bursaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bursaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2010 Çarşamba

İlk 45'lerin Lideri...

Ntvspor.net'te istatistikleri kurcalarken biraz da tesadüfen çıktı yukarıdaki tablo karşıma. Puan tablosu ilk yarı sonuçlarına göre ve ilk 8 hafta itibariyle ilk yarıların lideri açık arayla Fenerbahçe.

Tablo incelendiğinde ilginç verilere ulaşmak mümkün ama benim ilk bakışta dikkatimi çeken attığımız 24 golün 16'sını ilk yarılarda atmış olmamız ve Bursaspor'un yediği gollerin tamamını yine bu yarıda yemiş olması. Bir diğer nokta da haftasonu karşılaşacağımız Galatasaray'ın ilk yarı performansı; sarı-kırmızılıların oynadıkların 8 maçın yalnızca birinde maçın ilk yarısını önde tamamlayabilmişler ve averajla tablonun 13.sırasında kendilerine ancak yer bulabilmişler.

Pazar günü oynanacak derbi göz önünde bulundurulduğunda geçmiş maçların ve bu istatistiklerin ışığında ilk yarı Fenerbahçe ağırlıklı ikinci yarı ise daha dengeli bir oyun bekleyebiliriz ama elbette ki bunun bir derbi mücadelesi olduğunu ve her maçın kendine has bir denkleminin ve ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken sayısız parametresinin olduğunu da unutmamak gerekiyor.

22 Ağustos 2010 Pazar

Hani Hepiniz Bursasporluydunuz?

Kendi formalarını çıkarıp timsah yürüyüşü yapanlara selam edelim. Senelerdir Bursalı, Efesli, VBGSTT'li, Arkaslı, Botaşlı oldunuz. Çekin pembeleri çıkarmayın artık.

25 Nisan 2010 Pazar

Kasımpaşa 0 - Fenerbahçe 1

"Fener gol gol gol, şampiyonluk geliyor"

Kasımpaşa maçının en az BJK maçı kadar zor geçeceğini düşünüyordu birçok kişi. Öyle de oldu izleyebildiğim kadarıyla. Sorunlu internet bağlantısı yüzünden yarım yamalak izledim maçı. Ama zaman zaman pozisyon bulsak da ilk yarıda durgun olduğumuzu, 2. yarıda ise gol için oyunu rakip sahaya daha çok yıktığımızı ve golü daha çok istediğimizi söyleyebiliriz. Özer ve Topuz daha gayretli ve daha verimliydiler sanki bugün.

Bilica'nın yokluğunda emin değilim ama sanırım ilk kez gerçek yerinde oynayan Bekir kornerden attığı golle galibiyeti ve hatta belki de şampiyonluğu getirdi takıma. Sarı-lacivert formayla da ilk golünü attı. Hoşgeldin Bekir...

Bağlantının sıkıntılı olması ve ben ne zaman izlesem Galatasaray'in kazanması üzerine Sliema'da küçük bir yürüyüşe çıktım. Odaya döner dönmez de maçın beklediğim gibi berabere bittiğini gördüm. Böylece Besiktas'tan sonra Galatasaray da yarıştan düşmüş oldu. Bundan sonrası Bursa ile başbaşa. Her ne kadar garanti bir 3 puanları ve bizden kolay maçları olsa da takımın bundan sonra yarışı bırakmayacağına ve ipi göğüsleyeceğine inanıyorum.

"Bizler inandık siz de inanın"

23 Mart 2010 Salı

Oyuna Gelme, Safını Terketme!!!

Nicedir memlekette bir Bursaspor sevdası hasıl oldu. Her takımın taraftarları, kahvenin insanları, tüm mahalle bakkalları , köşesini tutmuş her yazar, kameranın tüm karşısı timsahın bir yerinden tutmuş şampiyonluğa beraber yürüyor. En son bizim Diego da tribündeki yerini alınca , romantik bir iç hesaplaşma yaşadık . Tabi ki herkesin fikri, hissi kendine. Bizimki farklı açılardan bakmak olabilir sadece. Diego’nun ve dahi çokça taraftarın “Bursa şampiyon olsun” rüyasına giden yolda bir oyuna geldiğini düşündüğümden yazıyorum , çekememezlik falan değil; yoksa Ankaragücü kontenjanından kardeş takım bilip pekala hoplayıp zıplamak da mümkün duruma. Umumi kanı şu ki , 4 şampiyonlu marka değeri yüksek ligimizde oligarşi titriyor Bursaspor geliyor(!). Bu furyada ilk kıvılcımı çakan puan tablosuysa; ateşi körükleyen de bizzat futbolu bu oligarşik yapısıyla koruyan, mevcut durumu sürdüren kuvvetlerdir. Yani titreyen de titreten de birdir bu oyunda.

Bursa’yı öve öve bitiremeyenlerin yıllardır sayfalarında bir gün olsun eşitlikçi davrandıklarını görmedik. Sürekli İstanbul merkezli çalışıp, bu pazarı kendileri yaratmamış gibi ne zaman Antep, Sivas ya da başka bir Anadolu takımı potaya girse Akmerkez’den alışveriş yapan varoş çocuğu görmüşçesine önce özgüvenine, sonra bütçesine şaşırıyorlar. Şaşırma evresi geçince takip, sonrasında aşırı bir takdir seyrediyoruz. Birkaç ay önce 5 kelime etse 3’ü kırpılan Ertuğrul sayfa sayfa demeç vermeye başladı. Bursaspor’un maçlarını yayınlamayan siz , bir tane yazarınızı Bursa’ya Sivas’a maç izlemeye göndermeyen siz, ama Bursa’nın şampiyonluğunu en çok isteyen yine siz. Şimdi Bursa’yı şampiyon yaparlar mı sorusuyla başka bir gündemin peşindeler. Bu futbolla lider oldularsa şampiyon da olurlar kardeşim. Bu futbolu Fenerbahçe oynasa yerden yere vurursunuz , Bursaspor oynayınca şampiyonluğu hak etmiş oluyor. Evet altyapıdan gelen futbolcuların başarısı veya birkaç sezon önce ikinci ligde oynayan Ozan İpek’in çıkışı başarıdır, takdir edilesidir ama Mehmet Çakır’ı , Musa Büyük’ü unutmadan tek sezonluk değerlendirmeler yapmayalım. Bu abartılı değerlendirmelerin temelinde hep aynı çimento var : para. İstanbul’daki meslektaşlarından az kazanıyor diye ya da elinde daha ucuz bir takım olduğundan Sağlam birden Daum’dan da Riijkard’dan da daha muteber bir hoca oluveriyor. Ozan İpek , Volkan Şen birden Alex’ten fazla saygı görmeye başlıyor. Aynı Ertuğrul Beşiktaş’ın başına geçmedi mi , aynı imkanlarla orada çalışmadı mı? Ali Tandoğan Beşiktaş’ta tepeden baktığı adamlarla yan yana oynuyor diye sevimli mi oldu şimdi? Sadece ekonomik anlamda daha az yer kaplıyor diye Fenerbahçe’ye milyarlık eşekler , Bursa’ya Barcelona muamelesi çekmenin manası var mı? Bursa henüz tamamlamadığımız sezonda üstün bir başarı gösterdi ve kimine göre takdir edilesi bir oyun oynuyorlar. Abartmanın, Bursa’nın şampiyonluğu için maaile kenetlenmenin aşırı bir tarafı yok mu sizce?
İstanbul’dan ala futbol şehri ilan edilen Bursa’nın daha birkaç sene öncesinde nasıl kümede kaldığı, nasıl düştüğü unutuldu mu, sempatik Bursa’ya Fener’in her gidişinde çıkan olayların üstüne ket mi vuruldu? Diyarbakırspor’u ötekileştirme işinde oldukça başarılı olduklarını da ekleyelim listeye. Bir de ara ara Levent Kızıl’ı hatırlayın, bünyeye iyi gelir. Tüm bunları yazalım bir kenara ve hafta sonu Galatasaray’ı yenince bir daha konuşalım Bursa aşkımızı!

Bursa açısından bakarsak ise bu sezonki olası şampiyonluk sürdürülebilir bir başarı değildir. Bugünün futbol zemini buna elverişli değildir; bu koşullar değiştirilmezse, ama üç ama beş sene sonra Bursa komşuları Sakarya ya da Kocaeli’nin kaderine ortak olabilir. Şimdi haklı olarak ayaklar yere basmaz, İstanbul’u eziyoruz, bir devri kapatıyoruz hissiyatı da gayet anlaşılır. Lakin her şey olup bittikten sonra, bu sezonu kupalı - kupasız bitirip, gelecek sezon her şeyin eskiye döndüğünü gördüklerinde öfkelerini bize değil 3 dakikalık görüntü için gece yarısını bekletenlere yöneltsinler. Bizans bizi orada barındırmadı demesinler.
Son olarak anlayamadığım nokta da şu ki : Fenerbahçe taraftarı olarak 8 hafta varken takıma sırtımızı dönüp timsahlaşmanın ne alemi var. Ben olamayacaksam Bursa şampiyon olsun demenin bir mantığı vardır da , ben olmayayım Bursa olsun demek en basitinden taraftarlığa sığmıyor. Fenerli tabi ki kızgındır , kandırılmıştır, hayal kırıklığına uğramıştır. Fevri davranabilir ama saflarını terk edemez. Haftalardır sergilenen oyunun farkına varmalı, Galatasaray’ın sahasında ve tam kadro karşımıza nasıl çıkarıldığını görmelidir. Bu bile kenetlenme sebebidir. Türkiye’nin en “başka” , en nefret edilen kulübü olarak her şampiyonluğumuzu söke söke aldık. Şimdi buradan gelecek bir şampiyonlukta Tüh Bursa’ya yazık oldu mu diyelim! Hak etmedik dediğimiz sezonda şampiyon olursak yine tüm rakiplerimizi yenmiş olacağız, ki o formayı terletenler varken biz nasıl hak etmedik deriz. Dahası…

Önümüz Sami Yen ,
önümüz gün,

hele bir ışıklar sönsün,
hele bir kapansın kapılar,
sular durulsun,
bıçak atacağım ta on ikiden...


Johnson’lı maçtan önce , sabahın alkol vaktinde 3 puanı yeminle müjdeleyip ciddiye alınmayan yaşlı amca… Özür dilerim...

Yeşil Beyaz Bir Umut

Fenerbahçe'yi yaşıyoruz ama bu aralar Fenerbahçe'yi yazmıyoruz, yazamıyoruz. Açıkçası içimizden gelmiyor. Sadece Fenerbahçe değil TSL'de son dönemlerde yaşanan olaylar bizi ekranlardan, bloglardan, kağıttan kalemden uzaklaştırıyor. Bir tek Bursaspor'un şampiyonluk yürüyüşü bir futbolsever olarak beni heyecanlandırıyor. Dün akşam Bursaspor-Denizlispor maçının ardından yarım saate yakın yayını takip ettim. Futbolcuların tek tek tribünleri dolaşmasını, şampiyon olmuşçasına sevinmelerini izledim. Verdikleri demeçleri dinledim. Konuşmalarındaki heyecanı hissettim. Sonra bir an kendimi onların yerine koydum. Futbolcuların, Ertuğrul'un ya da herhangi bir Bursaspor taraftarının ya da Bursalı'nın. Heyecanlandım. "Neden olmasın" düşüncesi hoşuma gitti. Ve bütün yeşil beyaz olanların bu mutluluğu sene sonunda yaşamalarını diledim.

2-3 haftadır zaten benim şampiyonluğa dair herhangi bir ümidim kalmadı. Şampiyonluğu rafa kaldırmıştım. Arada kazansak ve hala matematiksel olarak şampiyon olma şansımız olsa da benim için bunun hiçbir önemi ve değeri kalmadı artık. Hatta olmamayı bile ister oldum. Neden mi? Hakettiğimizi düşünmüyorum da ondan. Ne futbolcular, ne yönetim, ne teknik heyet, ne de belki biz taraftarlar yeteri kadar haketmedik bu sene şampiyonluğu. Futbolcularımız terlerinin son damlasına kadar mücadele etmediler çoğu zaman. Teknik heyet ne yapacağını bilemedi, kimi ne zaman oynatacağını, kimi ne zaman değiştireceğini bilemedi. Yönetim desen olmayan transfer politikaları ile avuttu bizi, yeri geldi kendilerini kurtarmak için Aykut'umu attılar aç kurtların önüne, kendi beceriksizliklerini örtbas etmek için uzun konuşmamaların ardından saman alevi parlamalar yaşadılar. Haklıydılar belki bazılarında ama ne faydası ne anlamı vardı zamanında olmadıktan sonra. Şampiyon olup bütün bu eksikliklerin, plansızlıkların, sorunların üzerinin örtülmesini istemiyorum. 3 yıl şampiyonluk sözü yerine, şampiyon olmadan 3-5-10 yıl sonra her anlamda güçlü bir Fenerbahçe olacak sözlerini duymak istiyorum.
Evet öncelikle kendimizden başladık eleştirmeye. Kendimize, oyuncumuza, teknik ekibimize, yönetimize bakmalı, çuvaldızı kendimize batırmalıyız. Ama sadece kendimiz değiliz bu sene şampiyonluğu Bursaspor'un almasını istememin sebebi. Bizim kadar kötüydü diğerleri de. En az kendimize batırdığımız çuvaldız kadar onlar da hakediyorlar büyük bir iğneyi. Gittikçe iğrençleşen kişiler ve yapılar var futbolumuzun içinde. Saçma sapan demeçler verenler, tribünden adam atanlar, maça döner bıçağı ile gidenler, sahaya girenler, hakedene cezasını vermeyenler, ligden düşmeyenler, düşürülmeyenler, sahası kapatılmayanlar, kapatmayanlar, çifte standardın dibine vuranlar, köşesinde oturup herkesi yönlendirmeye çalışan ama aslında kocaman bir sıfırdan ibaret olanlar, hayal satanlar, kulübü kendinin sananlar, bir kulübü satıp diğerini alanlar, kendini yere atanlar, topu eliyle alanlar, korner olan topa aut diye bir yerlerini yırtanlar var. Futbol bu, içinde herşey var. Güzel bir topuk pası, ara pası kadar arkadan müdahaleler, formadan çekmeler de var. Olacak da elbette ama onun da bir sınırı, fazlası olduğunda bir dur diyeni olmalı.
Bütün bu olumsuzluklar değil elbette Bursa'nın şampiyon olmasını dilememe sebep. Kimileri Fener olmayacaksa kimse olmasın dese de, kimleri Cimbom olmasın da kim olursa olsun dese de, ben ille de ve sadece Bursa olsun diyorum. İlk dörtteki üç büyüklere bakıyorum ve hiçbirinin bu sezon şampiyonluğu hakedecek kadar olmadıklarını görüyorum. Sonra üç büyüklerin önündeki Bursa'ya bakıyorum. Mütevazı bütçeleriyle Kayseri'den Antep'ten daha güçlü daha sağlam olduklarını görüyorum, her anlamda. Kadrolarının daha genç olmasıyla, teknik direktörünün antipatik olmamasıyla, yönetimiyle, taraftarıyla hatta hatta şehrin sahip olduğu futbol kültürüyle Bursa'nın Türk Futboluna yeni bir soluk getirmesini, tekere çomak sokmasını, bu mutluluğu yaşamalarını diliyorum ve gerçekten hakettiklerini düşünüyorum. Belki de en çok "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" filmindeki amatör ruhlu Bursalıların, Hacı'nın, Serkan'ın, Eski Dokuz Niyazi'nin, Torba Suat'ın sevinmesini istiyorum.

Yolunuz açık olsun.

11 Şubat 2010 Perşembe

Bursaspor 3 - Fenerbahçe 1

Dünkü sonuçların etkisiyle Mega sabah uçarak gelmiş işyerine. Kupa bizim de kupa bizim diye tutturmuş. Lan olum dedim bak takımın yarısı yok, diğer yarısının ise varlığı yokluğu bir, en ufak bir ciddiyetsizlikte 2 golü yeriz sonra da maç bitene kadar kıvranır dururuz. Demez olaydım. Kendime mi kızsam, Mega'ya mı, yoksa Mega gibi düşünen sahadakilere mi, bilemedim.

Gündüz muhtemel kadro ile ilgili konuşurken iki forvetin patlama yapacağını söylemişti ayrıca bana. Ben de yaparlar tabi ah bir de onlara top atabilecek bir adam olsa kadroda demiştim. Gökhan Gönül maçın başında depar atmaktan yapamadığını maçın sonunda yaptı. Zaten takımda bunu yapabilecek bir Santos bir O vardı. İlk pozisyonda biraz daha sakin olabilse kendisi de golü atıp maçı orada bitirebilirdi. Gökhan Ünal'ın ve Güiza'nın kaçırdığı goller akıllara zarar. Akılları başlarına gelene kadar bu ikisini kafa kafaya tokuşturacaksın.

İlk golde Vederson'un, ikincide Bilica'nın ve son golde de Volkan'ın hataları da bir o kadar akıl almaz ve saçma sapan. Or-Ka'nın bahsettiği Defence 101 dersini hepsine en az 2 dönem okutmak lazım.

Tek kelimeyle; Şanslıydık...

Bursaspor'u da kutlamak lazım. Gerçekten çok güzel bir oyun sergilediler, taktiğiyle, mücadelesiyle, taraftarıyla alkışı hakediyorlar.

28 Ocak 2010 Perşembe

Ziraat Türkiye Kupası

Kupada çeyrek ve yarı final kuraları az önce çekildi. Eşleşmeler şöyle:

B.Ş.Belediyespor - Trabzonspor
Antalyaspor - Galatasaray
Fenerbahçe - Bursaspor
Manisaspor - Denizlispor

İlk maç haftaya çarşamba, yani 3 Şubat'ta Kadıköy'de. Rövanş ise 10 Şubat'ta. Çeyrek finali geçtiğimiz takdirde, Manisaspor-Denizlispor maçının galibiyle yarı finalde karşılaşacağız.

Geçen sene denk gelmişti İzmir'de iş seyhatindeyken kupa finalini de izlemiştik Mega ile. O hala bana söyleniyor senin yüzünden diye ama bence Beşiktaş yüzündendi. Bu sene hazır onlar da yokken biz kazanırız artık kupayı.

Şaka bir yana Bursa'yı geçersek final zor görünmüyor. Bursa'yı geçip geçemeyeceğimizi ise evimizde oynayacağımız ilk maç büyük ölçüde belli eder diye düşünüyorum. Sonrasında ise muhtemel bir Manisaspor eşleşmesi görünüyor. Diğer taraftan Trabzon ve Galatasaray'ın yarı final oynamaları kağıt üzerinde görünen olasılık. Yine de Antalya, İBB, Trabzon ve Bursa'nın görünen Fenerbahçe-Galatasaray finalini değiştirme şansı mevcut.

Güzel futbol olsun, iyi oynayan kazansın.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Bursaspor 0 - Fenerbahçe 1

Oynaması gereken ve oynamaması gereken

Yine de iyi tarafından bakmaya çalışalım maça. Öncelikle Bursa gibi zorlu bir deplasmandan 3 puanla ayrılmak güzel. Her ne kadar Bursa ilk on dakikanın dışında pek top oynayamamış olsa da Fener'in de durgun olması skor ve pozisyon açısından kısır bir maç izlememize sebep oldu.

Daum'un giderken ki takıntılı hali devam ediyor sanki. Tamam antremanlardan kimin ne oynadığından nasıl oynadığından haberimiz yok ama sahada yaptıkları antremanlarda pek birşey yapmadıklarını gösteriyor bize bazı oyuncuların. Mesela Vederson efendi. Sol açık oynuyor güya. Ceza sahasına yaklaştığını göreniniz oldu mu? Ya da onu geçtim olumlu bir hareketini göreniniz oldu mu? Ve Daum'un onu oynatma ısrarı da anlamsız. Vederson'u oynatacaksan Carlos'un yokluğunda oynat zorda kalırsan oynat bana sorarsan hiç oynatma. Özer oynayabilirdi solda, Özer olmadı Uğur oynayabilirdi.

Onun dışında defans 4'lüsü pek sırıtmadı. Gökhan'ın ileri çıkışları eksikti daha önceki maçlara göre ama onu da milli maçların yorgunluğuna verebiliriz. Ortada Cristian bugün vasatın altındaydı. İleri çıkışlarda top kaybı yaptı fazlasıyla. Mehmet Topuz ilk kez ilk 11'de oynamanın verdiği çekingenlikle oynadı. İleri topu rahat taşıyamadı hata yaparım korkusuyla. Yine de oyundan alınmamalıydı bence. Maç kondüsyonu kazandırılmalı kendisine ve sürekli oynamaya hazır halde olmalı. Bu nedenle de takımla oynamaya alışmalı.

Bunun dışında Kazım yaptığı 1-2 güzel hareketin dışında vasattı. Adam eksikltme konusunda zayıf, birkaç pozisyonda da bencil davrandı, kısacası etkisizdi. Emre'nin yokluğunda Alex'de pek rahat değildi ama gol vuruşundaki klası maçı kurtarmasına yetti. Güiza istikrarsız oyununa devam ediyor. Kimi zaman bizi şaşırtıyor kimi zamanda alışık olduğumuz beceriksizliklerine devam ediyor. Birkaç pozisyonda gösterdi yine beceriksizliğini ama gol pozisyonunda da topun peşini bırakmayışı ve asistiyle de yaptı yapacağını.

Daum'a gelirsek. Santos değişikliği doğru ancak diğerleri gereksiz ve yanlış. Güiza'nın yerine Semih'i alabilirdi. Deivid'i de oynatacaksa böylece Kazım'ı çıkarıp Deivid'i alabilirdi yabancı sıkıntısı yaşamadan. Gönlümüz Özer'in oynamasından yanaydı ama bu gidişle Özer'i ilk 11'de çok zor göreceğiz ve O'da eriyip gidecek birçokları gibi. Girenlere bakalım; Santos etkisizdi, hadi verelim milli maçlara uzun yolculuklara. Ama Deivid efendi ne yapıyor acaba göt göbek büyütmekten başka. Etkili olabileceği 1-2 pozisyonu da yedek kalmanın verdiği ciddiyetsizlik ve beceriksizlikle harcadı.

Son olarak da hakem sarı kartlarda dengesizdi gerçekten. Ayrıca yardımcı hakemlerine uymayarak da yanlış kararlar verdi.

29 Ocak 2009 Perşembe

Fenerbahce:1-Bursaspor:0

Dun aksamki maci daha onceki maclarda oldugu gibi yine Alkoliklerde izledik. Sagolsun, ailesi burada olmasina ragmen yine bizi misafir etti. Maca gelince; Alex kadroda yoktu, bu durumda acaba Semih ve Guiza'yi birarada izlerizmiyiz diye umitlendik ama son macta taraftar tarafindan isliklanan Guiza yedek kulubesinin yolunu tutmustu. Son mactaki dizilimden farkli olarak solda Ugur'un yerine Wederson, sagda Deivid'in yerine Kazim ilerde Guiza'nin yerine Semih ve Alex'in pozisyonunda Deivid oynuyordu. Aslinda denenebilecek dizilimlerden biri buydu ama sagda Deivid'in ileride Guiza'nin ve Semih'in beraber oynadigi dizilimi buna tercih ederdim.
Mac genel olarak tempolu ve az pozisyonlu gecti. Fazla gol pozisyonuna giremedik ama karsi takima da pozisyon vermedik. Bursa'nin sadece 2. yarinin basinda Volkan ile buldugu ve direkten donen bir pozisyonu oldu. Yasadigimiz en buyuk problem ileride yeterince cogalmayi becerememiz yoksa defansif anlamda takimda cok fazla bir problem gozukmuyor. Dun takimin en iyileri Selcuk ve Gokhandi. Kenarda Deniz'i gordugumde Emre'nin oyundan cikacagini dusunurken cikan isim Selcuk oldu. Sanirim gecen haftadan kalan sakatligindan dolayi Aragones boyle bir degisiklige gitti yoksa Selcuk gayet iyi oynuyordu.
Gokhan son dakikalarda karsi karsiya bir pozisyonu kacirmis olsa da onemli olan takimin sag bekinin o dakikada oyle bir depar atip o pozisyona girebilmesiydi. Fakat anlamadigim su, biz Gokhanla sozlesme yenilemek icin ne bekliyoruz. Illa adamin sozlesmesinin son senesinin mi gelmesi gerekiyor. Takimin en caliskan, en istikrarli adami ayni zamanda en az ucretle oynayan adami. Peki gelecek sene ne olacak; Gokhan imza atmaya yanasmayacak ya da cok yuksek bir ucret isteyecek ondan sonra da yuvadan ucacak biz de kafamizi taslara vuracagiz. Hazir elimizin altinda boyle bir sag bekimiz var, yapin adamin sozlesmesinde bir iyilestirme. Takimdaki diger isimlere gelince, Onder Lugano'yla beraber gayet uyumlu bir ikili olusturdu. Yabanci sayisinin problem cikaracagi durumlarda Edu'yu gayet guzel yedekleyebilecegini gosterdi. Trabzon macinda 30. dakikadan sonra ortalarda gorunmeyen Emre dun ise takimin en cok kosanlarindan ve mucadele edenlerindendi. Bazi pozisyonlarda Galatasaraydan kalma aliskanligiyla karsi sahada pres yapmaya calisti ama arkadan yeterli destegi goremedi. Carlos kondusyonunun da artmasiyla beraber ofansa daha fazla destek vermeye basladi. Ilk yarida kendisine yapilan kirmizi kartlik bir faul vardi ama hakem o pozisyonda sari kart bile gosteremedi. Carlos bunun hesabini kendisi keser, faulu yapani katlayip koyar diye bekledik ama uygun pozisyonu bulamadi. Wederson Ugur'a gore daha ne yaptigini bilen bir oyun oynadi.
Gamsiz Baykus Kazim, Gokhan'i saha kenarinda gorene kadar uyuz oyununa devam etti. Ne zaman Emreciksin saha kenarina geldi o kisa sure icerisinde en faydali dakikalarini gecirdi. Semih henuz sakatliginin etkilerini tam olarak atlatabilmis degil, uzun suren bir sakatlik doneminden sonra bu da normal. Emreciksin oyuna girdikten sonra gayet faydali oynadi. Ankaragucunde oynuyor olsa hic dusunmeden vuracagi bir pozisyonda pas vermeyi denedi. Ama kisa bir sure oynamis olsa da Kazim'dan cok daha faydali oynadi.
Simdi artik bu aksami bekliyoruz, kalbimiz basketbolcularimizla beraber. Aksam Cibona'nin evinde Siena'yi yenmesinden sonra biz de Cska'yi yenebilirsek grup cidden cok karisacak. Bakalim Giricekle beraber buyuk bir surprize imza atabilecek miyiz?