medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2011 Çarşamba

Al Birini Vur Ötekine: TRT, Milliyet, Resmi Site...

Resimden de anlaşılacağı üzere Milliyet'in internet sitesi iyiden iyiye kendini aştı Fenerbahçe düşmanlığında. Bu yaptıkları bir değil iki değil, terbiyesizlik desen terbiyesizlik, şerefsizlik desen şerefsizlik değil. Haberi bu şekilde yazanın da editleyenin de yayınlayanın da babası belli değil, çok net...

Geçelim dün gece TRT'deki saçmalıklara. Hangisinden başlasam bilemiyorum ama önceliği yine Fenerbahçe'ye verelim. Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı dün gruptaki son maçını oynamak üzere son Avrupa Şampiyonu Bergamo karşısına çıktı. Biz de liderlik için büyük önem teşkil eden bu maçı izlemek için geçtik televizyonun karşısına. Geçtik geçmesine ama TRT spikeri izleyenleri resmen canından bezdirdi. Cannes'de finalde kaybettiğimiz kupayı Bergamo'nun salonunda kaybettiğimizden bahsetti, yetmedi Sokolova ile Skowronska'yı birleştirip önce Sokowronska, sonra da Sokolovska diye hibrid isimler uydurdu, bunlar da yetmedi voleybola yeni kavramlar kazandırdı, Piccinini'yi kanatlardan hücum ettirdi...

Neyse 3-0 bitti maç, grup lideri olarak ilk tur maçlarını tamamladı kızlarımız, biz de döndük Galatasaray-Beypazarı maçına. Ezeli rakibin Ali Sami Yen'deki son maçı(!), hani parantez içi ünlemi kullanıyorum çünkü bu kaçıncı son maç, kaçıncı veda ben sayamadım. Bilen varsa söylesin, zannediyorum Beypazarı önünde ters bir sonuç alınsa birkaç tane daha veda izleyebilirdik bunların mantığıyla. Malumunuz TRT'nin yeni açılımı Tarikat Radyo Televizyonu, kurum öyle bir hal almış durumdaki bünyesinde tarikatlar arası savaş yaşanıyor, o derecede. Hal böyle olunca da kadrolu yorumcu da tarikatın en sevdiği isimlerden Hakan Şükür. TRT'nin yancı spikerinin de Şükür'den altta kalır bir yanı yok, Galatasaray golleri attıkça rahatlıyorlar, coştukça coşuyolar, en sonunda da dayanamayıp ağızdaki baklayı çıkartıyorlar: "Galatasaray kaybetseydi üzülürdük..." Son maçta kaybetmesi olmazmış Galatasaraycıklarının , yoksa neymiş üzülürlermiş beyefendiler...Hassiktirin ulan oradan, bizim vergilerimizden, ödediğimiz faturalardan kesilen paylardan aldığınız her kuruş haram olsun, çoluk çocuğunuzdan çıksın...

Sırada "Türkiye'nin En Gelişmiş Spor Kulübü Portalı" olduğunu iddia eden ve "yalanlama" yapmaktan başka pek az işe yarayan Aziz Yıldırım'ın şahsi, pardon pardon Fenerbahçe Spor Kulübü'nün resmi(!) sitesi var. Yukarıda yazdım, kadın voleybol takımı grubunu lider olarak tamamladı diye, bizim resmi sitenin de kırk yılda bir site girişine konuyla alakalı görsel koyacağı tutmuş. İşte seçilen görsel de bu, sözde takım fotosu ama Kasia arkada röportajda. Hadi doğru düzgün fotoğraf seçmekten acizsiniz, Türkçe de mi bilmiyorsunuz. "Gurup" ne yahu? Oldu olacak "Kulübü" de "Klubü" diye yazın tam olsun. Bu arada son gelen haberlere göre Fenerbahçe şirketleri birleştiriyor ve bundan sonra kulüp transfer görüşmelerini vs. de borsaya bildirmek zorunda, artık kolay kolay yalanlama yapamayacaklarına göre de kapatsınlar gitsinler siteyi. En azından o zaman bu rezilliklere tahammül etmek zorunda kalmayız bizler de...

7 Ocak 2011 Cuma

Terbiyesizler...

QTM serisinin bir parçası olarak blogda yer alabilirdi ama bu kadarı artık terbiye sınırlarını aşıyor. Biz bile bloga yazarken bunca özen gösterirken, haberin bu şekliyle yazılması ve editörden geçerek yayınlanması "dikkatlerden kaçma" ile açıklanamaz. Aziz Yıldırım'ı severiz sevmeyiz orası ayrı konu ancak ulusal bir gazetenin kim olursa olsun bir insanın doğuştan gelen kusurlarıyla dalga geçerek, internet sitesinde böyle bir haber yayınlanması tek kelime ile skandaldır.

QTM #9

Tıkla büyüsün...

16 Haziran 2010 Çarşamba

Dünyanın Zurnası

Kimi düğün telaşında, kimi sevda yollarında 4 yılda bir gelen şenliği de kovalayınca, bilgisayarın başında zaman geçiresi gelmiyor blog ahalisinin.

Bazen işten, bazen eşten, çokça da kendimizden feragat ederek geçtiğimiz ekranın başında aradığını bulan olmadı henüz. Güney Afrika – Meksika maçı ışık vermişti ama devamı gelmedi. Nefret ettiğim (Federal) Almanya’ya denize düşenin yılana sarıldığı gibi sarıldım. Formaları bile sevimli geliyor artık, 90’ı ve Brehme’yi hatırlatmayın yeter. Hepsi birer Klinnsmann gözümde. Arjantinliyiz tabi ki ; umudu da kesmiş değiliz. Bunun yanında Uruguay , Paraguay, Gana, Fildişi , Kuzey Kore, Şili tekmili birden taraf olduklarımız. Ama biraz da futbol be kardeşim. İple çekiyoruz İspanya sahaya insin artık diye. Öyle istatistiklere takmış değilim, az gol olması da dert değil, gol atmaya çalışan yok yahu.

Bir de Jabulani meselesi var tabi. Her turnuva öncesi gına geldi bundan da, ortada futbol oynanmayınca konuşulacak şeyler toplar, havalar, formalar oluyor. Her turnuvaya bir top tasarlanmasına karşıyım, futbolun asli unsuruyla bu kadar oynanmaz. Hiç değiştirmeseniz, sokaktan top alsanız oynasanız nolur: bu kadar olur. Benim mikasamla gol atamayacak adam zaten bu işi bıraksın . Oynamak isteyen yine oynuyor, misal elin oğlu Mesut.

Tatsız tuzsuz futbol yetmezmiş gibi maçların öncesinde ve sonrasında TRT’nin stüdyo işkencesi, Muhsin Ertuğral ve sürekli sırıtan sunucular; maç sırasında ise Üründül zulmü bokun üstüne tüy dikti. Hele sahada gezen adamlardan rahatsız olan elitler konuşuyor ya, ciplerinin benzini Yenidoğan’da biter inşallah. Bir de en büyük sıkıntımız vuvuzelalarmış gibi her fırsatta anmaları/anlatmaları hatta öttürmeye çalışmaları var… Kurban olayım o zurnalara; beterin beteri varmış. Abidin Aydoğdu nerdesin?

3 Mart 2010 Çarşamba

Çok Biliyorsunuz!

Öyle veya böyle gazetelere göz gezdirirken doğru düzgün birşeyler bulabilirmiyim diye bakınıyorum hergün. Ama nerdeeee. Varsa yoksa ahkam kesenler, boş konuşanlar, saçma iddalar vs. vs.

Alın size 2 örnek.
Atilla Gökçe efendi bugün "Fenerbahçe'nin Formülü Yanlış" başlıklı yazısında takımdaki bütün yabancıların latin kökenli olduğundan ve bunların da takıma bir aidiyet duygusunun olmayışından ve takımın asıl sorununun bu olduğundan bahsediyor. Neymiş efendim türk futbolcular olacakmış bu aidiyet duygusunu oluşturacak. Onlar da bu özelliği gösterememişler.

Be adam ülkelerinde yabancı sınırlaması olmayan ve takımlarında tek tük yerel oyunculara rastlanan ve buna rağmen dünyanın en büyük kulüpleri olarak anılan kaç takım var otur da onları bir say. Belki sonra boş konuşmayı, laf olsun diye yazı yazmayı bırakırsın. Takıma, yönetime, Aziz Yıldırım'a kulp takmaksa niyetin bari bunu elle tutulur bir sebebe dayandır.

Bir de büyük Denizli var. Kendi takımının, futbolcusunun ne halde olduğuna bakmadan sağa sola bok atan. Neymiş Daum'un sisteminde Güiza’nın başarılı olması zormuş. Beşiktaş’ta oynasaymış kendisi Güiza'yı kral yaparmış. Yıldız oyuncuları değerlendirmekte üstüne yokmuş.

Kimin ne mal olduğunu gayet iyi biliyoruz biz Sayın Denizli. Ama çok istiyorsan Güiza'yı, al senin olsun, tepe tepe kullan.

11 Şubat 2010 Perşembe

Tamer Bağlan - Nokta!

"Bir kaleci sarı kattan sonra hakemi alkışlayabilir Denizli’de. Bu, ikinci sarı kartı gerektirecek bir hareket değildir! Bir forvet oyuncusu atılır ama, aynı nedenden Eskişehir’de.Yine bir forvetin koşu yoluna konan diz, ceza sahası içindedir, ne var ki penaltı kararı gerektirmemektedir Kayseri’de! Çünkü Koşuyolu’dur söz konusu olan, Acıbadem değildir!Yerli teknik direktörler, kayıplarını hakemlere ya da başka etkenlere bağladığında, acımasızca eleştirilir. Türk futbolu için nimet olarak görülen yabancı bir teknik direktör ise, başarısızlığın gerekçesi olarak Antalyalı bir stoperi hedef gösterebilir ve bu küçümseyici, çirkin, hatta insanlık dışı yaklaşım, ufacık bir tepki bile görmeyebilir!Zirve yarışındaki bir rakibin sözleşmeli oyuncusu, “sözleşmen bittiğinde bizdesin” diyerek ayartılabilir, evi bile ziyaret edilebilir; üstelik onlarla yapacakları maçtan önce!Çünkü, söz konusu kendileri olduğunda, ‘ayıp yorgan altındadır’ sadece! Gerisi, sıradan gelişmelerdir...Önümüz mart, biliyorsunuz. Şimdiden başladı kediler ama; miyav-miyav değil; ciyak-ciyak! Hep bildiğiniz gibiler; hem yapıp, hem bağırıyorlar yine! Bilinen, alışılageldik, kanıksanan vaziyetler!Bu kez “aç, susuz, gariban, acınacak durumdayız” diyecek pozisyonda da değiller. Ki, hiç olmadılar da zaten! Yine aynı arabesk yalanlarla kamuoyu oluşturmak istemeye kalksalar, yemez; öteden beri sürekli ve düzenli yiyenler!Bir kere devlet kulübüsün; imtiyaz, yani ayrıcalık, destek, kıyağın önde gideni seninle. Yediğin önünde, yemediğin arkanda telgrafa direk olmuş; Neyzen’in dediği gibi!Hala utanmayacak, susmayacak mısın! ‘Türk futbol tarihinin gelmiş-geçmiş en pahalı takımı’ diye övünüyorsan kurduğun ile ya kazanacaksın her türlü destekle ya da ağzını açmayacaksın!Yetti gayri! Gerçekten yetti! Futbol oyunuyla mı keyif alacak, arkadaşlarımızı kızdıracak, eğleneceğiz, yoksa sizin oyunlarınızla mı sinir olmaya devam edeceğiz!Yetti gayri! Ya göründüğünüz gibi olun, ya olduğunuz gibi görünün! İki dakika ya da bir kaç sezon delikanlı olun!"

Tamer Bağlan - Fanatik Gazetesi - 11.Şubat.2010

13 Ocak 2010 Çarşamba

Akın var , güneşe akın

Diego yazmıstı güne başlarken daha afyonum patlamadan okudum; bir Edu röportajı ile başladık güne, akabinde Milliyet gazetesine Haberturk eklendi "Yok Artık Fener, Fener'e Fifa'dan tokat gibi cevap" başlıkları altında Bilica'nın cezasına yapılan itirazın reddedildiğini duymuş olduk... Hani müebbete çarptırılsak, yargıtaya temyize gitsek de reddedilsek bu kadar olur. Tokat gibi cevap olmuş... Hangi siteyi , sayfayı açsak aynı, Sabah Akşam farketmiyor... şirkete gelmiş pokerci gibi dolandım tüm gün... Her gazete aynı... Semih'le Guiza'yı yanyana çekmişler altına ver veriştir. Nasıl olsa soran yok... Yoruma açık olmayan tek Fener haberi Emre'nin Almanya'ya gidişi bugün. Misal Sabah'ın Gassaray muhabirinden hallice ombudsmanı Orduspor'a çıkan kırmızının Kadıköy'de çıkamayacağıundan dem vurmakta. En son kendisini Arda Messi mezatında gördüğümüzden ciddiye almıyoruz; lakin tüm gazetelerde bir akın var anlamıyoruz. Akşam'ından Sabah'ına, muhalifinden yandaşına açın bakın 12 Ocak'ta gazeteler ne yazmış... Akın var...Güneşe akın...

Evet nedense biz kazandıkça adileşen , Fener lider olunca kalitesi düşen liginizde lideriz ; Europa Lig denen anlamsız organizasyondan lider çıkmışız; tek anlamı, bedeli ve de hedefi olduğumuz Türkiye Kupası'nda en boktan maça bile tam kadro çıkıyoruz, devam ediyoruz. Evet yetinmiyoruz... Ne yönetimden, ne basından, ne topçumuzdan ne hocamızdan memnun değiliz; bilet fiyatlarından tutun da, yayıncı kuruluşundan, köşe yazarına; satılık kalemlerden, alınmış yetkililere yedi cihana sövmekteyiz. Başka türlü bir şey istiyoruz... Bambaşka şeylerin peşindeyiz... En yükseğe ulaşmak için hep birbirimizi yemekteyiz.

Lakin biz kendi evlatlarımızı yerken, bokunu çıkaran bu medyadır, Edu ile RC ile senkronik sövgü röportajları yapıp , Lincoln'e uğramayanlar; en akil futbol yorumcusu geçinip de tüm meziyetlerini salt Daum'a sallamakta gösterenler... En devrik cümlemizin öznesi olasıcalar... Neymiş efendim Daum'un ofansif orta saha da olabilir demesi Özer'e, Topuz'a bir mesajmış... Ulan daha dün Spaletti'ye, Ferguson'a 4-6-0 için övgüleri siz yağdırmıyor muydunuz... haftalarca Daum'un Özer'i oynatmayacağını buyuran Demirkol hazretleri şimdi oynattı ama artık oynatmayacak kabilinden saçmalıyor... Neymiş hücuma dönük orta saha demiş... vay anasını... Hep akıllı siz hep aptal sarı lacivert... Bazen düşünüyorum altı üstü bir oyun ben abartıyorum diyorum... ya da hakkaten bir kumpas var ve o kadar acemice sergileniyor ki... ciddiye alasımız gelmiyor...

Efendiler, hepinizle görüşeceğiz. Evet biz sövüyoruz, kendi topçumuza , başkanımıza, hocamıza biz kızıyoruz. Aykut'umuza biz soruyoruz... her tarafı eğri de olsa bu takımın, forması dümdüz çubukludur... Güneşe akın var... biz zaptedeceğiz... şimdi birlik olmak zamanıdır... güneşin zaptı yakın...