30 Ocak 2009 Cuma

Hayata Gider...

Is, Fenerbahce, Futbol, Kıtır, Beer Station, Corvus, PES derken hayat akip gidiyor..Sadece akip gitse iyi, sabit bir ivme ile hizi da artiyor. Kanimca yolun yarisindan sonra ivmede artmaya baslayacak. Hepimizin kafasinda hayata karsi bi durus vardir illaki. Ama gercek hayatta bu durusun gerekliliklerini ne kadar yapabiliyoruz. Yeterli derecede para kazanmak, parayı kazanirken harcadiğin zaman disinda kalan zamanda bu parayi zevklerin ugruna, catir cutur yemek. Hooooppppp deyince veya hayat dedirtince evlenmek. Tek basina sigamadigin hayata, maddi manevi iki gonlu sigdirmaya calismak. Bu yetmezmis gibi sifirdan, ikinci, ucuncu ve (biraz cesur veya ileri derecede dikkatisiz olanlar icin) dorduncu gonullerin hayata gelisi. Devaminda bu sifir km gonullerden vatana ve dunyaya, kendin gibi ileri duzey zekaya, geniş bir dunya gorusune sahip evlat yetistirip hediye etmek cabasi. Tum bu hengameden fırsat buldukça dostlarla, hayat, fenerbahce, futbol uzerine romantik sohbetler yapmak.

Bu mudur? Eminimki budur diyen her daim daha huzurlu olacaktir. Ama bu değilse, eksik olan ne? Ya da olmasi gereken.

Pele olmak ya da Maradona olmak?

O..... Cocuklari filminden: “ Omur uzamaz, ihtiyarlik uzar...”

29 Ocak 2009 Perşembe

Zeitgeist: Addendum...Part II

video

Owner mail olarak gondermisti Zeitgeist: Addendum'un 2.bolum baslangicindan bu kisa kesiti, icinde bulundugumuz durumu daha dogrusu bircok dunya ulkesinin icine cekildigi bok cukurunu ozetleyen bir video...

Bu arada video ilgimi cekti nasil eder de geri kalanini izlerim diyenler icin Zeitgeist: Addendum'un tamami ve serinin ilki olan Zeitgeist: The Movie http://www.zeitgeistmovie.com/ adresinden izlenenebiliyor, filmler icin altyazi hizmeti de sitede mevcut...

Fenerbahce:1-Bursaspor:0

Dun aksamki maci daha onceki maclarda oldugu gibi yine Alkoliklerde izledik. Sagolsun, ailesi burada olmasina ragmen yine bizi misafir etti. Maca gelince; Alex kadroda yoktu, bu durumda acaba Semih ve Guiza'yi birarada izlerizmiyiz diye umitlendik ama son macta taraftar tarafindan isliklanan Guiza yedek kulubesinin yolunu tutmustu. Son mactaki dizilimden farkli olarak solda Ugur'un yerine Wederson, sagda Deivid'in yerine Kazim ilerde Guiza'nin yerine Semih ve Alex'in pozisyonunda Deivid oynuyordu. Aslinda denenebilecek dizilimlerden biri buydu ama sagda Deivid'in ileride Guiza'nin ve Semih'in beraber oynadigi dizilimi buna tercih ederdim.
Mac genel olarak tempolu ve az pozisyonlu gecti. Fazla gol pozisyonuna giremedik ama karsi takima da pozisyon vermedik. Bursa'nin sadece 2. yarinin basinda Volkan ile buldugu ve direkten donen bir pozisyonu oldu. Yasadigimiz en buyuk problem ileride yeterince cogalmayi becerememiz yoksa defansif anlamda takimda cok fazla bir problem gozukmuyor. Dun takimin en iyileri Selcuk ve Gokhandi. Kenarda Deniz'i gordugumde Emre'nin oyundan cikacagini dusunurken cikan isim Selcuk oldu. Sanirim gecen haftadan kalan sakatligindan dolayi Aragones boyle bir degisiklige gitti yoksa Selcuk gayet iyi oynuyordu.
Gokhan son dakikalarda karsi karsiya bir pozisyonu kacirmis olsa da onemli olan takimin sag bekinin o dakikada oyle bir depar atip o pozisyona girebilmesiydi. Fakat anlamadigim su, biz Gokhanla sozlesme yenilemek icin ne bekliyoruz. Illa adamin sozlesmesinin son senesinin mi gelmesi gerekiyor. Takimin en caliskan, en istikrarli adami ayni zamanda en az ucretle oynayan adami. Peki gelecek sene ne olacak; Gokhan imza atmaya yanasmayacak ya da cok yuksek bir ucret isteyecek ondan sonra da yuvadan ucacak biz de kafamizi taslara vuracagiz. Hazir elimizin altinda boyle bir sag bekimiz var, yapin adamin sozlesmesinde bir iyilestirme. Takimdaki diger isimlere gelince, Onder Lugano'yla beraber gayet uyumlu bir ikili olusturdu. Yabanci sayisinin problem cikaracagi durumlarda Edu'yu gayet guzel yedekleyebilecegini gosterdi. Trabzon macinda 30. dakikadan sonra ortalarda gorunmeyen Emre dun ise takimin en cok kosanlarindan ve mucadele edenlerindendi. Bazi pozisyonlarda Galatasaraydan kalma aliskanligiyla karsi sahada pres yapmaya calisti ama arkadan yeterli destegi goremedi. Carlos kondusyonunun da artmasiyla beraber ofansa daha fazla destek vermeye basladi. Ilk yarida kendisine yapilan kirmizi kartlik bir faul vardi ama hakem o pozisyonda sari kart bile gosteremedi. Carlos bunun hesabini kendisi keser, faulu yapani katlayip koyar diye bekledik ama uygun pozisyonu bulamadi. Wederson Ugur'a gore daha ne yaptigini bilen bir oyun oynadi.
Gamsiz Baykus Kazim, Gokhan'i saha kenarinda gorene kadar uyuz oyununa devam etti. Ne zaman Emreciksin saha kenarina geldi o kisa sure icerisinde en faydali dakikalarini gecirdi. Semih henuz sakatliginin etkilerini tam olarak atlatabilmis degil, uzun suren bir sakatlik doneminden sonra bu da normal. Emreciksin oyuna girdikten sonra gayet faydali oynadi. Ankaragucunde oynuyor olsa hic dusunmeden vuracagi bir pozisyonda pas vermeyi denedi. Ama kisa bir sure oynamis olsa da Kazim'dan cok daha faydali oynadi.
Simdi artik bu aksami bekliyoruz, kalbimiz basketbolcularimizla beraber. Aksam Cibona'nin evinde Siena'yi yenmesinden sonra biz de Cska'yi yenebilirsek grup cidden cok karisacak. Bakalim Giricekle beraber buyuk bir surprize imza atabilecek miyiz?

28 Ocak 2009 Çarşamba

Maç bitti, haydi cepheye

"Bu alemi dar zannedip de, aldanalım…
Vakur, hak sahibi gibi sakin, nezih ve saf olalım.
Fakat bu hal ile kuvvetli ve cesur olalım.
Biz on bir arkadaşız, lakin arkamız daha var."

Çanakkale Şehidi ve Beşiktaş Kaptanı Kazım

Çanakkale'de şehit olan Beşiktaşlı futbolcu Kazım'ın şehit olduğunda üstünden çıkan ve dillere marş olan şiiri onun gibi daha nice futbolcu şehidin duygularına tercüman oluyordu. Ünlü Gazeteci-Yazar Ali Sami Alkış; yeşil sahalardan savaş meydanlarına uzanan yolu, Çanakkale Savaşları'nın şehit futbolcularını araştırdı.
Fenerbahçe'den Arif Emirzade, Kaptan Galip Kulaksızoğlu… Galatasaray'dan Hasnun Galip, Robenson kardeşler… Beşiktaş'tan Kaptan Kazım'ın hikayeleri muhteşem olaylarla dolu. Yolu Çanakkale'den geçen Galatasaraylı futbolcu İngiliz Kemal'in maceraları… Sabri Mahir'in inanılmaz yaşamı… Celal'ler, İdris'ler ve daha niceleri; hem tarihin hem bu kitabın kahramanları arasına girdi.
Kitapta; Çanakkale'de şehit düşen futbolcuların kahramanlık sahneleriyle dolu öykülerinin yanı sıra 1915 yılı Türk Futboluna dair tarihi bilgiler de yer alıyor.

Unutulan Tevfik Lav , Değişmeyen Düzen

2004 Nisan'ında memleketi Manisa'ya ailesini ziyarete giderken hayatını kaybetmişti Tevfik Lav. Futbolcularının yorumuyla "elinden kitap düşmeyen hoca". Konyaspor'un başındaydı o dönem ve muhtemelen bir günlük iznini ailesi ile geçirmek istemişti.

Toprağın bol olsun...Bir Ankaragücü - Malatya maçı sonrası "...kaçırdığı penaltı helal olsun oyuncuma, yarın da çıkar maçı kurtarır..."demeci ile dikkatimi çekmişti ilk. Sonra Bir Galatasaray maçı öncesi Terim'e gönderme miydi bilinmez "Tanrıları biz yaratırız onları da biz öldürmeliyiz" demişti, Nietzsche'den alıntı yaparak.
Öldüğünde biraz yazılıp çizilmişti yine unuttuk. Bu antrenör sirkülasyonunda ev ve işin aynı şehirde olması pek mümkün değildi, yine değil. Mesela Yılmaz Vural ailesini yanında götürse senede en az iki şehir değistirir, çocukların okulu, hanımın akrabaları, eş dost derken aile bir yerde duruyor antrenörler geziyor haliyle. Aldıkları paradan dem vurmak, yabancılarla ya da milli takımdaki meslektaşlarıyla kıyaslamak doğru olmaz bu kurtarıcı hocaları zira memleketimin asgari ücreti ortada. Parasına değiyor ki imzalıyorlar o sözleşmeleri.

Onları, ve diğer futbol emekçilerini şehir şehir dolaştıran bu düzende dirhem gelişme, geliştirme olmadı geçen yıllarda. 16 haftada 12 teknik direktör kovuldu ya da istifa etti. 13 değişiklik oldu. Hakan Kutlu vakası daha bir garip, Ankaragücü'nün başına aynı sezon ikinci kez geldi. Yerli hocalardan Aykut'un, Nurullah Sağlam'ın ve Bülent'in dışında rotasyona girmeyen yok gibi. Onların takımlarının başarısı da ortada, ilk haftalarda 5 maç üstüste kaybetmemelerine şükrettiklerini düşünüyorum. En azından şu an planlamasını yaptıkları takımların başındalar. Ve sendikalaşma gibi, örgütlü mücadelenin abecesini de bu isimlerden duyuyoruz sadece şimdilik havanda su dövseler de..

27 Ocak 2009 Salı

Semih - Juve

Semih ilk ağızdan Juventus'un kendisine talip olduğunu söylemiş. Fenerbahçe de kazanırsa giderim diyor. Juve'nin gördüğünü Aragones, Zico, Daum görmüyor. Nobre, Anelka, Kezman, Guiza.. Anelka dışında hiçbiri Semih'ten yetenekli değildi. Nobre de çalışır, çabalar gol atardı en azından. Lakin bu adamın Guiza'nın , Kezman'ın arkasında beklemesi şaka gibi.

Muhtemelen Juve Semih için bonservis falan vermez, göstermelik bir şeyler önerir. E adamlar da haklı Türkiye'de bir takımdan yedek soyunan bir oyuncuya talipler, madem öyle bizim kulübede otursun diyorlar. Amauri'yi keser Guiza'yı kesemez bu Semih.

Ferenc Puskas

Ferenc Puskas
Born: Kispest 2 April 1927
Died: Budapest 17 November 2006

PLAYING CAREER
Kispest Athletic Club/Honved, 1939-1956
358 goals in 349 Hungarian Championship matches
Leading Goalscorer 1947/48, 1949/50, 1950, 1953
Hungarian Champions 1949/50, 1950, 1952, 1954, 1955

Hungary, 1945-1956
83 goals in 84 international matches
Olympic Champions 1952
World Cup Finalist 1954

Real Madrid, 1958-1967
154 goals in 179 Spanish Championship matches; 35 goals in 39 European Cup matches
(324 goals in 327 matches, all conmpetitions)
Leading Goalscorer 1959/60, 1961/62, 1962/63, 1963/64
Spanish Champions 1960/61, 1961/62, 1962/63, 1963/64, 1964/65
Spanish Cup Winners 1962
European Champions 1959, 1960, 1966
World Club Champions 1960

Spain, 1962
4 matches
(Ferenc Puskas-Captain of Hungary-An Autobiography)

Gerçekten inanılmaz rakamlar ve inanılmaz bir kariyer. Sayılar birçok şeyi ifade etse de Puskas'ın hayatından bahsederken gıyabında birkaç noktaya daha değinmek gerekiyor. Bunlardan ilki Amarilla'nın da bir önceki yazıda bahsettiği tarihi İngiltere-Macaristan maçı. 25 Kasım 1953'te Wembley'de oynanan ve 6-3 Macaristan'ın üstünlüğü ile sonuçlanana İngilizlerin sahalarında Britanya dışından bir takıma yenildiği ilk maç.

Scorers:
England: 13' Jackie Sewell 1-1, 38' Stanley Mortensen 2-4, 57' Alf Ramsey 3-6
Hungary: 1' (90 seconds) Nándor Hidegkuti 0-1, 20' Nándor Hidegkuti 1-2, 24' Ferenc Puskás 1-3, 27' Ferenc Puskás 1-4, 50' József Bozsik 2-5, 53' Nándor Hidegkuti 2-6

"We thought we were the masters, they were the pupils - it was absolutely the other way" Sir Bobby Robson (o zamanlar 20 yaşında bir delikanlı)

İkinci sırada İsviçre'de düzenlenen 1954 Dünya Kupası var. 1952 Helsinki Olimpiyat Şampiyonu olan Macarlar kupanın en güçlü favorisi. Kupanın iki finalisti Batı Almanya ve Macaristan, Türkiye ve Kore ile birlikte 2. grupta yer alıyorlar. Macaristan grubu lider olarak tamamlarken Batı Almanya bizi play-off maçında 7-2 yenip 2. olarak gruptan çıkıyor. Daha sonra, Macaristan, Brezilya ve Uruguay'ı safdışı bırakarak finale yükseliyor. Batı Almanya ise, Yugoslavya ve Avusturya'yı eleyerek finalde Macaristan'ın rakibi oluyor.
Maça hızlı başlayan Macarlar Puskas ve Czibor ile 8.dakikada 2-0 öne geçiyorlar ancak Almanlar çabuk toparlanıyor ve Morlock ve Rahn'ın golleriyle 18 dakikada skoru 2-2'ye getiriyorlar. Rahn 82'de bir kez daha fileleri havalandırarak durumu Almanlar lehine 3-2'ye getiriyor ve malesef ki finali Almanlar kazanıyor. (Puskas maç sonunda Almanların kaptanı Fritz Walter'i tebrik ederken)

Üçüncü sırada ise illa ki ve pek tabi ki Puskas'ın Real Madrid'teki günlerine de değinmek gerek. Burada da başka bir efsane Alfredo Di Stefano çıkıyor karşımıza. "Sahada gölgeleri birbirine karışıyor" denilen bu ikili gelmiş geçmiş en uyumlu hücum hattı olarak gösteriliyorlar. Glaskow`da oynanan 1960 Şampiyon Kulüpler Kupası final maçında Eintracht Frankfurt`a Di Stefano 3, Puskas 4 gol atıyor ve maç 7-3 bitiyor. Futbol hayatına River Plate'te başlayan "sarı ok" lakaplı Arjantinlinin, Real Madrid forması altında 58 avrupa kupası maçında attığı 49 gollük rekor ancak 2005 yılında Raul Gonzalez tarafından kırılabildi.

Son olarak bir önceki yazıda geçen "futbol dilencisi" tabiri üzerine acaba dedim, Eduardo Galeano, Puskas'ı, Macaristan milli takımını ve Di Stefano'yu izlemişmidir? :)
Tüm Uruguaylılar gibi ben de futbolcu olmak istedim. Doğrusu çok da güzel oynuyordum, hatta harikaydım bile denebilir; ama yalnızca geceleri rüyamda. Gündüzleri, ülkemin sahalarındaki çarpık bacaklı oyunculardan en kötüsü bendim. Taraftar olarak da pek iyi sayılmazdım. Yıllar geçti ve kimliğimi kabullenmek zorunda kaldım: Ben basit bir 'iyi futbol dilencisiyim'. Elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyorum: "Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen!" Güzel bir oyun gördüğüm zaman da bunu sağlayanın hangi takım ya da hangi ülke olduğuna bakmaksızın bu mucize için şükranlarımı sunuyorum. (Eduardo Galeano-Gölgede ve Güneşte Futbol)

Saygisizlik Durusu

Turk Dil Kurumunun sozlugunde saygi durusu icin verilen tanim su: saygi belirtmek icin alinan hazir ol durumu. Peki bizdeki durum ne saygi durusu sirasinda? Hangi siyasi goruse mensup oldugunu belirtmek icin elle yapilan isaretler, toplu halde atilan sloganlar ve 1 dakika boyunca sessiz kalmayi becerememe durumu. Bunun en son ornegini kendi sahamizdaki Trabzon macinda birkez daha gorduk. Cig altinda kalip yasamini kaybeden insanlarimiz icin 1 dakikalik saygi durusu anonsu yapiliyor. İlk basta bir on saniye sessiz durmayi beceriyoruz ama sonra Israil aleyhine atilan sloganlar ve daha otuz saniye gecmeden bitirilen sozde saygi durusu. Evet ben de karsiyim Israil'in masum insanlari katletmesine ama onun tepkisi bu saygi durusundan sonra da verilebilir. Neyse demek istedigim ulus olarak uclarda gezinmeyi seviyoruz. Birseyi ya olumune seviyoruz ya da olumune nefret ediyoruz ya asiri tepkisiziz ya da asiri tepkili. Ayni durum İstiklal Marsimiz icin de gecerli. Evet terorun en yogun yasandigi yillarda her mactan once terore karsi olan tepkimizi gostermek icin Istiklal Marsimizi okuduk ama simdi artik bir aliskanliga donustu ve o zamanki anlami icermiyor artik.
Nasil bitireyim derken bu yaziyi baktim ki Cumhuriyet'in spor yazarlari gibi yazmisim; ulusal takim laflari falan, rengimizi belli etmisiz sanki...

26 Ocak 2009 Pazartesi

Stadyumlar - Budapeşte

Budapeşte gezisi gündeme geldiğinde şehrin stadlarını ziyaret etmek aklıma gelen ilk şeylerden biriydi, kolpalara atkı katkısı yapmaktan sonra. Dolayısıyla Google Earth'te otel ararken ve gezilecek mekanlara bakarken bir yandan da şehirdeki stadların yerlerini ve oralara nasıl ulaşılacağını araştırdım, resimde görüldüğü üzere :) Listede MTK'dan Ferencvaros'a, Ujpest'ten Honved'e 8 takımın stadı vardı.

Cukor'un toplantıya katıldığı saatler için planım hazırdı. Aslında aklımda mümkün olduğu kadar çok stadı görmek vardı, ancak şartlar sadece birkaç tanesini görmeme müsade etti.

Ferenc Puskás adını çok duyduk, okuduk. Bu nedenle ilk ziyaret edilecek yer O'nun adının verildiği eski Nép Stadion'du. Şehir merkezinden çok da uzakta olmayan stada giderken yavaştan kar atıştırıyordu. Stadın girişini biraz zor da olsa bulduktan sonra ziyarete açık olan alçak tribünlerin merdivenlerini tırmanırken heyecanlandığımı ve merdivenleri giderek daha da hızlı çıkmaya başladığımı farkettim. Tribünlerin zirvesine ulaşıp da yeşil çimleri gördüğümde kendimi sanki birkaç saate başlayacak olan Macaristan milli takımının maçını çok uzaklardan izlemeye gelmiş bir futbol dilencisi gibi hissettim ve tabi ki Puskás ve arkadaşlarını izleyebilecek olmak heyecan verici, güzel bir düşünceydi.

Skorbordda sanki 7-1 yazıyordu. Tarih 25 Mayıs 1954'dü. Golleri Macarlar adına Ferenc Puskás (2), Sándor Kocsis (2), Mihály Lantos, Nándor Hidegkuti ve József Tóth kaydederken İngilizlerin tek sayısı Ivor Broadis'ten geliyor ve bu skor İngiltere tarihinin en kötüleri arasında yerini alıyordu.

Ferenc Puskás Stadion'dan sonra sırada renkleriyle bizi kendine çeken MTK Budapeşte'nin stadı vardı, Hidegkuti Nándor Stadium.

Gündüz vakti otobüs durağının yanındaki büfede demlenen amcalardan yol tarifini aldıktan sonra 2 duraklık tramvay yolculuğu ve tam da aradığım yerdeyim. Ferenc Puskás Stadına göre gayet mütevazı, basit, elini kolunu sallayarak girebildiğin, sen fotoğraf çekerken idari binadakilerin "naapıyor len bu" tadında baktıkları ve havanın kararmaya yüz tutması üzerine gözlerin yeşile boyanmasını müteakip stadtan ayrılış.

Kış olması ve havanın erken kararması nedeniyle adımlarımı hızlandırıyorum. Zira yol üstünde bir stad daha var. Havaalanından otele giderken yanından geçtiğimiz yeşil beyaz Ferencvárosi TC'nin stadı, Albert Flórián Stadion.

Budapeşte'nin güzide kulüplerinden birisi Ferencváros, Yeşil Kartallar. Yeşil beyaz tribünler gayet hoştu. Ancak içeri girerken biraz kapıdaki abilerin ingilizce bilmemesi sebebiyle derdimi anlatmakta güçlük çektim. En sonundda "foto foto" diyerekten birkaç foto çekmeme müsade ettiler. Sonrada bir kağıda maç günü ve saatini yazarak "buyur gel misafirimiz ol" gibilerinden edalarla beni yolcu ettiler :)

Şunu da belirteyim ki Budapeşte'de gezerken atkıları tahsis ettiğim spor mağazası dışında kulüplerin bizdeki Fenerium tarzında satış mağazalarına rastlamadım, Ferencváros hariç. Stadın altında küçücük bir dükkan vardı kulübün ürünlerini satan ve kapalı kapı ardından görebildiğim kadarıyla da gayet güzel ürünlerdi. Ancak saat ilerlemiş olduğundan malesef ki dükkan kapalıydı :(

Aklımdaki ziyaretleri gerçekleştirmenin sevinci ile günü bitirmek üzereyken yol üzerinde bir tabela ve tabelanın arkasında spot ışıklarını gördüm ve tabi ki ışığa doğru yürüdüm :)

Siketek Sport Klubja günün son süprizi ve eşantiyonuydu. Hava karardığı için yakılan ışıklar kendini gösteriyordu, ya maç vardı ya antreman. Yaklaştığımda antreman olduğunu ve bir grup gencin çalıştıklarını gördüm. Sanırım amatör bir kulüp diye düşündüm ve hala öyle sanıyorum ama web sayfalarına baktığımda amatör de olsa kulübün 1912 yılında kurulmuş olduğunu görmek şaşırtıcıydı benim açımdan.

Günün sonunda yürümekten ayaklarıma kara sular inmişti ama gitmişken buraları görmek gayet güzeldi. Yine de gönül isterdi ki, Újpest FC'nin, Volan SC'nin, Vasas SC'nin, Honvéd FC'nin ve de Budapesti Spartacus'ün stadlarını da ziyaret edebileyim. Ne diyelim onlar da bir dahaki sefere inşallah :)

24 Ocak 2009 Cumartesi

Nazim Usta'dan ezeli rekabet...

Hazir Nazim Hikmet'i anmisken Diego, Usta'nin Fenerbahce-Galatasaray rekabeti uzerine Orhan Selim takma adiyla 1931 yilinda Yenigun gazetesine yazdigi cok da fazla bilinmeyen yazisini da atlamayalim... Okumayanlar okusun, unutanlar hatirlasin...

-Fenerli misin, kardeşim?
-Eyvallah Fener´deniz!..
-Galatasaraylı mısın, monşer?
-Natürelman!..

Ben, iki gözüm ne "Eyvallah" Fener´denim, ne de "Natürelman" Galatasaray´dan...

Ne yalan söyleyeyim, kardeşim, Taksim Stadyumu´nun eşiğini geçmemişim
hani!... Kumar oynamam, at yarışına meraklı değilim, horoz dövüşünden anlamam!..
İster sinema olsun, ister atletizm, yıldızların tercüme-i halini ezbere bilmem,
anacığım... Bütün bu işlerin cahiliyim ama, bu son günlerde, kanım biraz
Fenerlilere kaynıyor gibi... Galatasaray´ı alt etmişler, diye değil alimallah!..
Bilakis be, iki gözüm... Bu işe biraz kızıyorum bile! Demokrasiya devrinde her
sene Fener´in şampiyon olması doğru mu ya/ Hem sonra, efendim, mağluba yardım, şanımızdandır. Malum a!


Fener´e kanımın kaynamaya başlaması başka sebepten... Son yaptığım
içtimai, felsefi, harsi, kozmografi tetkikat neticesinde, anladım ki, Fener,
İstanbul, Kadıköy, filan semtlerinin mümessilidir... Galatasaray Beyoğlu, Şişli
semtlerinde taraftar sahibidir... Fener´in kaptanı Sirkeci´de dükkan açmış...
Galatasaray´ınki Beyoğlu´nda. Ben, iki gözüm, spordan anlamam ama, şimdi neden, Fener´in taraftarı, Galatasaray´ın balosu, müsameresi çoktur bunu anladım işte.


Sporda da olsa, halka dayanalım vatandaşlar!. Halka, kapılarımızı geniş açalım iki gözüm!

Gezi Yazıları - Budapeşte

Aslında yılda bir kez yurtdışına çıkar şöyle dolanır geliriz diyorduk ama beklenmeyen gelişmeler sayesinde 2 ayda 2.kez bir yurtdışı seyahati gerçekleştirdik. Cukor için bir iş seyahatiydi, benim için ise eş durumundan turistik bir gezi :)

Budapeşte Ferihegy Havaalanına indiğimizde öğle saatleriydi. Uçak biletleri haricinde herşeyi biz ayarlamak zorunda kaldığımız için burada geçireceğimiz 4-5 gün boyunca az çok neler yapacağımızı planlamıştık. Uygun bir otel bulmak ve gitmişken de Budapeşte'de ziyaret edilecek yerlerin listesini yapmak için yaklaşık bir hafta Google Earth ile bütün Budapeşte'yi gezdim. Ve inanın oraya gittiğimizde hiç yabancılık çekmedik :) Hangi duraktan hangi tramvaya, metroya bineceğimizi ve hangi durakta ineceğimizi gayet iyi biliyorduk. Bunların yanında yanımıza çay gibi bir Türk için hayati öneme sahip bazı malzemeleri de almamız gerektiğini unutmamıştık. Ancak termosu unutmuşuz yola çıkarken :( Ki soğuk Budapeşte sokaklarında dolanırken gerçekten çok ihtiyacımız oldu.

Otele yerleştikten sonra Andrássy Caddesi'ndeki Terör Evi'ne uğradıktan sonra kahramanlarla dolu Kahramanlar Meydanı'nın yolunu tuttuk. Sonrasında Tuna kıyısında küçük bir yürüyüş ile günü bitirdik.

Ertesi gün Cukor'a toplantı yerine kadar eşlik ettikten sonra planladığım üzere birkaç özel ziyaret gerçekleştirdim. Bu ziyaretlerin ayrıntılarını bir sonraki yazıda vereceğim.

Sonraki günlerde bize kalan boş zamanlarda bol bol tramvaya ve metroya binerek şehrin tarihi ve turistik bölgelerini ziyaret ettik. Akşamları Tuna boyunda salındık. Ki ben Tuna'yı çok sevdim. Sadece Tuna bile görülmeye değer. Yine de onun dışında şehrin BUDA tarafında yer alan Buda Kalesi, Balıkçılar Tabyası ve PEST tarafında yer alan Parlamento Binası, muhtemelen yazın cıvıl cıvıl olan Váci Utca sokağı ve önceden 2 ayrı şehir olan Budin ve Peşte'yi birleştiren Elizabet, Liberty ve en önemlisi Chain Bridge gece ve gündüz görülmeye değer.

Son olarak birkaç ufak not vereyim; 1€=275HUF yani Forint civarında, metroya tramvaya binerken tek binişlik yada 1,3,7 günlük biletler mevcut, ki bir günlük biletler mantıklı imiş gezerken çok yorulmamak için, ama dikkat edin tramvaya bindiğinizde özellikle bileti "validate" edin yoksa benim gibi ceza ödeyebilirsiniz bir anda karşınıza çıkıp biletini göster diyen adama :( metroların girişinde güvenlik olduğu için bu gibi bir sorunla karşılaşmazsınız muhtemelen, ve bir de hediye alırken gaza gelmeyin ilk gördüğünüz yerden almayın hediyelerinizi. En mantıklısı gezip görüp alışverişi son güne bırakmak.

Potada kan degisikligi...

Garip seyler oluyordu birkac haftadir bayan basketbol takiminda, surec Zafer Kalaycioglu'nun pasif goreve cekilmesi ve yerine Haydar Kemal Ates'in getirilmesiyle noktalandi.

Fenerbahce Bayan Basketbol takimiyla sayisiz basarilara imza atan Kalaycioglu gectigimiz hafta, 2 aydir parasini alamadigi gerekcesiyle kulube ve federasyona ihtarname cekmisti. Kulislerde konusulan Kalaycioglu'nun, Ocak ayi basinda Cem Akdag'la yollarini ayiran Galatasaray'in Basketbol sube sorumlusu Ahmet Dedehayir'la gizlice gorustugu ve gorusme sonrasinda bu ihtarnameyi cektigi yonunde.

Dun oynanan Botas maci sonrasinda ise yonetimimizden kontra geldi Kalaycioglu'na ve pasife cekildi. Isine son verilmeme sebebi ise Kalaycioglu'nun olasi bir transferinde gidecegi kulupten bonservis istemek. Dedikodularin gercek oldugunu kabul edersek Kalaycioglu'na verilen cevap ne kadar dogruysa Kalaycioglu'nun yerine getirilen Haydar Kemal Ates de bir o kadar yanlis bir tercih diye dusunuyorum. Ates senelerdir basketbol camiasi icerisinde bulunan bir isim ve calistirdigi takimlarin ortaya koydugu herhangi bir basari yok simdiye kadar. Sene basinda da Casa Ted Kolej'i calistiran Ates ligde ustuste aldigi 7 maglubiyet sonrasi gorevinden alinmisti. Kendisinin sezon sonuna kadar takimin basinda bulunacak gecici bir tercih olmasini temenni ediyorum.

16 Yıl Önce Bugün...

VURULDUK EY HALKIM
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık.
Babamız sırtında yük taşıyarak, getirirdi aşımızı, ekmeğimizi,
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken,bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük, dövüldük, asıldık…
Vurulduk ey halkım, unutma bizi…
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık, kışlık katlarımız,arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı,köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını,Birer taze çiçek gibiverdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Fidan gibi genç kızlardık;Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
Yirmi yaşında,yirmi bir yaşında,yirmi iki yaşında,işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından,Utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım,unutma bizi.
Ölümcül hastaydık,bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın.
Gelinliklerimizin ütüsü bile bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına,birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu,Hukuk sustu, İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım.
Kanserdik;ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yalındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek,yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine.
Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı,ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım unutma bizi.
Giresun’daki yoksul köylüler,sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçilerisizin için öldük.
Doğu’daki topraksız köylüler;sizin için öldük,
İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler,sizin için öldük,
Adana’da, paramparça elleriyle,ak pamuk toplayan işçiler,sizin için öldük,
Vurulduk, Asıldık,Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk,komünist dediler.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,unutma bizi.
Mezar taşlarımıza basa basa,
Devleti yönetenler gizli emirlerle,başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik,sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
“Ülkemiz bağımsız değil” dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey haklım unutma bizi…
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha.
Bir gece sabaha karşı,Pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık.İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi.
Bizi öldürenler,bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere.
Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük.
Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
Batı uygarlığı adına,bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi.
Bir gün mezarlarımızda güller açacak halkım unutma bizi.
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir topçiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz.
Ey halkım unutma bizi.
Unutma bizi...
Unutma bizi...
Unutma bizi...

23 Ocak 2009 Cuma

Think of your sponsor...

"...under all circumstances..."

NBA All Star 2009...

15 Subat Pazar gunu yapilacak 58. NBA All Star maci icin Dogu ve Bati karmalarinin ilk 5'leri belli oldu. Bu seneki oylamaya aldigi 3,150,181 oyla damgasini vuran isim ise gecen senenin smac sampiyonu Dwight Howard olurken, bu oyuncu aldigi oy sayisiyla da All Star tarihinde 3 milyon oy sinirini asan ilk basketbolcu unvanini elde etti.

Allstar gunune kadar bir sakatlik veya baska bir olumsuzluk olmadigi takdirde Dogu karmasinin ilk 5'in de Howard'in yanisira Allen Iverson, Dwyane Wade, LeBron James ve Kevin Garnett yeralirken, Bati karmasinin ilk 5'i Chris Paul, Kobe Bryant, Amare Stoudemire, Tim Duncan ve Yao Ming'den olusacak.

Temsilcilerimizden Mehmet Okur aldigi 437,106 oyla Bati konferansindaki pivotlar siralamasinda Yao Ming, Shaq ve Andrew Bynum'um arkasinda 4. sirayi alirken, Dogu'da forvet adaylari arasinda bulunan Hidayet Turkoglu ise 632,051 oy almasina ragmen Paul Pierce, Yi Jianlian, Chris Bosh gibi isimlerin arkasinda 6. sirada yer aldi.

Ilk 5'lere bakildiginda gecen sene oldugu gibi bu sene de Dogu karmasinin agir bastigi rahatlikla soylenebilir, genel toplamda da Bati karmasinin farkli bicimde onunde bulunan Dogu bu sene de galibiyete yakin olan taraf, MVP adayim ise son 3 AllStar'da 2 defa bu unvani elde eden LeBron James. Ancak kimin kazanacagi veya kaybedeceginden onemlisi ise 2 takim oyuncularinin izleyenlere keyif veren ve uykusuz kalmamiza degecek bir performans ortaya koymalari.

22 Ocak 2009 Perşembe

Taraftar Sosyal Anketi...

"Politikacılar, gazeteciler, televizyon programcıları, eski hakemler ve yöneticiler, hatta şarkıcılar ve müzik yapımcıları, kendilerini aydın olarak adlandıranlar, akademisyenler, kulüp başkanları, hatta kimi zaman takım oyuncuları ve es geçtiklerimiz. Çoğu hayatında maça gitmemiş, gidenleri de şeref ve basın tribününe giden, yani aslında hiçbir zaman "içeriden" olmayan, ama içeriyi adı gibi bilen kişiler yukarıdakiler.

Bu insanlar kendilerini birer sosyoloji ve psikoloji uzmanı olarak görüp taraftarlar hakkında kimi açıklamalar yapar, kararlar alır, suçlular bulur, çünkü onlar hep doğrudur. Hep araştırmalar vardır ortada dönen, şirketlerce yapılmış, ama nedense hakkında konuşulan kesimin hiçbir zaman bu sorularla karşılaşmadığı araştırmalar.

Hem bu hakkında konuşulan hem de konuşan kesimin içinden bir kaç Sosyoloji - Psikoloji - Siyaset Bilimi - Felsefe - Gazetecilik öğrencileri olarak; soralım, anlayalım, ortaya bir şey çıkartalım, önlerine koyalım dedik. Çünkü bizim işimiz bu, sormak, anlamak. Ama biraz tersten sorduk... Bu işi oturduğu yerden çıkarım yaparak, kayınpederinin gazetesinde yazarak, birilerinin istediğini yazıp istemediğini görmezden gelerek, televizyonlarda küfürler savurup rating uğruna şov yaparak, hiçbir şey bilmeden çok şey bildiğini sanarak yapan kişilerin sormadığını, sormayı akıl edemediğini yahut işlerine gelmeyeni sorduk. Cevap bekliyoruz. Herhangi bir takım tutmanıza da bir gruba bağlı olmanıza da gerek yok. Sporu sevmeniz, takip etmeniz, fikir belirtebilmeniz yeterli bizim için.

İndirin, cevaplayın, taraftaranket@gmail.com a yollayın"


http://taraftarsosyalanketi.blogspot.com/

Nazım, Ahmet ve TRT 6

Vasiyet
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
Ölürsem kurtuluştan önce yani,
Alıp götürün
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni...

Nazım Hikmet (Barviha Sanatoryumu-27.04.1953)

Anadolu'da bir köy mezarlığına sararan bir çınarın altına gömülmek istemişti usta, ama 3 haziran 63'ten beri Moskova'da Novo-Deviçye Mezarlığı'nda. 1951 yılında vatandaşlığından çıkarıldığı ülkesi tarafından tekrar vatandaşlığa alındı ölümünden 46 yıl sonra. Bunun üzerine mezarını da mı getirsek tartışmaları yaşandı son günlerde. Oysa belki de kendisi gayet mutlu orada, üstünde bir kırmızı gül dalıyla...

“Ben bu ödülü İnsan Hakları Derneği, Cumartesi Anneleri, tüm basın emekçileri ve Türkiye halkı adına alıyorum. Çok teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var; şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayınlayacağım albümümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum. Yayınlamazlarsa da Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını da bilmiyorum.”
Ahmet Kaya (Magazin Gazetecileri Derneği Ödül Töreni-10.02.1999)

Bu sözleri üzerine yaşananları herkes az çok hatırlıyordur sanırım. Başta Serdar Ortaç, Ercan Saatçi, Reha Muhtar gibi şuanda kendilerine bir sıfat bulamadığım daha sonraları da Hürriyet, Kanal D kısacası kendisine hiç ama hiç bir sıfat bulamadığım Aydın Doğan, bu provokasyona ve linç girişimine devam ederek bir sanatçıyı daha belki de hepimizden çok sevdikleri memleketinden uzaklara sürüklediler. 16 Kasım 2000'de O da kalp krizinden öldü Nazım gibi, ve yine onun gibi memleketinden uzakta, Pere-Lachaise mezarlığında, Yılmaz Güney'e, Edith Piaf'a komşu olarak yatıyor mezarında.

tarifi imkansız acılar içindeyim
gurbette akşam oldu yine rüzgar peşindeyim
yurdumdan uzak yağmurlar içindeyim
akşam oldu...sürgün...susuyor


Nazım tamam da Ahmet'ten neden bahsettiğime gelince; Neredeyse onun da vatandaşlıktan çıkarılma aşamasına gelmesine sebep olan kürtçe şarkılar yayınlayacak olan daha doğrusu başta kürtçe (kurmanci, sorani) olmak üzere zazaca, arapça ve farsça yayın yapacak olan TRT 6'nın yayın hayatına başlaması. Yaklaşık on yıl önce, kürtçe şarkı söyleyeceğini ve bunun yayınlanmasını istediğini söylediğinde linç edilmek istenen bir adam ve şimdilerde kürtçe yayın yapacak olan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu kanalı. Sanki olsa da olmasa da bu şarkılar söylenmiyormuş ve dinlenmiyormuş gibi !

Memleketiiiimmm Memleketiiiimmm...

21 Ocak 2009 Çarşamba

FIFA World Player - 2008

12 Ocak'ta Zürih'te "FIFA World Player 2008" in galası yapıldı ve yılın fulbolcularına ödülleri verildi. 935 puan alan C.Ronaldo 2008 yılının en iyi erkek oyuncusu seçilirken, 1002 puan alan Brezilya'nın maestrosu MARTA (3.kez) yılın en iyi kadın oyuncusu seçildi. Adaylar listesinde kimler var ve kaç puan almışlar derseniz link aşağıda;
http://www.fifa.com/mm/document/classic/awards/99/15/28/resultsmenforfifa.combyplayer.pdf http://www.fifa.com/mm/document/classic/awards/99/15/27/resultswomenforfifa.combyplayer.pdf Fifa üyesi 208 ülkenin milli takım teknik direktörleri ve kaptanlarının katıldığı oylamada ülkemizi temsilen Fatih Terim ve Tuncay Şanlı erkek adaylar için, Bilgin Defterli ve Hamdi Aslan da bayan adaylar için oy kullandılar. Terim, sırasıyla, Iniesta, Ronaldo ve Ribery için oy kullanırken, Tuncay; Gerrard, Torres ve Kaka için oy kullanmış (!?). Kimin ne oy kullandığına dair liste de var;
http://www.fifa.com/mm/document/classic/awards/99/15/29/resultsmenforfifa.com.pdf

http://www.fifa.com/mm/document/classic/awards/99/15/26/resultswomenforfifa.com.pdf
Uğur Meleke ödüller açıklanmadan bir gün önce Ronaldo ve bu konuyla ilgili bir yazı kaleme almış ve bu ödül ile ilgili iki eleştiriden bahsetmişti. Birincisi; adayların her zaman CL'nin etkisinde kalması ve Copa Libertadores'in yıldızlarının görmezden gelinmesi; ikincisi ise yetenek kriterlerinin sene içi performansın önüne geçmesi. Bu eleştirilerin dışında ikinci eleştiriye paralel olarak bireysel eleştirler de yok değil. Bunlardan bir tanesi de 2003 yılında Zidane bu ödülü kazandığında sahadaki gibi asi, isyankar bir duruş sergileyen İtalyan futbolcu Gattuso'dan gelmiş. Diyor ki; "Eğer bu ödüller yeteneğe göre veriliyorsa, evet Zidane yeryüzünün en yetenekli futbolcusu. Ama sıralama bu şekilde yapılsaydı Maradona sahada olduğu her yıl bu ödülü alması gerekirdi. Eğer performansa bakılıyorsa, Zidane, bu yılın adayları içinde bile olamaz"

Doğru söze ne denir ki...

Bu da tüm kazananların listesi;
http://www.fifa.com/classicfootball/awards/playeroftheyear/winnermen.html

20 Ocak 2009 Salı

Ligin sonunda?

Son ankette Alex Le Sonsuza demistik, 2+1 yillik mukaveleye imzayi atti kaptan. 1 Subat 2009'a kadar acik kalacak yeni anketimizde ise soruyoruz; "Fenerbahce Futbol Takimi Ligi Kacinci Sirada Tamamlar? "

Anketimiz her zamanki yerinde, oylarinizi bekler...

Fenerbahce:3-Polis Akademisi:2

Gecen cumartesi gunu erkek voleybol takimimiz Ankara'daydi, Polis Akademisi ile macimiz vardi. Biz de takimimiza destek olmak icin Owner, Alkolik ve Tarjeta ile beraber salonda yerimizi aldik. Final donemi olmasina ragmen Unifeb'den ogrenci arkadaslarimiz yine her zamanki yerlerindeydiler. Biz de onlarin soluna, servis atan oyuncuya rahatlikla sesimizi duyurup gerekli mudahaleleri yapabilecegimiz bir yere konuslandik.
Mactan once bir yandan cay icip icimizi isitmaya calisirken bir yandan da isinan oyuncularin bomba gibi vurdugu toplardan sakinmaya calisiyorduk. Bir yandan da mac sonucu ile ilgili tahminler yurutuluyordu. Genelde tahminler 3-1 alacagimiz yonundeydi ama tek dogru tahmin 3-2 ile Owner'den geliyordu.

Takimimiz maca Arslan, Grbic, Coskovic, Fatih, Billings, Baris ve liberoda Serkan altisi ile basliyordu. Ilk seti guzel bir oyunla ve gayet rahat bir sekilde 25-15 aldik. Bu sette Arslan takimi gayet guzel oynatti, arada sirada diger takimin pasoru Caglar'a da gayet guzel ayar verdi. Bu setteki oyuna ve karsi takimin direncine bakinca maci rahatlikla 3-0 alabilecegimizi dusunuyorduk. 2. set basa bas gecti. sonlarda 23-21 one gectik, ondan sonra karsi takimin kocu mola aldi. Bu sirada itirazlarini surduren Markovic sari kart gordu ve durum 24-21 oldu. Tamam bu sette geldi derken cok kotu bir gununde olan Billings birkac topu ust uste olduremedi ve seti 26-24 verdik. Bu setten sonra Unifeb de ugrasabilecegi bir adam buldu karsi takimdan: Caglar. 3. setle beraber 'haydi Caglar haydi Caglar haydi , itiraz et itiraz et simdi' ve 'Caglar sen bizim kardesimizsin ama kiz kardesimizsin' tezahuratlari duyulmaya basladi. Bu seti de 25-17 gibi bir skorla aldik ve 2-1 one gectik. 4. set ise bizim icin tam bir kabustu. Rakip cok iyi servis atti ayni zamanda cok da sansliydilar; cogu servisleri fileye carpip bizim sahaya dustu. Aslinda takimin o gun icin en iyisi olan liberomuz Serkan o servisleri manset hatasi yapmadan gayet guzel karsiladi ama hucumda bir turlu organize olamadik ve toplari olduremedik. Seti de 25-12 gibi farkli bir skorla kaybettik. Bu sette Arslan'in ayak bileginden sakatlanmasi ve oyun disi kalmasi, bizleri seti kaybetmekten daha cok uzdu. Tie-break setine Arslan'in yerine Burak'in girmesiyle basladik. Zaten blok zorlugu yasayan takimimiz biraz daha kisalmis oldu ama cok kotu bir gununde olan Billings biraz toparlaninca ve disiplinli oynayinca zor da olsa seti 15-13 almayi ve mactan da 3-2 lik skorla galip ayrilmayi basardik.
Maci oyuncu bazinda degerlendirirsek takimin en iyisi libero Serkandi. Hemen hemen hic manset hatasi yapmadi, savunmada pozisyon alma konusunu degerlendirebilmek icinse yeterli voleybol bilgisine sahip degilim. Billings belki de bu sezonki en kotu oyununu oynadi, konsantrasyon eksikligi yasar gibiydi hele ilk sette hemen hemen hic servis kullanamadi. Grbic, oyun zekasiyla yasinin getirdigi eksiklikleri gidermeye calisti ama tam olarak formunda degil. Biraz gobek yapmis gibi ama liderlik ve oyun zekasi muhtesem. Bu kadar kisa bir surede bu kadar iyi Turkce konusabilmesi ise sasirtici. Coskovic takimin en disiplinli oynayanlarindandi ama vasati pek asamadi. Orta oyuncularimiz Fatih ve Baris ise takimin belki de en zayif halkalari. Fatih o fizigine ragmen bloklarda pek basarili degil, fundamentali ise zayif. Baris ise iyi niyetli ama ekstra bir oyuncu degil.
Ama her ne olursa olsun gecen sene gosterdikleri muhtesem performanstan dolayi bu takim sonuna kadar alkisi ve saygiyi hakediyor. Dileriz playofflara kadar gecen seneki takim ruhunu yakalarlar ve kadro eksikligine ragmen sampiyonluga ulasirlar.
Son olarak, umarim Arslan Eksi gibi Fenerbahce sevgisini icinde yasayan, o hirsi ve mucadeleyi sahada gosteren bir oyuncuya futbol takimimiz da kavusur ve takimimizin kaptani olur. Ben de Gerrard veya Puyol gibi kaptan istiyorum klisemi de birakmis olurum.