28 Nisan 2009 Salı

Melekler sozunu tuttu...

Son 3 yildir bayan voleybolda yapilan atilim bu sene nihayetinde meyvesini verdi. Once CEV Cup'ta oynanan Final 4 ve elde edilen 3.luk, sonrasinda ise muessese kuluplerinin Turkiye Bayanlar Voleybol Ligi'ndeki 31 senelik saltanatina son vererek bayanlar voleybol liglerinde 37 yil aradan sonra bugun elde edilen sampiyonluk. Kagit uzerinde bakildiginda Turk Telekom, Vakifbank Gunes Sigorta ve Eczacibasi Zentiva gibi dunya yildizlarina sahip bir kadromuz yoktu, sezona da cok iyi basladigimiz soylenemezdi ancak Jan De Brandt'in goreve gelisiyle baslayan yukselis, takimdaslik duygularinin ust seviyelere cikmasi ve oyuncularin kendilerine guvenlerinin artmasiyla sezonun ilerleyen haftalarinda Avrupa'da, Turkiye Kupasi'nda ve ligde takimin iddiasini son maclara kadar tasimasini sagladi.
Bugunku mac ise hem Fenerbahce hem de Turk Voleybolu acisindan tam bir donum noktasi ozelligi tasiyordu. Eczacibasi'nin ligin kurulus tarihi olan 1977-1978 sezonundan beri kurdugu hegamonya rakipleri uzerinde ciddi bir psikolojik baski yaratiyordu, bunu en net olarak Turkiye Kupasi finalinde 0-2 ondeyken 3-2 kaybettigimiz final macinda gozlemlemistik. Ancak ne zaman ki bu final serisinde 2-1 one gectik ve isi bu macta bitirme asamasina getirdik, iste o zaman gercekten Eczacibasi'nin ambargosuna son verecegimize inanmaya basladigimizi dusunuyorum, veya daha dogrusu Jan De Brandt'in deyisiyle "inanmaktan ote ikna oldugumuzu"...Macin ilk setinden itibaren takimin kupayi bu macta kaldirma arzusunun ne kadar ust duzeyde oldugunu gorduk, kafa kafaya giden ve kaybettigimiz set haricindeki 3 sette de savunma ve hucumda inanilmaz dominant bir oyun sergiledi takimimiz ve sonucta sonuna kadar hakettigi sampiyonluga kavustu.
Oldurucu paslariyla oyunu mukemmel yonlendiren Oksana'dan, smaclariyla karsi sahayi adeta doven Eda'ya, Anya'ya, Seda'ya,Marina'ya, savunmadaki muthis oyunu ve guleryuzuyle takima surekli pozitif enerji veren mansetlerin kralicesi Valerya'dan, tecrubesini macin her aninda sahaya agirligini koyarak hissettiren Cigdem Can'a, en kritik anlarda korkusuzca servis atmaya giren Merve'den, saha kenarinda tribunlere eslik ederek takim arkadaslarina destek veren butun oyuncularimiza, takimin basinda bulundugu kisa sure icerisinde yaptigi islerle takima sinif atlattiran Jan De Brandt'tan, Mehmet Ali Aydinlar'a, kisaca bu sampiyonlukta emegi gecen herkese binlerce defa tesekkurler...

27 Nisan 2009 Pazartesi

Fener'de Yanal sesleri...

Aksam saatlerinde Yanal'in gorevinden ayrildigini duydugum an Fenerbahce uzerinden uzun zamandir tiraj yakalayamayan QTM'e is cikti dedim. Ancak haberin henuz daha dumani uzerindeyken QTM'in mansetlerine firsat bile vermeden taraftar forumlarinda coktan tartisilmaya baslandi bile Yanal...

Oteden beri Fenerbahce'ye olan ilgisini saklamayan ve cogu Fenerbahce taraftarinin da olumlu baktigi bir isim olan Ersun Yanal, Yeni Salihlispor ile baslayan Teknik Direktorluk macerasinda basamaklari hizla tirmanirken, calistirdigi takimlarin gerek basindayken gerekse de bu takimlardan ayrilirken hep iz birakan bir isim oldu. Denizlispor, Ankaragucu, Genclerbirligi derken Ulusal takimin teknik direktorlugune kadar yukseldi. Ulusal takimin basinda toplam 9 maca cikan ve bu maclarda 4 galibiyet, 4 berabelik ve 1 maglubiyet alan Yanal, malum sahsin lobi faaliyetleri karsisinda Ulusal takima istedigi futbol mantalitesini yerlestirmesine firsat bile verilmeden kendisini Vestel Manisaspor'un basinda buldu. Belki de Teknik Direktorluk yasantisinin en kotu 2 senesini gecirdigi Manisa'dan sonraki duragi ise sabirsizliklar baskenti Trabzon oldu. Buradaki macerasi da bugun itibariyle son bulmus durumda ve futbolda yonetimsel ve sportif basari anlaminda son yillardaki en buhranli donemlerinden birini yasayan Fenerbahce icin muhtemel adaylardan birisi olarak ister istemez one cikiyor Ersun Yanal...

Yarindan itibaren sikca QTM'de gormeye baslayacagimiz manset iste yukarida, anketimiz ise sag ust kosede...Soru ise basit "Ersun Yanal'i Fenerbahce'nin basinda gormek ister misiniz?", anket 2 hafta boyunca acik, oylarinizi bekler...

Gecmis Olsun...

Galatasaray: 64 - Fenerbahce: 68

Bu sefer de olmadi...Milli takimi topla, yetmesin WNBA'in en iyi oyunculari arasinda gosterilen Seimone Augustus'u getir, ustune ezeli rakibinin kocunu sezon ortasi ayartmaya calis, onu da yuzune gozune bulastir, don dolas careyi takimin basina yine liseli getirmekte bul, arada Avrupa'da 2.sinif bir kupa alip kendini Avrupa Sampiyonu ilan et, Turkiye Kupasi'nda dersini al pardon ya da alma, play-off'ta kendi sahanda 1 mac kazan hemen bir sonraki mac oncesi ucan kacan demecler ver...Olmuyor olmuyor, sonuc yine degismiyor...

Evet bildiniz cevap yine D) şıkkı...ve birkez daha gecmis olsun Galatasaray...

Alma Zico'nun Ahını...

Are you a manager? Are you a big manager?

26 Nisan 2009 Pazar

Alma Kezman'in ahini...

Are you player? Are you big player?

Yagmur Adam Lofton...

Ilk olarak bize karsi oynadigi ve attigi 47 sayiyla bizi kelimenin tam anlamiyla perisan ettigi macta izleme sansim olmustu.Takip eden gunlerde bu kadar cilgin rakamlara ulasmasa da belli bir standart yakaladigi gozlerden kacmamisti ama dunku Mersin B.B - Casa Ted Ankara Kolejliler macinin sonucunu ve istatistiklerini gordugumde ise "Yok artik Chris Lofton" dedim. 22'de 17 isabet ile inanilmaz bir 3'luk yuzdesi tutturup tam 61 sayi kaydetmis Casa Ted Kolej karsisinda, eli sicakken yapabileceklerini Fenerbahce'ye karsi voleybolun 3 metre cizgisinden attigi 2 tane 3 sayilik ve buldugu 13 isabet ile gostermisti zaten ama bu performansi cidden akillara zarar...

1986 dogumlu Lofton'un Kolej yillarinda ulastigi 3 sayilik isabet sayisiyla okulunda bu alanda Allan Houston’a ait olan rekoru kirdigini ogrendigimde aklima ilk gelen soru neden Lofton'un NBA'de bir kariyeri degil de Avrupa'yi tercih ettigi oldu? Cevabini da cok gecmeden ogrendim, kolej yillarinda yakalandigi testis kanseri ve sonrasinda devam eden surecte yasadiklari Lofton'un kariyer basamaklarinda tokezlemesine yol acmisti. Kanserle olan mucadelesinden galip cikan Lofton ulkemizde halen Mersin Buyuksehir Belediye formasini giyiyor ve gosterdigi performansla Mersinli basketbolseverlere gercek bir basketbol ziyafeti sunmaya devam ediyor. Ancak gorunuse bakilirsa yakin zaman icerisinde kendisini Avrupa'nin onemli takimlarindan birinin formasini giyiyorken gormemiz pek surpriz olmayacak...

28. Haftanin Oyuncusu...

28.Haftada Ankaraspor'la deplasmanda oynadigimiz ve 1-0'lik skorla sahadan yenik ayrildigimiz macin oyuncusu -haliyle- Emre Belozoglu secildi. Koskoca bir 90 dakika boyunca sahada birseyler yapmaya cabalayan tek futbolcumuz olmasi sebebiyle oylamada da tek basina yer alan Emre, Ankaraspor macini sakat sakat tamamladi ve bu hafta oynadigimiz Ankaragucu macinda da sakatligi nedeniyle forma giyemedi.

25 Nisan 2009 Cumartesi

Diktatorya...

Dun mactan sonra bakma sansim olmamisti resmi siteye, bugun sabah Ankara'ya donunce ilk isim basketbol maciyla ilgili ne yazmislar diye bakmak olacakti ki resmi sitenin muhtesem(!) girisi beni dumura ugratti.

Bir tarafta daha ilk ceyrekten "Yonetim istifa" diye bagiran, macin sonlarina dogru kendilerini protesto edenlerin uzerlerine saldiran bir guruh; bir tarafta degme diktatorlere tas cikartan eylemlerine her gun yenisini ekleyen, resmi siteyi kendi kisisel sitesi gibi kullanan bir kulup baskani...Soyleyecek soz bulamiyorum gercekten...

Fenerbahce adini kisisel cikarlarina alet eden her kimse ona lanet okumaktan baska birsey de gelmiyor suan icin elimden...

P.S. Son zamanlarda hicbir mactan bu kadar keyif almamistim, fotolar elime gectikten sonra gunubirlik derbi turuyla ilgili ayrintilari yazarim. Bu arada mac sirasinda gelen mesajlardan ve telefonlardan anladigim kadariyla Mrsic'in 2 uclugunden sonra Nu resim tadinda ekranlara da yansimisiz...

21 Nisan 2009 Salı

Jan De Brandt...

Bayan voleybolcular sampiyon olur veya olmaz orasi tamamen ayri bir konu ama Fenerbahce Bayan Voleybol takiminin basina Jan De Brandt'i getirmek yonetimin bu seneki kesinlikle en dogru hamlesi...Adeta tek basina takima sinif atlatti ve benim nazarimda bu sene butun branslardaki hocalar icerisinde en basarilisi...

19 Nisan 2009 Pazar

27. Haftanin Oyuncusu...

27. Haftada oynadigimiz olayli derbinin oyuncusu kullanilan 34 oyun 17'sini alan Diego Lugano secildi, macta Emre Asik'a kafa atmasi dolayisiyla kirmizi kartla cezalandirilan ve hafta icerisinde aciklanan cezalar dogrultusunda da 5 mac ceza alan Lugano'yu aldigi 9 oyla ilk defa Ali Sami Yen stadina Fenerbahce formasiyla cikan Emre Belozoglu takip etti.

Cumartesi gunu Ankara'da Ankaraspor'la oynadigimiz ve maglubiyetle kapattigimiz bitsin artik bu cile dedirten karsilamanin oyuncusu anketinde ise isimiz daha kolay olacak.

17 Nisan 2009 Cuma

World Snooker Championship 2009

Dünya Snooker Şampiyonası ya da diğer adıyla Crucible yarın başlıyor. Turnuvanın ilk maçında Roket lakaplı Ronnie O'Sullivan, Stuart Bingham ile karşılacak. Turnuvadaki maximum break ödülü 147000 pound olarak açıklanmış. Turnuvanın en büyük favorisi çoğu turnuvada olduğu gibi Ronnie fakat kendisi çok dengeli bir insan olmadığından turnuva süresince nasıl davranır ne yapar bilinmez. Bakarsınız kendi vuruşlarını beğenmez ve ıstakayı masaya bırakıp turnuvayı terkeder.Şahsına münhasır bir insan sonuçta ama her zaman izlemesi en keyifli snooker oyuncusu o olmuştur. Ondan sonra Robertson ve Ding Junhui izlemesi zevkli oyunculardır benim için. Turnuvayı Eurosport yayınlıyor. İş saatlerinde ise şampiyonayı www.worldsnooker.com adresinden canlı olarak takip edebilirsiniz.

Muhteşem Tesisleri II

Tarjeta'nın tavsiyesini dinleyip geçen haftasonu Es-Es'ten Ankara'ya dönerken bir minibüs dolusu insanı bir şekilde ikna edip, denk getirip Muhteşem Tesislerinde konaklattık. İnsanlar hava alalım diye dolanırken biz hemen masaya oturup ballı gözlemelerimizi söyledik.2'den 4'e, 4'ten 5'e çıktı gözleme siparişleri hızla. Gözlemeleri mideye indirirken yan masadan gelen sucuk kokuları ve Cukor'un ısrarları üzerine 2 porsiyon da dövme sucuk söyledik ve onlar da saniyesinde tüketildi masadakiler tarafından.

Sucuğu da o kadar beğendik ki bir kangal aldık hazır evde de yokken. Ama bir kangal dedikleri tam 1 kilo imiş. Müthiş lezzetli ama normalden de fazla kokuyor bu dövme sucuk dedikleri. Ballı gözlemeye de diyecek lafım yok. Ben gayet beğendim.

Sağolasın Tarjeta, sayende bir yol üstü lokantası daha eklemiş olduk listeye.

Hayde Bre Efeler!

Dün oynanan maçta Efelerimiz, İstanbul Belediye'yi 25-23, 25-23 ve 30-28 lik setler sonunda 3-0 yendi. Evimizde oynayacağımız iki maçı kazanıp şampiyonluğu kendi evimizde kutlayabilirsek süper olur. Dün yine takımımız çok iyi oynadı, özellikle 3. sette güzel bir geri-dönüş yaptılar. Daha önceki postta yazdığım gibi Arslan setlerin son sayısını Grbiç ile oynamaya çalıştı. Her ne kadar Grbiç ilk sette set sayısını iki kez değerlendiremese de, Volkan'ı bloklayarak ilk seti bize getirdi.

Bu arada böyle kazandığımız maçlardan sonra, televizyonda izlemek istediğim görüntü oyuncuların maç sonrası yaşadıkları sevinç anlarıdır fakat her ne hikmetse FB TV, play-off maçlarının neredeyse tümünde maç biter bitmez yayını kesiyor ve o görüntülerden bizi mahrum bırakıyor. Kanalın yayın akışı o derece önemli demek ki?!

Pazar: Bir Ticaret Masalı

Bu seneki Altın Portakal Film Festivalinde en iyi film, en iyi erkek oyuncu, en iyi senaryo ve en iyi kostüm ödüllerini alan film, en sonunda geçen cuma gösterime girdi. Olay 1994 yılında bir Doğu Anadolu kasabasında geçiyor. Kahramınımız Mihram, doğuştan satış yeteneklerine sahip, alkole ve kumara düşkün, bir o kadar da dini inançları kuvvetli bir adam. Hedefi ise kasabasına bir cep telefonu dükkanı açmak. Film, Mihram'ın bu amacına ulaşabilmek için yaptıklarını, Serbest Piyasa Ekonomisi, Tekelcilik, Kaçakçılık gibi konulara değinerek anlatıyor. Yönetmen (yönetmenimiz bir İngiliz bu arada) olayları yorumlamayı çoğu zaman seyirciye bırakıyor. Ve film tam başlamıştık derken bitiveriyor. Filmin sonlarında Dario Moreno'nun sesi eşliğinde izlediğimiz sahne ise gerçekten çok güzel. Bir alkolsever olarak bu şarkıyı daha önce nasıl duymadım bilemiyorum ve kendimi bu yüzden çok hayıfladım. Şarkının sözlerinin bir kısmı da şöyle:

her aksam votka, raki ve sarap
ictikce delirir insan olur harap
kurtar beni bundan ne olursun ya rab
bitsin artik bu korkunc serap serap

bittim ben aaah
dusunmekten
yoruldum aaah
hep sevmekten

Genco Erkal'ın da filmde oynadığını eklemeyi unutmayalım.

Not: Altın Portakal Film Festivali'nin ödül töreni sırasında Tuncel Kurtiz'in Karacaoğlan'dan bir türkü söylediği kısmı bulup izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Ödül töreni sırasında bir bayan tercüman her söyleneni anında yabancı konuklara tercüme etmektedir. Arada bir tercüme sırasında karışıklıklar olur. Tuncel Abi, bir ara hiciv yeteneğini kullanır ve tercümana 'herşeyi İngilizce'ye çeviriyorsun, bir de bunu tercüme et de göreyim' tarzında birşeyler söyler ve Karacaoğlan'dan türküyü patlatıverir.

Not: Film Ankara'da Büyülüfener ve Kızılırmak Sinemalarında oynuyor. Dün akşam Kızılırmak Sineması'nda filmi izleyen sadece üç kişiydik maalesef.

14 Nisan 2009 Salı

Fenerbahce SPOR Kulubu...

Once Teknosa Turkiye Kupasi final macinda bayan basketcilerimiz Galatasaray'i 63-60'la gecip 6.defa ustuste kupaya uzandi,
Sonrasinda Sari Meleklerimiz seriyi uzatmadan Galatasaray'i tiebreak setiyle 2-3 yendi ve Erkek Voleybol takimimizdan sonra Bayan Voleybol takimimiz da final vizesini aldi...

Pazar gunku derbiden sonra Galatasaray'i bugun 2 macta da maglup ederek bir bransta kupaya otekinde ise finale ulasmak daha bir keyifli oldu. Simdi sirada sampiyonluk kupalari var, Erkek voleybolcularin finaldeki rakibi I.B.B, bayan voleybolcularin rakibi ise cok buyuk ihtimalle Turk Telekom karsisinda seride 2-1 onde olan Eczacibasi Zentiva olacak. Ozellikle Sari Meleklerin, Eczaci karsisinda yillardir devam eden sanssizligimizi bu seride taraftarin da destegiyle kirmasi ve gectigimiz senelerde ellerimize kadar gelen sampiyonluk kupasina bu sene uzanmasini cok istiyorum, umalim ki bu sefer madalya toreninde kizlarimizin gozyaslari sevincten dokulsun...

26. Haftanin Oyuncusu...

Oyle bir pazar gunuydu ki ancak gelebiliyorum kendime, anketin gecikmesi biraz da ondan zaten...Derbinin tatsiz atmosferi, futbolsuzluk, bogazin iki yakasinin dusman kardeslerinin dusmanliginin kelimelerde kalmayip Ali Sami Yen'in cimlerine yansimasi, mac sonrasi ortaligi gerim gerim geren demecler derken Guiza'nin Eskisehirspor macindaki performansiyla ilk defa haftanin oyuncusu secildigini hatirlatalim...

Kullanilan toplam 32 oyun yarisini alan Guiza, Eskisehirspor macinin oyuncusu secilirken, Guiza'yi 11 oy alan Roberto Carlos izledi. Pazar gunku olayli derbi icin macin oyuncusu anketimiz yasananlarin sogumasini takiben sag ust kosede yerini aliyor. Haydi kolay gelsin...

13 Nisan 2009 Pazartesi

Teşekkürler Grbiç

Kariyerinde kaldırmadığın kupa kalmasın, yaşın 39'a dayansın, sezon başında babanı kaybet, bunların ardından gidip yatmak varken; sen mücadeleyi bırakma, kariyerine yeni başlamış gibi sahada kendini parçala, forma ve şampiyonluk için delicesine mücadele et.
Saygıyı ve alkışı cidden hakediyorsun Usta! Profesyonelliğin ne demek olduğunu senden öğreniyor arkadaşların. Ve şimdi işin zor kısmı gitti, Arkas'ı eledik ve geriye Belediye kaldı. Onun da üstesinden geleceksiniz. Arslan, çoğu zaman yaptığı gibi her setin son sayısını senle oynayacak ve seriye noktayı senin smacın vuracak.
Kupa senin ellerinde daha bir güzel havaya kalkacak. Bu güzel kariyeri şampiyonluk kupası taçlandıracak.

Not: Eğer Fenerbahçeliyseniz ve takim ruhu ile mücadeleyse sadece beklediğiniz, bu takımı izleyin. Eminim ki; Onlarla gurur duyacaksınız.

11 Nisan 2009 Cumartesi

Sevdan Olmasa

Sevdan olmasa, ben de her sabah gazeteye başından başlar; sondan bir önceki sayfayı o koca manşetleri göremeyecek hızla çevirmek gibi bir reflekse sahip olamazdım...yenildiğin günün ertesinde kahvaltımı yapabilir, akşamından da o kadar kalmazdım...

Sevdan olmasa o kadar kilometre yapmaz, bu denli duman almaz , çok benzin de yakmazdım. Ben de her insan evladı gibi afili rüyalar görür, rüyalarını paylaşanlardan olurdum... Sevgili ile fikstürüne bakmadan planlayabilirdim haftasonlarını. Ligtv'li mekanları araştırmaz, hedefi şaşırmıssam garsonlara çaktırmadan maç sonucu sormazdım. Sevinçli verilen mağlubiyet haberlerine sinir olmaz, "maçı bile izlemeyen kofti taraftar" yerine de konulmazdım...

Sevdan olmasa... içinde oyunun kırıntısı bulunan filmleri kovalamak yerine Lars von Trier'ı , Fellini'yi beğenebilir, hatta Trufo'dan keyif alabilecek kıvama bile gelebilirdim ; yerini, yurdunu bilmediğim tiyatro salonlarına koşar , 3 perdelik bir oyunu sıkılmadan izler , Brecht'in sistem karşıtlığı üzerine ahkam keserdim , gerekirse Godot'yu bile beklerdim... 1 Mayıs'larda utanmaz, olmayan bir devrimci futbol çizgisi üzerinde şaşmadan yürümeye çalışmazdım... Paşaların mı , halkın mı takımısın bilinmez ama sevdan olmasa, ben emekçi kardeşlerimi, simitçi, çırak, boyacı, köfteci kardeşlerimi tanımaz, kardeşim de saymaz , sınıfsal bilince, sınıfsız geleceğe eremezdim... Hakkında yazılmış ve de basılmış her satırı takip edebilmek için para harcamaz; hakem eskilerinin , zirzop spikerlerin kitaplarını almaz; kasanın önünde kolumun altında Fikret Başkaya kitaplarımla daha bir güvenli , entel olmadı asi dururdum... Sırf benziyorsun diye Ankaralı renkdaşına gönlümü vermez, ikinci yüzyıla hazırlanmaz , "bıraktık işi gücü, saldır Ankaragücü" kafasına gelemezdim... Sarı'yı, Lacivert'i renk bilir, böylesine tapmaz kesme işaretleri de kullanmazdım... Benim de rengarenk bir gardrobum, yasak olmayan hediyelerim, sınırsız renk seçeneklerim olurdu... Delinmemiş duvarlar, meşale yakılmamış evler, geri alınmış kira depozitlerim olurdu... En ucuz biralarla, en fena gobitlerle, yurdumun her köşesinden el değmiş tükürük köfteleri ile yıpranmamış bir mide de benimdi...

Sevdan olmasa ben de şarkı sözleri ezberleyebilir, ama melodileri bu kadar aklımda tutamazdım zira her bir tınıyı uğruna beste yapmak için almışım hafızama. Müzikte tavır nedir, nota nedir bilir ama 50 bin kişi nasıl detone olmadan şarkı söyler, nasıl sadece bağırarak dünyanın en güzel sesini çıkarır, nasıl aynı anda zıplayıp aynı anda yere iner akıl sır erdiremezdim... Ezeli rakibinle yapacağın maç öncesi, deplasmana koşmaz; samiyen'de, inönü'de atmosferi solumak için study trip yapmazdım.

Sevdan olmasa "tesadüfen" yaşadığım pazartesi kavgalarım, haftasonu yalanlarım olmazdı. Ortaöğretim devamsızlıklarım dengeli dağılır, pazartesileri okula giderdim.. Sabah evden ekmek almaya çıkıp senle buluşmaz, anne babadan izin faslını geçmek için bütün hafta tek simit almadan para biriktirmezdim. Kumaş makası ve pazar dergileriyle konfeti hazırlamaz, Gençlik Parkı’yla, Arjantin 78’le yaşım geldiğinde tanışırdım…

Sevdan olmasa, kaçırılacak bir sezon sonu için hayıflanmaz, eşle dostla da böyle yazılar yazmadan adam gibi vedalaşırdım…

Eylül’de görüşmek üzere dostlar…

10 Nisan 2009 Cuma

Derbi Havası - 2

O zamanlar tribün grupları yoktu. 500'lerle dönerdik okula. Sarıyla lacivertin yanyana gelmesi yeterdi bir selam vermeye, bir kafa eğmeye. Ya da bir kaşkol, muhabbet kurmaya... Acının, cefanın paylaşılması bir araya getirdi bizi. 3-5-7-10, hani çok fazla olmasak da insanlar pankart asmak için bile birbiriyle yarışırdı... Amaç, beraber olmak, paylaşmak. Fenerbahçeliliği yurtlarda, sınıflarda paylaşmaktı... Kimi bunun için tellerden atlar Genpa'yı yarar, kimi elindeki açık biletini zararına satardı. Ne de olsa maratonun ortasıydı. Dört sütunda maç izleme imkanımız vardı o zamanlar. Bağırmayan ayıplanır, kolpadan sayılırdı...

Bir de yurtlar kapalıyken gelirdik biz İstanbullara. Haftalar önceden başlardı ki bir bilet telaşı. Sabah 9'da taşlananlar, sarı kırmızı kovalayanlar olurdu. Bir yardımlaşma ki imece usulü, gerek bilet alırken gerek stada girerken. En önce o göğüsledi ipi misali. Ama hep yanyanaydık, omuz omuza. Johnson'la koyarken de, her hafta 500'lerle boynu bükük dönerken de...

Bu hafta yine yanyana olacağız umarım. Ve bu kez yine iyiler kazanacak, küçük gecelerimizde olduğu gibi. Belki bizi daha bir sıkılaştıracak bir mağlubiyet, belki de 5 gollü bir galibiyet... Fark eder mi? Paylaştıktan, paylaşabildikten sonra...

Ve formalarınızla indiğinizde Bebek'e, Aşiyan'a, bir gese maçı öncesi, hangi vapur sizi selamlamadan geçebilir ki?

Not: Yazı, HoAmca tarafından evvel zaman içinde kaleme alınmıştır. Affına sığınarak aynen yayınlıyorum.

7 Nisan 2009 Salı

Derbi havasi...

2 takimin bu seneki performanslarini "al birini vur otekine" diyerek aciklamak belki de en dogrusu ama sartlar ne olursa olsun pazar gunu Ali Sami Yen, sari-lacivert cubuklu ve sari-kirmizi parcalinin ezeli kapismasina birkez daha sahne olacak...Yavastan havaya girmek lazim...

Arkas'i yarin...

Fenerbahce: 3 - Arkas: 1

Yari final serisinde durum 2-0'a geldi...Ceyrek finalde Halkbank'i supurmustuk, yarin Arkas'i birkez daha yenersek, Play-off'larda namaglup olarak Final'deki rakibimizi beklemeye basliyoruz...Haydi Fener...

6 Nisan 2009 Pazartesi

Bol raki, az biber gazi...

Ankara'dan sıkılınca haliyle ilk istikameti de panzehir misali Istanbul oluyor insanin...Cuma gunu yola cikarken Cumartesi aksaminin bir kismini Dolmabahce tribunlerinde gecirmek aklimda yoktu dogrusu. Ta ki yolda konustugum Besiktasli bir arkadasim "Maca gelir misin?" sorusunu sorana dek. Mac oncesi hafta basindan beri planlanan mesale organizasyonundan da haberdar oldugumdan teklifi kabul ve cuma gunu kopru trafigine takilmamak icin gaza yuklenerek yola devam ettim.
Yeni Raki'nin yeni cikaracagi ve cuma gunu itibariyle henuz piyasaya surmedigi rakisi "Yeni Seri"yi denemek ve eski dostlarla hasret gidermek icin kurulan raki sofrasindan sonra gece yarisini biraz gece Taksim'e indik. Kucuk Beyoglu'nda devam eden gece, Mentha, Babylon Lounge, Lokal, Jazz Stop derken acikan karinlarla beraber dogal olarak Bambi'de yenen kasarli durum donerle son buldu. Gecenin beni en cok sasirtan yaniysa sabahin 05.00'inde Jazz Stop'a girmek icin bekledigim siraydi. Sehir tam anlamiyla gunduzu yasayip, her geceyi seviyordu ve bize de sadece ona ayak uydurmak kaliyordu.
Gec biten gecenin ardindan ertesi gun kahvalti saati ister istemez 14.00'u buldu ve Istanbul'a gelmisken de Ortakoy'e ugrayip bir bogaz havasi alip kumpirinden yememek elbette ki olmazdi. Saat 16.00'ya yaklasmaya basladiginda dunyadaki en guzel yuruyus yollarindan biri olduguna inandigim Ortakoy-Besiktas yoluna dusup, Buyuk Besiktas Carsi'sinin onunde bizi bekleyen arkadaslarla bulustuk. Kafalar cekilmeye coktan baslanmisti ve ortamda yapilacak mesale organizasyonuna dair bir hareketlilik dikkat cekiyordu. Carsi'nin onunden Koyici'ne dogru hareketlenip bircok defalar adini duydugum Hasbi Balik'in onunden Abbasaga Parki'na dogru ciktik. Parkta organizasyon detaylari konusulduktan sonra Barbaros'a cikilmaya baslandi.Barbaros'ta uzun suren bir beklemeden sonra, takim otobusunun gorulmesini mutakipen yakilan mesalelerden sonra stada dogru yola ciktik. Dolmabahce yolunda ise bizi gunun ilk surprizi bekliyordu, zaten agir ilerleyen yolda stada yaklastikca tam bir kaos ortami hakim olmaya baslamisti,once bizim geldigimiz yone dogru kosan insanlari sonrasinda ise hemen az ileride yukselen beyaz gaz bulutunu gorduk, ki gormemizle gozlerimizin yanmasi da bir oldu.
Devletin kolluk gucleri kendilerine verilen yetkileri yine suistimal etmis, karsilarindakilerin de insan oldugunu defalarca oldugu gibi bu sefer de unutup saga sola cocuk, kadin, genc, yasli demeden biber gazi ve tazyikli su sikiyorlardi. Bakildiginda bizim acimizdan fikra gibi bir manzara vardi, yemek yemek icin giden diger Besiktasli arkadaslardan ayrilmis; bir Besiktasli, bir Galatasarayli ve bir Fenerbahceli kolkola girmis, zar zor nefes alarak agzimizi yuzumuzu sarmis vaziyette stada dogru yurumeye devam ediyorduk. Ustelik birimizin bileti dahi yoktu, sadece karaborsaciyla telefonda konusmus ve bulusma yeri belirlemistik. Kapali tribun girisine geldigimizde birkez daha arbede yasandi fakat aradan bir yolunu bulup giselere ulastik, karaborsaciyi aradigimizda biber gazi ve yasanan olaylar yuzunden bulusma yerini terketmek zorunda kaldigini soyleyince gunun 2. surprizini de yasamis olduk, zira giselerde Kapali ust bileti kalmamisti. Karaborsadan Kapali alt alip Galatasarayli arkadasi yukari cekmeyi planladik ve gordugumuz ilk karaborsacidan kapali alt biletini alip turnikelere hareketlendik, gunun 3. surprizi ise bizi bu sefer stadin icinde buldu, dakikalar gecerken kapali altta bir turlu yukari cekecek tanidik bir yuz goremedik, guc bela telefonla arkadasa ulastigimizda da kendisine biletin gecersiz oldugunun ve maca giremeyeceginin soylendigi bilgisini aldik, yapacak birsey olmadigina kanaat getirdigimizde kendisinden Musa Usta Ocakbasi'na oturup 1 buyuk soylemesini istedik.
Maci izlemek icin sectigimiz yer Besiktasli arkadasimin ugurlu olarak nitelendirdigi Kapali Ust'un Yeni acika yakin tarafiydi, yemek icin ayrilan tayfanin tercihi ise kutuydu. Bulundugum konumda hemen sagimda Zeki Demirkubuz ve Cem Dizdar'i gordugumde ise sasirmadim dersem yalan olur, ogrendim ki her maci Ibrahim Altinsay ve FD ile birlikte hep ayni yerde izleyen bir tayfalari varmis. Takimlarin sahaya cikisi ise ayri bir ironikti, az once stadin disinda polisle arbede yasayan ve hakli tepkilerini tribunde sozlu olarak ifade eden Besiktas taraftarinin onune Besiktas futbol takimi Polis Teskilatinin bilmemkacinci yilini kutlayan bir pankartla cikiyordu.
Mac geneline baktigimizda ustun oynayan ve pozisyonlari kaciran taraf Besiktas'ti, ozellikle golden sonra tribunlerin de iyice havaya girmesiyle, her ne kadar mac Besiktas'in galibiyetiyle de sonuclansa seyri keyifli bir atmosfer oldu diyebilirim. Macla ilgili en cok dikkatimi cekenler ise Kayserispor'un Manchester United vari korneri, Besiktas tribunlerinin sampiyonluk arzusunun ust duzeyde olusu ve mac sirasinda cok kisa soylense de son zamanlarin en iyi bestelerinden bir tanesine imza atmis olmalariydi. "Sen benim her gece efkarim" biraz arabesk sayilabilecek bir beste olmasina ragmen oldukca guzel ve bir o kadar da akilda kalici. Macin sonlarinda trafige takilmamak icin macin bitis dudugu beklemeden stadtan ayrilip bizi onunde 1 buyuk Burgaz Yesil ile bekleyen arkadasimizin yanina kurulduk ve her raki sofrasinda oldugu gibi ulkeyi kurtarmanin yollarini aradik. Ulke kurtarirken gosterilen birliktelik, konu futbola geldiginde bir turlu saglanamadigindan ocakbasini kapatmak icin basimizda bekleyen servis elemanlarini daha fazla bekletmemek adina baska bir zamana birakildi ve evin yolu tutuldu.
Ertesi sabah ise guzel havanin da etkisiyle adresimizi Caddebostan sahil olarak belirledik ve sonrasinda geride guzel anilarla dolu, bol raki ve az biber gazli bir haftasonu birakarak pek de istemeye istemeye Ankara'mizin yolunu tuttuk.

QTM #2

25. Haftanin Oyuncusu...

25. haftada deplasmanda oynadigimiz ve yine son dakikalarda yedigimiz gollerle sahadan boynu bukuk ayrildigimiz Bursaspor macinin oyuncusu 24.haftada oldugu gibi yine Diego Lugano oldu. Kullanilan 22 oyun 16'sini alarak bir kez daha haftanin oyuncusu secilen Lugano, Bursaspor macinda gordugu sari kart ile cezali duruma duserek bu hafta oynadigimiz Eskisehirspor macinda takimdaki yerini alamadi.

Lugano'yla birlikte bu kosenin gediklilerinden Alex De Souza'nin sakatligi ve yine kart cezasi nedeniyle Emre Belozoglu'nun forma giyemedigi Eskisehirspor macinin anketi her zamanki yerinde derbi gunune kadar oylarinizi bekliyor.

3 Nisan 2009 Cuma

Geleneksel Hamam Günleri

Askere gitmeden önce HoAmca'ya kıyak kisvesi altında geçen cumartesi Hep Sararan Çınarlar ve Hep Yeşil Kalan Çamlar'ın müsait olan, hanımdan izin alabilen ve zamanında uyanabilenleri ile birlikte 1. Geleneksel Hamam Günleri faaliyetleri kapsamında güzel bir hamam sefası yaptık.

Hamam önünde buluşma saati 13'tü. Ancak, HoAmca, ben ve Tosun hamama çok uzak olmayan 19 Mayıs Stadyumu yanında amatör küme maçlarının yapıldığı toz toprak sahalar yerine sentetik çim döşenen sahalarda saat 11'de buluştuk. Amaç gençleri izlemekti hamam sefasından önce. Ben, HoAmca kadar takip etmiyordum Amatör küme maçlarını. Ama kendisi bu haftasonu yükselme grubunun başladığını ve güzel maçlar olacağını dipnot olarak verdi buluşma öncesi.

Programda saat 11:15'te başlayan 2 maç görünüyordu. Bize yakın olan sahada Başkent Edaş Spor kendi evinde Etimesgut Belediye Spor'u ağırlarken, uzak köşede ise Gölbaşı Belediye Spor, D.L.H. Spor'u konuk ediyordu. Kendi açımızdan doğru maçı yakından izleyeceğimizi düşünüyorduk, zira Başkent Edaş 1.Amatör Küme 5.Grubu (18 maçta 14 galibiyet, 3 beraberlik ve 1 malubiyet ile) ve Etimesgut Belediye'de 4. Grubu (Başkentle aynı rakamlara sahip) lider olarak tamamlamışlardı. Tek fark, atılan ve yenilen gol sayılarındaydı. Başkent Edaş 66 gol atıp 6 gol yerken, Etimesgut 43 gol atıp 11 gol yemişti gruplarındaki maçlarında. Açıkçası bol gollü bir maç bekliyorduk :) Bu arada yan sahadaki Gölbaşı ve D.L.H ise aynı grupları 2. olarak tamamlamışlardı. (ayrıntılı bilgi için: www.aaskf.org.tr)

Tosun'un aldığı simitler ve benim getirdiğim termos çayı eşliğinde maçlar başladı. Yakın sahadaki Başkent-Etimesgut maçında ilk yarı Başkent'in ikinci yarı ise Etimesgut'un üstünlüğü vardı. Ancak gol atma becerisini sadece Başkent (fotoğraflarda kırmızı siyah formayla izlediğiniz) gösterebildi ve maçı 1-0 kazanmasını bildi. Başkent'in 6 numaralı forma ile izlediğimiz kaptanı takımı yönlendirmesi ve orta sahadaki başarılı performansı ile HoAmca'dan tam not alırken bendeniz de 10 numara ve turuncu ayakkabılarla mücadele eden forveti beğendim. Etimesgut'ta ise Hep Yeşil Kalan Çamlar'da oynayan ve telefon kulübesinde 3 kişiye çalım atıp sonrada oyunu diğer kanada rahatlıkla açabilen pivot santrafor arkadaşımızı (bundan sonra Eski 9 Niyazi olarak anılacaktır:) anımsatan 9 numaralı oyuncuyu başarılı bulduk. Bunlar dışında Başkent'in sağ açığı saçlarıyla HoAmca'nın ve Tosun'un gönlünde taht kursa da oynadığı oyun ile onları hayal kırıklığına uğrattı. Aynı hayal kırıklığını Etimesgut'un forvet hattının da bizlere yaşattığını belirtmek lazım.

Bu arada tabi bir yandan da bize uzak olan sahada Gölbaşı-D.L.H. maçını da takip etmeye çalıştık. Oyuncular bazında birşey söylememiz güç ancak genel görünüş itibari ile Gölbaşı'nın (fotoğraflarda kırmızı formayla izlediğiniz) daha baskılı oynadığını, buna rağmen D.L.H.'ın zaman zaman oyunu kendi lehine çevirdiğini söylemek mümkün. Süper Lig'de atılsa kesinlikle jeneriklik olacak bir organizasyon içeren Gölbaşı'nın birinci golü görülmeye değerdi gerçekten. Sonrasında penaltıdan gelen D.L.H golü ile diğer maç da gayet keyifli bir hal almıştı aslında. Bir tek Gölbaşı'nın durumu 2-1'e getiren golünü kaçırdık. Ama maçın sonlarına doğru D.L.H.'ın savunma güvenliğini bırakıp beraberlik için yüklendiği anlarda kontra ataktan gelen 3. Gölbaşı golünü gördük.

Bizim için gayet keyifli bir, hatta iki doksan dakika oldu. Ancak havanın serinlemesiyle birlikte üşümeye başlamıştık ki maçlar sona erdi ve hamamda bizi bekleyen Yeşil Çamların ve Sararan Çınarların yanına doğru yola düştük.

Ne kadar üşüdüğümüzü hamama girer girmez yüzümüze vuran ve vücudumuza işleyen sıcakla anladık. Şimdi sıra rahatlamaktaydı. Hemen odalara gidildi peştemaller giyildi, sulu şakalar yapılmayacağı konusunda anlaşıldı ve buhardan göz gözü görmez hamama dalındı. İçerde bizi bekleyen yapılı pala bıyıklı ve hemen hemen hepsi Tokatlı abiler bizi ürkütmedi zira kendilerine yabancı değildik daha önceki ziyaretlerimizden. Bu tanışıklık sayesinde Eski 9 Niyazi ve Or-ka arkadaşlarımız tellak Cemal abiden özel ilgi bile gördüler. Bizim keselenmemiz ve sabunlanmamız 15'er dakika sürerken kendileri en az yarım saat yattılar göbek taşında. Bu durum çıkışta yüzlerine yansımıştı. Aslında hepimizin yüzüne yansımıştı, zira herkes daha bir beyazdı :) 50 derecelik saunanın ardında içeride geçirilen sürede bütün kemiklerimizin yumuşamasından ve ölü derilerimizden tamamen kurtulmamızdan sonra hamamın kendine gelme bölümünde içilen portakal sularının, sodaların, ayranların ve tabi ki gazozların tadı da bir başka güzel geldi hepimize.

Bütün bunların üzerine güzel bir yemek yemek ve ardından tatlı rüyalara dalmak kalmıştı sadece geriye. Biz de eşyalarımızı toplayıp bir sonraki durak olan lokantanın yolunu tuttuk. Oraya kadar gitmişken Arjantin 78'e uğramanın muhabbetleri döndüyse de bu seferlik es geçildi. Midelerin de doldurulmasını müteakip öküz öldü ortaklık bozuldu.

Gelemeyenler lafım size, 2.Geleneksel Hamam Günlerinde sizleri de aramızda görmek isteriz.

Bu da Eski 9 Niyazi'nin tellak Cemal abiden gördüğü özel ilginin fotoğrafı. Buhardan pek seçilemiyor gibi olsa da Eski 9'un göbek taşında yattığı ve Cemal abinin kendisinin sırtında olduğu ve kendisine ayak masajı yaptığı hayal mayal seçilebiliyor sanırım :)

2 Nisan 2009 Perşembe

Milli Takım Forması Giymek Ciddi Bir İştir...

Milli takım forması giymek Zeka,Hırs,Güç, Yetenek ve herşeyden önemlisi Milli Takım Formasına Aşk gerektirir.