istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2010 Pazartesi

Ordinaryüs İstanbul Yolunda...

Lefter Baba'dan iyi haberler var. Resmi kanallardan verilen bilgiye göre kendisinin de isteğiyle İstanbul'a getiriliyor Ordinaryüs. Murat Özaydınlı ambülans uçağın yetiştirildiği takdirde akşam saatlerinde Lefter ile birlikte İstanbul'da olacaklarını söyledi. Haydi Lefter Baba, bir gol de şu hastalığının kalesine yolla ve sevindir bizleri...

28 Kasım 2010 Pazar

Seni Yakıp Yıkmaya Çalışanlara İnat...

Diren Haydarpaşa!!!

“Bugün bir Haydarpaşaport yatırımı gerçeklemiş olsaydı oraya yapılacak yatırım 5 milyar dolardı. Biz bunu yapmak istiyoruz. Ama birileri gelip önümüzde duruyor.”

26 Ocak 2008 / R.T.E

30 Mayıs 2010 Pazar

Since 1453

29 Mayıs 1453

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan....

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

21 Nisan 2010 Çarşamba

Haftasonu İstanbul

Cuma günü erken firar edip işyerinden düştük yollara. Kaptan şoförümüz HoAmca, kopilotumuz Eowyn ile birlikte Cukor ve ben de arka koltukta yerimizi almıştık. 4 saatlik bir yolculuktan sonra köprüden önce son çıkıştan dönüverdik. Biz Beylikdüzü’ne doğru metrobüse binerken HoAmca ve Eowyn de Göztepe’ye doğru kırdılar direksiyonu. Beylikdüzü’ndeki aile ziyaretinin ardından Cumartesi öğlene doğru kahvaltımızı ettikten sonra Tosun ile buluştuk Kabataş İskelesi’nde. İstikamet adalardı. HoAmca ile Eowyn’in de bize eşlik edeceğini düşünmüştük ancak onların IKEA mesaisi sabah erken saatte başlamıştı ve bitecek gibi de görünmüyordu.
Kınalıada, Heybeliada, Eşek Adası, Tavşan Adası derken sonunda Büyükada’ya ulaştık. Bulutlu ve rüzgarlı havaya rağmen kısmen kalabalık vardı. Küçük bir yürüyüşün ardından acıktığımızı farkedip deniz kenarında oturduk bir restorana. Menüde tabi ki balık vardı. Karnımızı doyurduktan sonra faytona binme zamanı gelmişti. Aslında etrafta gördüğümüz park ve hareket halindeki bisikletler bisiklet turunun da gayet keyifli ve güzel olabileceğini düşündürmüştü bize ancak bunun için ne zamanımız ne de o kadar enerjimiz vardı. Keyifli bir fayton turundan sonra güzelim külahlarda dondurma yemeyi ve bisiklet turunu bir dahaki sefere bırakarak Bostancı’ya doğru yola çıktık. Oradan da Kadıköy’de muhabbete başlamış olan HoAmca ve Eowyn’in yanına. Gece yarısına kadar güzel bir muhabbet ortamında sıcak bir sohbet bizi bizden aldı götürdü, kah geçmişe kah geleceğe.
Geceyi Tosun’un Beşiktaş’taki boğaza nazır yalısında geçirdiktan sonra yine boğaza nazır bir kahvaltı ettik ertesi sabah. Vakit yaklaşıyordu artık, Kadıköy’e geçmeli ve maçın havasına girmeliydik yavaştan. Ancak yapılacak son bir şey kalmıştı. Geçen sefer ki İstanbul seyahatimizde eksik kalmıştı, Yerebatan Sarnıcı’nı görememiştik. Daha doğrusu Cukor görmemişti ve ille de görelim görelim diyip duruyordu uzun zamandır. Maça gidiyoruz diye çıktık yola Gülhane’ye geldiğimizde ancak farketti nereye gittiğimizi. Yerebatan’da yapılan ufak bir turdan sonra Eminönü üzerinden elde turşu sularımızla geçtik Anadolu’nun en güzel semtine.
İskeleden salındık Boğa’ya doğru. Oradan Lefter’e selam edip Yoğurtçu Parkı’nda iki bardak çay söyledik mutlu çiftimizle. Kuzenlerin ve Ankara ekibinin de katılımıyla başlayan Bade’ye mi gitsek Kadeh’e mi tartışmalarının arasından sıyrılıp eşyalarımızı bıraktıktan sonra Fenerium’da aldık soluğu. Bu arada da ekip kendini bulmuş ve Nazlı’nın Yeri’ne dönmeye karar vermişti. Fenerium’a girer girmez kadronun aranan ismi Raistlin ve eşini de orada bulduk. Üzerlerine sarı-lacivert birşeyler alıyorlardı. Biz de ihtiyaçlarımız dahilinde birkaç parça aldıktan sonra Cukor’a da güzel bir Fenerbahçe Acıbadem forması alarak Fenerium’un günlük cirosuna katkıda bulunduk.
Nazlı’nın Yeri’ne ulaştığımızdan ekip tamamlanmıştı. Tezahüratlar, meşaleler eşliğinde güzel muhabbetler, maça dair değerlendirmeler, fotoğraf çekinmeler, şişe çevirmeler gırla sürüp gitti. Saat 16 gibi herkesin beklediği üzere bendeniz arızayı verdi ve hadi gidelim tribündeki yerimizi alalım diye söylenmeye başladım. Önce bir şeyler atıştıralım, derken üstüne bir de cila yapalım derken yine saati 17 ettik ve sonrasında yavaş yavaş stadın yolunu tuttuk. Ayrılmadan önce erkek voleybolcularımızı ellerinde kupa ile Nazlı’nın Yeri’nden geçerken durdurup uzun bir süre alkışladık oradaki kalabalıkla birlikte.
İçeri girişimiz sorunsuz oldu. Rahatça kurulduk tribünlerin üst katının maratona yakın tarafına. Ancak bu kale arkalarındaki kombine olayları maç boyunca canımızı sıktı. Cukor ile benim oturduğumuz koltuklar hariç hepsinin bir sahibi çıktı ve sürekli yer değiştirmek zorunda kaldı ekip. Owner, Alkolik ve Apo ise karşı tribünde yerlerini almışlardı.
Maç öncesinde planlandığı gibi Sarı Melekler alkışlanacaktı. Ama onlardan önce kupalarıyla erkek voleybolcular çıktı sahaya. Bütün tribünler ayakta alkışladık kadın ve erkek voleybol takımlarımızı. Gerçekten güzel bir sahneydi. Sonrası bildik siyah beyaz yuhlamalar, sarı lacivert alkışlar, oleyler, şarkılar, marşlar ve inleyen nağmeler ve bir mahzun mor menekşe. Ama en güzeli, ille de “Sen kalbimin mehtabısın güneşisin, Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin, Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek, Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek”.
Maça başlamadan ne olduğunu bilmediğimiz bir koreografinin parçası olduk. Meğersen yakmışız dünyayı habersizce. Santrayla beraber omuz omuza yaptık sevdiceğimizle, daha ilk dakikada golü bulduk ve gol sevincimizi ilk O’nunla paylaştık -O, daha ne olduğunu anlamadan, replay yok mu diye sormadan. Sonrasında gidip gelen bir maç. İkinci golü bulamamanın verdiği stres, kaçırdığımız goller, Toraman baskısı, sigara dumanı, hakemin yavaş yavaş kontrolü kaybetmesi, net göremediğimiz penaltı, niye kazıldığını anlamadığımız bir çukur ve çömelmiş beklerken, Volkan’ın topa bakarak atlamasını dilerken, O’nunla birlikte sola doğru uzanıp topu dışarı yumruklayışımız.

Gerisi mutluluk, gerisi sevinç, gerisi gülen yorgun gözler.

2 Kasım 2009 Pazartesi

S.Erdem Artık İstanbul'dan Bildiriyor

"haydi Abbas, vakit tamam
akşam diyordun işte oldu akşam
kur bakalım çilingir soframızı
dinsin artık bu kalp ağrısı
şu ağacın gölgesinde olsun
tam kenarında havuzun
aya haber sal çıksın bu gece
görünsün şöyle gönlümce
bas kırbacı sihirli seccadeye
göster hükmettiğini mesafeye ve zamana
katıp tozu dumana, var git
böyle ferman etti Cahit
al getir ilk sevgiliyi Besiktaş'tan
yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan"

Cahit Sıtkı Tarancı


En kötü günün böyle olsun kardeşim...

9 Eylül 2009 Çarşamba

09.09.2009

12 dev adamla başlayalım. Çok formda bir Tanjeviç; sahaya her şeyini veren, takım olmanın ve takım halinde oynamanın farkında bir milli takım. İsim olmadan herkes herkesin arkasını kolluyor. Takım sporlarında pek de başaramadığımız bir durum bu. Polonya' yı da geçtiler. Yolları açık olsun…
Hücumcuları Alman üst liginde korku salarken, savunmacılarından biri Rıza Çalımbay stoperi. Bosna’nın özeti bu. Gerek hücumcularının bugünkü dağınıklığı, gerekse Volkan’ın performansı savunma yönünden istediğimizi aldık. Biz hücum da ikense aradığımız, umduğumuz pozisyonları, özellikle ünlü olduğumuz dakikalarda bolca bulduk; ama olmadı. Suçu kime atarsanız atın ama statları harbiden uğurluymuş.

Yaşım itibarı ile Boşnak kavramını savaşla, acıyla, bir ülkenin parçalanması ile öğrendim. Kendi başlarına kaldıkları günden bu yana ileriye doğru yürüyorlar. Umarım baraj maçını da geçip festivalde yerlerini alırlar. Arjantin’den sonra destekleyebileceğimiz ikinci bir takım olur. Yugoslavya’dan doğan üç takımın (Sırbistan – Hırvatistan ve Bosna) şansı devam ediyor. Yugoslav altyapıları tekrardan çalışmaya başladı. Kulüplerimize duyurulur.
Ülkenin sporcular bunu yaparken büyüklerimiz neler yaptılar. Milli takım sorumlusu, sakin olup sakinleştirmesi gerekirken yine gerilimden medet umdu ve soluğu tribünde aldı. Acaba telsiz iletişimi sırasında mesaj sonlarında “tamam” demiş midir?

İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı ise bir gün önce Trakya da yaşanan sel felaketini CHP’li belediyelere yükleyip felaketten siyasi rant elde etmeye çalışırken, ertesi güne Allahın sopasıyla uyandı; ama son kez uyananlarda vardı 2010 kültür başkentinde. İstanbul’da yaşananları metre kareye düşen yağmurla ve insanların bilinçsiz ve tedbirsiz davranması ile açıklayıp partisine, genel başkanına ve yönetimine toz kondurmadığı gibi, ana muhalefet partisini felaketten siyasi rant elde etmeye çalışmakla itham etti.

7 yıldır tek başına iktidar olan genel başkanı, gayri milli şef RTE ise dere yataklarını ıslah etme gibi çalışmalarımız var ama yaptırmıyorlar; yaptırmayanlar bunu görsün gibilerinden bir şeyler saçmaladı. Yediniz, içtiniz, sömürdünüz, sattınız; kimse size engel olamadı da mevzu dere yataklarına gelince mi çektiler formanızdan. Hocam sarı kart nerde?
Doğa ile mücadelenin, doğa ile uyumlu yaşamanın ve barışık olmanın partisi, siyaseti olmaz; ilmi olur, bilimi olur, bilinci olur. Bu iş siyasetin ve manifestonun üzerindedir. Bir yaşam biçimidir. Değişik adamlar, değişik görüşler bu ülkede gerek yerel yönetimlerde, gerekse genel yönetimlerde rol aldılar. Sonuç hep aynı; milletimizin başı sağ olsun, devletimiz vatandaşın yanındadır; gereken yapılacaktır. Keşke bahsedilen bu gerekenler gerekmeden gerekenler yapılsaydı.

Karadeniz’de eskiler hep söyler; denizden, sudan çalmayın. Gün gelir fazlasıyla geri alırlar…

2010 Avrupa Kultur Baskenti...