ezeli rekabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ezeli rekabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2011 Cumartesi

Vay Vay Vay Vay...

Fenerbahçe(1): 77 - Galatasaray(0):58

Galatasaray(0): 51 - Fenerbahçe(2):73

Öncelikle başlık için FBTV ekranlarında maçı yorumlayan Mehmet Baturalp'e teşekkür etmek gerek. Zira dün Anete ilk yarıda 3'lükleri peşpeşe sıralarken mütemadiyen "vay"ladı Batur Abi. Maçlar öncesinde eşleşmeye dair yazdığım yazıda Fenerbahçe için şanssız bir eşleşme olduğunu yazmıştım ancak bugün oturup oynanan 2 maçta ortaya koyulan mücadelelere ve skorlara bakınca pek de öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Maçlar beklentimin aksine derbi değil tipik bir 1-16 eşleşmesi kıvamında geçti.

Hem Caferağa'da hem de Abdi İpekçi'de birbirine benzer iki maç izledik aslında. Tek fark Caferağa'daki ilk karşılaşmada Galatasaray'ın Fenerbahçe'nin ilk darbesinde yıkılmayıp en azından bir periyot karşılık vermesiydi. Kendi evlerinde oynanan maçta ise maçın başından yumruğu yeyip karşılık bile veremeden nakavt oldu sarı-kırmızılılar. Ayrılıklar sonrası Fenerbahçe'nin tempolu basketbol oynayan fantastik hücum takımı hüviyetinden hücumda daha az atan ve savunmasıyla bezdiren takım kimliğine bu denli hızlı bir şekilde bürünmesi ve yeni katılan oyuncularla birlikte yeni rol paylaşımlarında da sıkıntı yaşanmamasında en büyük pay Koç Ratgeber'in diye düşünüyorum. Sempatik kişiliğinin yanı sıra çok da iyi bir basketbol adamı Macar koç, umarım uzun seneler kadın basketbol takımımızın başında yer alır.

Serideki bireysel performanslara baktığımızda beklenildiği üzere Fenerbahçe'nin yerli oyuncularının ön plana çıktığını ve Galatasaray'ın yerlilerine her alanda üstünlük sağladıklarını görüyoruz. Özellikle ilk maçta Nevriye ve Birsel'in, ikinci maçta da Esmeral'ın performansları fazlasıyla etkileyici. Galatasaray tarafında ise bütün çabalara rağmen Fowles'un beklenenin uzağında kalması dikkat çekici. Neredeyse her hücumda topu Fowles'a indirmeye çalıştı Galatasaray kısaları ama 2'li hatta yeri geldiğinde 3'lü sıkıştırmalarla onun etkinliğini minimuma indirmeyi başardık, sıkıştırmalar sonucu dışarı çıkartılan toplarda ise Galatasaray kısalarının boş atışları kullanmada çoğu zaman tereddüt etmesi ve kullandıkları toplarda da isabet sağlayamamaları hucümda çok da fazla opsiyonu olmadığını gördüğümüz sarı-kırmızılıları iyiden iyiye çaresiz bıraktı Fenerbahçe karşısında.

Sonuç olarak senelerden beri olduğu gibi bir kez daha Euroleague'de son 8 takım arasına kalmayı başardık. Son rakip Beretta Famila - Spartak Moskova eşleşmesinden gelecek takım olacak Final 4 öncesinde. Saha avantajı da göz önünde bulundurulduğunda Rus temsilcisiyle geçen senenin rövanşında karşılaşmamız daha yüksek bir ihtimal olarak duruyor. Geçen sene Taurasi neredeyse tek başına yıkmıştı Fenerbahçe'yi ama bu sefer Taurasi olmayacak. Ne Spartak Moskova'da ne biz de...

1 Şubat 2011 Salı

Top16'da Ezeli Rekabet Heyecanı...

Fırtınalı günleri yavaş yavaş geride bırakan Fenerbahçe kadın basketbol takımı Euroleague'de son 8 takım arasına kalabilme mücadelesine bugün start veriyor. Rakip tanıdık, bu sezon önce Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında daha sonra da ligde oynanan karşılaşmada 2 kere mağlup ettiğimiz, sene başındaki tahminlere bakıldığında özellikle Euroleague'de beklentilerin oldukça altında bir performans sergileyen ve son maçını kazanıp ismini 16 takım arasına ancak yazdırabilen ezeli rakip Galatasaray.

Açık konuşmak gerekirse Fenerbahçe'nin Euroleague'de 10'da 10 yaparak son 16 takım arasında lider olarak yer aldığı bir senede gidip de Galatasaray'la eşleşmesi tek kelimeyle şanssızlık Fenerbahçe adına, aynı şekilde bunun Galatasaray için de bir şans olduğunu söyleyebiliriz. Bugün kadın basketboluyla uzaktan yakından ilgisi olan hangi Galatasaraylı'ya sonrasanız ilk 4 takım arasından kimi istersiniz diye, hiç kuşku yok ki cevapları Fenerbahçe olur.

Elbette bunun bir çok nedeni var, öncelikle Galatasaray'ın deplasmanlardaki kötü performansı göz önünde bulundurulduğunda ülke hatta şehir değiştirmeden tanıdıkları bir atmosfer olan Caferağa'da oynamak kendileri açısından olumlu görünüyor. Diğer bir faktör ise derbi mücadelesi olmasından dolayı serinin 2. maçında Abdi İpekçi'de önceki maçlara göre nispeten dolu bir salonda oynayacak olmaları, Cumhurbaşkanlığı maçında da görüldüğü üzere futboldan ümidi kesen Galatasaray taraftarı için sırf Fenerbahçe nefreti salona koşmak için yeterli bir neden.

Gelelim doğrudan Fenerbahçe tarafından kaynaklı ve ezeli rakibin yalnızca bu eşleşme için değil lig şampiyonluğu için de avucunu ovuşturmasına neden olan başlıca sebebe; bu sebep elbette ki herkesin malumu olan ve yazının başında da belirttiğim üzere Fenerbahçe'nin son aylarda yaşadığı fırtınalı günlerin de nedeni olan zamansız ayrılıklar. Penny ve Diana, liderlik özellikleri, sahada gösterdikleri mücadele ve sergiledikleri performanslar bir yana karşı takımı psikolojik olarak da yıpratan etkenlerdi Fenerbahçe adına, bunu daha önce Galatasaray'la oynanan iki karşılaşmada da görmüştük. Özellikle ligde büyük bir kısmını geride götürdüğümüz maçta Birsel'le birlikte bu iki isim maçın kazanılmasında çok önemli rol oynamıştı. Onların yokluğunda ister istemez kısa zamanda büyük bir değişim geçirdi Fenerbahçe, geçirmek zorunda kaldı. Bu süreçteki en büyük şans ise Koç Ratgeber'in varlığıydı hiç kuşku yok ki. Kısa sürede yapılan Angel, Anete ve Tammy transferleri yalnızca kadronun değil takımın oyun sisteminin de değişmesine de neden oldu. Takım Penny ve Taurasi'nin yokluğunda en önemli sınavını Euroleague'in favorilerinden UMMC Ekaterinburg karşısında sahaya yüreğini koyarak verdi ve bu testi geçti.
Şimdi ise bir başka test var takımın önünde, bu test yalnızca Final 4 hedefinin ne derece yakın olduğu göstermekle kalmayacak, sezon sonunda lig şampiyonluğu için de şimdiden ellerini ovuşturanlara gerekli mesajı verecek bir test. Fenerbahçe'nin Birsel-Esmeral-Nevriye yerli troykası ve Koç Ratgeber'in büyük maç tecrübesi en büyük avantajı bu seride de, sarı kırmızılılarda ise Fowles'un son haftalarda yükselen grafiği dikkat çekici. Pota altında Nevriye-Matoviç-Nevin-Tammy 4'lüsünün Big Syl'e karşı vereceği mücadele serinin kilit noktalarından biri olacak. Bir diğer ilgi çekici eşleşme ise 2006'da WNBA'de yılın çaylağı seçilen ancak sakatlığı sonrasında ritm bulmakta zorlanan Seimone Augustus ve bu ödülü almaya 2009 yılında almaya hak kazanan ve takıma yeni yeni ısınan Angel McCoughtry arasında.

Gönlümüzden geçen elbette ki kızlarımızın seriyi 3. maça bırakmadan Abdi İpekçi'de işi bitirip ezeli rakibini süpürerek herkese gereken mesajı vermesi ve Final4 yürüyüşüne devam etmesi. Bu yolda Caferağa'da yerini alacak Fenerbahçe taraftarına da büyük iş düşüyor, sahayı Galatasaray'a dar ederek, özellikle savunmada Fenerbahçe'nin 6.adamı olması gerekiyor taraftarın. Ligdeki karşılaşmada bunu başarabilmişti Fenerbahçe taraftarı, bugün ve gerektiği takdirde serinin 3. maçında aynı performansı göstererek gerçek bir deplasman havası yaratmak, takımla birlikte tek vücut olmak, parkede çubukluyu terletenlerin işini kolaylaştıracak ve turun kapısını aralamamızı sağlayacak bir diğer kilit nokta olacaktır.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Perşembe'nin Gelişi...

Fazla uzaklara gitmeyelim daha 3 sezon önce oynanan tarihe "sulu derbi" olarak geçen maçta çıkan olaylara, Ayhan Şahenk'te kadın basketbolculara atılan viski şişelerine, Pondexter formasını öpünce kudurup onu linçe yeltenenlere veya 2 sezon önce bir Fenerbahçe maçında kendilerini kaybederek tribünü örten çatıya çıkıp onu çökme noktasına getirenlere hiç değinmeyelim mesela.

Sadece geçtiğimiz seneyi bir gözünüzün önüne getirin; Abdi İpekçi'de oynanan Cemal Nalga'lı(!) maçı ve ufacık bir çocuğun formasından tahrik olabilecek kadar psikolojileri bozulmuş olan sözde insan topluluğunu ve linç kültürünün nasıl orada da devreye girdiğini hatırlayın. Hadi o kadar uzağa da gitmeyin henüz birkaç ay önce yine Abdi İpekçi'de oynanan Fenerbahçe-Galatasaray Kadın Basketbol Cumhurbaşkanlığı maçını düşünün, sahaya ve karşı tribünlere yabancı madde yağdıran ve akabinde boşaltılan tribünlerin hangi takımın tribünleri olduğunu anımsayın. Sonra da dünkü olaylara bakın. Sürpriz mi? Elbette ki değil, yıllardan beri neredeyse her branşta Fenerbahçe'nin altında ezilenlerin halet-i ruhiyelerinin spor sahasına tezahürü dün yaşananlar.
Daha önce yaptıklarına bakınca 15-16 yaşındaki çocuklara tekme tokat saldıranlara da şaşıramıyor haliyle insan. Ortama bakıyorsun 4 ya da 5 tane güvenlik görevlisi ya var ya yok. Yer neresi Florya yani Galatasaray'ın tesisleri peki olaylardan sonra Galatasaray Yönetimi ne diyor "kontrolümüz dışında gelişen olaylar" orası neresi yahu senin antreman sahan vs. hepsi orada değil mi sen değilsen ya kim sorumlu oranın kontrolünden?!?! Resmi sitelerinden açıklama yapıyorlar bir de, neymiş efendim "üzüntü duymuşlar" ne bir özür dileme var ne de başka bir şey yalnızca "üzüntü duymuşlar", onu da duymasaydınız ya efendiler, malum geçen sene erkek basketbolculara taraftarları saldırdığında da benzer bir tutum takınmışlardı "biz özür dilemeyiz tahrik vardı" diye. Sembolleştirdiğiniz ve utanmadan neredeyse bir sömürü malzemesi haline getirdiğiniz Metin Oktay'ın kemikleri sızlıyordur eğer olanları görüyorsa, adının verildiği tesislerde 10'un formasını giyen insan müsvettelerinin yaptıkları ve övündükleri şeyler ters döndürüyordur Taçsız Kral'ı mezarında.

Kim ne derse desin, balık baştan kokuyor ve yalnızca yönetimler değil medya da bu işe çanak tutuyor. En basitinden geçtiğimiz hafta içerisinde Karşıyaka Basketbol Takımı'na Kıbrıs Rum Kesimi'nde saldırı olduğunda "Barbar Rumlar, Hayvanlar, vs" gibi şövenist başlıklarla olayı manşetten duyurup olayı bütün bir halka maledenler, bugün kıvrak manevralarla dün yaşananları geçiştirmeye ve "3-5 kendini bilmez" sığlığına indirgemeye çalışıyorlar.

Şimdi bu çarşamba günü Abdi İpekçi'de erkek basketbol derbisi var, senenin son derbisi, izleyelim bakalım neler olacak, nelerden tahrik(!) olacak bu sefer Galatasaray taraftarı, 3-5 kendini bilmez(!) ne rezillikler yapacaklar ve Galatasaray yönetimi suçu ne şekilde Fenerbahçe'ye yıkmaya çalışacak?

29 Kasım 2010 Pazartesi

Bir Tribün Takıma Maç Kazandırır!

Adana deplasmanı sonrası oynanan UMMC Ekaterinburg maçının etkilerinin bu denli hissedildiği bir maçta sergilenen 3 periyotluk kötü performansa rağmen ligdeki tek rakibimiz karşısında kızlarımızın aldığı galibiyet muazzam.

Maçla ilgili çok fazla teknik taktik yazılacak bir şey yok şu saatten sonra ama 3 periyot boyunca hücumda yapılan yanlış tercihler ve savunmada kalkmayan kollar son periyota 58-49 geride girmemizin başlıca nedenleriydi. Ancak tribünde hiç umudunu kaybetmeyen ve takımına durmaksızın destek olan bir taraftar vardı bu dakikaya kadar, son periyota en ufak bir kıvılcımda yangına dönüşmeye hazır durumda çıkan takım da tribündeki taraftarlara eklenince rakibin üzerine kabus gibi çöktük son periyotta ve maçı 74-68'lik skorla kazanmayı başardık.

İstatistik kağıdına baktığımızda Birsel Vardarlı'nın hanesinde gördüğümüz 5 sayı-4 asist-4 ribaund onun maçtaki katkısını anlatmak konusunda fazlasıyla yetersiz kalıyor. Tıpkı Ekaterinburg deplasmanında olduğu gibi Caferağa'da da son periyotta direksiyonun başına geçti ve takımı maçta tuttu. Son periyotta yakalanan 25-10'luk skorda taraftarla ve Penny Taylor'la birlikte en çok katkısı olan isimdi Birsel. Alınan bu galibiyet final serisinde skor avantajını olmasa da saha avantajını ele geçirmek adına çok değerli. Karşılaşmayı tek bir cümleyle özetlemek gerekirse o cümle de zaten bu postun başlığında...

Maç sonrasında ise inanılmaz keyifli röportajlar ve çok güzel görüntüler vardı Caferağa'da. Aşağıdaki linklerde Taurasi ve koç Ratgeber ile yapılan röportajları bulabilirsiniz, özellikle koçun sempatik kişiliğinin yanında işine ne denli kendisini adamış bir insan olduğunu görmek oldukça sevindirici...

http://www.youtube.com/watch?v=qQSOZK0NHZw

http://www.youtube.com/watch?v=NM8ohaGTNI8

Edit: Resmi siteden ise pek görmediğimiz bir jest geldi haftasonu oynanan karşılaşmalar sonrası bugün ve taraftara yönelik iki ayrı teşekkür metni yayınlandı.

BİR ZAFERE BİRLİKTE İMZA ATMAK

KESİNTİSİZ GÜÇ

22 Ekim 2010 Cuma

Pazarın Gelişi Perşembeden Bellidir...

TBF'nin işgüzarlığı yüzünden maçın tamamını canlı olarak izlemek mümkün olmadı ama kah TBF'nin canlı yayın ve istatistik sayfalarından, kah Twitter'dan, kah antu'dan bir şekilde takip etmeye çalıştım karşılaşmayı. Maçın hemen sonrasında ise FBTV'nin bant yayınıyla olan bitene hakim olabildim ancak.

Maç öncesinde beklentim çok çekişmeli bir mücadele olacağı yönündeydi. Kadro kalitesi olarak Fenerbahçe öne çıksa da Galatasaray'da Augustus'un dönüşü ve mevkisinin en önemli isimlerinden Sylvia Fowles'un transferi kafamda soru işaretlerine neden oluyordu. Başabaş geçen ilk periyottan sonra 2. ve 3. çeyreklerde maçın tartışmasız hakimiydi Fenerbahçe ve zaten bu 2 periyotta ortaya çıkan skor da bunun en net göstergesi:51-26. Son periyotta yaşanan olaylar ve yıllardan beri terbiye manyağı olmalarına rağmen hala uslanmayan Galatasaray taraftarının salon dışarısına çıkartılması maçın önüne geçtiyse de 30 sayıya kadar çıkan farkın kapanmadı ve Fenerbahçe 75-68'lik sonuçla 7. defa kupayı müzesine götürmüş oldu.

Maçın Fenerbahçe adına bu denli rahat geçmesinde en büyük pay hiç kuşku yok ki Birsel ve Nevriye'nin performanslarıydı. Karşılaşma öncesi herkes Taurasi, Augustus, Fowles gibi WNBA yıldızlarının öne çıkmasını beklerken derbiye damgasını vuranlar yerliler oldu. Fenerbahçe'nin yerli oyuncuları toplamda 42 sayıya imza atarken Galatasaray'ın yerlileri 30 sayıda kaldılar. Galatasaray yaptığı onca transfere rağmen Fenerbahçe'nin yerli kalitesine halen ulaşamamış durumda ve son senelerdeki derbi üstünlüğümüzde Birsel-Nevriye-Esmeral 3'lüsünün çok büyük emekleri var. Dünkü maçta çok şeyler beklediğimiz Taurasi oldukça düşük bir şut yüzdeyle oynamasına ve yalnızca 8 sayıda kalmasına rağmen ikili oyunları ve akıl dolu paslarıyla dikkat çekti. O takıma takım da ona alıştıktan sonra ilerleyen haftalarda gerek içeride gerek dışarıda çok canlar yakacaktır Dee.

Son olarak koç Laszlo'nun da hakkını vermek gerek, pozitif havasını takıma da yansıtmayı başarıyor Macar koç. Takıma yerleştirmek istediği pasa dayalı oyun dün çok net kendini belli etti, oyuncuların da boş arkadaşlarını bulma ve pas geçirme çabası birçok pozisyonda kolay basketler bulmamızı sağladı.

Önce Fenerium kupası, şimdi de Cumhurbaşkanlığı kupası...Geçtiğimiz sezon bıraktığımız yerden devam ediyor kadın basketbolcularımız...Ancak takımın yumuşak karnı pota altı ve konulan hedeflere ulaşmak için bu bölgede gerekli sertliği sağlamamız şart aksi takdirde Avrupa'da ilerleyen turlarda sıkıntı yaşarız...

10 Haziran 2010 Perşembe

Stoch...

Bugun 10 Haziran 2010 persembe, bugun guzel bir gun...Sizin oralardan da duyuldu mu bilmiyorum ama bugun Istanbul'un karsi yakasindan "STOCH" diye bir ses geldi...Karsi yakadakilere tavsiyem; kendilerini fazla uzmesinler zira Fenerium'larda formasini bulabilirler, yalniz bu sefer ellerini biraz daha cabuk tutmalari gerekecek ki forma Stoch'lari da tukenmesin...

P.S. Umarim bugun yasanan gelismeler -Miroslav Stoch transferi,Aydin Hoca'nin donusu ve Jan De Brandt'a resmi site araciligiyla tesekkur edilmesi- kulupte yasanacak zihniyet degisiminin de habercisidir...

8 Haziran 2010 Salı

Baris ve Dostluk???


Videoda izleyeceginiz goruntuler ve basligin ne kadar uyumlu oldugunu tartisacak degilim. Olympiakos'un maclarina ev sahipligi yapan ve goruntulerde yer alan salonunun adi "Peace and Friendship Stadium" ama Yunanistan liginde ezeli rakipleri Panathinaikos'la oynadiklari final serisinde evlerine 2-1 geride gelince ve daha da onemlisi PAO'nun kazanmasi halinde sampiyonlugunu ilan edecegi bir macta ne baris kaliyor ne de dostluk.

Karsilasmayi elimden geldigince internet uzerinden takip etmeye calistim. Calistim diyorum cunku cikan olaylardan dolayi yaklasik 40 dakikalik bir gecikme yasandi daha mac baslamadan. Sonrasi ise zaten goruntulerde mevcut,salonun buyuk kismi bosaltilmis olmasina ragmen mac tamamlanamadi. Bitime 1.03 kala skorboardda 69-76'lik PAO ustunlugu varken hakemler maci bitirmek zorunda kaldilar ve Panathinaikos son 13 yildaki 12. sampiyonluguna da boylece kavusmus oldu. Ortamin bu kadar gerilmesinde onceki macta Diamantidis'in kameralara yansiyacak sekilde mac esnasinda Teodosic'e tukurmesi, Yunanistan Basketbol Federasyonu'nun Diamantidis'e yalnizca 2000$ ceza vermesi ve iki taraf yoneticilerinin karsilikli aciklamalari da buyuk pay sahibi elbette.

Serinin ilk macinda cikan olaylardan sonra Avrupa'daki gelecek planlarini tekrar gozden gecirecegini soyleyen Josh Childress ise bu mactan sonra Atlanta'ya tek yon gidis biletini almistir muhtemelen.

1 Haziran 2010 Salı

Akşam Akşam...

Kalbimde çok sevda yoktur; Fenerbahce sevdasının karşılıksız sevdaların en büyüğü olduğunu yaşayarak bildiğimize göre de kalbimdeki sevdaların hiç birinin karşılığı da yoktur. Varsın olmasın; sevilmek için sevmek ya da sevinmek için sevmek bizim işimiz değil zira. Dinlemektir bizim sevdamız; dertlerine derman olabilmek, hayata karşı beraber durabilmektir. “Sağım solum sobe, saklanmayan ebe” felsefesinin kolaycılığı yoktur bizim sevdamızda. Gerekirse hep ebe oluruz. Amacımız saklanıp ebe olmamak değil; sevdiğimizin ebe olmasını engellemektir...

An itibarı ile; yarıştığı her branşta zirveye oynayan bir sevdamız var. Karşısında spor kulüpleri olduğu kadar, tek hedefe odaklanmış önemli marka ve kuruluşlar var. Bunun da ötesinde, zirve ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kulüp ve kuruluşlar bile en büyüğe çelme takarak bu rekabette iz bırakmak istiyorlar. Bir de 70 milyonun içinde yarış ve rekabetle hiç alakası yokken, sevdamız başarısız olduğunda ortaya çıkan yancı bireyler var ki sormayın. Kahvedeki masa yancılarının bile bir adabı olur; bunlarda o da yok. Gün gelir, memleketteki aptal sarışınlar bile Fenerbahçe’yi konuşur...

Mayıs-haziran dönemindeki sonuçlar ne olursa olsun dik durmak da, övünmek de hakkımız. Bizim sevdamızın rengi de, adı da bellidir. Yarıştığı her branşta, bize yılın 12 ayı şampiyonluk telaffuz ettirir. Bizi, ezeli rakipleri olarak görenleri sahada ve salonlarda, karada ve denizde hezimete uğratmakla kalmaz; formadan formaya, renkten renge sokar. Fenerbahçelinin sevinmeye de üzülmeye de 24 saat hakkı vardır, daha fazla değil. Fenerbahçeli için her yeni gün yeni bir rekabet, yeni bir rakiptir...

Yarın da yeni bir gün, yeni bir rakip. Yarın sadece Efes'le değil mücadelemiz; yarın mavi – beyaz değil tek rakibimiz. Bununda ötesinde sadece bir spor kulübu ile de değil yarın mücadelemiz. Bu formayı giyen sporcularının emeğini, bu renklere sevdalı yüreklerin mutluluğunu kanunsuz ve ahlaksız yollarla çalan zihniyetle...

Önümüzdeki yıllarda da bu durum değişmeyecek. Unutulmasın ki yayın ihalesi öncesinde Aziz Yıldırım’dan medet umanlar, kulüpler birliğini bırakmaması için diplomasi yapanlarla, sezon sonuna doğru her fırsatta Fenerbahçe’ye dil uzatanlar aynı insanlar. Önce Fenerbahçe’den rant sağlamaya çalışıp, olmayınca düşman olanları da biliyoruz hepimiz. Fenerbahçe konuşarak, Fenerbahçe düşmanlığı yaparak hayatını first-class idame ettirenler var bu ülkede...

Sarı Lacivert sevdanın yanında bir sevda daha var yüreğimde, bu son satırda akşam akşam aklıma düşen. Belki de facebook’ta bir profil fotoğrafı yüzündendir sadece. Bazen gavur icadı bir sosyal mecra yüzünden, bazen hafif alkol. Bazen akla gelen bir anı bazen de dostlar hatırlatır; unuttuğunu zannedersin ama düşer işte... Buraları bile okumaz; başka bir dünyanın insanıdır. Bir mucize sonucu okusa bile, ben olduğumu da bilemez. Deyin ki masal, bildi. Bilse bile bu hiç bir şeyi değiştirmez. Değişmeyeceğini bile bile akla da yüreğe de düşer işte... Bize de gidip, dolaptan bir Tuborg daha açmak düşer...

14 Mayıs 2010 Cuma

Ezeli Rakibimi İstiyorum...

Malum ev topluyoruz bu aralar, eşyaları kolilerken eski biletlerim ilişti gözüme. Hepsine baktım tek tek ve uzun uzun. Her hikaye , her beste , her yoldaş bir daha canlandı zihnimde.

Birkaç bilete takıldı kaldı gözlerim. Aralarından iki tanesi ne farklı galibiyetler, ne zorlu deplasman maçlarınındı.Ezeli rekabetin rekabet olduğu yıllardan kalan iki Maraton bileti. Biletix biletlerinden daha şık, sevimli ve de renkli iki bilet. Üzerlerinden 11 sene geçmiş... Maraton'da çatı altında, mümkünse ortalarda yer bulmak için maçtan on saat önce sıraya girdiğimiz zamanlar.

En önemlisi maçlar üç ihtimalli, oynanmadan bilemiyorsun kim sevinecek , kim üzülecek. Düşünün iki sene üstüste Kadıköy'de puan çıkarmış Galatasaray!
Sene 1998 ligin başı (tabi ki 6. hafta), takımın başında Löw var, fırtına gibi girmişiz sezona. Maçın başında önce yakıyoruz stadı ardından 10 kişilik rakibe karşı inanılmaz bir baskı ile 2 gol buluyoruz. Farkı beklerken sahneye Erol Bulut cıkıyor bir penaltı yaptırıp kendini de attırıyor. Bir maçın içine nasıl ediliri göstermiştir Erol Bulut. O olmasa , belki de 6-0 ı Eylül aylarında kutlayacaktık. 86'da galibiyeti kutlamaya hazırlanırken Hakan Şükür kafasıyla yıkılıyoruz.
Bir sezon sonrası, tarih 20 Kasım 1999. Allahsız bir yağmur yağıyor İstanbul'da, Ezeli rakibimiz ilk yarım saatte iki gol buluyor bu kez farka koşan onlar. İkinci yarıya çıkarken çağırıyoruz takımı, bizler inandık bestesi henüz icat olmamış, "3-0'dan 4-3 , unutmadık hala" ile motive ediyoruz çocukları. Koşuyorlar , ısırıyorlar ama rakip çok kuvvetli, Moldovan rüzgar yardımıyla farkı bire indirse de eşitleyemiyoruz skoru. 90 dakika sonunda takımımızı çağırıyoruz tribünlere, alkışlamaktan patlıyor avuçlarımız.

O gün eksik kalanın yetenekli ayaklar ve gelmeyen beraberlik golü olduğunu hissetmiştim. Şu fani gözler belki de son kez görmüş Galatasaray'ın Kadıköy'de puan aldığını. O gün bilememişiz değerini. Derbilerin heyecanını yitirmeden , sonucunu bilmeden o stada koşmak; tribünlerde coşmak nedir o günden sonra unuttuk.Merak etmeyi, heyecanlanmayı , üzülmeyi unuttuk. Keşke Hasan Şaş'ı , Hagi'yi, Bülent Korkmaz'ı ve Terim'i de çağırsaydık yanımıza, alkışlasaydık onları da... Dilim tutulsaydı da sövmeseydim o gün. Derler ya hep biri olmadan biri olmaz diye. Hakikaten öyle... Olmuyor. Her sene 15-0 , 18-1 saymaktan 5'te 5'i beklemekten sevinçleri sezon sonuna öteler olduk. Sizi yenmenin keyfini kaçırdık, alamıyoruz. Gerekirse özür de dileriz. Yeter ki sen geri dön..

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Sampiyon Fenerbahce...

Son bir hafta icerisinde 2. defa ayni basligi atiyorum blogdaki bir posta. Baska zamanlarda imtina edecegim bu durumdan inanilmaz bir keyif alarak yapiyorum ve de bunu, cunku benim nazarimda vaziyeti daha net ifade edebilecek bir baslik daha yok "Sampiyon Fenerbahce"den baska...
Kadin basketbol takimimiz Turkiye Kadinlar Basketbol Ligi final serisinde ezeli rakibi Galatasaray'i supurerek 2009-2010 sezonunda namaglup sampiyon oldu. Macin kilit noktalarindan biri koc Aydin Uguz'un ilk 2 macin etkisiz ismi Nicole Powell yerine yabanci tercihini Ajavon'dan yana kullanmasiydi ki Matee de ozellikle ilk yaridaki etkili oyunu ve 10 sayi-5 ribaundluk performansiyla bu tercihin ne kadar isabetli oldugunu gosterdi. Seyirci yasagi yuzunden Fenerbahce taraftarinin alinmadigi maca iyi baslayan taraf final serisinin ilk macindaki gibi Galatasaray'di. Sari-kirmizililar macin hemen ilk dakikalarinda 6-0'lik seriyle one firladilar fakat Fenerbahce'nin cevabi ilk mactaki kadar gecikmedi ve periyotun sonlarinda one gecmeyi basardi kizlarimiz. Ilk periyot 16-21'lik skorla tamamlanirken Fenerbahce adina Penny Taylor, Birsel Vardarli ve Matee Ajavon on plana cikan isimlerdi. Bu 3'lunun performansina ilerleyen dakikalarda Batur Abi'nin deyimiyle "Aslan Yurekli Risar" Ebony'nin de performansi eklendi. Devreye takimimiz 33-41'lik skorla onde girerken Penny hucumda skor yukunu cekmesinin yanisira sut yuzdesiyle de izleyenleri buyulemeye devam etti...

3.periyota iyi baslayan taraf Galatasaray'di, Bahar'in ustuste buldugu ekstra sayilar sari-kirmizililarin maca tutunmasini sagladi. Dar rotasyonun getirdigi yorgunluga bir de maci yoneten hakemlerin en ufakta temasta Fenerbahceli oyunculara caldigi fauller eklenince bu periyotta Galatasaray hucumda tam 26 sayi buldu. Buna karsilik kizlarimiz 16 sayida kalinca periyot sari-kirmizililarin 59-57'lik ustunluguyle tamamlandi. Macin final periyotunda savunmayi sertlestirip iceriye daha cok top indirmeye basladik ve kisa surede de one firlayarak bunun karsiligini aldi. Iceriden Nevriye ve Ebony'le buldugumuz sayilara Galatasaray Katie Douglas'la cevap vermeye calisti. Burada dikkat ceken nokta Galatasaray'in yerlilerinin hucumda sorumluluk almaktan kacmasi ve her pozisyonda topu Tamika'ya veya Douglas'a aktarmaya calismasiydi. Mac kafa kafaya giderken Galatasarayli oyuncularin kacirdigi turnikeler ve Zafer Kalaycioglu'nun final serisi boyunca sutunu riske ettigi Ebony'nin ceza atislarini iyi degerlendirmesi -ki cemberin onunden sekip giren 3lugu macin kirilma anidir- son saniyelere Fenerbahce'nin ustun girmesini sagladi. Bu dakikadan sonra da taktik faulleri iyi degerlendiren Fenerbahceli kizlar ustuste 5. toplamda da 8. sampiyonluga uzandilar.

Amator branslarin zirve yaptigi sezonda bu hareketin bayraktarligini yapan Kadin Basketbolcularin sampiyon olmamasi beklenemezdi zaten ama sezon boyunca sakatliklar ve sanssizliklar yakasini birakmamasina ragmen namaglup bir sekilde bu basariya ulasan butun oyunculari ve teknik kadroyu basta Aydin Uguz olmak uzere tekrar tekrar kutlamak gerekir. Final serisi icin bir MVP secmek gerekirse hic kuskusuz bu isim serinin 3 macinda da gosterdigi inanilmaz performansla Penny Taylor olacaktir, dunku karsilasmayi da 28 sayi-7 ribaund-2 assistle tamamlayan Penny de bir Pondexter bir Katie Smith gibi Fenerbahce'yi sampiyonluga tasiyan WNBA efsanelerinin arasina adini yazdirmayi basardi. Darisi onumuzdeki sene Diana Taurasi'nin basina... 2009-2010 sezonunda 3 ana bransta yapilan 19 karsilasmada yalnizca 1 galibiyet goren "Avrupa'ya acilan pencere"nin taraftarlari bu durumu hazmetmek de sorun yasamis olacaklar ki macin bitisiyle birlikte sahanin ortasinda sevinen Fenerbahceli basketbolculara tribunlerden yabanci madde yagmuru basladi. Daha once kafalarina viski sisesi atmisligi da olan bu guruhun davranislarina aliskin olan kizlarimiz bunun uzerine sevinmeyi erteleyip ortundukleri havlularla soyunma odasinin yolunu tuttular. FBTV kameralari bu sevinc gosterilerini canli yayinla izleyecilerine aktarirken soyunma odasinda ozellikle Ebony'nin sevinci gorulmeye degerdi. Soz televizyondan acilmisken maci D-Spor'da (ya da GS-Spor desek daha dogru) anlatan ve yorumlayan sozde tarafsiz(!) arkadaslara da cok guzel bir kapak oldu bu mac...

11 Mayıs 2010 Salı

Anladiginiz Dilden Konusalim...

Fenerbahceli kadin basketbolcularimiza mac sonunda yabanci madde yagdiran hayvanlara gelsin...

7 Mayıs 2010 Cuma

Fenerbahce(1): 57 - Galatasaray(0): 51

Itiraf etmek gerekir ki bu sene voleybolun hem kulup hem taraftar nazarinda basketboldan rol caldigi bir yil oldu. Bunu bloglarda ve forumlarda da cok net gozlemlemek mumkun. Voleybolun basketbolun bu denli onune gecmesinde voleybolda alinan basarili sonuclarin yani sira basketbol subesinde yasanan gelismelerin ve Demirel-Uslu-Tanjevic-Yildirim 4lusunun de etkili oldugunu soyleyebiliriz, oyle ki sezon basindan beri olanlari saymaya kalksak buradan Caferaga'ya yol olur. Yasanan skandallarin en tazesinin son Omer Asik olayi oldugunu soylememiz yeter herhalde. Oyle veya boyle yasanan gelismeler kulupteki herkes gibi taraftari da dogrudan etkiliyor, kendi adima konusmak gerekirse halen elimden geldigince hicbir maci kacirmamaya calisiyorum ama is tutup da bloga 2 satir birseyler yazmaya gelince butun yazma istegim birden yok oluyor. Ozellikle de son aylarda yazmaya karar verip hatta baslayip da yazmadigim bircok basketbol yazisi var.
Neyse bu girizgahtan sonra gecelim yazinin esas konusuna, kulup bunyesinde son 10 yilin acik ara en basarili bransi olan kadin basketbolda final serisine dun itibariyle start verildi. Normal sezonda 2 defa maglup ettigimiz ezeli rakibimiz, basketbol federasyonun duzenlemesiyle gectigimiz senelerde olsa 1-0 geride baslayacagi seriye 0-0 baslama hakkini elde edince elimizde sadece saha avantajimiz kalmisti seri oncesinde. Sene basindan beri yurticinde oynadigi maclarda sadece 2 yenilgi alan ve bu 2 yenilgiyle de 2 kupa kaybeden kadin basketbolcularimiz bu sene de sampiyonluk kupasina uzanarak ustuste 5. sampiyonluga ulasmayi hedeflerken, ezeli rakibimiz ise Fenerbahce'nin kadin basketbolundaki bu hegamonyasini kirmak amaciyla cikiyordu final serisinde sahaya.

Ilk periyot, normal sezonda Caferaga'da oynanan maca benzer bir sekilde basladi. Fenerbahce hucumda ve savunmada aksarken, Galatasaray hucumda ozellikle Young ile etkili oldu.Bu periyotta Fenerbahce sadece 9 sayida kalirken, Galatasaray 16 sayi kaydetmisti. Voleybol macindan cikip Caferaga'ya gelen taraftarlarin da etkisiyle tribun destegi artmaya baslamisti ama 2. periyota iyi baslayan ve farki 11 sayiya kadar cikaran taraf yine sari kirmizilardi (11-22). Bu dakikadan sonra pota altinda Ebony'e top indirmeye baslayip savunmada da vidalari biraz sıkıstırınca aradaki fark kapanmaya basladi ve devreye 6 sayi geride girdik(25-31). Bu devrede takimin yalnizca 25 sayida kalmasinda hic 3 sayilik isabet bulamamizin yaninda Galatasaray'in yer yer sertlik sinirlarini zorlayan savunmasi ve bu savunmaya musaade eden hakemlerin de etkisi vardi.
3.periyota iyi baslayan taraf savunma sertligini yukarilara cekip daha dengeli hucum etmeye baslayan Fenerbahce'ydi ki cok gecmeden bunun meyvelerini de toplamaya baslayip Ebony'nin pota altindan buldugu sayilarla macta ilk defa one gecmeyi basardi kizlarimiz(38-37). Galatasaray'in yalnizca 8 sayi bulabildigi bu periyot 41-39 Fenerbahce'nin ustunluguyle tamamlanirken iki takim arasindaki yerli oyuncu farki ortaya cikmaya baslamisti. Birsel ve Esmeral'in temposuna yabancilardan da Penny'nin delici oyunu eklenince 4.periyotta fark bir ara Fenerbahce lehine 11 sayiya kadar cikti. Galatasaray son bir gayretle farki 4 sayiya kadar indirse de kizlarimiz periyotun son dakikalarina hic faul yapmadan girmenin avantajini da kullanarak maci 57-51 kazanmasini bildiler.

Macta Galatasaray baskani Adnan Polat da tribundeki yerini alirken, bir diger dikkat ceken nokta da 13 sayisinin yanina 8 de havatopu ekleyen ve macin en cok havatopu alan oyuncusunun sahanin en kisalarindan Birsel Vardarli olmasiydi. Macin hayal kirikligi yaratan oyuncusu ise cok sey bekledigimiz Nicole Powell'di. Hucumda ve savunmada bir turlu devreye giremedi Powell ve maalesef Galatasaray'in sert savunmasi karsisinda sinerek etkili olamadi. Zaten dar olan rotasyonda bir de Powell gibi cok onemli bir hucum silahinin etkisiz kalmasi ilerki maclarda isimizi zorlastirabilir. Icerideki maclarda taraftar destegiyle bu eksikligi bir nebze kapatabilecek olsak da ozellikle Abdi Ipekci'de oynanacak mac veya maclarda eski performansina kavusmus bir Nicole sampiyonluk yolunu kisaltacaktir. Serinin 2. maci cumartesi 15:30'da yine Caferaga'da oynanacak ve FBTV'den de naklen yayinlanacak...

20 Nisan 2010 Salı

Az Gittik Uz Gittik...

- Yolculuk haftasiydi gectigimiz hafta...Hepimiz dagildik bir taraflara, kimimiz derbi icin Istanbul yollarina dustu kimimiz Likya yollarina...

- Dag, tepe dolasirken bile uzak kalamadik Fenerbahce'den, telefonun cektigi yerlerde ilk sorulan sorulardandi mac skorlari. Kadin voleybolcularin kupayi Altin Set sonucunda kucakladigini da yine boyle bir anda ogrendik ve bu heyecani yasayamamanin huznuyle karisik yasadik sevincimizi.Oyle ki dayanamayip Manisaspor kupa macinin oldugu gun attik kendimizi Kalkan'a...

- Pazar gunu Besiktas macini Kas'ta izlemenin planlarini yaparken ufak bir revizyonla geliverdik cumartesi sabahi Ankara'ya. Yuruyusle ilgili detaylari baska bir zamana birakip donelim Fenerbahce'ye ama yuruyus fotolarina goz atmak isteyenleri de buradan (http://picasaweb.google.com.tr/likyayoluyuruyusu) alalim...- Ayagimin tozuyla Or-ka ve Alkolik'le birlikte cumartesi gunu solugu Baskent Spor Salonu'nda aldim. Serinin ilk 2 macini izleyememistim hatta telefondan maclarin sonuclarini ogrenene kadar Vatan gazetesinin tasra baskisindaki hata nedeniyle ilk maci 2-3 kaybettigimizi zannediyordum.

- Mactan once Alkolik'le bulusup Kitir'da biralarimizi yudumladiktan sonra da birer tane daha salonun hemen yanindaki eski okulumda yuvarlayip salonun yolunu tuttuk.

- Oncelikle yeni salonu cok begendigimi soyleyeyim, acilir kapanir portatif tribunler ve yuksek cati bir voleybol salonu icin olmazsa olmazlar. Selim Sirri'dan sonra bu salonda mac izlemek gercekten keyifli.

- Salona girdigimizde Or-ka, Fenerbahce benchinin arkasinda yerini almisti ama Alkolik'le biz benchin karsisinda yer alan ve sozde Ziraat Bankasi taraftarina(?)-personeline(!) ayrilan tarafa yakin bolume gecmeyi tercih ettik.

- Ilk iki seti aldiktan sonra iyice sampiyonluk havasina girmistik ki 3.setin sonlarinda yasanan cekisme Ziraat Bankasi calisanlariyla aramizda ufak capli bir gerginlik cikmasina neden oldu. Ziraatliler neredeyse sahanin icine kadar girip binbir sebeklik yaparken bizim en on siraya oturmamiza bile engel olunmasi uzerine baslayan gerginlik, Ziraatlilerin kufurleriyle iyice tirmandi ve ortalik kisa bir sureligine de olsa karisti.Bu arbede sirasinda 3.setin sonlarini pek takip edemesek de Ziraat Bankasi oyunculari son bir cabayla maci 4.sete tasimayi basardilar.

- 4.sette de ilk 2 sette oldugu gibi tartismasiz bir Fenerbahce ustunlugu vardi sahada. Alinan her sayida sampiyonluga bir adim daha yaklasmanin da heyecaniyla sahada oyuncular tribunlerde de biz costukca costuk. Setin 25. sayisi geldiginde ise 2009-2010 sezonun ilk sampiyonlugunu oyuncularla birlikte kutlamaya basladik.

- Fenerbahce Kadin Voleybol takiminin dominant performansinin da etkisiyle arka planda kalan, sponsorsuz ve reklamsiz baslayip devam ettikleri bir sezonda kendilerinden cok daha yuksek butceli takimlara karsi Erkek Voleybolcularin aldiklari bu basari cok ama cok degerli. Basta "bayrak adam" olma yolunda hizla ilerleyen Kaptan Arslan olmak uzere sakat sakat oynayan Emre'ye, play-offlardaki formuyla hepimizi sasirtan Divis'e, yillarin tecrubesi Gardner'a, takimin dinamosu Serkan'a, MVP odulunu sonuna kadar hak eden Coskovic'e kisaca bu basarida emegi gecen herkese cok cok tesekkurler...

- Sampiyonluk macindan karelere de bu linke tiklayarak ulasabilirsiniz...
- Gelelim haftanin sonucu en fazla merak edilen macina, bu macta tribunde yerlerini alan blog tayfasinin izlenimlerini aktarmasi daha hos olacaktir ama ben yine de birkac satir karalayayim macla ilgili...

- Gectigimiz haftalarda Papazin Cayiri'nin ortaya attigi kampanya fikrinin Erkek Voleybol takimini da icine alarak gercege donustugunu gormek benim icin macin sonucu kadar onemli ve degerliydi.

- Futbol takiminin sampiyon oldugu sezonlarda her zaman takimi ve tribunleri atesleyen bir tezahurat one cikmistir. Bu sene de oyle gorunuyor ki bu tezahurat Genclerbirligi macinda "Fener Gol Gol Gol, Sampiyonluk Gidiyor" seklinde baslayip futbol takiminin sezon sonuna dogru yukselen formu ve aldigi basarili sonuclarla "Fener Gol Gol Gol, Sampiyonluk Geliyor"a evrimlesen tezahurat olacak.

- Alex de Souza yine gemisini kurtaran kaptan olmaya devam ederken, macin en iyi performansi nin sakat sakat forma giyen Gokhan Gonul'den geldigini dusunuyorum. Her ne kadar Bobo atacagi koseyi cok gosterdiyse de koseye giden topu basarili bir sekilde cikaran Volkan da macin kader adamlarindandi.

- Macin en cok konusulan adami ise hic suphe yok ki atis oncesinde penalti noktasina ufak capta tecavuz eden Bilica oldu. Zaten sene basindan beri yaptigi gereksiz sert ve dengesiz mudahalelerle hepimizi cileden cikartan Bilica bu hareketiyle de Fenerbahce formasina ne kadar yakismayan bir oyuncu oldugunu bir defa daha gozler onune sermis oldu. Yaptigi hareketin ne kadar gereksiz oldugu su goturmez bir gercek, benim esas merak ettigim teknik kadronun ve yonetimin Bilica konusunda ne yapacagi.

- Bu arada derbi geyiklerinden de en cok Bilica'nin Laff-a-lympics'teki Really Rottens-Gercek Kotuler'e transfer olmasina guldum.Hatta halen guluyorum...

- Ligin son 4 haftasina girilirken onumuzdeki hafta beni Besiktas'tan daha fazla endiselendiren bir rakip olan Kasimpasa ile karsilasiyoruz. Daha once de uyguladigi yuksek bilet fiyatlari ile tepki ceken Kasimpasa yonetimi bu kez olayi iyice abartarak esegin bir tarafina su kacirmayi tercih etmis ve en ucuz bileti 120 TL olarak belirleyerek soyleyecek bir soz birakmamis...

8 Mart 2010 Pazartesi

Tam Yol Ileri...

"Zorlu Haftasonu"nda 5'te 5'le bitirme sansini daha haftanin ilk macinda yitirdik Besiktas karsisinda.Haftanin izleyemedigim tek karsilasmasi oldugu icin cok yorum yapamayacagim ama Voleybol Federasyonu'nun maca gelecek taraftar sayisini azaltmak icin maci cuma 18:00 gibi sacma bir zamana koymasina ragmen okudugum kadariyla sahadakiler kadar tribundekiler arasinda da sıkı bir kapisma olmus.Ligin ilk yarisinda Akatlar'da oynanan mac iclerine oturmus olacak Besiktaslilar kendilerinden beklenmeyecek bir ilgi gostermisler maca.Kendi evindeki maclari dahi bos tribunlere oynayan ve play-off'a kalabilme mucadelesi veren Besiktasli voleybolcular ise 50.Yil'da taraftarlarini gorunce gaza gelmisler anlasilan ki 2-1 geriye dustukleri maci 2-3'e cevirmeyi basarmislar.14 Mart'ta Ankara'da oynayacagimiz Ziraat Bankasi maci oncesi bu maglubiyet hic iyi olmadi ancak yine de IBB'nin 1 puan onunde liderligi devam ettirmek az da olsa bu uzuntuyu hafifletiyor.Ligin son haftalarina girmisken Ankara'dan puan vermeden alinacak bir galibiyet siralamadaki yerimizi korumamiz ve play-off'larda eslesme avantaji yaratmak acisindan onem tasiyor.
Voleybolcular Besiktas karsisinda mucadele verirken, ayni dakikalarda Erkek basketbol takimimiz ise Izmir'de Karsiyaka onundeydi. Bastan sonra onde goturdugumuz karsilasmada Fenerbahce'de tam 6 oyuncu cift haneli sayilara ulasirken maca Andre Smith ile Oguz Savas'in diskalifiye olmalariyla sonuclanan pozisyon damga vurdu.Siradan bir potaalti mucadelesi sonrasinda Andre Smith'in sahasina donmekte olan Oguz'un sirtina attigi yumruk ile baslayan olaylar Karsiyaka seyircisinin sahaya yagdirdi yabanci maddelerle devam etti.Olaylarin devaminda disaridan bakildiginda kilik-kiyafetlerinden iyi bir is sahibi halim selim adamlar olarak nitelendirilebilecek kisiler agizlarindan salyalari aka aka,bizim benche parmaklariyla bogaz kesme isaretleri yaparak sahaya inmeye calistilarsa da basarili olamadilar.Macin son periyotunda Karsiyaka'nin farki eritme cabalari sonuc verdiyse de mac takimimizin 73-84'luk ustunluguyle sona erdi.Karsiyaka'nin gelecek vaad eden genc uzunu Furkan Aldemir maci 16 sayi-14 havatopuyla double-double yaparak tamamlarken,hucum ribauntlarindaki etkinligini bir kez daha gozler onune serdi ve kendisini gelecek yil icin takip eden takimlarin istahini kabartmaya devam etti.Bu galibiyetle ilk yaridaki macin rovansini alarak olasi bir play-off eslesmesinde Karsiyaka'nin 1-0 onde baslamasina mani olduk.Cumartesi oynanan Galatasaray-Efes Pilsen mucadelesinden de ezeli rakibimiz bir surprize atarak Efes Pilsen'i maglup edince basketbolda uzun zaman ayri kaldigimiz liderlik koltugunu averajla da olsa teslim aldik,buyuk bir surpriz olmazsa da ligin son haftasinda Akatlar'da oynayacagimiz Besiktas macina kadar liderlik koltugunu birakacagimizi dusunmuyorum.
Cumartesi gununun tek macinda yenilmez armada Sari Melekler ligde kendilerinden set alabilen tek takim olan VakifbankGSTT ile karsilastilar.Mactan once Rusya deplasmanindan cuma gunu donmeleri sebebiyle yorgun olabileceklerini dusunuyordum fakat Sari Melekler ligdeki en ciddi rakipleri karsisinda da her zamanki tarifelerini uyguladilar.Ilk 2 sette direnc gostermeye calisan VakifbankGSTT, setler 0-2(22-25, 20-25) olduktan sonra 3.sette basina gelecegi kabullenmek zorunda kaldi ve teslim bayragini cekti(13-25).Vakifbank GSTT'de basta Neslihan olmak uzere bazi oyuncularin sayi aldiktan sonra oyuncularimiza bakarak yaptiklari hareketler ve mimikler de boylece karsiligini bulmus oldu.Pazar gunu ise bir derbiyle basladi,futbol macinin oncesine denk gelmesinin de etkisiyle Caferaga tribunleri daha bir coskuluydu.Maca hizli baslayan Z.K yonetimindeki Galatasaray'di,ilk periyotta ozellikle oynayip oynamayacagi belli olmayan Young ile etkili oldular hucumda.Periyotun 8.dakikasi gecilirken 7-21'lik bir skor vardi tabelada ama kaygi yoktu Fenerbahce taraftarinda.Bu noktada Haydar Kemal Ates'in tam saha baskili savunmasi geldi ve ustuste kazanilan toplarla Fenerbahce aradaki farki eritmeye basladi.Periyot sonunda skoru 15-23'e getirmeyi basarmisti bayan basketbolcularimiz.Macin 2.periyotuna da ayni arzulu savunmayla baslayip hucumda da Ebony ve Nevriye'yi devreye sokunca basketbolda esine az rastlanan bir periyot skoru cikti ortaya 16-2.Ilk yarinin son 12 dakikasindaki 24-4'luk seri, 3.periyotun baslangiciyla 35-4'e kadar cikti.Ikinci yarida Ebony ve Nevriye'nin hucumdaki performanslarina Penny ve Birsel de eslik etmeye baslayinca her dakika fark biraz daha acildi ve fark bir ara yanilmiyorsam 24 sayiya kadar cikti.Bu dakikadan sonra da tribunler basladi makaraya, oynamayacagi belli oldu halde Z.K'nin Caferaga'ya getirdigi Isil'in ve Z.K'nin oznesi oldugu tezahuratlarla costukca costu tribundekiler.Macin son periyotunda farkin verdigi rehavetin de etkisiyle Galatasaray 20'lerde olan farki azaltma sansi buldu ve mac 14 sayilik farkla 76-62 Fenerbahce'nin ustunluguyle sona erdi.Bu galibiyetle 2009-2010 sezonunda Fenerbahce ve Galatasaray arasinda A takimlar duzeyinde oynanan 10.mactan da Fenerbahce galip ayrilmis oldu.

Haftanin kapanisini ise futbol takimi Kadikoy'de Antalyaspor onunde aldigi 1-0'lik galibiyetle yaparken,3 puanin yanira soguk havaya ragmen tribunlerin dolu olusu ve Emre Belozoglu'nun yukselen formunun surmesi diger sevindirici gelismelerdi.

Bu hafta oynanan maclar sonrasinda futbol disindaki butun branslarda takimlarimiz liderlik koltugunda,3-4 hafta oncesine kadar liderlik koltugunun sahibi olan ve sampiyonlugun en buyuk adayi olarak gosterilen futbol takimimizin da kara subati geride birakip baharla birlikte yeniden liderlik koltuguna oturmasi hepimizin ortak dilegi...

4 Ocak 2010 Pazartesi

Arda Pabucu Yarım, Çık Dışarıya Oynayalım!

"...antrenman devam ederken idmanı izlemeye gelen bir kişinin cep telefonunda Fenerbahçe marşının çalması üzerine kaptan Arda'nın sinirlendiği gözlendi. Tribünlere doğru "Burası Galatasaray Kulübü... Niye telefonunuzu kapatmıyorsunuz? Fenerbahçe marşı niye çalıyor?" diye söylendiği gözlenen genç oyuncu, daha sonra çalışmasına devam etti...."

Yok şaka değil , haber NTVSpor'dan... Nadide Galatasaray kulübümüzün , müstesna kaptanı Arda Turan yeryüzünün en rahatsız edici melodisine karşı terbiye sınırları içerisinde tepkisini vermiş... Telefonundan sakıncalı notalar yükselen şahsın kimliği açıklanmazken, beyefendi Arda bakmış ki mutabakat sağlanamayacak, muhabbet de boka saracak; hepimiz kardeşiz deyip işine gücüne bakmış... Sizli bizli konuşmaları mekteb-i sultani terbiyesini dışarıdan da olsa aldığını bizlere gösterdi. Yüzüne söylemek vardı ama ben bir iki zıpladım fildişi kulesinde kendisini göremedim. Paryalar , anası amele sınıfından olanlar dan olsam hani olmam ya! -derdim ki : Arda pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım... evet çok ayıp... ayy çok pisss, yok puss... Pussy wagon... tarantino beni andı...

Florya'da senin gibi delikanlı bir abin vardı Arda, her fırsatta ağzımızın payını veren...sahi n'oldu? Laf aramızda seni şapka da paklamaz.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3 - Galatasaray 1

10 senedir aynı tarife. Geldiler, alacaklarını alıp evlerine dönüyorlar, mosmor...Bir mahsun mor menekşe, ağlıyor mu ne?

Tüm takımı, teknik ekibi ve tabi ki taraftarı kutlamak lazım. Maçın başından sonuna kadar kontrolü elinde tutan, iyi mücadele eden, pozisyonlar bulan ve sonuna kadar maçı hakeden taraftık.

Volkan'a pek iş düşmedi bu maç zira Galatasaray'nin doğru düzgün pozisonu bile yok. Defans ve defansın önündeki orta saha gayet başarılıydı bugün.

Alex 2 golle süper bir dönüş yaptı ve takımı sırtladı. Baroni ve Emre orta alanda rakibi ısırmaya ve topun bizde kalmasını sağlamaya devam ediyorlar.

Kazım ilerde rakip defansı hayli yordu. Ama Carlos gibi biraz akıllı olsaydı özellikle ilk yarıda uzun toplarla bire bir yakaladığı defans oyuncularına karşı ilk hamleyi yapmak yerine bekleseydi ya onlar hata yapacaklardı ya da kartlık fauller yapacaklardı. Franco'nun iki hatalı vuruşunda yaptığı presle onu hataya zorlayan Kazım'dı.

Vederson solda Carlos ile uyumlu oynadı ve ilk golde güzel bir asist yaptı. Daha fazlasını sağ kanatta Mehmet Topuz'dan bekliyorduk ama ilk yarı pek etkili değildi Mehmet. Ama 2. yarı daha etkili oldu ve son golde güzel bir asist yaptı.

Santos girdikten sonra etkili oldu, geçen haftalardaki berbat görüntüsünün aksine. Aynı şekilde Güiza da kolay golleri kaçırıp daha zorlarını atsa da girdikten sonra sahada arkadaşlarının verdiği mücadeleye omuz verdi.

Maç son dakikaya kadar heyecanını korusa da daha öncesinde skoru rahatlatacak fırsatları yakaladık ancak gole çeviremedik. Oysa maçın hemen başında belli olduğu üzere rakip sahada 5-10 dakika kurulacak bir baskı eninde sonunda golü getirecekti. Ama Galatasaray'in golünden sonra bir 10-15 dakika takım istemsiz olarak skoru korumak ister gibi geri yaslandı ama Keita'nın atılmasıyla bu durumda son buldu ve sonrasında rahat pozisyonlar geldi bizim adımıza.

Maçın hikayesini, yolculuğuyla, öncesiyle, sonrasıyla, kısacası tüm detaylarıyla maçı yerinde izleyen ve şu anda dönüş yolunda muhtemelen sızmak üzere olan genç ihtiyarlara bırakıyorum ve maçtaki güzelliklerin birkaçıyla bitiriyorum yazıyı...

24 Ekim 2009 Cumartesi