tribun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tribun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2010 Çarşamba

Los Fastidios / Antifa Hooligans


C'mon C'mon!
C'mon C'mon!
C'mon C'mon!
Antifa hooligans!

In the streets, on the terraces,
We are singing and we scream,
All our hate for the nazi scum,
We are comming: stop to run!

C'mon C'mon!
C'mon C'mon!
C'mon C'mon!
Antifa hooligans!

29 Kasım 2010 Pazartesi

Bir Tribün Takıma Maç Kazandırır!

Adana deplasmanı sonrası oynanan UMMC Ekaterinburg maçının etkilerinin bu denli hissedildiği bir maçta sergilenen 3 periyotluk kötü performansa rağmen ligdeki tek rakibimiz karşısında kızlarımızın aldığı galibiyet muazzam.

Maçla ilgili çok fazla teknik taktik yazılacak bir şey yok şu saatten sonra ama 3 periyot boyunca hücumda yapılan yanlış tercihler ve savunmada kalkmayan kollar son periyota 58-49 geride girmemizin başlıca nedenleriydi. Ancak tribünde hiç umudunu kaybetmeyen ve takımına durmaksızın destek olan bir taraftar vardı bu dakikaya kadar, son periyota en ufak bir kıvılcımda yangına dönüşmeye hazır durumda çıkan takım da tribündeki taraftarlara eklenince rakibin üzerine kabus gibi çöktük son periyotta ve maçı 74-68'lik skorla kazanmayı başardık.

İstatistik kağıdına baktığımızda Birsel Vardarlı'nın hanesinde gördüğümüz 5 sayı-4 asist-4 ribaund onun maçtaki katkısını anlatmak konusunda fazlasıyla yetersiz kalıyor. Tıpkı Ekaterinburg deplasmanında olduğu gibi Caferağa'da da son periyotta direksiyonun başına geçti ve takımı maçta tuttu. Son periyotta yakalanan 25-10'luk skorda taraftarla ve Penny Taylor'la birlikte en çok katkısı olan isimdi Birsel. Alınan bu galibiyet final serisinde skor avantajını olmasa da saha avantajını ele geçirmek adına çok değerli. Karşılaşmayı tek bir cümleyle özetlemek gerekirse o cümle de zaten bu postun başlığında...

Maç sonrasında ise inanılmaz keyifli röportajlar ve çok güzel görüntüler vardı Caferağa'da. Aşağıdaki linklerde Taurasi ve koç Ratgeber ile yapılan röportajları bulabilirsiniz, özellikle koçun sempatik kişiliğinin yanında işine ne denli kendisini adamış bir insan olduğunu görmek oldukça sevindirici...

http://www.youtube.com/watch?v=qQSOZK0NHZw

http://www.youtube.com/watch?v=NM8ohaGTNI8

Edit: Resmi siteden ise pek görmediğimiz bir jest geldi haftasonu oynanan karşılaşmalar sonrası bugün ve taraftara yönelik iki ayrı teşekkür metni yayınlandı.

BİR ZAFERE BİRLİKTE İMZA ATMAK

KESİNTİSİZ GÜÇ

9 Kasım 2010 Salı

Baba, Oğul ve Kutsal Fenerbahçe...

Hatıralarımızda kimimizin net kimimizin de hayal meyal hatırladığı bir ilk maç vardır muhakkak ki...O radyolarda isimlerini duyduğumuz televizyonlarda suretlerini gördüğümüz Fenerbahçeli oyuncuları kanlı canlı görme şansını yakaladığımız o ilk maç...Heyecandan sahadaki futbolculardan çok hayranlıkla tribünlerin izlendiği, içindeki ateşin yangına dönüştüğü...

Her ne kadar ben ilk gittiğim maçı hatırlamasam da dünden beri dinledikçe dalıp dalıp eski günlere gitmeme neden oluyor bu beste. Tribünde ne kadar yer bulur, ne kadar söylenir bilemiyorum ama yapanların emeğine söyleyenlerin de sesine sağlık...



Bir sabah tuttu babam elimden,
Götürdü beni en buyuk sevgiye,
Dedi ki gönül ver sen bu renklere,
Bırakma onu en kötü gününde.

İşte ben o günden beridir sana,
Deliler gibi aşığım kanarya,
Kalp dursa bir gün akıl unutsa da,
Ben seni ruhumla sevdim kanarya.

25 Haziran 2010 Cuma

CK'dan sonra Vamos da "Bu Oyunun Icinde Yokuz" dedi...

"Bu Oyunun İçinde Yokuz..."

Uzun yıllardır Fenerbahçe tribününde renktaş olarak yan yana duran Vamos Bien üyeleri olarak beş yıl önce "Hasretinden Yandı Gönlüm" pankartıyla grup olarak davranmaya başlamaya karar verdiğimizde, tek amacımız, Fenerbahçe sevgisine ve tribün kültürünün zenginliğine katkıda bulunmaktı.

O günden beri, beş yıl boyunca, hedefleri doğrultusunda yoğun emek harcayan grubumuz, geçtiğimiz yıl ebedi dostlarımız Grup CK ve ÜNİFEB'le omuz omuza vermek amacıyla Maraton tribününden okul tarafı kale arkası tribününe geçti.

Okul tarafı kale arkasında üç grubumuzun üyeleri arasında kurulan samimi ilişki sonucunda, "endüstriyel futbol" tarafından unutturulmaya çalışılan dostluk,paylaşım, fedakarlık ve dayanışma gibi temel değerler hayata geçirildi ve sezon boyunca bütün Fenerbahçelilerin haklı olarak gurur duyduğu önemli işlere imza atıldı. Bütün rakiplerimizi kıskandıran bir tribün zenginliği yaratıldı.

Bunca yıldır yaratılan onlarca güzelliğe rağmen, üzülerek de olsa, Vamos Bien grubu olarak bugünden itibaren tribün faaliyetlerimizi süresiz olarak askıya aldığımızı bütün renktaşlarımız, kardeşlerimiz ve dostlarımız ile paylaşmak istiyoruz.

Öncelikle,
Geçtiğimiz sezondaki Kayserispor maçı sonrasında çıkan ve aslında yasa uygulayıcılarının gereksiz ve anlamsız müdahalesi sonrasında büyüyen olaylar sonucunda içlerinde grup üyelerimizin de bulunduğu, her üç gruptan, 14 renktaşımız altı ay spor müsabakalarından men ve toplam 24 bin 38 TL para cezası aldılar. Bu cezalar grup üyelerimizin bugüne kadar aldığı ilk ceza değil. Daha öncede bu tür cezalar her üç grubun üyelerine de farklı zamanlarda uygulandı. Kayserispor maçı sonrasında verilen cezaların da tek maçlık bir yanlış anlama ve emniyetin hatalı müdahalesi sonucu gelen cezalar olarak görseydik, daha önceki haksız cezalarla hukuk yoluyla nasıl mücadele ettiysek bu cezalarla da aynı şekilde mücadele eder, gerektiğinde bütün maddi-manevi ağırlığına rağmen cezaları yüklenmekten gocunmazdık. Ancak sezon sonunda yasa uygulayıcılarının yaklaşımlarını ve kulüp yönetimimizin söz konusu yaklaşımlara karşı duyarsızlığını gördüğümüzde bunun artık bir maçlık hata değil tribünlere yönelik genel bir stratejinin parçası olduğunu açık olarak gördük.

Bugün yürürlükte olan ve çeşitli maddeleri daha da ağırlaştırılmaya çalışılan 5149 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Yasası” futbol dünyasının gerçeklerinden uzak, tribün kültürünü ortadan kaldırmak isteyen, tek taraflı hazırlanmış bir yasadır. Öznel kriterlerle, canın istediğinin suçlandığı, suçlanan kişinin savunma bile yapamadan cezalandırılmasının zeminini oluşturan bu yasa, en basit hukuk ilkelerini bile ayaklar altına alarak taraftarlara yönelik bir tehdit unsuru olarak rahatlıkla kullanılmaktadır.

Ne gariptir ki, çıkış manifestosunda sporun her tür şiddete alet edilmesine karşı çıkan ve bu konudaki hassasiyetini defalarca ispatlamış olan grubumuzun üyeleri, aleyhlerinde hiçbir delil olmadığı halde, bütün kamera görüntülerinde ve binlerce seyircinin gözünün önünde onlarca emniyet görevlisi tarafından şiddete maruz bırakıldıkları görüldükleri halde bir spor müsabakasında “şiddet uyguladıkları” iddiasıyla ceza alabilmektedir.


Buna karşılık,
Üç grubun yaptığı her güzel işi sahiplenip, kulübün resmi organlarında övünerek paylaşan, stadımızın duvarlarına yapılan güzel işlerin resimlerini asan Fenerbahçe yönetimi ise, ne yazık ki, temel hukuk kurallarına ve ilkelerine aykırı biçimde, savunma hakkı bile tanınmayan renktaşlarımızın yanında olmak yerine, sessizliğini koruma hatta haksızlığı yapanlara "teşekkür etme" yolunu seçmiştir.

Yönetimimize çok iyi bildikleri bir gerçeği tekrar hatırlatmak isteriz: Futbolun gerçek ruhunu oluşturan sayısı arttırılmış seyirci kalabalığı ya da "bindirilmiş kıtalar" değil, coşkulu tribünlerdir. Tribünler taraftarın sadece maç seyretmek için oturduğu alanlar değildir. Taraftar için tribünler, coşkunun, şenliğin, şamatanın, mizahın, yaratıcılığın, hüznün, hayal kırıklarının beraberce yaşandığı toplumsal alanlardır. Taraftarın duygusallığa dayalı bu sevgisi bugün “endüstriyel futbol” sisteminin sözcüleri tarafından “fanatizm” adı altında “suç biliminin” kavramlarıyla değerlendirilmekte, cezalandırılması gereken bir suç gibi gösterilmektedir. Parayla ölçülemeyen bu değerler, hakim piyasa sistemi tarafından "suçlanarak" dışlanmak istenmektedir. Gündelik yaşantımızın başka alanlarında da gözlemlediğimiz bir yöntemle, futbolun tümüyle bir piyasa, paranın konuştuğu alana dönüştürülmesi projesi ile sert polisiye güvenlik önlemleri beraberce geliştirilmektedir.

Fenerbahçe tribünleri bugün endüstriyel futbolun savunucuları ve sporda şiddeti önleme yasasının uygulayıcıları tarafından bir laboratuar olarak kullanılmaktadır. “Fanatizm” damgası altında, “karşılıksız sevgi”sini yaşayanlara yönelik açık bir savaş yürütülmektedir. Bu savaş ister farkında olsun ister olmasın, tribünlerimizdeki bütün taraftar gruplarını hedef almıştır. Bu tek taraflı savaşın temel amacı tribünlerin çok sesliliğini, çok renkliliğini ortadan kaldırıp; “endüstriyel futbol”ca makbul görülen, tüketmekten başka bir özelliği olmayan, piyasa kurallarına göre hareket eden, tek tip, sevgisiz, "sadece harcadığı paranın hesabını soran", bir seyirci profilini oluşturmaktır. Taraftar grupları ise anti-demokratik, hukukun en temel ilkelerine bile aykırı olan yasayla pasifize edilip, "havuç-sopa" yöntemleriyle, yönetim ve yasa uygulayıcıların sözlerinin dışına çıkmayan "uslu çocuklara" dönüştürülmek istenmektedir.
Fenerbahçe tribünlerinde başlatılan bu deneyim başarılı olursa dalga dalga diğer tribünlere de yayılacaktır. Bugünden hangi renge sevdalı olursa olsun bütün tribün emekçilerine söyleyecek tek lafımız var: " Anlatılan senin gelecekteki hikayendir!"

Ve son olarak,
Fenerbahçe tribünleri olarak dayanışmadan yoksun ve grup çıkarlarını genel tribün çıkarlarının önüne koyan bir yaklaşımla hikayenin sonunu getirmek mümkün görünmemektedir. Her geçen gün kendi içini yiyerek parça parça bir yok oluşa doğru gidilmektedir. Geçmiş deneyimlerin ışığında yaşananlar sanki tarihin tekerrürü gibidir. Birlikte davranabilme yeteneğinin gelişmesi gereken yerde ve anda tam tersi refleksler devreye girmektedir. Bu gidişin sonu bizim gideceğimiz yol değildir.

Aldığımız karar mücadeleden kaçma anlamına gelmemektedir. Sadece taşların yerlerinin sürekli değiştiği böyle bir oyunda yer almayacağımızı ifade ediyoruz. Biz böyle bir oyunda kimsenin oynayacağı bir piyon değiliz. Karşılıksız sevenler için, eğer birlik ve dayanışma yoksa, böyle bir oyunda galip gelmenin imkanı olmadığını biliyoruz.

Bu kararı alırken geride bıraktığımız süre içinde Fenerbahçe tribünleri adına olumlu, güzel ve önemli işlere imza atmanın vicdan rahatlığını yaşıyoruz.

Evlatlarına en büyük miras olarak Fenerbahçe sevgisini bırakacak olan grup üyelerimiz, bağlayıcı karar olmaksızın bundan sonra da, bireysel olarak Fenerbahçe’mizin yanında olacaklardır.

Faaliyet gösterdiğimiz sürece her zaman yanımızda olan bütün tribün gruplarımıza ve taraftarlarımıza teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

VAMOS BİEN

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Fenerbahçe 2 - Eskişehirspor 0

Kaptan Alex'in önderliğinde takım şampiyonluk yürüyüşüne devam ediyor. Kaptan, uzun zaman sonra attığı frikik golüyle perdeyi açarken 10 dakika sonrasında Özer skoru belirleyen golü attı.

Takım geçen haftada baskılı arzulu oynamıştı ancak gol geç gelince sıkıntı yaşamıştık. Bu hafta erken gelen gollerle takım daha da rahattı. Yine de geçen haftadan daha istekli daha arzulu ve daha da üretkendi. İlk yarıda özellikler Özer'in ve Topuz'un oyuna katılımlarının üst düzey olmasıyla bu sezonki birçok maça nazaran daha net ve daha çok pozisyona girdik. Hele 38. dakikada Özer'le başlayan Güiza'nın topuğu ile Alex'e ve O'nun da bekletmeden sağdaki Topuz'a verdiği ve Topuz'un sert şutunu Ivesa'nın kurtardığı pozisyon vardı ki klasik tabirle okullarda ders diye okutulur.

İkinci yarı ise maçı rölantiye alarak Es-Es'in top yapmasına izin verdik biraz. Özer 2. yarı eskisi gibi yine top ezdi, gereksiz hareketler yaptı zaman zaman. Emre'nin çıkmasıyla ortaya geçen Topuz orda da iyi oynadı. Selçuk gayet formda son haftalarda. Daum'un Deivid ve Semih hamleleri de yerindeydi. Güiza çalışıyor ama gol atamıyor. Umarım bu suskunluğunu gole daha çok ihtiyacımız olacak olan Ankara deplasmınında bozar.

Tribünler desen sahadakilerden daha ateşli daha çok inançlıydı şampiyonluk için.

Bugün staddaki bu ortamı görünce son haftaki Trabzon maçına dair hiçbir şüphe kalmadı içimde. O maçı da kazanacağımıza eminim. Geriye önümüzdeki hafta Ankara deplasmanı kaldı. Takım bugünkü isteğini arzusunu orda da gösterirse şampiyonluk bizimdir artık.

20 Nisan 2010 Salı

Az Gittik Uz Gittik...

- Yolculuk haftasiydi gectigimiz hafta...Hepimiz dagildik bir taraflara, kimimiz derbi icin Istanbul yollarina dustu kimimiz Likya yollarina...

- Dag, tepe dolasirken bile uzak kalamadik Fenerbahce'den, telefonun cektigi yerlerde ilk sorulan sorulardandi mac skorlari. Kadin voleybolcularin kupayi Altin Set sonucunda kucakladigini da yine boyle bir anda ogrendik ve bu heyecani yasayamamanin huznuyle karisik yasadik sevincimizi.Oyle ki dayanamayip Manisaspor kupa macinin oldugu gun attik kendimizi Kalkan'a...

- Pazar gunu Besiktas macini Kas'ta izlemenin planlarini yaparken ufak bir revizyonla geliverdik cumartesi sabahi Ankara'ya. Yuruyusle ilgili detaylari baska bir zamana birakip donelim Fenerbahce'ye ama yuruyus fotolarina goz atmak isteyenleri de buradan (http://picasaweb.google.com.tr/likyayoluyuruyusu) alalim...- Ayagimin tozuyla Or-ka ve Alkolik'le birlikte cumartesi gunu solugu Baskent Spor Salonu'nda aldim. Serinin ilk 2 macini izleyememistim hatta telefondan maclarin sonuclarini ogrenene kadar Vatan gazetesinin tasra baskisindaki hata nedeniyle ilk maci 2-3 kaybettigimizi zannediyordum.

- Mactan once Alkolik'le bulusup Kitir'da biralarimizi yudumladiktan sonra da birer tane daha salonun hemen yanindaki eski okulumda yuvarlayip salonun yolunu tuttuk.

- Oncelikle yeni salonu cok begendigimi soyleyeyim, acilir kapanir portatif tribunler ve yuksek cati bir voleybol salonu icin olmazsa olmazlar. Selim Sirri'dan sonra bu salonda mac izlemek gercekten keyifli.

- Salona girdigimizde Or-ka, Fenerbahce benchinin arkasinda yerini almisti ama Alkolik'le biz benchin karsisinda yer alan ve sozde Ziraat Bankasi taraftarina(?)-personeline(!) ayrilan tarafa yakin bolume gecmeyi tercih ettik.

- Ilk iki seti aldiktan sonra iyice sampiyonluk havasina girmistik ki 3.setin sonlarinda yasanan cekisme Ziraat Bankasi calisanlariyla aramizda ufak capli bir gerginlik cikmasina neden oldu. Ziraatliler neredeyse sahanin icine kadar girip binbir sebeklik yaparken bizim en on siraya oturmamiza bile engel olunmasi uzerine baslayan gerginlik, Ziraatlilerin kufurleriyle iyice tirmandi ve ortalik kisa bir sureligine de olsa karisti.Bu arbede sirasinda 3.setin sonlarini pek takip edemesek de Ziraat Bankasi oyunculari son bir cabayla maci 4.sete tasimayi basardilar.

- 4.sette de ilk 2 sette oldugu gibi tartismasiz bir Fenerbahce ustunlugu vardi sahada. Alinan her sayida sampiyonluga bir adim daha yaklasmanin da heyecaniyla sahada oyuncular tribunlerde de biz costukca costuk. Setin 25. sayisi geldiginde ise 2009-2010 sezonun ilk sampiyonlugunu oyuncularla birlikte kutlamaya basladik.

- Fenerbahce Kadin Voleybol takiminin dominant performansinin da etkisiyle arka planda kalan, sponsorsuz ve reklamsiz baslayip devam ettikleri bir sezonda kendilerinden cok daha yuksek butceli takimlara karsi Erkek Voleybolcularin aldiklari bu basari cok ama cok degerli. Basta "bayrak adam" olma yolunda hizla ilerleyen Kaptan Arslan olmak uzere sakat sakat oynayan Emre'ye, play-offlardaki formuyla hepimizi sasirtan Divis'e, yillarin tecrubesi Gardner'a, takimin dinamosu Serkan'a, MVP odulunu sonuna kadar hak eden Coskovic'e kisaca bu basarida emegi gecen herkese cok cok tesekkurler...

- Sampiyonluk macindan karelere de bu linke tiklayarak ulasabilirsiniz...
- Gelelim haftanin sonucu en fazla merak edilen macina, bu macta tribunde yerlerini alan blog tayfasinin izlenimlerini aktarmasi daha hos olacaktir ama ben yine de birkac satir karalayayim macla ilgili...

- Gectigimiz haftalarda Papazin Cayiri'nin ortaya attigi kampanya fikrinin Erkek Voleybol takimini da icine alarak gercege donustugunu gormek benim icin macin sonucu kadar onemli ve degerliydi.

- Futbol takiminin sampiyon oldugu sezonlarda her zaman takimi ve tribunleri atesleyen bir tezahurat one cikmistir. Bu sene de oyle gorunuyor ki bu tezahurat Genclerbirligi macinda "Fener Gol Gol Gol, Sampiyonluk Gidiyor" seklinde baslayip futbol takiminin sezon sonuna dogru yukselen formu ve aldigi basarili sonuclarla "Fener Gol Gol Gol, Sampiyonluk Geliyor"a evrimlesen tezahurat olacak.

- Alex de Souza yine gemisini kurtaran kaptan olmaya devam ederken, macin en iyi performansi nin sakat sakat forma giyen Gokhan Gonul'den geldigini dusunuyorum. Her ne kadar Bobo atacagi koseyi cok gosterdiyse de koseye giden topu basarili bir sekilde cikaran Volkan da macin kader adamlarindandi.

- Macin en cok konusulan adami ise hic suphe yok ki atis oncesinde penalti noktasina ufak capta tecavuz eden Bilica oldu. Zaten sene basindan beri yaptigi gereksiz sert ve dengesiz mudahalelerle hepimizi cileden cikartan Bilica bu hareketiyle de Fenerbahce formasina ne kadar yakismayan bir oyuncu oldugunu bir defa daha gozler onune sermis oldu. Yaptigi hareketin ne kadar gereksiz oldugu su goturmez bir gercek, benim esas merak ettigim teknik kadronun ve yonetimin Bilica konusunda ne yapacagi.

- Bu arada derbi geyiklerinden de en cok Bilica'nin Laff-a-lympics'teki Really Rottens-Gercek Kotuler'e transfer olmasina guldum.Hatta halen guluyorum...

- Ligin son 4 haftasina girilirken onumuzdeki hafta beni Besiktas'tan daha fazla endiselendiren bir rakip olan Kasimpasa ile karsilasiyoruz. Daha once de uyguladigi yuksek bilet fiyatlari ile tepki ceken Kasimpasa yonetimi bu kez olayi iyice abartarak esegin bir tarafina su kacirmayi tercih etmis ve en ucuz bileti 120 TL olarak belirleyerek soyleyecek bir soz birakmamis...

26 Şubat 2010 Cuma

Always...

Dun gecenin en guzel anlari...Telsim tribununun emekcileri Cefakar Kanaryalar, Vamos Bien ve Unifeb'den yine muhtesem bir koreografi. Hazirlanan 1500 sopali ve Star Wars temali dev pankart tarifsiz. Emegi gecen herkesin ellerine saglik...

Maci ozetlemek gerekirse "There was a disturbance in the force..." demek yeter herhalde...

Credits:Cahit Binici.

22 Ocak 2010 Cuma

Tek-Gıda İş'ten Tribünlere Çağrı...

FUTBOL TARAFTARLARI, EMEĞİN SESİNİ STATLARDA YÜKSELTMEYE VAR MISINIZ?

TEKEL işçileri 37 gündür Türkiye’de ezilen, sömürülen işçi sınıfının sesi olmaya, Avrupa yolunda hızlandırılan özelleştirmenin mağduru olarak iş yerlerinin kapatılması ve geçici işçi statüsünde maaşlarının yarı yarıya düşürülüp tüm sağlık, sosyal ve sendikal haklarını kaybederek çalıştırılmalarına karsı soğukta aç susuz direnmeye devam ediyor. 19 Ocak 2010 saat 15.00 itibariyle 100 TEKEL işçisi açlık grevine basladı. Hem Türkiye’den hem de yurt dışından haklı mücadelemize destek çığ gibi büyüyor. TEKEL işçisi tüm olumsuz koşullara rağmen aldığı bu destek ve dayanışma ile hükümete sesini duyurmaya çalışıyor.
Gelin bu sesin gücünü hep birlikte arttıralım, statları dolduran işçilerin sesi ile taleplerimizi ve haklı mücadelemizi daha geniş kitlelere duyuralım. 17 Ocak tarihli Türk-İş mitinginde Ankara’da futbol taraftarlarının desteğini açtıkları pankartlarla gördük. Endüstriyel futbola karsı durusu ile tanınan Forza Livorno da TEKEL işçisine dayanışma çağrısı yaptı ve artık maçlarında enternasyonali TEKEL işçisine atfederek okuyacağını açıklayarak, maçlarda işçilere destek pankartlarının açılması için tüm tribünlere çağrıda bulundu. Forza Livorno, Halkın Takımı, Karakızıl basta olmak üzere bu konuda kendilerine yakışan duyarlılığı göstererek TEKEL işçisinin tribünlerdeki sesi oldukları için tüm taraftarlara teşekkür ediyor,minnetlerimizi sunuyoruz.
TEKEL işçilerinin direnişini Avrupa’da gündeme taşıyan Alerta Network grubuna bize enternasyonal dayanışma sundukları için emeğin adına mücadelenin en zor günlerinde işçilerin selamını gönderiyoruz.

Emeğin yüceliğine inanan diğer tüm futbol taraftarlarını da tribünlerde TEKEL işçisi için dayanışma seslerini yükseltmeye davet ediyoruz. Haydi futbol taraftarları, sizi tüm yüreğinizle desteğe çağırıyoruz, statları dolduran işçiler tüm dünyada haksızlığa, sömürüye karsı birleşsin ve statlar işçinin haklı sesiyle inlesin. Sizler olduğunuz sürece TEKEL İşçisi yalnız değildir, yalnız kalmayacaktır!!!

TEKEL İŞÇİLERİ VE TEKGIDA-İŞ SENDİKASI

20 Aralık 2009 Pazar

Halk Bankasi:0 - Halkin Takimi:3

Bayan voleybol takimina olan ilginin tavan yaptigi su gunlerde, 2 sezon oncenin cifte kupalisi erkek voleybolculari unutmak olmaz deyip dustuk Orka'yla yollara. Selim Sirri'da artik bir klasik haline gelen park sıkıntısı nedeniyle salon etrafinda birkac tur attiktan sonra ancak bulabildigimiz yere arabayi koyup, kosar adimlarla salona giris yaptik. Yine ayni saatlerde renktasin macini seyretmek uzere de HoAmca, Diego ve Alkolik 19 Mayis tribunlerindeki yerlerini almislardi.
Iceri girdigimizde skorborda yansimis olan Fenerbahce ustunlugu mac boyunca devam etti. Mac oncesi konusurken ortak dusuncemiz 5 setlik bir mac olacagi yonundeydi ama sagolsun cocuklar isi kisa tuttular. 2.setin sonlarina dogru yasattiklari stresi saymazsak mac, ozellikle de 3. set bizim adimiza rahat gecti. Hucumda ve savunmada cok fazla zorlamadan maci 3-0 gibi net bir skorla kazanan takimda en cok one cikan isim ise takimi paslariyla cok iyi organize eden Arslan Eksi'ydi. Arslan'in yani sira Coskovic ve takima katkisi halen istenen duzeyde olmasa da Gardner macin diger etkili isimleriydi. Macla ilgili dikkat ceken bir nokta da Demeter'in kenarda bekleyen hicbir oyuncuya sans vermeyip maci 7 oyuncuyla tamamlamasi oldu. Bu galibiyetle ligin ilk yarisini I.B.B ve Arkas'in ardindan 8 galibiyet ve 3 maglubiyetle 3. sirada bitirmis olduk.
Halk Bankasi'nin Koreli smacoru Sung Min Moon'un kisisel seyircilerinin sempatik tavirlari ve Ankara'daki voleybol maclarini kacirmayan Unifeb'in mac boyunca yaptigi eglenceli tezahuratlar da tribundeki keyifli anlardi. Unutmadan; Unifeb'in gecen sene Polis Akademisi formasiyla mucadele eden Halk Bankasi'nin yedek pasoru Caglar oyuna girdikten sonra, gectigimiz sezon Ankara'da oynadigimiz Akademi macindaki makaraya kaldigi yerden devam etmesi de tribun hafizamizin, toplum hafizamizdan daha onde oldugunun bir gostergesiydi.

Ankara takviminde sirada carsamba gunu erkek basketbolcularin oynayacagi Turk Telekom maci var, bu macla 2009 yilinda son kez izleyecegiz Fenerbahce'yi Ankara'da. Tanjevic'e hakettigi tepkiyi gostermek icin kac zamandir bekledigim bu maci Ekonometri sinavinin oncesine denk getirip beni ters koseye yatiran basketbol federasyonuna ise buradan sevgilerimi(!) sunuyorum.

17 Kasım 2009 Salı

Nereye Kadar?

Kadikoyde bilet fiyatlari ve bu fiyatlar ile ilgili dusuncelerimiz malum. Deplasman konusunda ise son iki ornekten yola cikarsak; Kayseri'de 60 TL, Inonu'de 75 TL. Anadolunun diger koselerinde de fiyatlar buna benzer; en azindan Fenerbahce maclarinda oyle. 34 macin 34'une de gittigimden degil, merakimdan. Nereye kadar?

31 Ağustos 2009 Pazartesi

55 Kere Masallah...

"...Son yaptığım içtimai‚ felsefi‚ harsi‚ kozmografi tetkikat neticesinde‚ anladım ki‚ Fener‚ İstanbul‚ Kadıköy‚ filan semtlerinin mümessilidir Galatasaray Beyoğlu‚ Şişli semtlerinde taraftar sahibidir. Fener´in kaptanı Sirkeci´de dükkn açmış Galatasaray´ınki Beyoğlu´nda. Ben‚ iki gözüm‚ spordan anlamam ama şimdi neden‚ Fener´in taraftarı‚ Galatasaray´ın balosu‚ müsameresi çoktur bunu anladım işte. Sporda da olsa‚ halka dayanalım vatandaşlar! Halka‚ kapılarımızı geniş açalım iki gözüm!"

Nazım Hikmet-Yeni Gün‚ 1931

Boyle Buyurdu Alex...

-Mac yazisini Diego'ya birakip, dunku macta dikkatimi ceken birkac noktayi kisa kisa geceyim,

-Gokhan'in son antremanda sakatlanmasi ve yabanci sinirlamasindan dolayi Daum, Bilica'yi kulubeye cekince alisilanin disinda defansta Onder ve Bekir'i birlikte izleme firsati bulmus olduk,

-Su bir gercek ki savunmamiz Onder veya Bekir'den ayni anda sadece 1 tanesini kaldirabiliyor, 2si de cok basit pozisyon ve hamle hatalari yapiyorlar ki ilk olarak Ergin Keles'in 2.yarida sag kanadimizda Onder'i gecip Bekir'den siyrilmaya calisirken yerde kaldigi pozisyonu, sonrasinda da yedigimiz golde Onder'in Ergin'in onune gecmek yerine ona eskortluk yapisini gozunuzun onune getirmeniz yeterli,

-Her ne kadar guven vermese de; Bilica saglamsa Bilica oynamali stoperde, Onder degil,

-Gokhan'in yoklugunda bu macta Bekir'in yerine daha once Milli takimda da sagbek olarak forma giyen Mehmet Topuz denenebilirdi; bu arada bek demisken yedigimiz golde Roberto Carlos'u goren var mi?

-Cristian'in performansini bircoklarinin aksine cok begendim, mactan sonra %100 Futbol'da Ridvan'i dinliyorum, Cristian icin basmiyor,isirmiyor, Selcuk'tan farki yok dedi, inanamadim; defans ikilisinin arasina girip savunmayi 5'lemesinin onemi ust duzey maclarda daha rahat anlasilacaktir,

-Cristian'in savunmanin arasina girdigi anlarda basta Emre olmak uzere ortasaha ve hucum oyuncularinin da gelebildiklerince geriye gelip alan daraltmalari onem teskil ediyor, zira dun macin belli bolumlerinde bu bolgelerden yeterli destek gelmeyince ortasahada buyuk bosluklar gorduk,

-Takimin gol ayaklari olarak one cikan Andre Santos ve Kazim, kanatlarda gereken etkinligi saglayamayinca hucumda uretken olamadik; Andre Santos'un yogun mac trafiginden olumsuz etkilendigini dusunuyorum,

-Emre'nin kirmizi karti icin soyleyecek cok birsey yok, Daum'un aciklamalarinda soyledigi gibi rakip takimlar gecen sezondan beri sistematik olarak Emre'nin uzerine oynuyorlar; ama Emre'nin de artik uzerindeki formanin Galatasaray degil Fenerbahce formasi oldugunu; parcali formaya hakemlerin gosterdigi sabrin ve tahammulun, cubukluyla gosterilmedigini ogrenmesi lazim,

-Emre'ye en az 3 mac ceza gelecegi yaziyor bugun gazetelerde, yoklugunda onun yerine Selcuk'u degil oyunun iki yonunu de oynayabilen saglam bir Mehmet Topuz'u tercih ederim,
-Guiza-Alex ikilisi macin son 10 dakikasina kadar ortada yokken bir anda ortaya cikip maci kazandirdilar; tabi bu arada Semih'in de bu ikiliye katilarak sac ayagini tamamladigini atlamamamiz lazim,

-Alex'in Guiza'ya attigi pas, rovesatasi ve gol oncesi direkten donen kafa vurusu oncesi yaptigi kosular ders olarak okutulmali, gercek bir futbol sihirbazi veya Papazin Cayiri'nin dedigi gibi Fenerbahce'nin Gaudi'si,

-75.dakikada 10 kisi kaldiktan sonra one gecmek, rakibin esitligi yakalamasi ve son dakika goluyle gelen galibiyet; Daum'la Heyecan Firtinasi'na hosgeldiniz,

-6 haftalik surecte 9 mac oynayip; 7 galibiyet 2 beraberlik almak hele ki gecen seneden sonra inanilmaz bir performans, elbette ki bu uzun maratonda dunku gibi kotu oynadigimiz maclar olacaktir, onemli olan oyle veya boyle bu maclari minimum hasarla atlatmak,

-Milli mac icin verilen ara isimize oldukca yarayacak, ozellikle sakatliktan yeni cikan Ozer Hurmaci ve Mehmet Topuz'un takima adaptasyonu acisindan iyi gelecektir bu ara,

-Dun gece bircok futbol programinda Fenerbahce'ye transfer edilen ve bugun imza atacagi soylenen Sercan Yildirim icinse sabah saatlerinde kesin ifadelerle bir yalanlama daha geldi resmi siteden, bizim icin Ocak ayina kadar transferin kapandigini soyleyebiliriz artik...

18 Ağustos 2009 Salı

Seviyorum Seni...



Nazim Hikmet'in dizeleri, Onur Akin'in notalari ve Fenerbahce taraftarinin sesi...Muhtesem...

"seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi..."

Credits:Dr. ABC & Enes Elver

6 Nisan 2009 Pazartesi

Bol raki, az biber gazi...

Ankara'dan sıkılınca haliyle ilk istikameti de panzehir misali Istanbul oluyor insanin...Cuma gunu yola cikarken Cumartesi aksaminin bir kismini Dolmabahce tribunlerinde gecirmek aklimda yoktu dogrusu. Ta ki yolda konustugum Besiktasli bir arkadasim "Maca gelir misin?" sorusunu sorana dek. Mac oncesi hafta basindan beri planlanan mesale organizasyonundan da haberdar oldugumdan teklifi kabul ve cuma gunu kopru trafigine takilmamak icin gaza yuklenerek yola devam ettim.
Yeni Raki'nin yeni cikaracagi ve cuma gunu itibariyle henuz piyasaya surmedigi rakisi "Yeni Seri"yi denemek ve eski dostlarla hasret gidermek icin kurulan raki sofrasindan sonra gece yarisini biraz gece Taksim'e indik. Kucuk Beyoglu'nda devam eden gece, Mentha, Babylon Lounge, Lokal, Jazz Stop derken acikan karinlarla beraber dogal olarak Bambi'de yenen kasarli durum donerle son buldu. Gecenin beni en cok sasirtan yaniysa sabahin 05.00'inde Jazz Stop'a girmek icin bekledigim siraydi. Sehir tam anlamiyla gunduzu yasayip, her geceyi seviyordu ve bize de sadece ona ayak uydurmak kaliyordu.
Gec biten gecenin ardindan ertesi gun kahvalti saati ister istemez 14.00'u buldu ve Istanbul'a gelmisken de Ortakoy'e ugrayip bir bogaz havasi alip kumpirinden yememek elbette ki olmazdi. Saat 16.00'ya yaklasmaya basladiginda dunyadaki en guzel yuruyus yollarindan biri olduguna inandigim Ortakoy-Besiktas yoluna dusup, Buyuk Besiktas Carsi'sinin onunde bizi bekleyen arkadaslarla bulustuk. Kafalar cekilmeye coktan baslanmisti ve ortamda yapilacak mesale organizasyonuna dair bir hareketlilik dikkat cekiyordu. Carsi'nin onunden Koyici'ne dogru hareketlenip bircok defalar adini duydugum Hasbi Balik'in onunden Abbasaga Parki'na dogru ciktik. Parkta organizasyon detaylari konusulduktan sonra Barbaros'a cikilmaya baslandi.Barbaros'ta uzun suren bir beklemeden sonra, takim otobusunun gorulmesini mutakipen yakilan mesalelerden sonra stada dogru yola ciktik. Dolmabahce yolunda ise bizi gunun ilk surprizi bekliyordu, zaten agir ilerleyen yolda stada yaklastikca tam bir kaos ortami hakim olmaya baslamisti,once bizim geldigimiz yone dogru kosan insanlari sonrasinda ise hemen az ileride yukselen beyaz gaz bulutunu gorduk, ki gormemizle gozlerimizin yanmasi da bir oldu.
Devletin kolluk gucleri kendilerine verilen yetkileri yine suistimal etmis, karsilarindakilerin de insan oldugunu defalarca oldugu gibi bu sefer de unutup saga sola cocuk, kadin, genc, yasli demeden biber gazi ve tazyikli su sikiyorlardi. Bakildiginda bizim acimizdan fikra gibi bir manzara vardi, yemek yemek icin giden diger Besiktasli arkadaslardan ayrilmis; bir Besiktasli, bir Galatasarayli ve bir Fenerbahceli kolkola girmis, zar zor nefes alarak agzimizi yuzumuzu sarmis vaziyette stada dogru yurumeye devam ediyorduk. Ustelik birimizin bileti dahi yoktu, sadece karaborsaciyla telefonda konusmus ve bulusma yeri belirlemistik. Kapali tribun girisine geldigimizde birkez daha arbede yasandi fakat aradan bir yolunu bulup giselere ulastik, karaborsaciyi aradigimizda biber gazi ve yasanan olaylar yuzunden bulusma yerini terketmek zorunda kaldigini soyleyince gunun 2. surprizini de yasamis olduk, zira giselerde Kapali ust bileti kalmamisti. Karaborsadan Kapali alt alip Galatasarayli arkadasi yukari cekmeyi planladik ve gordugumuz ilk karaborsacidan kapali alt biletini alip turnikelere hareketlendik, gunun 3. surprizi ise bizi bu sefer stadin icinde buldu, dakikalar gecerken kapali altta bir turlu yukari cekecek tanidik bir yuz goremedik, guc bela telefonla arkadasa ulastigimizda da kendisine biletin gecersiz oldugunun ve maca giremeyeceginin soylendigi bilgisini aldik, yapacak birsey olmadigina kanaat getirdigimizde kendisinden Musa Usta Ocakbasi'na oturup 1 buyuk soylemesini istedik.
Maci izlemek icin sectigimiz yer Besiktasli arkadasimin ugurlu olarak nitelendirdigi Kapali Ust'un Yeni acika yakin tarafiydi, yemek icin ayrilan tayfanin tercihi ise kutuydu. Bulundugum konumda hemen sagimda Zeki Demirkubuz ve Cem Dizdar'i gordugumde ise sasirmadim dersem yalan olur, ogrendim ki her maci Ibrahim Altinsay ve FD ile birlikte hep ayni yerde izleyen bir tayfalari varmis. Takimlarin sahaya cikisi ise ayri bir ironikti, az once stadin disinda polisle arbede yasayan ve hakli tepkilerini tribunde sozlu olarak ifade eden Besiktas taraftarinin onune Besiktas futbol takimi Polis Teskilatinin bilmemkacinci yilini kutlayan bir pankartla cikiyordu.
Mac geneline baktigimizda ustun oynayan ve pozisyonlari kaciran taraf Besiktas'ti, ozellikle golden sonra tribunlerin de iyice havaya girmesiyle, her ne kadar mac Besiktas'in galibiyetiyle de sonuclansa seyri keyifli bir atmosfer oldu diyebilirim. Macla ilgili en cok dikkatimi cekenler ise Kayserispor'un Manchester United vari korneri, Besiktas tribunlerinin sampiyonluk arzusunun ust duzeyde olusu ve mac sirasinda cok kisa soylense de son zamanlarin en iyi bestelerinden bir tanesine imza atmis olmalariydi. "Sen benim her gece efkarim" biraz arabesk sayilabilecek bir beste olmasina ragmen oldukca guzel ve bir o kadar da akilda kalici. Macin sonlarinda trafige takilmamak icin macin bitis dudugu beklemeden stadtan ayrilip bizi onunde 1 buyuk Burgaz Yesil ile bekleyen arkadasimizin yanina kurulduk ve her raki sofrasinda oldugu gibi ulkeyi kurtarmanin yollarini aradik. Ulke kurtarirken gosterilen birliktelik, konu futbola geldiginde bir turlu saglanamadigindan ocakbasini kapatmak icin basimizda bekleyen servis elemanlarini daha fazla bekletmemek adina baska bir zamana birakildi ve evin yolu tutuldu.
Ertesi sabah ise guzel havanin da etkisiyle adresimizi Caddebostan sahil olarak belirledik ve sonrasinda geride guzel anilarla dolu, bol raki ve az biber gazli bir haftasonu birakarak pek de istemeye istemeye Ankara'mizin yolunu tuttuk.