de sakatlıkları, cezalı olmaları ve kötü performansları sebebiyle takımın forvetsiz oynamaya çalışması sonucu bu mevkiye 3. bir isim olarak böyle bir Gökhan Ünal transferinin yapılması çok da şaşırtıcı gelmiyor şimdi düşününce. Yani olabilecek en olası şey oldu. Bu isim Gökhan olmasa Umut, Umut olmasa Sercan, Sercan olmasa Ümit olacaktı. Yani yine bize hüsran bize yine hasret var. Bekleyeceğiz ki Güiza dünya kupasına gitsin ekstra birşeyler yapsın biz de iyi paraya satalım, kurtulalım. Sonra da yeni bir forvet alalım.

Bekleyelim görelim, hem bakarsınız belki de Gökhan Ünal, HoAmca'nın dediği gibi Güiza'dan çok gol atar.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Adidas Star Wars Collection...

Adidas'in 2010 yili icin satisa sunacagi Star Wars ozel koleksiyonu 8 ocak itibariyle Taipei'de tuketiciyle bulustu. Star Wars hayranlarinin butcelerini zorlayacak ve yil boyunca konusulacak bir koleksiyon olusturan Adidas'in bu urunleri Turkiye'de ne zaman satisa sunacagiyla ilgili net bir bilgi maalesef henuz yok. Koleksiyondaki favorilerim ise asagida gordugunuz Dartvader kostumu seklinde hazirlanan hooded ve TIE Fighter'dan esinlenerek tasarlanan ayakkabi.

Taipei lansmanindan detaylar icin soyle, koleksiyonun devamini gormek isteyenleri ise boyle alalim...



Gamova da Sevinir...

Fotograf son oynanan Dinamo Moskova macindan. Saha icerisindeki sogukkanliligiyla bildigimiz Gamova bile 2-0'dan cevirilen macin sonunda tepkisiz kalamamis...

Futbol Ligtv'de İzlenir...

Naklen yayın ihalesinin sonucunu ve devamında sonuc ile ilgili isteklerimizi hali hazırda belirtmiştik; şimdi az biraz durum tespiti yapalım istiyoruz. Romantik Kanaryalar olarak nerdeyse 10 farklı koldan para kazandırdığımız Digiturk, yurdumun dört bir köşesinden gerek evinde ekran başında, gerek kahvede-meyhanede 1 içecek dahil belirli bir ücret karşılığı bize takımımızı senelerce izletti. Ne takımdan ne yayından memnun kaldım orası başka… İhalede ödediği 321 M $ + vergiler ile Digiturk patronu rakibi diye bildiğimiz Doğan medyası tarafından bile yılın futbolcusu seçildi! Türk futboluna karşılıksız bir hizmet var düşüncesi empoze ediliyor…Babasının hayrına bu parayı veren bir amcamız var, elini öpmek gerek. Federasyon çok mutlu , kulüplerin ağzı ayran budalası gibi bir karış açık , yüzde 126 zamma bakmakta… Digiturk bile mutlu…Artışı tüketiciye yansıtmamanın peşindeler, daha fazlası akıllara zarar onlar da farkındalar. Hali hazırda dünyanın en pahalı ilk 6 liginden biri TSL idi, şimdi ilk 5 mi değil mi diye soruyorlar… Ha 6 ha 5, ligimizin neresi bu kadar para eder bunu konuştuk senelerce. Yani seyirci ortalamalarına baksak zaten kalıbımızın adamı olamayız. Toplam değer yaratma , toplam frençayzing desek Ağrı'da 3 forma satınca seviniyoruz... Oyuncularımızın rayiçlerinin çok üstünde kazandıklarından, yabancı futbolcuları etkileyebilmek için Katar paritesinde ücretler ödediğimizden bahsettik hep. Dortmund’un seyirci ortalamalarını gıpta ile takip edip Fener’in dışarıda oynadığı haftalarda TSL’in toplam sayısına büyük eşit olduğuna hayıflandık. Lakin bu ihale , öncesi ve de sonrası gösterdi ki hepimiz bir yanlış hesaptayız… O tribünleri doldur(a)mayan, 80-100 bin nüfuslu ilinde hafta sonu maça gitmekten daha cazip aktiviteler icat eden kitleler aslında bir tercih sahibi. Ülkemizde bu topraklara özgü bir kalem var, ekonominin D eğrisinde; maçları tribün yerine, TV başında izlemeyi tercih eden bir güruh var.Yurtdışından hiçbir talep ve kaynak aktarımı olmadan ihaleyi bu kadar yükseğe çeken bir sessiz çoğunluk var.
Medya fildişi kulesinden AKP’nin nasıl 47% aldığını anlayamadı ise bunu da anlayamadı, anlamayacak. Kendilerine yardımcı olmak boynumuzun borcu. Hep otoparklardan, kadınlar tuvaletinden dem vurdunuz da salonumun baş yerinde parasını veririm sıcacık evimde maçımı izlerim diyen adama kulak vermediniz. O rezil statlarınızda ya hiçbir fasilite yapmadınız, ya da kıytırık ufolarla göz boyayıp 55 milyona bilet satmaya kalktınız. Elin oğlu hedef kitlesini maden işçileri yapıp, kulübü takım yapan , kitlelerle bütünleştiren değerlere sahip çıkıp, stadına centrum’dan 5 kilometrelik bira boru hattı çekerken, para birimi bile icat ederken; siz stadın etrafındaki cazibe merkezlerine , meyhanelere, birahanelere kilit vurdurdunuz. En ucuz maç bileti , öğrenci indirimi nedir bilmediniz.Hala sizi izlemek için dünyanın parasını verecek bir kitle var ama siz bu değirmenin suyunu sağmayı bile Digiturk’e bıraktınız. Bu memlekette de futbolu çok seven ama sadece futbol Ligtv’de diye düşünen bir “çoğunluk” var. Balkonu beleştepe olsa içeride Ligtv’yi açacak bir kitle… Yoksa bu rakamları açıklayamazsınız.Televizyon karşısında maç izlemeyi alışkanlık edinmiş bir toplum, oyunu seven ama statlardan itina ile kaçınan bir toplum… Bunu irdelemeli , içeri girerken 15 günde bir polisin çüküne dokunduğu adama sormalı statlardaki konforu… Öyle 5 maça bir lütfen ziyaret eden değil... Ya da stad dışındaki konforu ... Kurulan aidiyet bağını , misal gidin Malatya'ya orjinal bir Malatyaspor forması arayın, bulunca haber edin geleceğim... Hele şu unuttuğunuz ve artık yok olduğunu sandığınız bedava bilet hadisesi… Avantacılar Sefalardan Sebolardan ibaret değil , maça gişelerden girilen her ortamda beleş biletler elden ele değerleniyor. Elini cebine atan herkesin kendini keriz hissettiği ortamlarda, atlı polislerin uğramadığı diyarlarda ben de haykırayım futbol ligtivide izlenir, zira bilet alıp stadyumda izlerken enayi gibi oluyoruz…

Şimdi hayretler içinde izliyorsunuz. Karamehmet oturmuş nasıl da kendinden emin, üj bej artırıyor ,sallamadan alıyor bu ihaleyi. Ne kulüpler birliği, ne TFF , ne o ihaleye girenler bu değeri yaratanlar ; fiyatı yukarı çeken biziz dostlar… Her turlu rezilliği ile stada gitmesek de televizyon başında bu işkenceyi çekenler... Anlayacağınız bu sene şampiyon yine taraftar…

14 Ocak 2010 Perşembe

Anlayana...

Fenerbahce erkek basketbol takiminin Euroleague'da Top16'ya kalmasi Asvel'in galibiyetine, Marcus Brown'un sag ayagina kaldiysa birseyler yanlis demektir...

Ilgililerin bu "yanlis"i artik gormeleri dilegiyle...


Gururumuzsunuz...

TRT gecen hafta yaptigi gibi maca bir turlu baglanmak bilmeyince yine ilk seti ve 2.setin bir kismini internetten takip etmek zorunda kaldim. Goruntu fazlasiyla takildigindan ve anlatim da olmadigindan neler olup bittigini anlamak cok da mumkun olmadi bu sure boyunca ama takimin bir turlu oyuna giremedigi anlasiliyordu skordan.

TRT3'un lutfedip maca baglanmasiyla Alev Anakok'ten ogrendigim kadariyla da mansette, blok tutmada ve serviste pek bir kotuymus kizlar. Ilk 2 seti kaybettikten sonra bu mac da nazar boncugu olsun demeye hazirlaniyordum ki 17-20'den donen 3.setle kizlar bu mac daha bitmedi dediler. Alinan setle beraber takimda yuzler de gulmeye basladi ve muazzam bir oyun ortaya koydular 4.sette. 2-0 geriye dustukleri maci 5. ve son sete tasimayi basardilar. 5. set tam bir Gamova-Gonchorova duellosu seklinde gecti, sete iyi baslayan Gonchorova ve dolayisiyla Dinamo Moskova oldu ve teknik molaya da onde girdiler. Teknik mola donusunde ise bir kez daha geri donuse hazirlanan bir Fenerbahce vardi sahada.Skor 12-13 iken Gamova'nin serviste yakaladigi seriyle once skorda ustunlugu, sonra da rakibin degerlendiremedigi hucumla maci aldik.

Bu sene ilk defa 2 set verdik bir takima ve daha da onemlisi ilk defa 0-2 geriye dustuk bir macta. Tribundeki taraftarlarin ve mac boyu onlara eslik eden bandonun muhtesem desteginin de hakkini vermek lazim elbette ki ama bu kizlar bugun kendileri gibi oynadiklari zaman neler yapabileceklerini, Final4'un gediklisi, Avrupa'nin en onemli takimlarindan bir tanesi olan Dinamo Moskova'yi bir kez daha yenerek gosterdiler. Bu sonucla birlikte Indesit Sampiyonlar Ligi'nde 5'te 5 yapip gruptan lider cikmayi garantilemis olduk.

Bu arada Final4 organizasyonu icin basvuru yapan takimlar arasinda VBGSTT ile bizim de adimizin gectigi soyleniyor, eger bu organizasyon Istanbul'da gerceklesirse taraftar destegini arkasina alacak Fenerbahce icin finalden daha otesi de mumkun olabilir.

Not: Bizim mactan sonra Scavolini Pesaro-VBGSTT maci basladi, erkek basketbol takiminin Zalgiris maci olmasa sirf Skowronska hatrina izlenir...

Gözümüz Aydın

TFF'nin düzenlediği yayın ihalesi az önce sonuçlandı. Lig maçlarının naklen yayın haklarını içeren A paketini 321 milyon dolarla yine Digiturk aldı. Yani 2014'e kadar evimizde mevcut kutularla yaşayacağız. Türk Telekom A grubunu kazanırsa ne yapacağını açıklamamıştı tam olarak, TRT ile bir işbirliği ama nasıl? Altyapısı hazır olan , halihazırda müşteriye sahip Digiturk beklenildiği üzere ihaleyi kazandı.

İhale öncesi yorumlar genelde 300 milyon dolar üstünde yayıncı kuruluşunun kar etmesinin zor olduğu yönündeydi, nitekim şimdi herkes tüketicinin ve de yayıncı kurluşun beline kuvvet gibisinden açıklamalar yapıyor. Zaten oldukça pahalıya seyrediyorduk, yerini şimdiden yapıyorlar gelecek sezon daha da pahalı olacak.

Sadece bir Fenerbahçeli olarak değil bir futbolsever olarak Digiturk işkencesini senelerdir çekiyorum. 4 yıl daha mahkum olmuş durumdayız; ama teknik olanaklara sahip bir şirket sadece ufak değişikliklerlegönlümüzü alabilir. Umudumuz olmasa da tekrarlayalım. Mesela su Şansal , Erman, Bahri , Ömer, Deniz ... bu ekipten derhal kurtulun. Ekibi yenilerken de mutlaka bir IQ testi yapın. Kırşehirli hemşerimiz Musa Çözen artık kati suretle kadın, kız peşinde kamera koşturmasın. Futbol izleyicisi olarak 90 dakika kadınsız bir hayat istiyoruz(tabi ki ekranda). Maçlar başlarken herhangi bir banka ya da şirket takımımıza , rakibe , bana, sana başarılar dilemesin; bayramımızı kutlamasın. Tribunlerin uzerine iğrenç tekniklerle animasyon ya da photoshop reklamlar eklemeyin. ekranın altında arabalar vınlamasın, tüpler yuvarlanmasın. 90 dakikalık keyfimiz var sanal reklamlarla içine etmeyin. Dakika skor yazan zımbırtıların boyunu küçültün, takım logolarını seyretmek istesek resmini duvara asarız. Ekranın her köşesinde bir amblem iliştirmeyin. Bir de mümkünse yakın çekimleri sadece tekrarlarda verin, top oyunda olduğu sürece pilot kameradan bizi ayırmayın.

Siz üzerinize düşeni yapın , üstüne zam yapın. Helali hoş olsun. Ama aynı işkenceyi 4 yıl daha çektirmeyin.

Bu arada ihale sonucunda 1.Lig yayın haklarını TRT, mobil hakları içeren C paketini ise Türk Telekom kazandı. En azından haftada 3 yerli maçı şifresiz izlemek de mümkün olacak.

Kibir...

Fotograf dünkü bayan basket takimimizin maçından, esas görüntü ise maçtan sonra yaşananlar. Takımımız Euroleague maçında Macar temsilcisini 98-78 gibi farklı bir skorla yenmiş. Maç bitmiş, taraftar basketbolcuları tribünün önüne çağırıyor, kızlarımız gelip karşılıklı sarı-lacivert-şampiyon-Fener çekiyor. Buraya kadar yaşanan görüntüler çok güzel. Sonra karşılıklı alkışlamalar ve kızlar, başkan ve yönetim kurulunun bulunduğu bölüme alkışlar arasında gidiyor. O bölümde bulunan menajer ve yönetici dahil herkes ayağa kalkıp kızların elini sıkarak onları tebrik ediyor ama kibirinden dolayı ayağa kalkmadan onları tebrik eden tek kişi var, o da Sayın Başkanımız. O an Başkanın içinden ne geçti bilmiyorum ama bu kızlar yıllardır gösterdikleri başarılarla bunun çok daha fazlasını hakediyor. Kaldı ki başarısız olsalar bile bayan olduklarından dolayı bu saygıyı hakediyorlar ama resim ortada.

Ramiz Dayı, Ezel'in geçen bölümünde 'İlk Günah' ile ilgili çok güzel sözler söyledi, önümüzdeki bölümde de yedi günahtan biri olan 'Kibir' ile ilgili güzel sözler söyler; biz de bu yazıya ekleriz o özlü sözleri.

NOT: Dünkü Fenerbahçe-Tokatspor maçında rengini belli edip maçı anlatan TRT spikerine saygı ve selamlarımı iletiyorum.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Fenerbahçe 3 - Tokatspor 2

Babacan: Uyur gezer, tokadı yiyince ne oluyor der uykusuna devam eder.
Bilica: Ezer geçer, arada yavaşla be oglum.
Lugano: Eller geçer (son pozisyona penaltı çalsa hakem anca ellerini gösterirsin)
Vederson: Bir kere olsun bakarak orta yaptı, gol oldu. Mal gibi kafa vurdu yine gol oldu.
Bekir: Kenardan gelip faydalı işler yapan, iyi oynayan tek isim.
Baroni: Ne etliye ne sütlüye karıştı.
Özer: Etkisizdi. Gol öncesi oyunu sola açışı iyiydi.
Mehmet: Günün en iyisiydi. Tam şut çekmesini seviyorum derken ben, sağ sol Alah ne verdiyse vurdu, bir de gidip takip etti.
Uğur: Hiçbir işe yaramadı, kendimi göstereyim derken bencilliği ile daha beter işler yaptı.
Alex: Kelimeler kifayetsiz.
Güiza: Topu önüne alışı iğrençti (ya da yana çekişi süperdi) Yine de iyi vurdu, gol oldu.
Ali Bilgin: Defol.
Selçuk: Farketmez.
Deivid: Ne eder?
Daum: Burun çeker. (Git evinde yat be adam, nasıl olsa birşey farketmiyor)

Ne olursa olsun, Tokatspor 2 süper gol atsın, maç beşiktaş manutd maçını hatırlattı bana. Rahat olun gençler, ne kadar lazımsa atar kazanırız...

Bir de Tokatspor'un çıkarken korkması, çıkamaması, sürekli geriye dönmesi, azıcık baskıyı yiyince bocalaması, içimi acıttı galiba biraz.

Akın var , güneşe akın

Diego yazmıstı güne başlarken daha afyonum patlamadan okudum; bir Edu röportajı ile başladık güne, akabinde Milliyet gazetesine Haberturk eklendi "Yok Artık Fener, Fener'e Fifa'dan tokat gibi cevap" başlıkları altında Bilica'nın cezasına yapılan itirazın reddedildiğini duymuş olduk... Hani müebbete çarptırılsak, yargıtaya temyize gitsek de reddedilsek bu kadar olur. Tokat gibi cevap olmuş... Hangi siteyi , sayfayı açsak aynı, Sabah Akşam farketmiyor... şirkete gelmiş pokerci gibi dolandım tüm gün... Her gazete aynı... Semih'le Guiza'yı yanyana çekmişler altına ver veriştir. Nasıl olsa soran yok... Yoruma açık olmayan tek Fener haberi Emre'nin Almanya'ya gidişi bugün. Misal Sabah'ın Gassaray muhabirinden hallice ombudsmanı Orduspor'a çıkan kırmızının Kadıköy'de çıkamayacağıundan dem vurmakta. En son kendisini Arda Messi mezatında gördüğümüzden ciddiye almıyoruz; lakin tüm gazetelerde bir akın var anlamıyoruz. Akşam'ından Sabah'ına, muhalifinden yandaşına açın bakın 12 Ocak'ta gazeteler ne yazmış... Akın var...Güneşe akın...

Evet nedense biz kazandıkça adileşen , Fener lider olunca kalitesi düşen liginizde lideriz ; Europa Lig denen anlamsız organizasyondan lider çıkmışız; tek anlamı, bedeli ve de hedefi olduğumuz Türkiye Kupası'nda en boktan maça bile tam kadro çıkıyoruz, devam ediyoruz. Evet yetinmiyoruz... Ne yönetimden, ne basından, ne topçumuzdan ne hocamızdan memnun değiliz; bilet fiyatlarından tutun da, yayıncı kuruluşundan, köşe yazarına; satılık kalemlerden, alınmış yetkililere yedi cihana sövmekteyiz. Başka türlü bir şey istiyoruz... Bambaşka şeylerin peşindeyiz... En yükseğe ulaşmak için hep birbirimizi yemekteyiz.

Lakin biz kendi evlatlarımızı yerken, bokunu çıkaran bu medyadır, Edu ile RC ile senkronik sövgü röportajları yapıp , Lincoln'e uğramayanlar; en akil futbol yorumcusu geçinip de tüm meziyetlerini salt Daum'a sallamakta gösterenler... En devrik cümlemizin öznesi olasıcalar... Neymiş efendim Daum'un ofansif orta saha da olabilir demesi Özer'e, Topuz'a bir mesajmış... Ulan daha dün Spaletti'ye, Ferguson'a 4-6-0 için övgüleri siz yağdırmıyor muydunuz... haftalarca Daum'un Özer'i oynatmayacağını buyuran Demirkol hazretleri şimdi oynattı ama artık oynatmayacak kabilinden saçmalıyor... Neymiş hücuma dönük orta saha demiş... vay anasını... Hep akıllı siz hep aptal sarı lacivert... Bazen düşünüyorum altı üstü bir oyun ben abartıyorum diyorum... ya da hakkaten bir kumpas var ve o kadar acemice sergileniyor ki... ciddiye alasımız gelmiyor...

Efendiler, hepinizle görüşeceğiz. Evet biz sövüyoruz, kendi topçumuza , başkanımıza, hocamıza biz kızıyoruz. Aykut'umuza biz soruyoruz... her tarafı eğri de olsa bu takımın, forması dümdüz çubukludur... Güneşe akın var... biz zaptedeceğiz... şimdi birlik olmak zamanıdır... güneşin zaptı yakın...

12 Ocak 2010 Salı

Turk'un Ingilizceyle Imtihani...

Fatih Terim'le baslayip Tuncay Sanli'yla devam eden ve Turk'un ingilizceyle imtihanini gozler onune seren videolar serisi Hidayet'le devam ediyor...

Edu ve Diğerleri

Yolun sonunu gören, ülkesine dönüp memleketimin güzide gazetelerine boy boy ropörtajlar veriyor. Yok Fener böyleydi, yok Başkan böyleydi, yok takımda arkadaşlık yoktu.

Şimdi de Edu efendi çok değerli açıklamalar yapmış. Aziz Yıldırım'dan başkasının sözü geçmiyormus, Aykut Kocaman da kimmiş, sözleşmesini fesh etmiş kulüp, parası varmış alacak, ameliyat paraları ödenmemişmiş, yok herkese haksızlık yapılıyormuş (herkes dediği de kendisi, Appiah, Maldonado, Josico, Aurelio, Aragones ve Carlos'muş) vs. vs. vs.

Okuduğum kadarıyla ropörtaj burada.

Daha başka biryerlerden teyit etmeden okuduklarımın doğru olduğunu varsayarak yazıyorum bu yazıyı. Zira okuyunca kan beynime sıçradı.

Daha öncede belirttik bir kulüp futbolcusuna sahip çıkmalı, eyvallah. Ama sonuçta futbolculardan, herkesten üstün birşey var ortada o da kulübün kendisi. Kulübe bir faydası dokunmayan eylemler kişiler ya da herhangi başka birşeyin de zamanı geldiğinde sonlandırılmasından doğal da birşey yok.

Uzatmayayım aslında. Edu demiş ki kulüp bana haksızlık yaptı. Paranı ödemediyse, ameliyat masrafları vereceğim deyip vermediyse haksızlık yapmış kulüp sana, evet. Git hakkını ara. Ama şunu da söyleyeyim oynadığın sürece oynadığının hakkını fazla fazla aldın. Kulübe bir fayda sağlamayacağın dönemde de kulübün seninle olan sözleşmesini iptal etmek istemesinden doğal ne var. Onlar da öyle yapmışlar zaten. Ki takıma verdiklerin ortada. Sonuçta vazgeçilmez bir adam da değilsin. Sen gidersin başkası gelir. Ne yani Linderoth gibi paranı ödeyip senin de yıllarca iyileşmeni mi bekleyecektik? Yabancı sınırlaması olan bir memlekette bundan saçma birşey olur mu? Yine de beklerdik bir PVH ol, bir Alex ol, bir Lefter ol, Şeytan Rıdvan ol, Aykut ol, Oğuz ol. Ama senin gibi sıradan bir futbolcu için de kulübün menfaatlerinden vazgeçmesini bekleme. Sözleşmenin gerekliliği neyse onu al ve git. Vermiyorlarsa da davanı aç sonuna kadar hakkını ara.

Bununla beraber Aykut Kocaman ile görüşmem deyip yaptığın artistlik karşısında az bile yapılmış sana. Ben olsam kulübün kapısından bile içeri sokmazdım seni. Tek sorumlu sportif direktördür git onla konuş diyorlar sana sen ona sen kimsin diyorsun, sonra da Aziz Yıldırım'ın soyunma odasına girmesinden dem vuruyorsun. Demek ki senin anladığın dil zaten buymuş.

Bir de vefasızlık yapıldığı lafları var. Neymiş Appiah, Maldonado, Josico, Aurelio, Aragones ve Carlos' a vefasızlık yapılmış. Aurelio'yu çık bu listeden ki hepsi o salak menajerinin .ok yemesidir bence ve kulübün kararı doğrudur (dışarıdan göründüğü kadarıyla). Appiah için de birşey demiyorum, o kadar zaman oldu ki hatırlamıyorum detayları. Ama diğerleri için şunu söyleyebilirim kulüpte kaldıkları sürece hak ettiklerinden fazlasını takıma verdiklerinden kat kat fazlasını kazandılar, aldılar. Üstelik de hiçbiri vefayı hakedecek birşey yapmadı.

Biz ki ülke olarak zaten vefasız bir memleketiz, milletiz, doğrudur. Ama bırakın da az biraz vefa gösterebiliyorsak onu da gerçekten hak edenlere gösterelim senin gibi haketmeyenlere değil.
Ayrıca sen daha vefasızlık görmemişsin, Galatasaray'ın topçusu olsaydın o zaman anlardın vefasızlık ne demek.

Ha son olarak da Beşiktaş, Galatasaray istesin koşa koşa gelirim demiş Edu efendi. Anca gidersin...

11 Ocak 2010 Pazartesi

Zamanin Eskitemedigi Fenerbahceli Futbolcu?

Malum Tekel birasi tekrardan raflardaki yerini aldi, yasaklardan dolayi da gordugum kadariyla simdilik sadece sosyal medya ortamlarinda basladi reklam kampanyasi. Konumlandirmalarini "zamanin eskitemedigi bira" olarak yaptiklari icin zamanin eskitemedigi seyleri soruyorlar, ilk olarak "Zamanin eskitemedigi kadin sarkici?" diye sormuslardi simdi de basliktaki soruyu soruyorlar.

Efes Bira grubunun Fenerbahce taraftarlari ile aradaki buzlari eritme cabasi mi yoksa reklam ajansinin isi mi bilemiyorum ama ilgi cekecegi kesin. Twitter ve facebook uzerinden zamanin eskitemedigi sorulara cevap veren her 10., 20. vs. kisiye ise nostaljik Tekel birasi tshirti hediye ediliyor.

Biz blog olarak herhangi bir hediye veremiyorsak da yorumlarda cevaplarinizi almaktan memnuniyet duyariz...

10 Ocak 2010 Pazar

Haftasonu Fenerbahçe

Samsun Basketbol Kulübü: 64 - Fenerbahçe: 74 (Türkiye Bayanlar Basketbol Ligi)
Fenerbahçe: 3 - Galatasaray: 2 (Aroma Erkekler 1. Voleybol Ligi)
Eskişehirspor: 0 - Fenerbahçe: 1 (Ziraat Türkiye Kupası)

6 Ocak 2010 Çarşamba

Hall of Shame...

74-32 diye bir skor var su an skorboardda yazan, skordan da ote basketbol adina ortaya hicbir sey koymayan bir Fenerbahce var sahada...Tek soyleyebilecegim Fenerbahce erkek basketbol takimini izlerken ben ekran basinda utanc duyuyorum...Rezalet demek hafif kalir, Ukic olsam su maci izlesem havaalanina bile gitmezdim Istanbul ucagina binmek icin...Ukic'le cozulecek bir problem de degil bu, tamamen karakter meselesi, sutun girmiyordur savunma yapmaya calisirsin, canla basla mucadele edersin, olmadi sertlik gosterirsin karsi takima, yok yok yok, hicbir sey yok...

Hedef 2010'du ya hani alin size 2010...Eserinizle gurur duyun...

Edit: Mac sonucu, Siena: 101 - Fenerbahce: 58

5 Ocak 2010 Salı

Ukic Yolda...

Marko'nun blogundan ogrenmistim ilk olarak Ukic ile ilgilendigimiz haberini, sonrasinda ise forumlara ve Turk basinina yansimisti gelismeler. Bugun sabah itibariyle once Ukic'in Bucks ile yollarini ayirdigi sonrasinda da Cuma gunu Istanbul'da olacagi haberleri cikti. Simdi ise son dakika olarak NtvSpor ve Basket Dergisi geciyor haberi "Roko Ukic Fenerbahce'de" diye. Resmi aciklama yok henuz ama is buraya kadar geldiyse bitmistir diye dusunuyorum.

Takima uyum saglarsa sinif atlatacak bir transfer, hele ki su donemde 1 numara pozisyonu icin piyasada bulunabilecek en iyi isimlerden biri, belki de en iyisi. Gordan Giricek'ten sonra takimdaki 2. Hirvat olacak Ukic, yalniz Ukic'in degil Giricek'in de performansina da dikkat kesilmek lazim bundan sonra...

Edit: Resmi aciklama da geldi az once, simdi soyleyebilirim; hayirli olsun...
"Fenerbahçe Ülker Roko Ukic ile anlaştı"

4 Ocak 2010 Pazartesi

Arda Pabucu Yarım, Çık Dışarıya Oynayalım!

"...antrenman devam ederken idmanı izlemeye gelen bir kişinin cep telefonunda Fenerbahçe marşının çalması üzerine kaptan Arda'nın sinirlendiği gözlendi. Tribünlere doğru "Burası Galatasaray Kulübü... Niye telefonunuzu kapatmıyorsunuz? Fenerbahçe marşı niye çalıyor?" diye söylendiği gözlenen genç oyuncu, daha sonra çalışmasına devam etti...."

Yok şaka değil , haber NTVSpor'dan... Nadide Galatasaray kulübümüzün , müstesna kaptanı Arda Turan yeryüzünün en rahatsız edici melodisine karşı terbiye sınırları içerisinde tepkisini vermiş... Telefonundan sakıncalı notalar yükselen şahsın kimliği açıklanmazken, beyefendi Arda bakmış ki mutabakat sağlanamayacak, muhabbet de boka saracak; hepimiz kardeşiz deyip işine gücüne bakmış... Sizli bizli konuşmaları mekteb-i sultani terbiyesini dışarıdan da olsa aldığını bizlere gösterdi. Yüzüne söylemek vardı ama ben bir iki zıpladım fildişi kulesinde kendisini göremedim. Paryalar , anası amele sınıfından olanlar dan olsam hani olmam ya! -derdim ki : Arda pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım... evet çok ayıp... ayy çok pisss, yok puss... Pussy wagon... tarantino beni andı...

Florya'da senin gibi delikanlı bir abin vardı Arda, her fırsatta ağzımızın payını veren...sahi n'oldu? Laf aramızda seni şapka da paklamaz.