aziz yildirim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aziz yildirim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Neredesiniz Ey Ahali?

Sizi siz yapan,karnınızı doyuran, çok sevdiğiniz ekranlarda, gazete köşelerinde yazarken de saçmalarken de bulunmanızı sağlayan, şirketinizi büyüten, reklamınızı yapan bu camiaya borcunuzu ödeyin.

İki tane kız kardeşimiz, ablamız kamuoyu yaratmaya, camiayı uyandırmaya, bir tutmaya çalışırken, ellerinde çomakla arı kovanını karıştırırken, yapayalnızlar…Türk spor tarihinin en büyük oyunu yazılmış, oynanıyor. Başkan devirme operasyonu mu, bir kulübün ele geçirilmesi mi nasıl bir sinsi tezgah, içinden çıkamıyoruz.
'Temiz Ayaklar' diye bir pazar sabahı kararttınız dünyamızı. Sızdırdığınız bilgilerin alayı safsata çıktı. Soru sormadan yayınladı gazetecilerimiz ellerine geçenleri, polis gazetecileri yine cirit atmaya başladı ortalıkta. Biz de istiyoruz temiz futbol, en başta biz istiyoruz tertemiz bir kulüp . Sizin için yok edilmeye / ele geçirilmeye / değersizleştirilmeye değer bir şirket var ortada ama burası bizim yuvamız. Neresinden tutsak elimizde kalıyor soruşturmanız. İbrahim Akın’a şike teklif eden Adalı’yla zahmet edip görüşmediniz. Şikenin belgesi diye yayınladığınız fotoğraflarda görünen İbrahim Akın ortalarda yok. Fetva bile istemiş adam. Şikeyi becerememekten töhmet altında olan Trabzonspor asbaşkanı nerede, aylardır şikeci Fenerbahçe diye ortalığı ayağa kaldıran Trabzonspor camiası niye bu kadar sessiz? Şikeci futbolcular Mehmet Yıldız, Musa Aydın niye şike yaptıkları halde goller attılar asistler yaptılar? Onu geçin Mehmet Yıldız’ı niye serbest bıraktınız? Her maçtan önce ve sonra bir araya gelebilecek kulüp yetkililerin fotolarını basına vererek işte şikenin belgesi diye yayınlatmak hangi amaca hizmet ediyor? Nerede Emenike’nin para sayarken kamera kaydı? Onu servis edin önce. Emenike 9 milyon £ karşılığı Fener maçından önce alınmışsa babasından mı istenmiş? Karabük’te bir muhatabı yok mu bu alışverişin? Emre’nin yeğenini göz altına alıyorsunuz Emre yok. Cüneyt Çakır’ı yollayanlar nerede? Son 5 maçın sonucunu bilenler niye beklemişler ligin sonunu Trabzonspor’un emeği çalınırken niye susmuşlar, iddaa mı oynuyormuş bunlar o sırada? Yönetimdeki iktidara yakın isimlerin hiçbir şeyden haberi yok, bilgilerine bile başvurulmuyor,ortalarda da gözükmüyorlar.

Bu soruları görevi olanlar, bu kulüpten yıllarca alanlar niye sormuyor da bu kulübe her şeyini verenler yalnız kalıyor. Bu kulübün gerçek sahipleri bu soruları soruyor ve cevap bekliyor. Fenerbahçe’nin akıl sahibi , menfaat gözetmeyen destekçileri bugün susmayanlardır. Fenerbahçe taraftarı hemen örgütlenmeli ve kulübüne sahip çıkmalıdır. Yarın leş ortaya gelince üşüşecek olanlar kargaları, bu kulübün sırtında senelerce dolaşanları unutmayacağız…

Ha ortada hiç mi bir şey yok? Bu kirli ilişkilerin hepsi mi yalan? Ne buna hayır diyecek durumdayız ne de Aziz Yıldırım’a kefil olacak . Bir suç varsa ama ötekiler demeden önce kabul ederiz cezayı, hangi ligde olursa olsun sahipsiz bırakmayız bu takımı. Fenerbahçe’yi küme düşürecek denli kirli işlerin, ilişkilerin içerisinde olanlarla hesabımız zaten var. Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Açtıkları çukurda boğulsunlar. Sorduklarımızın cevaplarını verin , lamı cimi yok ligden düşürün takımı. Biz de tüm nefretimizi bu camiayı bu duruma getirenlere kusalım. Ancak ülke futbolunu tertemiz yapıyoruz, arap sabunu ile yıkıyoruz derken elinizde hazır delilleri bulunan konuları da es geçmeyin isteriz.

13 Ocak 2011 Perşembe

Küçük Parmak Oyunları...

Ben bu satırları yazmaya başlarken Okan Alkan topu kendi kalesine gönderdi. Bir nevi başkalarının günahlarının cezasını daha bu yaşında üstlenmiş oldu; böylece rüya gibi baslangıçtan sonra gerçek Fenerbahçe kariyeri de baslamış oldu. Yazının ilk noktasından sonra da Tota az önce beraberlik golünü attı. Maçın kalan kısmında kim ne yapar bu yazının devamı ile hiç mi hiç ilgisi yok.

Öncelikle, kaç yıl sonra bir Fenerbahçe maçı için ekranın karşısına zorlanarak gittim bilmiyorum; bilmek de istemiyorum...

Sezon başından beri bu takımın sol tarafındaki sıkıntı belliyken; yukarıdan aşağıya ligleri eskisi gibi numaralandırsak ortalama bir 3. lig takımı olan Yeni Malatyaspor bile Fenerbahçe'nin bu kanadını şehir hatları vapur işletmeleri gibi tıkır tıkır işlerken; o bölgede kullanabileceğimiz adamlardan yerli olanı ben yapamıyorum diye bas bas bağırırken; yabancısı bedenen sahada olmasına rağmen ruhen bitik ve hocası ile ilişkisini kesmişken; Fenerbahçe futbol takımının sol bekine an itibarı ile transfer yapmamış veya muhtemel bir transfere taş koymuş kişilere (yönetici, teknik direktör, idari menajer, her kimse) sonsuz sevgilerimi gönderiyorum...

Bu takım liderden 9 puan geride ancak tüm yetkili ağızlar "şampiyonluk" sözcüğünü telaffuz ediyor. Bu takım elde kalan tek hedefini gerçekleştirebilmesi için kalan 17 maçta kendi hesabımca minimum 13-14 galibiyet almalı. Meali, çatır çatır oynamalı. Sahi yeri gelmişken Antu'da "İnananlar Buraya" diye konu açılmış mıdır acaba bu maçtan sonra da?

Ben Fenerbahçeli olduğumda bu kulübün doğru düzgün hiç bir tesisi yoktu. Dereağzı'nı bok götürüyordu. Şampiyon olamıyordu, kupa alamıyordu. Avrupa'da esamesi okunmuyordu. Ama bu kulübün bir ruhu vardı. Her şeye rağmen ölümüne sevdiren, celladına aşık eden bir geleneği, göreneği vardı. Hani bizi 90'lara dönmekle korkutanlar? Mutlu musunuz? O günleri hiç özlemiyor musunuz?

Topuk Yaylası'ndan ve devre arası boyunca misafirlerle yapılan inşaat ziyaretlerinden hiç bahsetmeyelim bile. Bir Papazın Çayırı yeterdi bize...

Not: İşbu yazı Yeni Malatyaspor - Fenerbahçe maçının ilk devresinde kaleme alınmış olup, devre arasında Elbir Reis'in ısrarı ile macta çektiğimiz zulüm yerine Kıtır'a kendimizi atmaya karar vermemiz nedeniyle ancak paylaşılabilmiştir...

7 Ocak 2011 Cuma

Terbiyesizler...

QTM serisinin bir parçası olarak blogda yer alabilirdi ama bu kadarı artık terbiye sınırlarını aşıyor. Biz bile bloga yazarken bunca özen gösterirken, haberin bu şekliyle yazılması ve editörden geçerek yayınlanması "dikkatlerden kaçma" ile açıklanamaz. Aziz Yıldırım'ı severiz sevmeyiz orası ayrı konu ancak ulusal bir gazetenin kim olursa olsun bir insanın doğuştan gelen kusurlarıyla dalga geçerek, internet sitesinde böyle bir haber yayınlanması tek kelime ile skandaldır.

23 Temmuz 2010 Cuma

Değişim Rüzgarları...

Blog yazarlarından Hoamca’nın deplasman evinde; Hoamca, Amarilla, Diego ve Or-Ka ile beraber izlediğimiz “dostluk” maçı ile dünya kupası sonrası yeni sezonu açmış olduk. Sevdiğimiz ya da bu ülkeden daha fazla kendimizi ait hissetdiğimiz ülkelerin dünya kupasındaki hezimetlerinden sonra “dostluk” maçında gelen galibiyet yüzümüzü güldürdü. Transfer döneminin başındaki sessizlikle iyice gerilen sinirler, Dia transferi, forvet transferinde yaşanan önemli gelişmeler, Aykut’un içten demeçleri ve en önemlisi kulübede verdiği güvenle yerini daha umutlu bir havaya bıraktı. İçimden bir ses bir değişimin başladığını ve 2-3 yıllık dönemde tamamlanacak bir dönüşümün henüz emekleme döneminde olduğumuzu söylüyor. Aykut Kocaman ile bunu başarabilirsek – ki bu apayrı bir yazının konusu – hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Amatör branşlar at başı giderken futbolun geride kalması düşünülemezdi zaten ama futbolda bu tip dönüşümlerin amatör branşlara göre çok daha zor ve çetrefilli olduğunu unutmamak gerek. Hele ki Fenerbahçe’de...

Şimdilik yavaş yavaş yelkenlerin rüzgarı almaya başladığını söylesek yanılmış olmayız, ancak fikstür ve ceza gereği çok zor bir lig başlangıcı bizi bekliyor. Buna ön eleme stresini de eklersek mayın tarlasında yürüyeceğimizi söylemek abartı olmaz. İşin daha emekleme döneminde bitmemesi için en büyük görev bizde. Ne QTM’nın ne de olaya daha dar çerçeveden bakacak Fenerbahçeliler'in yönlendirmesi ile anlık tepkilerden kaçınmalı, sakin olmalı, ne yapıldığını ya da ne yapılmaya çalışıldığını iyi idrak etmeli, yapılamayanı da uygun şekilde dile getirmeliyiz. Bu dönemde tribunde yerini alacaklara çok büyük iş düşüyor. Gördüğümüz yanlışlıkları uygun şekilde hissettirmekle beraber, Aykut Hoca'ya da sürekli yanında olduğumuzu hissettirmeli; özellikle yerli oyuncuların da bunu anlamasını sağlamalıyız. Aykut'un dediğini yapan bu kulupte kalacak, yapamayan kiralanacak , yapmayanın da ipi çekilecek. Aziz Yıldırım da kötü sonuçlarda Aykut Kocaman’ı taraftarın önüne atamayacağını bilecek. Löw’e göstermediği, Aragones ve Daum’dan esirgemediği sabrı Aykut Hoca’ya fazlası ile verecek.

Bu ipleri dengede tutacak olanda taraftardır. Haklı davaları kapsamında faliyetlerine son veren gruplardan arkadaşların ve abilerin de grup olarak olmasa da yine tribunde bireysel olarak yerini alıp, bu duruma katkı vereceğini umuyorum. Günler geçip maçlar oynandıkça bu konular hakkında hepimiz daha net verilerle tartışabileceğiz ama benim şahsen duygu ve düşüncelerim bunlar ve ayrıca da iyimser olduğumu belirtmeliyim.

Fenerbahçe cephesinde bunlar yaşanırken, memleket dahilinde de bir referandum rüzgarı esmeye başladı ki sormayın gitsin. Ben de bu rüzgarla birlikte bugün Ankara bozkırını terkedip tatil için memleketime (Bolaman - Fatsa) doğru yola çıkıyorum. Aşağıdaki resim de oradan bir kare. Hayat boyu sol kanattan bindirmiş ya da en azından bindirmeye çalışmış, hatta bu yüzden sağdan gelen ortalarla sürekli kendi kalesinde gol görmüş ama elinden ve yüreğinden geldikçe vazgeçmemiş 3 adam. Beni bilenler birinin babam olduğunu hemen anlayacaklardır zaten. Bir diğeri oğluna Mustafa Kemal adını verecek kadar Atatürk’e bağlı ama hayalindeki CHP bugün yok. Hatta hayalindeki sol bile bugün yok. O günleri (12 Eylül öncesi ve sonrası) bilen birisi için bunun nasıl bir acı ve özlem olduğunu kendisinden bizzat dinleyebilirsiniz, şayet bir gün yolunuz bizim oralara düşerse tabi. 3. kişi ise diğer ikisi kadar eğitimli değil belki ama, hayatı tamamen hayat sahnesinde öğrenenlerden ve o günlerin şahitlerinden. Ne hikayeler var anılarında. Sol kanadın değişik bölümlerinde görev almış 3 karakter. Bugün birilerinin kendi çıkarlarına alet etmeye çalıştığı, ülkenin geleceğinin işkence ve zindanlarda yok edildiği, Türkiye’de solun ezildiği 12 Eylül döneminin 3 tanığı.


Kendi burjuvalarını yaratan ve bunun temellerini sağlamlaştırmaya çalışan bir zihniyet bu yolda en önemli adımın arefesinde. Bu adımlar tamamen mevcut iktidar ile ülkedeki diğer güç odakları arasında bir kavganın muhtelif raundları. Elim sende misali kurumları güçlendirip zayıflatarak ya da yandaşlarıyla doldurarak ipleri elde tutma çabası. Yalnız ve güzel ülkemde, hayata bizler gibi bakanların belki hiç bir zaman yanından bile geçemeyeceği bir sahne. Şimdi, bu sahnedeki en kritik oyunda sıra. Ve bu oyunda; benim neslimde direkt olarak olmasada, annelerimizin, babalarımızın, komşularımızın yüreklerinde ve hafızalarında en büyük tramvaların, en acı anıların tam merkezine vurgu yapmaya çalışıyor birileri. Utanmadan, arlanmadan burayı kullanmaya çalışıyorlar. Diğerleri de bunun gözlerde ve gönüllerde perde olduğunu ispatlamaya çalışıyor eş zamanlı olarak. Birisi, daha da futursuzca iadeyi itibardan bahsediyor. Gelin birlikte gidelim bizim oralara da itibar esasında kimde anlayalım. Hatta tarihe bir bakalım, yöneticilik nasıl olurmuş, demokrasi ve özgürlük neymiş, örnekleriyle anlatalım size; bakalım anlayabilecek misiniz? 12 Eylül anıları yetmezmiş gibi, şimdi kendi emellerine alet ediyorlar yaşananları... Amaçları için araç yapıyorlar bir dönemin tramvalarını...

12 Eylül’le hesaplaşmak 3 kelimeden ibaret değil. 12 Eylül’le hesaplaşmak, zindanlarla, işkencelerle hesaplaşmaktır. Yargısız infazlarla hesaplaşmaktır. 12 Eylül’le hesaplaşmak bir ülkenin geleceğini yok edenlerle hesaplaşmaktır. Sizin hiç babası polis tarafından götürülüp geri dönmeyen bir arkadaşınız oldu mu? Yaşadıkları yüzünden, evlatlarının katledilmesi yüzünden yurdundan ayrılan ve bir daha hiç geri dönemeyen aile dostlarınız oldu mu? 12 Eylül’le hesaplaşmanın iki boyutu vardır ve her iki boyutla hesaplaşmadan bu dava vicdanlarda bitmeyecektir. Birincisi ülkeyi 12 Eylül’e götüren süreçteki sorumlularla hesaplaşmak (ki en büyük ikisi bugün Güniz sokakta ve Marmariste tatlı emeklilikler yaşıyor), diğeri 12 Eylül’den sonraki tutuklama ve yargılama süreçlerinde yaşananlarla hesaplaşmaktır. Yoksa darbe dediğiniz nedir ki? Bir gece ansızın değil mi?

Eğer gerçekten 12 Eylül’le hesaplaşmak isteniyorsa bu o günlerde zindanlarda acı çekenlere, hiç dönemeyenlere, yargısız infazlarla hayatının tüm kazanımlarını kaybedenlere iadeyi itibarla yapılmaz. Onların itibarları bugün kapı gibi yerinde. Başları dik, alınları açık dolaşıyorlar, burada veya başka bir hayatta. 12 Eylül ile hesaplaşmak isteniyorsa asker, polis, istihbaratçı, hakim, savcı, siyasetçi... Görevi ve mevkisi ne olursa olsun işledikleri suçları, yaptıkları yanlışlıkları açığa vurmakla olur. Yargılanmalarının da çok önemi yok benim gözümde. Suçluların suçları açıklansın yeter. İşkence yapan polisler, işkence yapan askerler, göz yuman yetkililer, tarafsız karar vermeyen hakimler....İtiraf etsinler, özür dilesinler... Sonra da gidin 12 Eylül ürünü kurumların kapısına kilidi vurun... Anayasaya gelince; bu oyunun tarafları benim hayallerimdeki anayasanın yanından bile geçemez. Hayallerimdeki anayasa uygulanabilir mi onu da bilmiyorum. Sadece Fatsa'da bazı şeylerin başarıldığını biliyorum. Ben bu oyunda keskin bir taraf değilim ama bir oyum var ve onu da kullanacağım...

25 Haziran 2010 Cuma

CK'dan sonra Vamos da "Bu Oyunun Icinde Yokuz" dedi...

"Bu Oyunun İçinde Yokuz..."

Uzun yıllardır Fenerbahçe tribününde renktaş olarak yan yana duran Vamos Bien üyeleri olarak beş yıl önce "Hasretinden Yandı Gönlüm" pankartıyla grup olarak davranmaya başlamaya karar verdiğimizde, tek amacımız, Fenerbahçe sevgisine ve tribün kültürünün zenginliğine katkıda bulunmaktı.

O günden beri, beş yıl boyunca, hedefleri doğrultusunda yoğun emek harcayan grubumuz, geçtiğimiz yıl ebedi dostlarımız Grup CK ve ÜNİFEB'le omuz omuza vermek amacıyla Maraton tribününden okul tarafı kale arkası tribününe geçti.

Okul tarafı kale arkasında üç grubumuzun üyeleri arasında kurulan samimi ilişki sonucunda, "endüstriyel futbol" tarafından unutturulmaya çalışılan dostluk,paylaşım, fedakarlık ve dayanışma gibi temel değerler hayata geçirildi ve sezon boyunca bütün Fenerbahçelilerin haklı olarak gurur duyduğu önemli işlere imza atıldı. Bütün rakiplerimizi kıskandıran bir tribün zenginliği yaratıldı.

Bunca yıldır yaratılan onlarca güzelliğe rağmen, üzülerek de olsa, Vamos Bien grubu olarak bugünden itibaren tribün faaliyetlerimizi süresiz olarak askıya aldığımızı bütün renktaşlarımız, kardeşlerimiz ve dostlarımız ile paylaşmak istiyoruz.

Öncelikle,
Geçtiğimiz sezondaki Kayserispor maçı sonrasında çıkan ve aslında yasa uygulayıcılarının gereksiz ve anlamsız müdahalesi sonrasında büyüyen olaylar sonucunda içlerinde grup üyelerimizin de bulunduğu, her üç gruptan, 14 renktaşımız altı ay spor müsabakalarından men ve toplam 24 bin 38 TL para cezası aldılar. Bu cezalar grup üyelerimizin bugüne kadar aldığı ilk ceza değil. Daha öncede bu tür cezalar her üç grubun üyelerine de farklı zamanlarda uygulandı. Kayserispor maçı sonrasında verilen cezaların da tek maçlık bir yanlış anlama ve emniyetin hatalı müdahalesi sonucu gelen cezalar olarak görseydik, daha önceki haksız cezalarla hukuk yoluyla nasıl mücadele ettiysek bu cezalarla da aynı şekilde mücadele eder, gerektiğinde bütün maddi-manevi ağırlığına rağmen cezaları yüklenmekten gocunmazdık. Ancak sezon sonunda yasa uygulayıcılarının yaklaşımlarını ve kulüp yönetimimizin söz konusu yaklaşımlara karşı duyarsızlığını gördüğümüzde bunun artık bir maçlık hata değil tribünlere yönelik genel bir stratejinin parçası olduğunu açık olarak gördük.

Bugün yürürlükte olan ve çeşitli maddeleri daha da ağırlaştırılmaya çalışılan 5149 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Yasası” futbol dünyasının gerçeklerinden uzak, tribün kültürünü ortadan kaldırmak isteyen, tek taraflı hazırlanmış bir yasadır. Öznel kriterlerle, canın istediğinin suçlandığı, suçlanan kişinin savunma bile yapamadan cezalandırılmasının zeminini oluşturan bu yasa, en basit hukuk ilkelerini bile ayaklar altına alarak taraftarlara yönelik bir tehdit unsuru olarak rahatlıkla kullanılmaktadır.

Ne gariptir ki, çıkış manifestosunda sporun her tür şiddete alet edilmesine karşı çıkan ve bu konudaki hassasiyetini defalarca ispatlamış olan grubumuzun üyeleri, aleyhlerinde hiçbir delil olmadığı halde, bütün kamera görüntülerinde ve binlerce seyircinin gözünün önünde onlarca emniyet görevlisi tarafından şiddete maruz bırakıldıkları görüldükleri halde bir spor müsabakasında “şiddet uyguladıkları” iddiasıyla ceza alabilmektedir.


Buna karşılık,
Üç grubun yaptığı her güzel işi sahiplenip, kulübün resmi organlarında övünerek paylaşan, stadımızın duvarlarına yapılan güzel işlerin resimlerini asan Fenerbahçe yönetimi ise, ne yazık ki, temel hukuk kurallarına ve ilkelerine aykırı biçimde, savunma hakkı bile tanınmayan renktaşlarımızın yanında olmak yerine, sessizliğini koruma hatta haksızlığı yapanlara "teşekkür etme" yolunu seçmiştir.

Yönetimimize çok iyi bildikleri bir gerçeği tekrar hatırlatmak isteriz: Futbolun gerçek ruhunu oluşturan sayısı arttırılmış seyirci kalabalığı ya da "bindirilmiş kıtalar" değil, coşkulu tribünlerdir. Tribünler taraftarın sadece maç seyretmek için oturduğu alanlar değildir. Taraftar için tribünler, coşkunun, şenliğin, şamatanın, mizahın, yaratıcılığın, hüznün, hayal kırıklarının beraberce yaşandığı toplumsal alanlardır. Taraftarın duygusallığa dayalı bu sevgisi bugün “endüstriyel futbol” sisteminin sözcüleri tarafından “fanatizm” adı altında “suç biliminin” kavramlarıyla değerlendirilmekte, cezalandırılması gereken bir suç gibi gösterilmektedir. Parayla ölçülemeyen bu değerler, hakim piyasa sistemi tarafından "suçlanarak" dışlanmak istenmektedir. Gündelik yaşantımızın başka alanlarında da gözlemlediğimiz bir yöntemle, futbolun tümüyle bir piyasa, paranın konuştuğu alana dönüştürülmesi projesi ile sert polisiye güvenlik önlemleri beraberce geliştirilmektedir.

Fenerbahçe tribünleri bugün endüstriyel futbolun savunucuları ve sporda şiddeti önleme yasasının uygulayıcıları tarafından bir laboratuar olarak kullanılmaktadır. “Fanatizm” damgası altında, “karşılıksız sevgi”sini yaşayanlara yönelik açık bir savaş yürütülmektedir. Bu savaş ister farkında olsun ister olmasın, tribünlerimizdeki bütün taraftar gruplarını hedef almıştır. Bu tek taraflı savaşın temel amacı tribünlerin çok sesliliğini, çok renkliliğini ortadan kaldırıp; “endüstriyel futbol”ca makbul görülen, tüketmekten başka bir özelliği olmayan, piyasa kurallarına göre hareket eden, tek tip, sevgisiz, "sadece harcadığı paranın hesabını soran", bir seyirci profilini oluşturmaktır. Taraftar grupları ise anti-demokratik, hukukun en temel ilkelerine bile aykırı olan yasayla pasifize edilip, "havuç-sopa" yöntemleriyle, yönetim ve yasa uygulayıcıların sözlerinin dışına çıkmayan "uslu çocuklara" dönüştürülmek istenmektedir.
Fenerbahçe tribünlerinde başlatılan bu deneyim başarılı olursa dalga dalga diğer tribünlere de yayılacaktır. Bugünden hangi renge sevdalı olursa olsun bütün tribün emekçilerine söyleyecek tek lafımız var: " Anlatılan senin gelecekteki hikayendir!"

Ve son olarak,
Fenerbahçe tribünleri olarak dayanışmadan yoksun ve grup çıkarlarını genel tribün çıkarlarının önüne koyan bir yaklaşımla hikayenin sonunu getirmek mümkün görünmemektedir. Her geçen gün kendi içini yiyerek parça parça bir yok oluşa doğru gidilmektedir. Geçmiş deneyimlerin ışığında yaşananlar sanki tarihin tekerrürü gibidir. Birlikte davranabilme yeteneğinin gelişmesi gereken yerde ve anda tam tersi refleksler devreye girmektedir. Bu gidişin sonu bizim gideceğimiz yol değildir.

Aldığımız karar mücadeleden kaçma anlamına gelmemektedir. Sadece taşların yerlerinin sürekli değiştiği böyle bir oyunda yer almayacağımızı ifade ediyoruz. Biz böyle bir oyunda kimsenin oynayacağı bir piyon değiliz. Karşılıksız sevenler için, eğer birlik ve dayanışma yoksa, böyle bir oyunda galip gelmenin imkanı olmadığını biliyoruz.

Bu kararı alırken geride bıraktığımız süre içinde Fenerbahçe tribünleri adına olumlu, güzel ve önemli işlere imza atmanın vicdan rahatlığını yaşıyoruz.

Evlatlarına en büyük miras olarak Fenerbahçe sevgisini bırakacak olan grup üyelerimiz, bağlayıcı karar olmaksızın bundan sonra da, bireysel olarak Fenerbahçe’mizin yanında olacaklardır.

Faaliyet gösterdiğimiz sürece her zaman yanımızda olan bütün tribün gruplarımıza ve taraftarlarımıza teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

VAMOS BİEN

16 Nisan 2010 Cuma

Son Düzlüğe Girerken

Beğenelim, beğenmeyelim başkanlığa geldiğinden bu yana, yarıştığımız her dalda bir sıçrama getirdi Aziz Yıldırım. Sihirbazlık değildi yaptığı ama seleflerinin yapamadığını yaptı , kulübün potansiyelini kullandı. Özellikle 100. yılımızda zirve yaptığımız takım sporlarında bu sezon da her anlamda iddialıyız. Sezonu 5 şampiyonluk ile kapatmak ihtimali yazı erken getirir. Her branşta ilk ikide , son düzlükte ya ilerde ya ensedeyiz.
Erkek voleybolcularımız dün kıran kırana geçen ikinci maçta Ziraat’i 3-2 ile geçtiler. Erkeklerde normal sezonda zaten herkes herkesi yeniyordu dolayısıyla 3-2’lik maçlar şaşırtıcı değil. Ziraat’in vezirini aldık, sezonun ilk kupası onlardan gelecek. İki maçta da pasör farkıyla öne çıktık , Aslan’la Selçuk arasındaki fark sonucu belirliyor.

Filede kızlarımız Ankara’da başlıyor mesaiye, onları geçince bir derbi atlatıp Vakıfbank GSTT ya da Eczacıbaşı ile final oynayacağız. Kupa finalinde zorlanmış olmaktan dolayı şaşırdık ama emin olmayanımız var mı şampiyonluktan?

Potada ligin yenilgisiz kızları sadece kupa finalinde Cimbom’a geçildiler. Saha avantajını her turda elimizde bulunduracağımızdan orda da şüphe duymuyoruz. Parkenin maskülen tarafında rüzgar tersten esiyor. Gençler maç seçmeye , koç tedavisine devam ediyor. Play-off’larda bençte oturması zor, oturması bir ihtimal de eskisi gibi koşturması olmaz. Herkes gibi bizim de gözümüz – kulağımız Tanjeviç’ten ziyade Ukiç’te, Efesle oynayacağımız final serisine hazır olsun yeter. Tek umudumuz takımın Efes karşısında giydiği direşken elbise.

Galatasaray maçı ile potaya giren futbolcularımız ise birden şampiyonluğun en güçlü adayı oldu. Salt Sami Yen galibiyeti bizi havaya soktu, ardından Kayseri’de sezonun en umut verici futbolunu ve gözlerdeki ateşi gördük. Şimdi her maç final. Lugano’nun dediği gibi hayatın son maçı gibi oynamak lazım kalan her 90 dakikayı. Bunu yaparken Beşiktaş’a karşı rakip sahada baskı kuran orada oynayan bir takım mı, oyunu tutan sinsice vuran bir futbol mu işimizi görür ona karar vermek zor. Bu kez kararı biz vereceğiz zira evimizde , bizden daha eksik, daha acemi, daha ürkek bir Beşiktaş bulacağız. Son şansları da olsa köşeye sıkışmış bir boksör gibi saldırmalarını hiç beklemiyorum açıkçası. 3 puan gelsin de nasıl gelirse gelsin durumundayız.

Kimimiz vahşi doğada kimimiz dört duvar ofiste mayıs ayını beklerken bu akşam yolculuk var; yine toplaşacağız Kadıköy’de. Kadehler Fener için kalkacak, Beşiktaş’ı geçip Trabzon maçı için sözleşilecek… Önümüz gün demiştik Sami Yen’e giderken, güneş doğdu şimdi içimizi ısıtma zamanı…

14 Ocak 2010 Perşembe

Anlayana...

Fenerbahce erkek basketbol takiminin Euroleague'da Top16'ya kalmasi Asvel'in galibiyetine, Marcus Brown'un sag ayagina kaldiysa birseyler yanlis demektir...

Ilgililerin bu "yanlis"i artik gormeleri dilegiyle...


Kibir...

Fotograf dünkü bayan basket takimimizin maçından, esas görüntü ise maçtan sonra yaşananlar. Takımımız Euroleague maçında Macar temsilcisini 98-78 gibi farklı bir skorla yenmiş. Maç bitmiş, taraftar basketbolcuları tribünün önüne çağırıyor, kızlarımız gelip karşılıklı sarı-lacivert-şampiyon-Fener çekiyor. Buraya kadar yaşanan görüntüler çok güzel. Sonra karşılıklı alkışlamalar ve kızlar, başkan ve yönetim kurulunun bulunduğu bölüme alkışlar arasında gidiyor. O bölümde bulunan menajer ve yönetici dahil herkes ayağa kalkıp kızların elini sıkarak onları tebrik ediyor ama kibirinden dolayı ayağa kalkmadan onları tebrik eden tek kişi var, o da Sayın Başkanımız. O an Başkanın içinden ne geçti bilmiyorum ama bu kızlar yıllardır gösterdikleri başarılarla bunun çok daha fazlasını hakediyor. Kaldı ki başarısız olsalar bile bayan olduklarından dolayı bu saygıyı hakediyorlar ama resim ortada.

Ramiz Dayı, Ezel'in geçen bölümünde 'İlk Günah' ile ilgili çok güzel sözler söyledi, önümüzdeki bölümde de yedi günahtan biri olan 'Kibir' ile ilgili güzel sözler söyler; biz de bu yazıya ekleriz o özlü sözleri.

NOT: Dünkü Fenerbahçe-Tokatspor maçında rengini belli edip maçı anlatan TRT spikerine saygı ve selamlarımı iletiyorum.

11 Aralık 2009 Cuma

Deger mi?

Ibrahim Kizil konusmus, zeka seviyesinden beklendigi uzere de yine sacmalamis. Sacmaliklarin ne oldugunu burada yazmayacagim; isteyen muhtelif gazetelerden ve Fenerbahce Spor Kulubu Resmi Sitesi'nden bulabilir... Derdim, iki post asagida "Buyuk Baskan Bizi Birakma!!!" baslikli yazida acaba haksiz taraflarim olmus olabilir mi diye dusunurken resmi sitede dogrulanan bu haberle karsilasmak. Chemedya'nin da carsamba gunku yazisinda belirttigi gibi yaptiklari ve soyledikleri ile Aziz Yildirim yeni yayin ihalesinde kulupler adina en onemli pazarlik gucu,tum baskanlar da bunu bir nevi onayliyorlar. Tamam, Fenerbahce Spor Kulubu'nun de bu ihalede onemli cikarlari var ama oradan gelecek fazladan paraya en az ihtiyaci olan kulup de bugun Fenerbahce. Yayin gelirleri azalirsa maddi olarak en az zarar gorecek kulup de Fenerbahce. Buna ragmen Aziz Yildirim, Fenerbahce'nin cikarlarini tehlikeye atarak bu ise soyunuyor, mevcut yayinci kurulus LigTV ile papaz oluyor. Kuluplerimizin gelirlerini artirmak icin tum kulupler adina, Turk Futbolu adina bunu yapiyor. Kritik olan nokta ise su; acaba buna deger mi? Ekonomik olarak liderken digerleri icin bunu yapmaya deger mi? Sahsi gorusum zerre degmez; Ibrahim Kizil yalan ve sacma beyanatlari ile kendisinin ve kulubunun adina degmeyecegini de bizzat kanitlamis oldu. Digerlerini de zaman gosterecek. Bence yeni yayin doneminde de hersey yine eskisi gibi olacak...

9 Aralık 2009 Çarşamba

Buyuk Baskan Bizi Birakma!!!

Duydugumuz, okudugumuz ve ogrendigimiz kadariyla tum baskanlar, Aziz Yildirim'in Kulupler Birligindeki gorevine devam etmesi gorusunde birlesiyorlar ve eh nihayetinde de 2010 Ocak sonuna kadar goreve devam etme kararini aliyor; Fenerbahce'nin haklarini savunabilmek icin bu gorevden ayrildigini aciklayan Aziz Yildirim. Kanimca uzerinde detaylica dusunulmesi, etraflica irdelenmesi gereken bir nokta burasi.

Hepimizin malumu, eger ilgili kurullar basarabilirlerse yeni yayin ihalesi yapilacak. Bu ihalede 5 temel gucten soz edebiliriz; bunlar TFF, Kulupler Birligi, mevcut yayinci kurulus, yeni katılımcılar ve futbolu iktadari icin kullanmaya en az Franco kadar hevesli Adalet ve Kalkinma Partisi (ortada TRT-Telekom ortakligi dedikodulari donerken kimse mevzu bahis partinin bu ihaleden uzak duracagi yalanini soylemesin).

Seffaf bilancolari ile, para sihirbazi kuluplerimizin tamami icin bu ihale buyuk onem tasiyor. Bunlarin bir cogu gelecek yillarin yayin gelirlerini bile harcamis durumdalar. Hal boyle iken, buradan kuluplere akan paranin durmamasi, mumkunse artirilmasi hayati oneme sahip; bu durum en kucugunden en buyugune kadar gecerli. Tum baskanlar farkinda ki bu ihale surecinden maksimum kazanc elde edebilmeleri icin tek ses tek yurek olmalari gerekli; hem TFF'ye hem yarismaci firmalara karsi. Kurnazlarin hepsi cok iyi biliyor ki, Turkiye sartlarinda bunu saglayabilmenin en onemli gerekliligi, gerektiginde karsi tarafla catismayi goze almaktir. Federasyonu herkes karsisina alabiliyor, bunu gecmisten bugune defalarca gorduk. Burada kritik nokta LigTV'yi ve dolayisi ile futbolda geldigimiz noktanin bana gore en buyuk sorumlulari olan Sansal ve Erman'i karsisina alabilmek. LigTV'nin goruntuleri nasil manipule edebilecegini, istedigi yonde nasil kullanabilecegini hepimiz biliyoruz. Iste burasi herkesin gecmeyi goze alamayacagi kirmizi cizgiyi olusturuyor. Sansal ve Erman'in bu cizgiyi asacak kulup veya yoneticilere karsi ellerindeki gucle her turlu cirkefligi yapabilecegini herkes az cok biliyor. Dolayisi ile ihale surecinde bunu goze alabilecek karakterlere ihtiyaci var kuluplerin.

Bir donem Aziz Yildirim baskanligindaki kulupler birligi yapilacak olan ihale ile ilgili alt bir limitten bahsetmisti; tam rakami hatirlayamiyorum. Hemen akabinde ilk Maraton programinda Sansal ve Erman asgari ucretten, krizden, ulke ekonomisinden girip, ulkedeki kuluplerin ne kadar kotu yonetildiginden cikmislardi; o gun o programda ne bir hakem ne de bir hakem hatasi konusulmamisti; belki de bir ilkti Maraton tarihinde.

İhale surecinde olusabilecek rekabet sartlarina gore belki LigTV ile papaz olmak bile yetmeyecek ; devlet erkaniyla bile kafakafaya gelmek ihtimal dahilinde. Bu kismini simdilik burada birakalim...

Velhasil kelam, mevcut birinci lig baskanlari cok iyi biliyorlar ki tum bu riskleri goze alabilecek, inandigi dogrular uzerinden kuluplerin haklarini catir catir savunabilecek, bu yolda da ne Sansal ne Erman tanimayacak tek kisi Aziz Yildirim'dir. Adnan Polat ve Yildirim Demiroren dahil hicbiri tum bu tehlikeleri goze alip bu isi beceremez. Hicbirinin gucu, kudreti, camia icindeki durumu bu riskleri goze almasina izin vermez. Adnan Polat lisecilerle, Yildirim Demiroren Carsi ile ugrasirlarken, ustelik de kongre yilinda ne Sansal'i ne de Erman'i (yani LigTV'yi) karsilarina alamazlar. Sansal ve Erman da en buyuk tehlikenin Fenerbahce'den gelebilecegini bildikleri icin sezon basindan beri Aziz Yildirim mesgul olsun diye yanli yayin ve goruntu akisi sagladilar. Bunu da bir nebze basardilar diyebiliriz. Aziz Yildirim da cikip "Fenerbahce'nin haklari icin kulupler birliginden ayrilacagini" beyan ettigi an en cok sevinenler Sansal ve Erman oldular. Ancak bu beyanat Aziz Yildirim'i da uzun vadede zor durumda birakabilir. Eger hakem hatalari, kotu saha sonuclari ve 2 aydir suregelen ortam devam ederse, kendi camiasindan Aziz Yildirim'a "once Fenerbahce'nin haklari gelir" temelinde elestiriler baslayacaktir. Antiparantez, erkek basket takiminda Turgay Demirel'in koltugu ve mustakbel Fiba Baskanligi, ve de Tanjevic'in yipranmamasi ugruna Fenerbahce'nin cikarlari bekletiliyor ve bu konuda rahatsizliklar eskiye gore daha acik sekilde belirtilmeye baslandi. Aziz Yildirim burada yaptigi hatayi, ihale surecinde futbol takiminda da yaparsa kendisi icin sonun baslangici bile olabilir. Zaten taraftar desteginin, henuz toplu sekilde tribunlerde dile getirilmese bile onemli olcude sekteye ugradigini hepimiz biliyoruz.

Fenerbahce Spor Kulubu'nun ihale surecinde aktif rol almasi, mevcut ve gelecekteki cikarlari icin onemli ve gereklidir. Turk spor kuluplerinin ortak cikarlari icin onculuk etmesi ise tarihi misyonunun geregidir. Gerekirse futbolun ruhunun icine eden Sansal ve Erman gibilerle, LigTV gibi kurumlarla catir catir mucadele edilmelidir (bugune kadar bunun en cetin orneklerini yine Fenerbahce Spor Kulubu ve taraftari verdi). Ama her zaman Fenerbahce Baskani icin oncelikli olan Fenerbahce'nin cikarlaridir. İhale sureci tamamlandiktan sonra -tabi tamamlanabilirse- ne gecmisin izleri tam olarak silinecektir, ne de herhangi birsey farkli olacaktir. Yine iki kulubun baskani, isimleri ne olursa olsun yemekler yiyip kupalari paylasacaklardir. Yine birisi cikip "elimde belgeler var, kume dusersek aciklarim, yer yerinden oynar" deyip kumede kalacak ve sonsuza dek susacaktir. Bugun tum kulupler Aziz Baskan bizi birakma derken bile kendi cikarlari icin bunu soylemektedir. Bir de en kotusu varki, bu ulke toplumuna olan inancimi bile sifirlar; Sansal ve Erman, ihale kaybedilse bile, yeni yayinci kurulusta yerlerini alirlar. İste bize de o zaman, internette ses kaydi dolasan Ahmet Meriç Galip abimiz olmak düser ki olmeden once yapmak istedigim 5 seyden biri de odur...

22 Ekim 2009 Perşembe

Pala Gider, Dodo Gelir...

Yukaridaki fotograf dun oynadigimiz Barcelona macindan. Aziz Yildirim'in basketbol subesine el koydugu haberlerinin cikmasini takiben yogunlasan dedikodulara bir yenisi daha eklendi, bu sefer yazilip cizilenler Dogan Hakyemez'in Basketbol Subesi'nin basina CEO olarak gececegi yonunde. "Pala'ya Yol Gorundu" baslikli yazimda "Fenerbahce Fenerbahcelilerin omuzlarinda yukselmeli" demistim ama gorunen o ki Aziz Yildirim'in dusuncesi pek bu yonde degil. Subede bosalan Galatasarayli kontenjani alelacele Dogan Hakmeyez'le doldurulmaya calisiliyor, kaldi ki Dodo, Fenerbahce ile mahkemelik durumda. Ee bosuna dememisler gelen gideni aratir diye...

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Hadi Anlat Bakalim...

"Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım, 15 Mayıs Cuma günü bir basın toplantısı düzenleyecektir. Toplantı, Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri'nde saat 10:00'da başlayacaktır. Başkan Aziz Yıldırım, görsel ve yazılı medyanın temsilcileriyle görev süresi içindeki icraatlarını paylaşacaktır.

Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur,

Fenerbahçe Spor Kulübü"

25 Nisan 2009 Cumartesi

Diktatorya...

Dun mactan sonra bakma sansim olmamisti resmi siteye, bugun sabah Ankara'ya donunce ilk isim basketbol maciyla ilgili ne yazmislar diye bakmak olacakti ki resmi sitenin muhtesem(!) girisi beni dumura ugratti.

Bir tarafta daha ilk ceyrekten "Yonetim istifa" diye bagiran, macin sonlarina dogru kendilerini protesto edenlerin uzerlerine saldiran bir guruh; bir tarafta degme diktatorlere tas cikartan eylemlerine her gun yenisini ekleyen, resmi siteyi kendi kisisel sitesi gibi kullanan bir kulup baskani...Soyleyecek soz bulamiyorum gercekten...

Fenerbahce adini kisisel cikarlarina alet eden her kimse ona lanet okumaktan baska birsey de gelmiyor suan icin elimden...

P.S. Son zamanlarda hicbir mactan bu kadar keyif almamistim, fotolar elime gectikten sonra gunubirlik derbi turuyla ilgili ayrintilari yazarim. Bu arada mac sirasinda gelen mesajlardan ve telefonlardan anladigim kadariyla Mrsic'in 2 uclugunden sonra Nu resim tadinda ekranlara da yansimisiz...

9 Şubat 2009 Pazartesi

Bana Kalsa...

Gidecekler: Fenerbahcenin ne oldugunu, o formanin gecmisini ve o formayi giyip deger katanlarin kimler oldugunu bilmeyen Aragones, Maldonado, Josico, Uğur, Wederson, Yasin, Can, Deniz, Kazım, Ali Bilgin, Burak, Deivid, Roberto Carlos, Alex ve bu operasyonda kulube gelecek faturanın sorumlusu, kendini tek reis konumunda sıfatlayan, pankartı yasaklayan zihniyete sahip efsane baskan Aziz Yıldırım ve insaat konusunda super basarili ama futboldan ve taraftar ruhundan zerre anlamayan Turk Insaat Sektorunun kurtlar konseyi olabilecek ama Fenerbahce Spor Kulubu tarihinin en iyi takimlarindan birini iki yilda para harcayarak bu hale getiren mutahit dostlari....Ayrica bir insan nasil zirveden bu kadar kisa sure icerisinde dip yapar, isletme-sosyoloji ve psikoloji mezunu arkadaslari bizleri aydinlatmaya davet ediyorum.

Gelecekler: PVH, Keneth Anderson, Milan Rapaijc, Luciano, Tuncay, Aurelio, Appiah, Serhat Akin, Uche, Hogh, Kemalettin, Mujdat Yetkiner, Aykut Kocaman, Rıdvan Dilmen, Oguz, Cemil Turan, Selcuk Yula, Mehmetcik Basri, Lefter, Can, Cihat. (Adini kalbimize yazmis, bu forma icin sonuna kadar mucadele etmis, giydikleri formaya deger katmis ve benim buraya ismini yazmayi unuttugum herkesin onunde saygiyla egiliyor ve herkesten ozur diliyorum.)

Not: Alex, Deivid ve Carlos kendilerine hizmetleri icin tesekkur edilmesi gerekenler. Digerleri ise kulagindan tutulup kapi disari edilmesi gerekenlerdir. Guiza farkli sistemlerde farkli sanslari benim nezdimde hala hakediyor.

4 Şubat 2009 Çarşamba

Reis...

Reis kendi elleriyle, bin bir emekle, buyuk fenerbahce taraftarini arkasina alarak, ailesini bir tarafa koyarak 100. yilda her bransta bu kulube zirve yaptırdı. Hatirlayin 2007 Mayisini, ruya gibiydi. Tamam bu bir ekip calismasiydi, tum camianin payı vardı ama devrimin lideri olarak en buyuk payda onundu. Baskanliginin ilk gununden beri agzindan “Kurumsallasma” lafini dusurmedi. Kulup kurumsallastida. Basin organlari, fenerium, tesisler, arsalar, sponsorluklar, ekonomik yapi vs vs. Yillardir karsisina kimse cikamadi kocaman fenerbahce camiasinda. Onlarca insan kendi gitmek istemesine ragmen birakmadi yakasini. Fenerbahce eski fenerbahce degildi artik. Aziz yildirimin heykeli konusulur olmustu boğazin bir yakasinda. Gun oldu, devran dondu. Baskan ayni baskan; reis ayni reis. Unuttugu tek sey var. Tum bu surecte bugun stada almadigi, pankart astirmadigi, fenerbahce sevgisini burnundan getirdigi taraftari arkasina alarak devrimi gerçekleştirdi.. Tribunde gormek istedigi kombineyi alan, gelen, oturan, sadece izleyen ve giden; her daim soz dinleyen, kibar, efendi, caddeye aşina seyirci ile degil.Bu ikinci kisim devrimin basinda, en zor kisminda piyasada yoktu. Birinci kisimla bu devrim basladi ve buyudu. Taraftar reisi istedigi icin karsina kimse cikamadi. Kabuluz. Taraftar reflekslerine gore kulup yonetilmez. Oyle olsaydi Zico goreve geldiginin 3. ayında kovulmaliydi. Ama taraftar olmadan, taraftara ragmen de kulup idare edilmez. Taraftar sari kadar, lacivert kadar bu kulubun bir parçasıdır.

Devrim yine kendi cocuklarini yiyor.

Yönetim İstifa...

2 Şubat 2009 Pazartesi

Anlayana...

Sayın Efsane Başkanımız Ali Şen, Size Sesleniyoruz !

Fenerbahçe tribünleri olarak artık dayanma sınırlarını çoktan aştık, sabrımız taştı. Çok uzun süredir üstümüze oynanan oyunlarda artık son noktaya gelindi. Devletin emniyet güçlerinin de anlaşılmaz tutumuyla Aziz Yıldırım'ın bizlere yaptıklarını tekrar herkese anlatmak ve bizi bu durumdan çıkarabilecek tek kişi olan Ali Şen Başkanımız'a seslenmek istiyoruz.

Efsane başkanımız, 96'da Trabzon'da sahaya inerek sahip çıktığınız Büyük Fenerbahçe Taraftarı'nın içinde bulunduğu durumu size anlatmak ve bu antidemokratik, bu diktatörce, bu Fenerbahçelilik değerlerinden uzak hareketlerin üstesinden gelmek için size çağrıda bulunmak istiyoruz.

Sene başından beri sayısız saçma uygulamayla karşılaştık. Önce maraton üst tribünü E blokta bileklik uygulaması başladı. Sanki tatil köyüne giriyormuşuz gibi o blokta oturan taraftarlarımıza bileklikler takıldı. Arkasından çam yarması gibi sayısız bodyguardlar dikildi kapılara, tribünlere. Bu kişilere ödenen paralar neden kulübe harcanmadı merak ediyoruz, harcanmış olsa belki de takımlarımız daha iyi durumlarda olurdu. Bunlar yanında tribüncü gözüken ama tek amacı başkan aleyhine çıkacak sesleri engellemek olan ve bir çok maça yanlarında bıçaklarla giren mafya kılıklı tipler stada sokuldu. Yetmedi, taraftarın sinmediği görülünce cezalar başladı. Hiçbir suçu olmayan kişilere maçlara girememe cezaları verdirildi. Verdirildi diyoruz, çünkü tanınan ve bilinen kişilere ısmarlama cezalar geldi. Stadta olmadığı halde ceza alan taraftarlarımız oldu. Alakasız bir şekilde deplasmanda olay çıkartma gerekçe gösterilerek cezalar verildi. Hiçbirinin kanıtı, belgesi yokken bu cezalar verildi. Mahkemelerden dönen cezalar olmasına rağmen kışkırtıcı bir şekilde üstümüze oynanmaya devam edildi. En son pazar günü oynanan maçta bu önemli maç devam ederken taraftarlarımız çağrılıp ortada hiç bir şey yokken fişlendiler.

Maç sonunda aleyhte protestolar olunca önce susturmak için stad hoparlöründen şarkılar çaldırıldı, sonra dışarı çıkmakta olan taraftarın yürüdüğü kordiroların ışıkları kesildi. Çoluk çocuk, bayanlar itiş kakış büyük bir tehlike altında çıkabildi stadtan. Bu tamamen hukuk dışı cezaları da bu uygulamaları da size şikayet ediyoruz Sayın Ali Şen !

Şimdiye kadar başkanımızdır dedik sustuk, yaptıklarına hürmeten sustuk, ama artık yeter. Emniyet güçlerini de arkasına alarak hiç bir şey dinlemeden, yasa-hukuk tanımadan gerçek Fenerbahçeliler'e olan saldırısını iyice arttıran Aziz Yıldırım'ı artık tanımıyoruz. Başkanımız diyemiyoruz, çünkü bu hareketler senelerce bizlere öğretilen Fenerbahçelilik değerlerinden tamamen farklıdır. Tek reis benim diyen başkanın, camiayı ve taraftarları birlik altında tutması gerekirken, uzlaşıcı olması gerekirken bu kavramlardan çok uzak şekilde bizlere savaş açması bizim de sabrımızı artık taşırmıştır. Şu dakikadan sonra artık Aziz Yıldırım bizim başkanımız değildir. Tribünlerde Fenerbahçemiz için olmaya, sesimizle, varlığımızla Fenerbahçemiz'e destek vermeye son nefesimize kadar devam edeceğiz. Ancak yaklaşık 750 oyumuzla kongrede kesinlikle ama kesinlikle kendisinin yanında olmayacağımızı, karşınıza kim çıkarsa çıksın, rakibi olan adaya destek vereceğimizi bildiririz.Zaman öyle bir zaman ki Fenerbahçeliler birbirlerine düşmek üzere. Kardeş kardeşe kırdırılmaya çalışılıyor. Bunu engelleyebilecek olan tek isim sizsiniz Sayın Ali Şen. Fenerbahçeliler olarak bunu sizden bekliyoruz. Artık Fenerbahçe tribüncüleri olarak yasaların işlediği bir stadta maçlarımızı izlemek ve canımızdan çok sevdiğimiz Fenerbahçemiz'e destek vermek istiyoruz.

Bizim için aziz olan sadece FENERBAHÇE'dir.

Saygılarımızla

KFY