28 Nisan 2010 Çarşamba

Vamos Barca!!!

Bu gece TSI 21:45'te 3-1'in rovansina cikiyorlar Barcelona ve Inter. Ilk maci yayinlamak yerine Metin Akpinar'i Messi'ye tercih eden StarTV'nin eli mahkum bu sefer.

Barcelona cephesinde gunlerdir suren bir hazirlik var, yonetim taraftarlardan maca 45 dakika once gelmelerini istedi, futbolcular Xerez macindan sonra giydikleri t-shirtlerle taraftara "bu maci sizinle kazanacagiz" mesaji gonderdiler, Barca TV hafta boyunca taraftarlari gaza getirici klipler yayinladi. Yillar once Chelsea karsisinda yaptiklarini Inter'e karsi da yapmaya calisacaklar, Nou Camp tarihi gunlerinden birini daha yasayacak, 98.000 karton yukaridaki koreografi icin kalkacak.

Inter cephesi ise ilk macin sonucunun da etkisiyle sessiz olan taraf, Mourinho faktorune olan guvenleri tam. Guiseppe Meazza'da taraftarinin destegini de arkasina alarak, Barca'nin hucumunu paralize etmeyi basarmisti Inter savunmasi, bakalim bu aksam bunda ne kadar basarili olacabilecekler.

Eslesmenin galibi cok buyuk bir surpriz olmazsa Madrid'de kupaya uzanan taraf olacak, yani yalnizca guzel oyunu daha da guzellestiren iki takimin mucadelesi icin degil bir nevi Sampiyonlar Ligi finali icin oturacagiz bu gece ekranin basina. Gonlum Barca'nin turu gecmesinden ve Bernabeu'da Real'e nazire yaparcasina kupayi kaldirmasindan yana. Macin baslamasina yalnizca 12 saat kaldi, saatlerinizi ayarlayin ve gercek bir futbol ziyafeti icin geri sayima baslayin...

27 Nisan 2010 Salı

The Profestival 2010...

Universitelerin bahar senlikleri yaklasirken, senlikler oncesinde Hacettepe Universitesi, Profestival ile bombayi patlatti. 28-29-30 Nisan tarihlerinde H.U Beytepe Kampus'unun ev sahipligi yapacagi festivalde birbirinden unlu yerli ve yabanci gruplar sahne aliyor. Hic kusku yok ki festivalin en cok one cikan ismi dunyaca unlu Brezilyali grup Sepultura. Alman trash-metal devi Kreator ve Isvecli Dark-Rock grubu Katatonia ise diger dikkat ceken isimler. Bu 3 grubun ayni gun sahne alacak olmasi ise carsamba gunu isi olup da gidemeyecekler icin buyuk talihsizlik. Ilk gunden butun headliner'larini yolcu edecek festivalde persembe ve cuma gunleri Turk Rock'inin genc isimlerinin yani sira Jay-Jay Johanson da sahneye cikacak.
Gunluk bilet fiyatlari standart 23 TL, sahne onu 67,50 TL olacak festivalle ilgili bilgi isteyenler festivalin resmi sitesi www.theprofestival.com 'den detaylara ulasabilirler...

P.S: Rockmis metalmis beni acmaz diyenler icin ise 28 Nisan Carsamba gunu ODTU KKM Kemal Kurdas Salonu'nda ODTU Mezunlar Dernegi'nin "Okula Yuz Verin - www.okulayuzverin.org " projesi kapsaminda duzenledigi Erkan Ogur-Ismail Hakki Demircioglu konseri iyi bir alternatif...

25 Nisan 2010 Pazar

Kasımpaşa 0 - Fenerbahçe 1

"Fener gol gol gol, şampiyonluk geliyor"

Kasımpaşa maçının en az BJK maçı kadar zor geçeceğini düşünüyordu birçok kişi. Öyle de oldu izleyebildiğim kadarıyla. Sorunlu internet bağlantısı yüzünden yarım yamalak izledim maçı. Ama zaman zaman pozisyon bulsak da ilk yarıda durgun olduğumuzu, 2. yarıda ise gol için oyunu rakip sahaya daha çok yıktığımızı ve golü daha çok istediğimizi söyleyebiliriz. Özer ve Topuz daha gayretli ve daha verimliydiler sanki bugün.

Bilica'nın yokluğunda emin değilim ama sanırım ilk kez gerçek yerinde oynayan Bekir kornerden attığı golle galibiyeti ve hatta belki de şampiyonluğu getirdi takıma. Sarı-lacivert formayla da ilk golünü attı. Hoşgeldin Bekir...

Bağlantının sıkıntılı olması ve ben ne zaman izlesem Galatasaray'in kazanması üzerine Sliema'da küçük bir yürüyüşe çıktım. Odaya döner dönmez de maçın beklediğim gibi berabere bittiğini gördüm. Böylece Besiktas'tan sonra Galatasaray da yarıştan düşmüş oldu. Bundan sonrası Bursa ile başbaşa. Her ne kadar garanti bir 3 puanları ve bizden kolay maçları olsa da takımın bundan sonra yarışı bırakmayacağına ve ipi göğüsleyeceğine inanıyorum.

"Bizler inandık siz de inanın"

21 Nisan 2010 Çarşamba

Haftasonundan Kalanlar

Şekilli Dondurma Külahları

Rent a Bike

Doğan görünümlü Mercedes'imiz

HoAmca ile Eowyn'in ilk ev hediyesi

Eşli Danslar Ekibi I

Eşli Danslar Ekibi II

Bizim Güiza gerçek Güiza'yı gönülden alkışlarken

Haftasonu İstanbul

Cuma günü erken firar edip işyerinden düştük yollara. Kaptan şoförümüz HoAmca, kopilotumuz Eowyn ile birlikte Cukor ve ben de arka koltukta yerimizi almıştık. 4 saatlik bir yolculuktan sonra köprüden önce son çıkıştan dönüverdik. Biz Beylikdüzü’ne doğru metrobüse binerken HoAmca ve Eowyn de Göztepe’ye doğru kırdılar direksiyonu. Beylikdüzü’ndeki aile ziyaretinin ardından Cumartesi öğlene doğru kahvaltımızı ettikten sonra Tosun ile buluştuk Kabataş İskelesi’nde. İstikamet adalardı. HoAmca ile Eowyn’in de bize eşlik edeceğini düşünmüştük ancak onların IKEA mesaisi sabah erken saatte başlamıştı ve bitecek gibi de görünmüyordu.
Kınalıada, Heybeliada, Eşek Adası, Tavşan Adası derken sonunda Büyükada’ya ulaştık. Bulutlu ve rüzgarlı havaya rağmen kısmen kalabalık vardı. Küçük bir yürüyüşün ardından acıktığımızı farkedip deniz kenarında oturduk bir restorana. Menüde tabi ki balık vardı. Karnımızı doyurduktan sonra faytona binme zamanı gelmişti. Aslında etrafta gördüğümüz park ve hareket halindeki bisikletler bisiklet turunun da gayet keyifli ve güzel olabileceğini düşündürmüştü bize ancak bunun için ne zamanımız ne de o kadar enerjimiz vardı. Keyifli bir fayton turundan sonra güzelim külahlarda dondurma yemeyi ve bisiklet turunu bir dahaki sefere bırakarak Bostancı’ya doğru yola çıktık. Oradan da Kadıköy’de muhabbete başlamış olan HoAmca ve Eowyn’in yanına. Gece yarısına kadar güzel bir muhabbet ortamında sıcak bir sohbet bizi bizden aldı götürdü, kah geçmişe kah geleceğe.
Geceyi Tosun’un Beşiktaş’taki boğaza nazır yalısında geçirdiktan sonra yine boğaza nazır bir kahvaltı ettik ertesi sabah. Vakit yaklaşıyordu artık, Kadıköy’e geçmeli ve maçın havasına girmeliydik yavaştan. Ancak yapılacak son bir şey kalmıştı. Geçen sefer ki İstanbul seyahatimizde eksik kalmıştı, Yerebatan Sarnıcı’nı görememiştik. Daha doğrusu Cukor görmemişti ve ille de görelim görelim diyip duruyordu uzun zamandır. Maça gidiyoruz diye çıktık yola Gülhane’ye geldiğimizde ancak farketti nereye gittiğimizi. Yerebatan’da yapılan ufak bir turdan sonra Eminönü üzerinden elde turşu sularımızla geçtik Anadolu’nun en güzel semtine.
İskeleden salındık Boğa’ya doğru. Oradan Lefter’e selam edip Yoğurtçu Parkı’nda iki bardak çay söyledik mutlu çiftimizle. Kuzenlerin ve Ankara ekibinin de katılımıyla başlayan Bade’ye mi gitsek Kadeh’e mi tartışmalarının arasından sıyrılıp eşyalarımızı bıraktıktan sonra Fenerium’da aldık soluğu. Bu arada da ekip kendini bulmuş ve Nazlı’nın Yeri’ne dönmeye karar vermişti. Fenerium’a girer girmez kadronun aranan ismi Raistlin ve eşini de orada bulduk. Üzerlerine sarı-lacivert birşeyler alıyorlardı. Biz de ihtiyaçlarımız dahilinde birkaç parça aldıktan sonra Cukor’a da güzel bir Fenerbahçe Acıbadem forması alarak Fenerium’un günlük cirosuna katkıda bulunduk.
Nazlı’nın Yeri’ne ulaştığımızdan ekip tamamlanmıştı. Tezahüratlar, meşaleler eşliğinde güzel muhabbetler, maça dair değerlendirmeler, fotoğraf çekinmeler, şişe çevirmeler gırla sürüp gitti. Saat 16 gibi herkesin beklediği üzere bendeniz arızayı verdi ve hadi gidelim tribündeki yerimizi alalım diye söylenmeye başladım. Önce bir şeyler atıştıralım, derken üstüne bir de cila yapalım derken yine saati 17 ettik ve sonrasında yavaş yavaş stadın yolunu tuttuk. Ayrılmadan önce erkek voleybolcularımızı ellerinde kupa ile Nazlı’nın Yeri’nden geçerken durdurup uzun bir süre alkışladık oradaki kalabalıkla birlikte.
İçeri girişimiz sorunsuz oldu. Rahatça kurulduk tribünlerin üst katının maratona yakın tarafına. Ancak bu kale arkalarındaki kombine olayları maç boyunca canımızı sıktı. Cukor ile benim oturduğumuz koltuklar hariç hepsinin bir sahibi çıktı ve sürekli yer değiştirmek zorunda kaldı ekip. Owner, Alkolik ve Apo ise karşı tribünde yerlerini almışlardı.
Maç öncesinde planlandığı gibi Sarı Melekler alkışlanacaktı. Ama onlardan önce kupalarıyla erkek voleybolcular çıktı sahaya. Bütün tribünler ayakta alkışladık kadın ve erkek voleybol takımlarımızı. Gerçekten güzel bir sahneydi. Sonrası bildik siyah beyaz yuhlamalar, sarı lacivert alkışlar, oleyler, şarkılar, marşlar ve inleyen nağmeler ve bir mahzun mor menekşe. Ama en güzeli, ille de “Sen kalbimin mehtabısın güneşisin, Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin, Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek, Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek”.
Maça başlamadan ne olduğunu bilmediğimiz bir koreografinin parçası olduk. Meğersen yakmışız dünyayı habersizce. Santrayla beraber omuz omuza yaptık sevdiceğimizle, daha ilk dakikada golü bulduk ve gol sevincimizi ilk O’nunla paylaştık -O, daha ne olduğunu anlamadan, replay yok mu diye sormadan. Sonrasında gidip gelen bir maç. İkinci golü bulamamanın verdiği stres, kaçırdığımız goller, Toraman baskısı, sigara dumanı, hakemin yavaş yavaş kontrolü kaybetmesi, net göremediğimiz penaltı, niye kazıldığını anlamadığımız bir çukur ve çömelmiş beklerken, Volkan’ın topa bakarak atlamasını dilerken, O’nunla birlikte sola doğru uzanıp topu dışarı yumruklayışımız.

Gerisi mutluluk, gerisi sevinç, gerisi gülen yorgun gözler.

20 Nisan 2010 Salı

Az Gittik Uz Gittik...

- Yolculuk haftasiydi gectigimiz hafta...Hepimiz dagildik bir taraflara, kimimiz derbi icin Istanbul yollarina dustu kimimiz Likya yollarina...

- Dag, tepe dolasirken bile uzak kalamadik Fenerbahce'den, telefonun cektigi yerlerde ilk sorulan sorulardandi mac skorlari. Kadin voleybolcularin kupayi Altin Set sonucunda kucakladigini da yine boyle bir anda ogrendik ve bu heyecani yasayamamanin huznuyle karisik yasadik sevincimizi.Oyle ki dayanamayip Manisaspor kupa macinin oldugu gun attik kendimizi Kalkan'a...

- Pazar gunu Besiktas macini Kas'ta izlemenin planlarini yaparken ufak bir revizyonla geliverdik cumartesi sabahi Ankara'ya. Yuruyusle ilgili detaylari baska bir zamana birakip donelim Fenerbahce'ye ama yuruyus fotolarina goz atmak isteyenleri de buradan (http://picasaweb.google.com.tr/likyayoluyuruyusu) alalim...- Ayagimin tozuyla Or-ka ve Alkolik'le birlikte cumartesi gunu solugu Baskent Spor Salonu'nda aldim. Serinin ilk 2 macini izleyememistim hatta telefondan maclarin sonuclarini ogrenene kadar Vatan gazetesinin tasra baskisindaki hata nedeniyle ilk maci 2-3 kaybettigimizi zannediyordum.

- Mactan once Alkolik'le bulusup Kitir'da biralarimizi yudumladiktan sonra da birer tane daha salonun hemen yanindaki eski okulumda yuvarlayip salonun yolunu tuttuk.

- Oncelikle yeni salonu cok begendigimi soyleyeyim, acilir kapanir portatif tribunler ve yuksek cati bir voleybol salonu icin olmazsa olmazlar. Selim Sirri'dan sonra bu salonda mac izlemek gercekten keyifli.

- Salona girdigimizde Or-ka, Fenerbahce benchinin arkasinda yerini almisti ama Alkolik'le biz benchin karsisinda yer alan ve sozde Ziraat Bankasi taraftarina(?)-personeline(!) ayrilan tarafa yakin bolume gecmeyi tercih ettik.

- Ilk iki seti aldiktan sonra iyice sampiyonluk havasina girmistik ki 3.setin sonlarinda yasanan cekisme Ziraat Bankasi calisanlariyla aramizda ufak capli bir gerginlik cikmasina neden oldu. Ziraatliler neredeyse sahanin icine kadar girip binbir sebeklik yaparken bizim en on siraya oturmamiza bile engel olunmasi uzerine baslayan gerginlik, Ziraatlilerin kufurleriyle iyice tirmandi ve ortalik kisa bir sureligine de olsa karisti.Bu arbede sirasinda 3.setin sonlarini pek takip edemesek de Ziraat Bankasi oyunculari son bir cabayla maci 4.sete tasimayi basardilar.

- 4.sette de ilk 2 sette oldugu gibi tartismasiz bir Fenerbahce ustunlugu vardi sahada. Alinan her sayida sampiyonluga bir adim daha yaklasmanin da heyecaniyla sahada oyuncular tribunlerde de biz costukca costuk. Setin 25. sayisi geldiginde ise 2009-2010 sezonun ilk sampiyonlugunu oyuncularla birlikte kutlamaya basladik.

- Fenerbahce Kadin Voleybol takiminin dominant performansinin da etkisiyle arka planda kalan, sponsorsuz ve reklamsiz baslayip devam ettikleri bir sezonda kendilerinden cok daha yuksek butceli takimlara karsi Erkek Voleybolcularin aldiklari bu basari cok ama cok degerli. Basta "bayrak adam" olma yolunda hizla ilerleyen Kaptan Arslan olmak uzere sakat sakat oynayan Emre'ye, play-offlardaki formuyla hepimizi sasirtan Divis'e, yillarin tecrubesi Gardner'a, takimin dinamosu Serkan'a, MVP odulunu sonuna kadar hak eden Coskovic'e kisaca bu basarida emegi gecen herkese cok cok tesekkurler...

- Sampiyonluk macindan karelere de bu linke tiklayarak ulasabilirsiniz...
- Gelelim haftanin sonucu en fazla merak edilen macina, bu macta tribunde yerlerini alan blog tayfasinin izlenimlerini aktarmasi daha hos olacaktir ama ben yine de birkac satir karalayayim macla ilgili...

- Gectigimiz haftalarda Papazin Cayiri'nin ortaya attigi kampanya fikrinin Erkek Voleybol takimini da icine alarak gercege donustugunu gormek benim icin macin sonucu kadar onemli ve degerliydi.

- Futbol takiminin sampiyon oldugu sezonlarda her zaman takimi ve tribunleri atesleyen bir tezahurat one cikmistir. Bu sene de oyle gorunuyor ki bu tezahurat Genclerbirligi macinda "Fener Gol Gol Gol, Sampiyonluk Gidiyor" seklinde baslayip futbol takiminin sezon sonuna dogru yukselen formu ve aldigi basarili sonuclarla "Fener Gol Gol Gol, Sampiyonluk Geliyor"a evrimlesen tezahurat olacak.

- Alex de Souza yine gemisini kurtaran kaptan olmaya devam ederken, macin en iyi performansi nin sakat sakat forma giyen Gokhan Gonul'den geldigini dusunuyorum. Her ne kadar Bobo atacagi koseyi cok gosterdiyse de koseye giden topu basarili bir sekilde cikaran Volkan da macin kader adamlarindandi.

- Macin en cok konusulan adami ise hic suphe yok ki atis oncesinde penalti noktasina ufak capta tecavuz eden Bilica oldu. Zaten sene basindan beri yaptigi gereksiz sert ve dengesiz mudahalelerle hepimizi cileden cikartan Bilica bu hareketiyle de Fenerbahce formasina ne kadar yakismayan bir oyuncu oldugunu bir defa daha gozler onune sermis oldu. Yaptigi hareketin ne kadar gereksiz oldugu su goturmez bir gercek, benim esas merak ettigim teknik kadronun ve yonetimin Bilica konusunda ne yapacagi.

- Bu arada derbi geyiklerinden de en cok Bilica'nin Laff-a-lympics'teki Really Rottens-Gercek Kotuler'e transfer olmasina guldum.Hatta halen guluyorum...

- Ligin son 4 haftasina girilirken onumuzdeki hafta beni Besiktas'tan daha fazla endiselendiren bir rakip olan Kasimpasa ile karsilasiyoruz. Daha once de uyguladigi yuksek bilet fiyatlari ile tepki ceken Kasimpasa yonetimi bu kez olayi iyice abartarak esegin bir tarafina su kacirmayi tercih etmis ve en ucuz bileti 120 TL olarak belirleyerek soyleyecek bir soz birakmamis...

16 Nisan 2010 Cuma

Şampiyonluk Ankara'da mı Yaşanacak?

Gerek is yogunlugu gerekse evlilik hazirliklari derken spor salonlarinin yolunu unutmustuk bu sene. Daha cok siteler bolgesi ve alisveris merkezleri olmustu ugrak yerlerimiz ama dun firsatini bulup maca gidebildik. Aynı zamanda Baskent Spor Salonu’nun acilisini da yapmis olduk. Cumartesi gunku maca gidecek olup da yerini bilmeyenler varsa eger; salon, Baskent Ogretmenevi’nin hemen yani. Salona gelince, gayet guzel ve modern bir salon, tribunler acilip kapanabiliyor ve akustigi de iyi. Mac boyu karsi tribundeki Ziraatlilerinin ellerinde salladiklari aletten cikan ses beynimi tirmalayip durdu. Sanirim akustigi anlatmak icin yeterli bu aciklama. Selim Sirri ile karsilastirildiginda daha soguk bir havasi var yeni salonun. Bu da salonun buyuklugunden kaynaklaniyor. Selim Sirri da daha yakindan goruyorsunuz sporculari, molalarda neler konusuldugunu duyuyorsunuz, daha bir macin icinde oluyorsunuz ama burda dev ekrandan seyrederek yetiniyorsunuz.

Maca gelince, istatistiklere bakip yorumlayacak kadar bu isten anlamiyorum (belki 1-2 sene icinde onu da cozerim) ama gorduklerimi anlatmaya calisayim. İlk once pasorumuzden ve kaptanimizdan baslayalim. Arslan ozellikle ilk sette cok iyi bir oyun ortaya koydu ama diger setler icin bunu soylemek mumkun degil, ozellikle 2. sette baya kotuydu tabi bunda kotu alinan mansetlerin de etkisi vardi. Son birkac mactir sakatligindan dolayi eski smac servislerini birakmisti ama bu macta yine denedi. Servislerde ise oyununun tam tersi bir performans gosterdi. İlk sette kotuydu ama sonradan daha isabetli servisler atti, en azindan filede kalmadi. Liberomuz Serkan’a gelince, 2. sette Celitans’in attigi kisa servisleri karsilamadaki hatalari disinda mac boyu iyi bir oyun ortaya koydu. Coskovic genel ortalamasinin altinda bir oyun ortaya koydu. Takimin en istikrarli serviscisi olmasina ragmen bu macta baya bir servis kacirdi, ki servislerde takim olarak baya bir hata yaptik. Ozkan’in oyle bariz bir hucum hatasini hatirlamiyorum, kendisine atilan iyi paslari iyi degerlendirdi, savunmada ise cok ekstra birsey yaptigini soyleyemem. Emre’ye gelince, adam baya bir havali, yuruyus falan o bicim. Turkiye’nin en seksi sporculari arasinda gosterilmesinin etkisi var herhalde bunda. Zaman zaman savunmada ve servislerde cok iyi isler yapti. Umarim bir sonraki macta capraz kose dibine atmayi denedigi servisler oyun alaninin icinde kalir, cunku icinde kalirsa cikarmasi cok zor servisler bunlar. Divis de tipki Arslan gibi ilk sette iyi oynayip ilerleyen setlerde dusen bir performans ortaya koydu. Biraz daha dikkatli olsa belki mac 5. sete uzamadan biterdi. Gardner’a gelince, mac boyu cok hirsli bir oyun ortaya koydu. Ozellikle 2. setin sonunda yardimci hakemin verdigi ters kararlar sonrasi yardimci hakeme suratiyla verdigi bir ayar vardi ki; gorulmeye degerdi. O ayardan sonra suratiyla verdigi ayari bu sefer agziyla vermeye basladi. Tam olarak kim oldugunu yakalayamadim ama sanirim Granvorka idi, onunla surekli bir agiz dalasi icindeydi. 4. sette cok rahat bir pozisyonda disari vurdugu top ise setin kaderini degistirdi ama genel olarak iyi oynadi diyebiliriz.

Mac sonundaki goruntuler ise cok guzeldi. Cogunlugunu Unifeb'li arkadaslarimizin olusturdugu grubun yerlerini terketmeyip israrli bir sekilde ‘Arslan takimi buraya getir’ tezahuratlari, Kaptan’in ve takimin bu istegi kirmamasi, karsilikli ‘Sari-Lacivert-Sampiyon-Fener’ cekilmesi, insani mutlu eden goruntulerdi.

Simdi asil soru su, kupa cumartesi gunu mu Arslan’in ellerinin arasina girecek ve bu sevinci bizzat yasayacagiz yoksa seri İstanbul’da mi sonlanacak? Bekleyelim ve gorelim...

Son Düzlüğe Girerken

Beğenelim, beğenmeyelim başkanlığa geldiğinden bu yana, yarıştığımız her dalda bir sıçrama getirdi Aziz Yıldırım. Sihirbazlık değildi yaptığı ama seleflerinin yapamadığını yaptı , kulübün potansiyelini kullandı. Özellikle 100. yılımızda zirve yaptığımız takım sporlarında bu sezon da her anlamda iddialıyız. Sezonu 5 şampiyonluk ile kapatmak ihtimali yazı erken getirir. Her branşta ilk ikide , son düzlükte ya ilerde ya ensedeyiz.
Erkek voleybolcularımız dün kıran kırana geçen ikinci maçta Ziraat’i 3-2 ile geçtiler. Erkeklerde normal sezonda zaten herkes herkesi yeniyordu dolayısıyla 3-2’lik maçlar şaşırtıcı değil. Ziraat’in vezirini aldık, sezonun ilk kupası onlardan gelecek. İki maçta da pasör farkıyla öne çıktık , Aslan’la Selçuk arasındaki fark sonucu belirliyor.

Filede kızlarımız Ankara’da başlıyor mesaiye, onları geçince bir derbi atlatıp Vakıfbank GSTT ya da Eczacıbaşı ile final oynayacağız. Kupa finalinde zorlanmış olmaktan dolayı şaşırdık ama emin olmayanımız var mı şampiyonluktan?

Potada ligin yenilgisiz kızları sadece kupa finalinde Cimbom’a geçildiler. Saha avantajını her turda elimizde bulunduracağımızdan orda da şüphe duymuyoruz. Parkenin maskülen tarafında rüzgar tersten esiyor. Gençler maç seçmeye , koç tedavisine devam ediyor. Play-off’larda bençte oturması zor, oturması bir ihtimal de eskisi gibi koşturması olmaz. Herkes gibi bizim de gözümüz – kulağımız Tanjeviç’ten ziyade Ukiç’te, Efesle oynayacağımız final serisine hazır olsun yeter. Tek umudumuz takımın Efes karşısında giydiği direşken elbise.

Galatasaray maçı ile potaya giren futbolcularımız ise birden şampiyonluğun en güçlü adayı oldu. Salt Sami Yen galibiyeti bizi havaya soktu, ardından Kayseri’de sezonun en umut verici futbolunu ve gözlerdeki ateşi gördük. Şimdi her maç final. Lugano’nun dediği gibi hayatın son maçı gibi oynamak lazım kalan her 90 dakikayı. Bunu yaparken Beşiktaş’a karşı rakip sahada baskı kuran orada oynayan bir takım mı, oyunu tutan sinsice vuran bir futbol mu işimizi görür ona karar vermek zor. Bu kez kararı biz vereceğiz zira evimizde , bizden daha eksik, daha acemi, daha ürkek bir Beşiktaş bulacağız. Son şansları da olsa köşeye sıkışmış bir boksör gibi saldırmalarını hiç beklemiyorum açıkçası. 3 puan gelsin de nasıl gelirse gelsin durumundayız.

Kimimiz vahşi doğada kimimiz dört duvar ofiste mayıs ayını beklerken bu akşam yolculuk var; yine toplaşacağız Kadıköy’de. Kadehler Fener için kalkacak, Beşiktaş’ı geçip Trabzon maçı için sözleşilecek… Önümüz gün demiştik Sami Yen’e giderken, güneş doğdu şimdi içimizi ısıtma zamanı…

15 Nisan 2010 Perşembe

Sarı Mercedes

Çiko'nun gözünü karartıp aldığı "Peynir" ile girdi hayatımıza Vosvos. Ne zaman kendisiyle yola çıksam bir arıza çıkardı bana. Gece yarıları yollarda bıraktı S.Erdem'le eve dönmeye çalışırken karda kışta. Gaz pedalı mı düşmedi? Kontak anahtarı mı kırılmadı? Daha neler neler...

Ama yine de bir gün temiz bir tane alıp aynen böyle sarıya boyatacağım. Üzerine de amblem, resimde olduğu gibi.

Fotoğrafı geçen hafta Kemer'de iken çektim. Kaldığımız otelin parkında. Ama sahibini görüp tanışmak, muhabbet etmek nasip olmadı. Selam olsun...

Türkiye Kupası Sarı Meleklerin

Sarı Melekler, Kadınlar Teledünya Voleybol Türkiye Kupası Finali'nde Vakıfbank G.S. T.T. ile 2-3 kaybettiğimiz ilk maçın rövanşında karşı karşıya geldi. Karşılaşmayı 3-2 kazanınca maç 6. sete (Altın Set) uzadı. Neyse ki sonunda gülen taraf biz olduk.

Maça iyi başlayıp skoru da 2-0'a getirince maç bitti dedim açıkçası. Ama ne olduysa 3. sette takım durdu. 4. sette toparlanmaya çalıştık ama gücümüz yetmedi. Neyse ki son seti 9-11'den çevirmeyi bildik ve maçı Altın Set'e götürdük. Altın Set gayet rahat geçti bizim için. Maç gidecek diye stres olmadım desem yalan olur. Neyse ki 3. ve 4. sette etkili olmayan bloklar, servisler, smaçlar tekrar çalışmaya başlayınca kupa da Fenerbahçe'nin müzesinde yerini aldı.

Kızlar iyi bir tatili hakediyorlar. Taraftar bütün maç susmadı ve takımı ateşledi. Tebrik ve teşekkür hepsine.

18 Nisan'da Play-Off 1. maçı için Ankara'da olacaklar ama biz İstanbul'da olacağız. Likya Yolu Sakinleri ve Or-Ka hariç. Eminim onlar da pazar günü BJK maçı öncesi Sarı Melekleri desteklemek için Selim Sırrı'da yerlerini alacaklardır.
Kupayı da Neslihan'a ve Vakıfbank G.S.T.T. taraftarlığını hiç gizlemeyen maçın yorumcusu Alev'e armağan ediyorum. Kapak niyetine...

14 Nisan 2010 Çarşamba

Daum Der Ki # 6

"Gerek yoktu. Bugün sadece turu geçmek söz konusuydu. Güzel oynama ödülü verilmeyecekti, averaj da yoktu. 5-0 kazansaydınız da yine finale yükselecektiniz. Bizi biraz eleştirmeniz hoşuma gidiyor"

(Oyunu neden domine etmediklerine ilişkin soru üzerine)

Manisaspor 1 - Fenerbahçe 1

İki hafta boyunca cuma günleri halısaha maçlarının iptal edilmesi üzerine formdan düşmeyelim diye işyerindeki arkadaşlara takılayım dedim. 7-8 maçı olunca da kupa maçının ilk 20-25 dakikasını kaçırdım. İçeri girdiğimde Manisa golünü atmıştı.

2-0'ın rövanşında rahat bir tempoda gidiyordu maç. 1-0'dan sonra riskli bir skor olsa da. Ama Manisa'nın Bursa'nın gösterdiği performansı gösteremeyeceği de aşikardı. Zira birisi düşmeme mücadelesi verirken birisi şampiyonluk mücadelesi veriyor. Yine de ben bu haftasonu Manisa'dan ümitliyim.

Defanstaki eksiklerimizden dolayı değişik bir defans dörtlüsü ile sahadaydık dün akşam. Gol yememe alışkanlığımız haliyle bozuldu bu maçta. Bilica-Lugano ikilisinin pazar günü sahada olmaları şart. Selçuk-Emre ikilisi fena gitmiyor ortada ama Topuz'un ortada sağ kanatta oynadığından daha etkili oynadığını görünce acaba diyorum Topuz-Emre ikilisiyle mi oynasak? Böylece sol kanatta Santosla doğru düzgün anlaşamayan pek verim alamadığımız Özer'i sağ kanada alıp O'nu da biraz rahatlatsak. Hatta Deivid'i de bu kanatta kullanmaya başlasak lig biterken! Sol kanatta ne kadar şikayet etsek de derbiye yine Vedersonla başlamak mantıklı görünüyor. Bu maçta olduğu gibi. Zira Santosla daha iyi anlaşıyorlar ve Santosla yer değiştiriyorlar pozisyon icabı. Ama benim Vederson tercihim sadece Santos'un verimini arttırmak için, yalnış anlaşılmasın.

Alex'e diyecek lafı olan var mı? Kralın ta kendisi. Golü attı ve maçı o dakikada bitirdi. Gökhan Ünal da çalışkandı. Bezgin Bekir modunda dolanmıyor sahada hiç değilse ama derbide yine Güiza'yı sahada göreceğiz muhtemelen.

Bu arada Güiza oyuna girerken aklıma geldi bizim bir genç Semih'imiz vardı. Sahi nerede kendisi?

9 Nisan 2010 Cuma

Giderken...

Bugun yolculuk gunu, uzun zamandir planladigim Likya Yolu yuruyusu icin aksam yola cikiyorum. Bir aksilik olmazsa 17 Nisan'a kadar ortaliklarda olmayacagim, Fenerbahce'den de bir sureligine uzak kalacagim haliyle.Hedef parkuru zamaninda tamamlayip Besiktas derbisini Kas'ta koyu Fenerli Haldun Abi'nin sahibi oldugu Barcelona Bar'da izlemek.Elimden geldigince twitter'dan olsun yuruyus icin olusturdugumuz blogdan - likyayoluyuruyusu.blogspot.com - olsun yasadiklarimizi aktarmaya calisacagim ama ne kadar imkan bulurum orasi kocaman bir soru isareti.

Bu surecte butun branslarda birbirinden onemli maclara cikacak takimlarimiz, Diego'nun da buralarda olmadigini dusunursek meydani bos, gozumu arkada birakmayin sevgili blog yazarlari ve kalin saglicakla...



it's a mystery to me
we have a greed
with which we have agreed

you think you have to want
more than you need
until you have it all you won't be free

society, you're a crazy breed
i hope you're not lonely without me

when you want more than you have
you think you need
and when you think more than you want
your thoughts begin to bleed

i think i need to find a bigger place
'cos when you have more than you think
you need more space

society, you're a crazy breed
i hope you're not lonely without me
society, crazy and deep
i hope you're not lonely without me

there's those thinking more or less less is more
but if less is more how you keeping score?

means for every point you make
your level drops
kinda like its starting from the top
you can't do that...

society, have mercy on me
i hope you're not angry if i disagree
society, crazy and deep
i hope you're not lonely without me

8 Nisan 2010 Perşembe

18 Nisan'da Alkislarla...

Sinavlar bir taraftan, Likya Yolu yuruyusu icin hazirliklar bir taraftan derken ister istemez bosladik biraz blogu. Bu surecte Sari Melekler bize oyle bir haftasonu yasattilar ki futbol takiminin Kayserispor onundeki parmak isirtan futbolu bile golgede kaldi. Sari Melekler'in tarihi basarisi uzerine ise 6 Nisan'da Fenerbahce bloglarinin amiral gemilerinden olan Papazin Cayiri'ndan muhtesem bir kampanya cagrisi geldi Kadikoy'de oynanacak Besiktas maci oncesi icin. A.A ve ben yuruyus nedeniyle 18 Nisan'daki Besiktas macinda olamayacagiz ama blog ahalisinin cogu tribundeki yerlerini alacaklar bu macta. Her ne kadar banner kendisini anlatsa da sozu Papazin Cayiri'na birakmakta fayda var bu noktada;

Sportif anlamda Voleybol Bayan takımımız hem kulübümüzün hem de ülkemizin şu güne kadar çıkabildiği en yüksek seviyeye çıktı. Ama durumun yalnızca bu olmadığını hepimiz biliyoruz. Esas önemli ve güzel olan, bunu tekrar yapabileceklerini göstermeleriydi. Bu takım seneye de Şampiyonlar Ligi finali oynasa Avrupa'da şaşıracak kimse yoktur, bu kızlar seneye kupayı kaldırsa bu bir süpriz olmaz beklenen bir adımdır sadece. Dolayısıyla Fenerbahçe Acıbadem'in esas başardığı şey finale çıkmak filan değildir, hiç tartışmasız Avrupa'nın en iyi 2 takımından biri olduğunu herkese kabul ettirmesidir. Final bunun süsü, kupaysa bu başarının resmen tescillenmesi anlamına gelecekti, bizlerinse böyle bir noter operasyonuna ihtiyacımız yok. Onlar zaten şahadetlerimizin sahibi.

Şahsen uzun zamandır bir sportif mücadelede bu kadar heyecanlandığımı, bu kadar keyifli ve güzel bir müsabaka izlediğimi hatırlamıyorum. Final Four'un ilk maçındaki müthiş performans bizim Fenerbahçe derken istediğimiz her şeye tekabül ediyordu: pes etmemek, mücadele etmek, başarı için centilmence sonuna kadar savaşmak, karşıdakine hiç bir insanlık dışı hareket yapmadan yetenek ile, zeka ile, güzellikler yaratarak galabe çalmak. Fenerbahçe; bir büyük isyan ruhunun, büyük hedeflere ve daha önce umulmadık başarılara ulaşmanın, toplumsal sembollerinden bir tanesiyse çubuklu forma altında bu ruhun hakkını vererek taşıyanlar şüphesiz Fenerbahçe Acıbadem'de bulunuyorlar.

Onlardan kulübümüz bünyesinde sportif faaliyette bulunan herkesin de öğrenecekleri var. Bu formanın hakkını vermeyi, maç bitmeden yenilgiyi asla kabul etmemeyi, hep hedefi daha büyük tutmayı, Şampiyonlar Ligi finaline çıkıldığı için değil, kupa kazanılmadığı için ağlamayı, hak etmek için çalışmayı, çalışıldığı için hak etmeyi, zarif hareketlerle, ter akıtan bir mücadeleyle maçı çevirmeyi ve diğer bir çok güzel hasleti Final Four serisi kitabe gibi önümüze serdi. Öylesine sevdik ki bu kızları, Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı ile bu ülkede yaşayan yaşamayan milyonlarca insan bu kızlarda güzel bir şey buldular. İster helal olsunla duygumuzu ifade edelim, ister bravo ile hepimizin kalplerinde onların bir yeri var.

Bu kızlara güzel bir şey yapmak lazım. Bu kızların temsil ettiği değerlere ne derece meftun olduğumuzu göstermenin yoluysa ne maç primleri, ne de Başkan'ın soyunma odasına girip onlarla gurur duyduğunu söylemesi. Kurumsal değil insani, cüzdana değil yüreğe hitap eden ve onların neyin temsilcisi olduğunu onlara bir kez daha beyan eden, bu sebeple içten kutlayan insanlara ihtiyacımız var. Banka hesaplarına değil, yüreklerine unutamayacakları bir hatıra vermemiz gerekiyor.

Beşiktaş maçı bunun için harikulade bir fırsat.

İlk akla gelen sebeplerden değil. Evet 18 Nisan'daki müsabakada futbol takımımızın mücadele etmeye, zerafete, kazanmak için centilmence oynayıp, güzelliklerle hepimizi mest etmesine ihtiyacımız var. Şampiyon olalım olmayalım, şampiyon gibi oynamaya, kazanalım kaybedelim, hep büyük bir takım olduğumuzu göstermeye ihtiyacımız var. Ama bundan değil, en azından yalnız bundan değil.

Bu takımın bir spor kültürü olduğunu göstermeye de ihtiyacımız var. Çubuklunun neleri temsil ettiğini ve neleri temsil etmesinin güzel olduğunu, muteber bulunduğunu, bu kulübe gönlü yanık insanların seneleri, çağları, jenerasyonları aşan bir sosyal hareketin parçasında ne bulduğunu bir kere daha hatırlamasına da ihtiyacımız var.

Bizim istediğimiz, her branşda görmek istediğimiz, her oyunun kendi kuralları içerisinde bulmaktan haz aldığımız, o duyguyu kutlamaya ve bir kere daha Türkiye'ye Fenerbahçe'nin ne olduğunu göstermektir.

Fenerbahçe bir futbol kulübü değildir; bir voleybol kulübü, bir basketbol kulübü de değildir, Fenerbahçe bir spor kulübü dahi değildir, bu ülkenin içinde yetişmiş, seneler içerisinde oluşmuş, kırılmalar yaşamasına rağmen efsaneleriyle ayakta tutmuş bir sosyal harekettir, güzellikler rüyasıdır, fakirlerin, dışarıdan gelenlerin, mazlumların, ezilen halk kitlelerinin, itilmişlerin, gadre uğramışların, kimi zaman özyurdunda parya özyurdunda garip olanların, saraya ancak uzaktan bakanların, çocuklarına güzel hikayeler ve onurlu bir geçmişten başka verecek bir şeyi olmayanların rüyalarının simgesidir. Dar sokaklarda top oynarken hülyamız, babamızın elimizden tutup gösterdiği güzel bir anı, bazen şövalyelik, bazen kahramanlık bazen yalnızca hazzın kendisidir. Bu kızlar bunların hepsini simgeler, hepsini gösterir ve hepsini yaşatır.

O sebeple, 55.000 kişi ile, onları alkışlayalım. Onları kutlayalım. Onların başarısını değil ama simgeledikleri şeyleri şölenleştirelim. Onlara tezahüratlarla seslenip, çiçeklerle karşılayalım, her futbolcunun onların yarısı kadar dahi emek sarfetmeden elde ettiği şeyleri değil, çok daha üstünü verelim. Bir meşale şov değil, büyüklüğün kutlamasını yapalım.

Onlar sahaya girerken ayakta alkışlandığını görmek istiyorum, tek tek isimlerinin okunup bütün stad tarafından söylenmesini, Radetzky March ile karşılanıp tempo tutarak hep beraber onların hak ettikleri gibi ağırlanmalarını. Velhasıl, Vamos Bien olsun, CK olsun eminim çok daha güzel koreografiler bulacaklardır ancak işin ruhu yukarıda söylenen gibi olmalıdır.

Yönetim bize bu fırsatı versin. 18 Nisan'da Melekleri ve onların simgeledikleri her şeyi kutlayalım, sonra hep beraber Beşiktaş maçına dönelim, bir futbol kulübünden fazlası olarak, bir halet-i ruhiye ve bir halk hareketi olarak, bir dünya görüşü ve yaşam kavrayışı olarak, Fenerbahçeli olarak karşılarına çıkalım, ruhlarında duydukları saygı ile o gün bizi izlesinler ama bu vesileyle önce biz bir kere daha hatıllayalım kendimizi. Güzelliklerin peşinde boyun eğmez bir isyan ruhu olarak.

4 Nisan 2010 Pazar

3 Nisan 2010 Cumartesi

RC Cannes 2 - Fenerbahçe Acıbadem 3 | Sarı Melekler Finalde

Çok heyecanlı bir karşılaşmaydı. Sarı Melekler heyecanlı ve stresli başladılar maça. Kendilerine geldiklerinde ilk seti kurtarmak için çok geçti artık. İkinci setle beraber bildiğimiz Sarı Melekler sahadaydı. Skoru 1-2'ye getirdikten sonra 4. sette aşırı bir rahatlama yaşayınca takım skor 2-2'ye geldi ve moral bulan Cannes maça ortak oldu. 15'te bitmesi gereken 5. ve son set 23'te ancak bitebildi. Ama maç bitene kadar biz de tv karşısında öldük öldük dirildik. Skor 14-12 iken başlayan stres, hatalı alınan manşetlerle, karşı sahaya düşüp sayı olan paslarla, Gamova'nın öldürmeyen smaçları ile doruk yaptı. Hele iki pozisyon vardı ki resmen maç gitti dedirtti. Birincisinde; Dirickx karşı sahadan topu tekrar bizim sahamıza çevirdi, ki Cannes'lı oyuncular çoktan sevinmeye başlamışlardı. İkincisinde ise Nati maç smacını tek başına bloklayarak bütün Fenerlilere hayat öpücüğü verdi.

Sezon başından beri gösterdikleri performansla bu kupayı kazanmayı hakediyor, Sarı Melekler. Kazanamazlarsa bizler üzülürüz ama Kayserispor'u yenip kendimize geliriz. Ama onlar üzülmesinler. Kazansınlar ve çok multu olsunlar. Umarım yarın bu mutluluğu doyasıya yaşarız beraber.

2 Nisan 2010 Cuma

Ağzını Seveyim Çocuk

“Artık oyuncular olarak bizler 6 final niteliğinde maçımızın kaldığının farkındayız. O yola girdik. Elimizden gelenin en iyisini bu 6 final maçımızı kazanarak yapmak istiyoruz. İlk on birdekiler, oyuna sonradan girenler, kısacası tüm oyuncular olarak bizler kalan maçlarda, hayatlarımızın belki de son maçlarıymış gibi çıkıp ona göre mücadele edeceğiz. Bütün motivasyonumuz tamamen şampiyonluk için.”

Röportajın tamamı