


Naklen yayın ihalesinin sonucunu ve devamında sonuc ile ilgili isteklerimizi hali hazırda belirtmiştik; şimdi az biraz durum tespiti yapalım istiyoruz. Romantik Kanaryalar olarak nerdeyse 10 farklı koldan para kazandırdığımız Digiturk, yurdumun dört bir köşesinden gerek evinde ekran başında, gerek kahvede-meyhanede 1 içecek dahil belirli bir ücret karşılığı bize takımımızı senelerce izletti. Ne takımdan ne yayından memnun kaldım orası başka… İhalede ödediği 321 M $ + vergiler ile Digiturk patronu rakibi diye bildiğimiz Doğan medyası tarafından bile yılın futbolcusu seçildi! Türk futboluna karşılıksız bir hizmet var düşüncesi empoze ediliyor…Babasının hayrına bu parayı veren bir amcamız var, elini öpmek gerek. Federasyon çok mutlu , kulüplerin ağzı ayran budalası gibi bir karış açık , yüzde 126 zamma bakmakta… Digiturk bile mutlu…Artışı tüketiciye yansıtmamanın peşindeler, daha fazlası akıllara zarar onlar da farkındalar. Hali hazırda dünyanın en pahalı ilk 6 liginden biri TSL idi, şimdi ilk 5 mi değil mi diye soruyorlar… Ha 6 ha 5, ligimizin neresi bu kadar para eder bunu konuştuk senelerce. Yani seyirci ortalamalarına baksak zaten kalıbımızın adamı olamayız. Toplam değer yaratma , toplam frençayzing desek Ağrı'da 3 forma satınca seviniyoruz... Oyuncularımızın rayiçlerinin çok üstünde kazandıklarından, yabancı futbolcuları etkileyebilmek için Katar paritesinde ücretler ödediğimizden bahsettik hep. Dortmund’un seyirci ortalamalarını gıpta ile takip edip Fener’in dışarıda oynadığı haftalarda TSL’in toplam sayısına büyük eşit olduğuna hayıflandık. Lakin bu ihale , öncesi ve de sonrası gösterdi ki hepimiz bir yanlış hesaptayız… O tribünleri doldur(a)mayan, 80-100 bin nüfuslu ilinde hafta sonu maça gitmekten daha cazip aktiviteler icat eden kitleler aslında bir tercih sahibi. Ülkemizde bu topraklara özgü bir kalem var, ekonominin D eğrisinde; maçları tribün yerine, TV başında izlemeyi tercih eden bir güruh var.Yurtdışından hiçbir talep ve kaynak aktarımı olmadan ihaleyi bu kadar yükseğe çeken bir sessiz çoğunluk var.
Medya fildişi kulesinden AKP’nin nasıl 47% aldığını anlayamadı ise bunu da anlayamadı, anlamayacak. Kendilerine yardımcı olmak boynumuzun borcu. Hep otoparklardan, kadınlar tuvaletinden dem vurdunuz da salonumun baş yerinde parasını veririm sıcacık evimde maçımı izlerim diyen adama kulak vermediniz. O rezil statlarınızda ya hiçbir fasilite yapmadınız, ya da kıytırık ufolarla göz boyayıp 55 milyona bilet satmaya kalktınız. Elin oğlu hedef kitlesini maden işçileri yapıp, kulübü takım yapan , kitlelerle bütünleştiren değerlere sahip çıkıp, stadına centrum’dan 5 kilometrelik bira boru hattı çekerken, para birimi bile icat ederken; siz stadın etrafındaki cazibe merkezlerine , meyhanelere, birahanelere kilit vurdurdunuz. En ucuz maç bileti , öğrenci indirimi nedir bilmediniz.Hala sizi izlemek için dünyanın parasını verecek bir kitle var ama siz bu değirmenin suyunu sağmayı bile Digiturk’e bıraktınız. Bu memlekette de futbolu çok seven ama sadece futbol Ligtv’de diye düşünen bir “çoğunluk” var. Balkonu beleştepe olsa içeride Ligtv’yi açacak bir kitle… Yoksa bu rakamları açıklayamazsınız.Televizyon karşısında maç izlemeyi alışkanlık edinmiş bir toplum, oyunu seven ama statlardan itina ile kaçınan bir toplum… Bunu irdelemeli , içeri girerken 15 günde bir polisin çüküne dokunduğu adama sormalı statlardaki konforu… Öyle 5 maça bir lütfen ziyaret eden değil... Ya da stad dışındaki konforu ... Kurulan aidiyet bağını , misal gidin Malatya'ya orjinal bir Malatyaspor forması arayın, bulunca haber edin geleceğim... Hele şu unuttuğunuz ve artık yok olduğunu sandığınız bedava bilet hadisesi… Avantacılar Sefalardan Sebolardan ibaret değil , maça gişelerden girilen her ortamda beleş biletler elden ele değerleniyor. Elini cebine atan herkesin kendini keriz hissettiği ortamlarda, atlı polislerin uğramadığı diyarlarda ben de haykırayım futbol ligtivide izlenir, zira bilet alıp stadyumda izlerken enayi gibi oluyoruz…
İzledim, canlı canlı seyrettiğimi özetlerden izledim. Dayanamadım efendim, 30 -40 - 50 bir allahın bir de melihin bildiği sayıda topçu var elde; bir de senelerdir ağızlarda sakız olmuş bir adam... Random Sample yap bari hoca bu nedir, Senecky göbeğe , Kırıntılı kaleye geçsin misal. Ama ille de Baki... git başka bir adam bul bundan kötüsü olur mu? Bul bir formül hoca... ya da git allahından bul...
"Tezahurat surerken, sadece bir Kevin Keagen, bir David Becham, bir Tony Adams, bir Ronaldo ve bir Robert Pires vardir. Bununla birlikte, oyun icin taraftarlar bu insanlarda cok daha onemli bir yer isgal eder. Sahadaki 22 oyuncu, siyahli adami, hocalari ya da baskanlari bos verin; soz konusu futbol olunca onemli olan tek bir insan grubu vardir, taraftarlar. Taraftarlar olmadan bunlarin hicbiri var olamazdi. Sunu bir dusunun, Birlesik Krallik'ta her hafta 650 binden fazla insan bir futbol macina gidiyor ya da bir mac izliyor; bu rakam Avrupa capinda 10 milyonu asiyor. Eger Orta Cag'da olsaydik ve bu insanlarin hepsi bir arada dursaydi, karsilarinda hic kimsenin bir sans bulamayacagi bir ordu olustururlardi. Ne yazik ki taraftarlar kendilerini bir ordu olarak gormuyorlar, daha cok oyunu yonetenlerin de istedigi gibi sahadaki tanrilara ve efendilere harac veren serfler gibi davraniyorlar. Oyunun son 25 yilinda degismeyen tek sey bu oldu"
Antonio De Nigris, son yıllarda kalbine yenik düşen oyunculara eklendi. Maske çıkaran adam komşuda yummuş gözlerini, toprağı bol olsun. Farklı olarak bu kez modern futbol , antrenman teknikleri , aşırı yüklenmeler masaya yatırılmadı; zira bu kez önceden bir ikaz gelmişti. Açıkçası sağlık sorunları nedeniyle yabancı kontenjanı açmak isteyen bir kulübün ihtarı ne derece ciddi görüldü ya da görülmeli oyuncu tarafından bilemiyorum, ama yine de insanın hayatıyla ilgili bir şüphe hele de yüzde 2-3 gibi bir oran telaffuz edilebildiyse; De Nigris de orda bir dur demiştir kendisine. Geliyorum diyen ölüm oldu şimdi bunun adı. Ankaraspor doktoru olsun , Ufuk Özerten olsun şimdi biz demiştik , uyarmıştık diyorlar. Bir federasyon başarısı ya da mesleki başarıdan dem vurmadıklarını umuyorum tabi. Farz ediyorum ki Sporcu sağlığı hamaseti değil yaptıkları, gerçekten üzgünler ve oyuncu içten bir şekilde uyarıldı. Peki bu De Nigris ölüme bile bile mi gitti? Böyle bir riski nasıl ve niye göze aldı? Sendikalaşmayı, toplu hak aramayı bırakın, Avrupa kıtasından uzaklaştıkça hak ettiğinizi bile almanız zorlaşır bu oyunda. Kovulduğunuz yani işsiz kaldığınız zaman sözleşme ile hak ettiğiniz parayı talep etmek dahi açgözlülüktür. Peki hangimiz tazminatsız kapı önüne konulmayı sindirebiliriz yaşamda. Ülkesinden bu kadar uzakta önce Türkiye sonra Yunanistan’da futbol hayatının son 5 , 6 yılını geçirmek için geldi maskeli adam. Kazanacağı para ile hayatının son yatırımını yapacaktı belki. Yapmak zorundaydı. Bildiği tek işi yapmak için birkaç yılı daha vardı, beslediği sadece ailesi değil avukatı, menajeri, abisi , ablası, hatta hasta akrabalarıydı. O yüzden göz ardı etti doktorun telkinlerini, altın yumurtlayan tavugu kesmedi menajeri. Oyna koçum dedi , biz neler atlattık beraber. Doktorların söylediğinden ailesine bahsetmedi bile. Ekmek değilse bile pasta parası için devam etti oynamaya. Çocuğun özel okul masrafını da ayırayım bir kenara dedi. Ama hep yek attı De Nigris. Güçlü fiziği ve etkin oyunuyla böyle forveti olan takım küme düşmez dediğim oyunculardandı , şimdi aramızda yok...
Evet tamamen farazi yazıyorum, De Nigris’in menajeri dünyanın en hisli adamıdır, belki ailesinin hali vakti yerindedir. Karısı başkanın karısıdır, çocuğunun geleceği teminat altındadır... Bunların hiçbiri bir gün voliyi vurup Süper Lig’e kapak atmak isteyen Ankara Demirsporlu Hasan’ın, Alibeyköysporlu Umut’un hikayesini değiştirmeyecek. Daldıkları rüyadan Süperlige gidemeden belirttiğim kulüplerde uyandılar. Uğruna sevdiklerini, ailelerini, okullarını bıraktıkları güzel oyunları bir miktar toplu para ve hala hatırlanan bonkörlüklerinden başka bir şey bırakmadı onlara. Kariyerlerinin başında mahallede bedava yemek, ve sınava girmeden alınan güzel notlar primleri oldu. İlk transferleri , o ilk hamle küçük kulüplerin büyük başkanlarınca engellendi. Daha genç yaşta bonservisle tanıştılar, “mal” oldular ama satılmadılar. Serbest piyasa bir türlü bulamadı onlar için denge fiyatını , D=S kitaplardaki gibi işlemedi futbolda. Kontrat bitti tehditle, dayakla yine serbest kalamadılar. Çim sahalarda oynama fırsatları geldiğinde artık yaşları ilerlemişti. Hala çok iyiydiler ama artık hiçbir kulüp onları çekici bulmuyordu. Kariyerlerinin zirvesine bahsettiğim takımlarda ulaştılar. De Nigris gibi önlerinde sayılı zaman vardı, hayatları boyunca yetecek parayı kazanmak için. Elde avuçta birikimişleri yok, doktor deseydi ki Hasan kalbinde sorun var oynamamalısın. Dinler miydi Hasan. Yalvarırdı doktora bunu hiç kimseye söylememesi için. Bu ülkedeki lisanslı futbolcu sayısının azlığından bahsetmeden önce lisanslıların sorunlarını cözmek gerektiğini söylüyorum. Bu yolda yürüyen binlerce genç var, önce yola bir asfalt atın, sonra otoyol gişesini kurarsınız. Ahmet Bey’in oğlunu kulüpte kongre üyesi diye PAF takımına alırsanız, yönetici Hilmi Bey’in yeğeni arkadaşlarına hava atmak için Fenerbahçe yıldız takımında oynarsa, alt yaş milli takımlarında torpil varsa yeteneklerinden ilham alan Hasanların, Umutların hikayesi de değişmeyecek. Ben çocukken saatlerce futbol oynardım, yetenekliydim ama hiçbir ustanın yanında çırak olmadım, derslerime hiç çalışmadan idare edebilecek kadar çalışıyordu kafam, en büyük derdim yenilenin başpınardan testiyle su getirdiği maçlarda , dayımların kalesinden forvete geçmek için farkın açılmasını beklememekti…Hem çalışıp hem okula giden, ustasıyla-babasıyla aynı anda uğraşan, üstüne antrenman yapan Hasan ve Umut kadar parlak değildim. Onlar gibi hayallerimin peşinden koşacak ne maharete ne cesarete sahip oldum.
De Nigris’in ölümü üzerinden bir sistem eleştirisi değil yapmaya çalıştığım. Sistemi görebilmek yeter , gören gözler için de unutmamak gerek. Bir bakıma özeleştiridir bu yazı. Futbolculara söverken, onları döverken, ailelerine uzanırken eller ve diller; onların emeklerini , vazgeçtiklerini, ve tercihlerini de hatırlamak lazım. Evet onların bunu hatırlatacak kurumları, sendikaları daha doğrusu yürekleri yok. Lafı dinlenecek, popüler olanlar zaten köşeyi çoktan dönmüş oldukları için pek umurlarında da değil meslektaşları. Uygun’un kankası Şükür. Kimse o sahanın tozunu beraber yuttuğu kan kardeşini hatırlamaz. Her halükarda terdir formayı ıslatan, bizim bayrak bildiğimiz çubukluyu taşıyan gencecik çocuklar, kalan sağlar… Sonuç olarak şimdi milyon dolarlar alan, ama o kocaman kaleye topu ittiremeyen şanslı adamlar bizim mahalleden çıktı, onlar mahalleyi unuttu diye unutmayalım onları. Az hoş az da çocuk görelim onları, biz dersti, okuldu derken, sanatla ve edebiyatla iştigalken; onlar aşık olduğumuz , yoluna düştüğümüz temaşanın içine girebilmek kanatıyordu dizlerini. Evet bu forma kutsal, nasip de olmaz herkese; bunu anlatmanın insani bir yolu olsa, onlar dinlese biz söylesek…
Fotoğraf, Los Lunes al Sol filminden. ben bir bağlantu kurmuştum ama yazı uzun geldi şimdi unuttum. E fotoğraf da baktıkça güzel geldi kaldırmıyorum. İzleyen bağlantıyı kursun izlemeyen izlesin.
Haziran ayinin sonlarinda Zenit St.Petersburg'un Guiza ile ilgilendigi haberleri cikinca "Tekke Kalsin...10'a anlasalim..." demistik.Zenit bu transfer gerceklesmeyince eski goz agrilarimizdan Kezman'i kiralamayi tercih etti PSG'den. Fransizlar Mevlut'un gelisiyle gozden iyice dusen Kezman'dan kurtulmanin yollarini ariyorlardi ki imdatlarina Zenit yetisti ve satin alma opsiyonuyla kiraladilar Kezman'i. Once Semih'le, sonrasinda ise Mevlut'le girdigi forma mucadelesinden galip cikamayan Mateja, simdi de Fatih Tekke'yle girecek ayni mucadeleye...