besiktas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
besiktas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2011 Pazartesi

Başka Bir Adam: Alex De Souza

Dünkü maça ve kırılma anlarına dair çok sey söylenebilir, ancak bana göre gecenin olayı budur. Sen takımını İnönü deplasmanında 1 asist-3 gol ile sırtla, bu da yetmezmiş gibi maç bitiminde twitter'dan Taurasi kampanyasına destek ver. Seni daha nasıl sevebiliriz bilmiyorum ama bildiğim bir şey var; çok büyüksün capitão...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Kayseri - Kaunas Hattı...

- Yine gecikmeli bir yazı olacak ama iş yoğunluğu vs. derken anlık tepkiyle atılan aşağıdaki postu saymazsak ancak vakit bulabiliyorum Kayseri notlarını paylaşmaya.

- Günler öncesinden final maçı için biletimizi alıp beklemeye koyulmuştuk. Beklentimiz bir sürpriz olmadığı takdirde Efes Pilsen finaliydi ama sürpriz daha ilk günden Beşiktaş'ın Efes Pilsen'i turnuvanın ilk maçında yenmesiyle gerçekleşti.

- Biz ise turnuvanın 2.gününde Banvit'i sonraki gün de Galatasaray'ı yenip kendi adımıza bir sürprize yol vermeyerek finale ulaştık. Finaldeki rakibimiz ise yarı finalde Trabzonspor'u geçen Beşiktaş oldu.

- Pazar sabahı erkenden bu sezon 2.defa olmak üzere Kayseri yollarına düştük. Tam yol keyifli geçti kazasız belasız vardık derken Kayseri girişinde o gün oynanacak Kayseri Erciyes - Rizespor maçı için çevirmede olan polisler tarafından sırf üzerimizde forma olduğundan dolayı durdurulduk. Amirlerine sormadan şehre girmemize izin veremeyeceklerini söyleyen basketbol maçından bihaber polislerden fırsat bu fırsat deyip salonun ve yemek yenilebilecek mekanların yerlerini öğrendik.

- Maç saatine kadar önceden verilen pastırma siparişlerini almak ve karnımızı doyurmak için arabayı Kayseri Öğretmen Evi'nin yakınına parkedip hiç bilmediğimiz şehir meydanına doğru ilerleyip önce Pastırmacılar Çarşı'sını sonra da bize tavsiye edilen Elmacıoğlu İskender'i bulduk. Daha yoldayken başlayan kağıtta pastırma muhabbetine kayıtsız kalamayıp ana yemek öncesinde birer porsiyon kağıtta pastırmayı mideye indirdik. Ana yemek için HoAmca, Alkolik ve Bozbey mekanın adına uygun olarak iskender yemeyi tercih ettiyseler de Aynovkungfu ve ben seçimimizi yöresel lezzetlerden yana yaptık. Aynovkungfu 1 porsiyon Kayseri mantısını mideye indirirken, ben daha önce Mehmet Yaşin'in Kayseri'de bu mekana uğradığında denediği ve öve öve bitiremediği yağlamayla karnımı doyurdum.

- Yemekler biter bitmez arabaya yönelip, başladık Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi'ni aramaya. Fazla geçmeden salonu bulduk ve hemen karşısındaki otopark arabayı park ettik. Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarları polis tarafından farklı kapılara yönlendiriliyordu ve biz de tesadüfen de olsa Fenerbahçe tarafından aldığımız biletlerimizle salon girişine doğru ilerledik. Kapıdaki sıraya çok fazla takılmadan salona giriş yapıp -belki de hayatımızda ilk defa- biletlerimizde yazan yerlerimize oturduk.

- Maçın başlamasına az bir süre kalmasına rağmen salon henüz dolmamıştı ancak Fenerbahçe taraftarının sayı olarak daha fazla olduğu gözlerden kaçmıyordu. Zaten ilerleyen dakikalarda salon doldukça bu fazlalık iyiden iyiye kendini belli etti.

- Serbest atış ve 3'lük yüzdemizin yerlerde süründüğü ve kafa kafaya geçilen 2 periyot sonrası 3. periyotun başında Emir devreye girmeye başladı. Kaya'ya yaptığı asist ve üst üste bulduğu 8 sayıyla maça damga vuracağını hissettirmeye hemen daha çeyreğin başında başladı. Farkın yavaş yavaş açılmaya başladığı dakikalarda ise hepimizin tadını kaçıran ve kupaya lanet okumamıza neden olan o talihsiz olay gerçekleşti. Topu dipteki Kinsey'e indirmek yerine driplingine devam eden Mirsad'ın dizi gözlerimizin önünde onu yarı yolda bıraktı. Salonda bir anda buz gibi bir hava eserken, Beşiktaşlı taraftarların "oh oh" sesleriyle Mirsad'ın sakatlığını kutlamaya başlaması bu havayı yine bir anda gerginleştirdi.

- Bu dakikadan sonra aklım sahadaki mücadelenin sonucundan çok Mirsad'ın bu sakatlığı nasıl atlatacağına ve takımın Euroleague'de Final 4 hedefinin bu durumdan nasıl etkileneceğine dair soru işaretleriyle doldu. Twitter vasıtasıyla sakatlığının durumuyla ilgili aldığımız bilgiler tahmin ettiğimiz üzere pek de iç açıcı değildi. Sezon başında Engin Atsür ile başlayan talihsiz serüvenler dizisi Vidmar'la devam etmiş, şimdi de takımın hem ağabeyi hem de ateşleyicisi Mirsad'ın sakatlığı ister istemez enseyi karatmamıza neden oldu. Neyse ki kalan dakikalarda sahada izlediğimiz Emir'in Bodirogavari performansı ve kazanılan kupa bir nebze de olsa bizi sevindirdi.

- Mirsad'ın yokluğuyla iyice daralan rotasyonumuzla bu maçtan hemen 3 gün sonra kritik Zalgiris deplasmanına çıktık. Maçtan önce eksiklere 39,5 dereceyle yorgan döşek yatan Ukiç'in de eklendiğini öğrenmek moral bozarken, maç içerisinde de Marko Tomas'ın sakatlanması resmen tuz biber ekti. Uzunlarımızın faul sıkıntısı ve hakemlerin saçma sapan düdükleri de geceyi şenlendirince(!) kazanmamız halinde gruptan çıkmayı büyük ölçüde garantileyeceğimiz maçı uzatmada kaybederek son 8 şansımızı kalan iki maça bıraktık. Maçta Fenerbahçe adına öne çıkan performanslar ise Ömer'den ve Emir'den gelirken 2 Litvanyalı Saras ve Darius'un sergilediği performanslar tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu.

- Ancak sonuç olarak ne olursa olsun her Fenerbahçeli'nin gurur duymasını gereken bir mücadele koyuyor bu sene erkek basketbol takımı. Sene sonunda ligde ve Avrupa'da ne olur bilemiyorum ama bu takım şimdiden her Fenerbahçeli basketbolseverin kalbinde farklı bir yeri hak ediyor.

- Aşağıda da bonus olarak el emeği göz nuru 3 video yer alıyor. Kayseri'deki maçın son anlarını, kupa törenini ve kutlamaları izlemek isteyenleri linklere alalım...

Video 1: Kupa Töreni

Video 2: Son Saniyeler ve Kutlamalar

Video 3: Maç Sonu Lay Lay

24 Aralık 2010 Cuma

Sana veda etmeyeceğiz Lefter Küçükandonyadis / Bağış Erten

O yazıyı yazmayacağım. Çünkü sen ölmeyeceksin. Bu memlekette Fenerbahçe'yi sevdirmenin belki de yegâne gerekçesisin. Gidemezsin.

Yazıyı yazmayacağım Lefter Küçükandonyadis. Senin arkandan övgüler düzmeyeceğim. Bu memleketin insanlarını birbirine bağlayan ve giderek gevşeyen o bağı elinde tutanlardan biri olduğundan bahsetmeyeceğim. Her gün çirkinleşen ve kirlenen futbol kültürümüzün antikoru olduğunu söylemeyeceğim.

Eski futbolcuların küçüklük odalarımızdaki resimleri günbegün sararıp solarken, hiç izlemediğim seni neden çerçeveleyip astığımı, o resmin neden her gün tozunu aldığımı anlatmayacağım. Televizyon denen aptal kutusu idollerimizi bir bir yutarken, senin o sessiz, vakur halinle yüreğimizi ne güzel ipotek ettiğinden dem vurmayacağım.

Futbola bakışını, samimiyetini, yeteneğini anlata anlata bitiremeyenleri, seni izleme imtiyazını ballandıra ballandıra öykülendirenleri, özellikle de senin gibi kalp yetmezliğiyle uğraşan babamı –di’li geçmiş zamanın efkârına itmeyeceğim. Kadıköy’ün, o mabedin sensiz ne kadar ıssız olacağını kimselere fısıldamayacağım. 85 yaşını yeni bitirdin, o hep yazdığın deftere 100 yazdırmadan bir yere gidemezsin.

İnadına Türkiye

Lefter Amca, bu memleket Rumlara çok zulüm etti, biliyoruz. Bir avuç kaldınız. Hepi topu 2 bin-3 bin kişisiniz. Akrabalarına, arkadaşlarına kötü komşuluk ettik biz. Tarihimizin en çirkin sayfalarıyla hepinizi çok üzdük. Yalçın Doğan’ın yalancısıyız. Derin devlet sana bile takmış bir zamanlar. En çok milli olan oyuncu sen olmayasın diye Turgay Şeren’i daha fazla oynatmışlar. Gıkın çıkmamış. Sen 6-7 Eylül olaylarında evinin kapısına dayananları bile ihbar etmemişsin ki Lefter Usta. İnadına bu topraklara sahip çıkmışsın. Şimdi bırakıp gitmek yok öyle. Sana pasaport da vermeyeceğiz, yurtdışı çıkış vizesi de...

Bize tarihi unutturmaya çalışıyorlar Lefter Küçükandonyadis. Oysa biz gayet iyi biliyoruz. Ortalıkta pek çok Metin’in isim babası Metin Oktay, pek çok Hakkı’nın isim babası Baba Hakkı’yken, Can isimli çocuklar Can Bartu’ya benzesinler diye o adı taşırken, oğluna Lefter adını koyamadı çoğumuz. Ama bundan sonra koyacağız. Ve sen doğan her Lefter adlı çocuğa ismini bizzat kendin ver istiyoruz. Daha kaç nesil Ada sahilleri’nde bekleyecek seni. Lefterleri büyütmeden nereye gidiyorsun?

Üstadım, taraftarlar senin anıtını, kendi cebinden para verip sadece bir anı olsun diye dikmedi stadın karşısına. Her gün ibret alınsın diye, önünden geçerken kendimize bir hiza verelim diye, her maç günü sana selam edip, kadeh kaldıralım diye dikti. Toprağın bol olsun diye değil, kulağın çınlasın diye. Ha bir de şunu hatırlatmak için dikildi belki de. O stat senin adınla anılmalıydı Lefter Baba. Çünkü futbolu sen oynadın, o kimliği sen ördün ve en önemlisi tüm yaşantınla o tarihi sen temize çektin. Bize o günleri anlatmadan, ezberletmeden ayrılmana izin vermeyeceğiz.

Dedim ya, senin ardından o yazıyı yazmayacağım. Çünkü sen ölmeyeceksin. Bu memlekette Fenerbahçe’yi herkese sevdirmenin belki de yegâne gerekçesisin. O yüzden hiçbir yere gidemezsin. Bırak Metin Oktay öbür dünyada pas alamıyorum diye yakınmaya devam etsin. Beklesin Taçsız Kral. Zaten o gitti, hepimizin Galatasaraylılığı eksildi. Baba Hakkı, Vedat Okyar’sız kaldık, öksüzleşti Beşiktaşlılığımız. Bak, Ali Sami Yen’den de göçüyoruz, bir de sen zora düşürme bizi. Bu kadar art arda golü hiçbir defans çıkaramaz be Lefter Usta.

Hepimiz kademendeyiz
Açık ve net söylüyorum. Bu memlekette futbolu sevmeye devam etmek için bir tutam gerekçe sakladık cebimizde. O cepte delik açma. Büyükada’da balık çorbası, rakı içmek istiyoruz biz. Futbolu sevmeye devam etmek istiyoruz. Bir arada yaşamaya da...

Velhasıl, sana veda meda yok Lefter Küçükandonyadis. Yazmayacağım o yazıyı. Boşa bekleme... Azrail hücuma geçmişmiş. Pöh! Gerekirse hepimiz gireriz kademene, Bedri Rahmi’nin dediği gibi “İstanbul deyince aklım(ız)a/stadyum gelir/ bağırırı(z) birlikte/avazım(ız) çıktığı kadar/Göğsümüzü gere gere/Ver Lefter’e yaz deftere.”
Vermeyiz seni...


Bağış Erten - 24/12/2010 Radikal

22 Ekim 2010 Cuma

1'e 3570

Fotoğraf Tribün Dergi'nin twitpic sayfasından. Bahis oynamayı bırakalı tam hatırlamıyorum ama 8 veya 9 sene oldu. O zamanın parasıyla 750 Milyon TL kazandıracak kuponum tek maçtan - Tuncay Şanlı'nın gol attığı ve normal süresi 1-1 biten Beşiktaş-Sakaryaspor Türkiye Kupası maçı- yatınca "yeter" demiştim, sonra bir daha da oynamadım. Oynadığım zamanlarda tek tük sürpriz yazdığım da olurdu ama yukarıdaki kuponu yapan arkadaş olayı cidden abartmış ve 5 TL karşılığında 17,850 TL'yi cebine koymuş. Zenginin kuponu da fakirin bloguna konu olmuş.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Hatice'ye Değil Neticeye Bakmak

Daum’u yere göğe sığdıramayanlar, Aykut’un hala Daum’un sistemini, oyununu oynattığını söyleyenler, Bjk maçında Daum’un aynen yapacağı hareketi (Alex-Cristian değişikliğini) düşünmeden Daum olsa kazanırdı bu maçı muhabbeti yapıyorlar hala. Çakayım Daum’a. Yaşattığı şampiyonluklardan çok takıntıları ve yaşattığı travmaları hatırlayacağım.

Dolamışlar bir Alex-Aykut muhabbetini dillerine sahada oynanan oyunu görmüyorlar. O dakikada Alex’ten başka kimi çıkarabileceklerini düşünmüyorlar. Girene değil de çıkana takılmış herkes. Alex yerine başkası çıkmış olsa sanki takım geri yaslanmayacakmış sanıyorlar. İleri gitmeyi sadece Alex’in paslarından ibaret zannediyorlar. Hatice’ye değil neticeye bakar olmuş herkes.

Al gülüm ver gülümden başka bir şey oynamamış Bjk’yi yere göğe sığdıramıyorlar. Neymiş %60’a %40’mış. Neymiş 350 isabetli pasa 150 isabetli pasmış. Fenerbahçe’nin geçen sezon böyle oynayıp da kaleye tek şut atmadığı maçlarını ne çabuk unuttunuz. O maçlarda ettiğiniz küfürleri, beğenmediğiniz oyunu ne çabuk unuttunuz da Bjk’nin bu oyununu şimdi alkışlıyorsunuz.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Sergen Yalçın Der Ki

"Guti sadece Real Madrid'te oynamış bir oyuncu. Beşiktaş'ta ne yapacağı belli değil. Tamamen kapalı bir kutu."

(Dün akşam bizim maçla ilgili yorumları sonrası Beşiktaş maçına ve Guti'ye dair yorumlara başlarken)

21 Nisan 2010 Çarşamba

Haftasonu İstanbul

Cuma günü erken firar edip işyerinden düştük yollara. Kaptan şoförümüz HoAmca, kopilotumuz Eowyn ile birlikte Cukor ve ben de arka koltukta yerimizi almıştık. 4 saatlik bir yolculuktan sonra köprüden önce son çıkıştan dönüverdik. Biz Beylikdüzü’ne doğru metrobüse binerken HoAmca ve Eowyn de Göztepe’ye doğru kırdılar direksiyonu. Beylikdüzü’ndeki aile ziyaretinin ardından Cumartesi öğlene doğru kahvaltımızı ettikten sonra Tosun ile buluştuk Kabataş İskelesi’nde. İstikamet adalardı. HoAmca ile Eowyn’in de bize eşlik edeceğini düşünmüştük ancak onların IKEA mesaisi sabah erken saatte başlamıştı ve bitecek gibi de görünmüyordu.
Kınalıada, Heybeliada, Eşek Adası, Tavşan Adası derken sonunda Büyükada’ya ulaştık. Bulutlu ve rüzgarlı havaya rağmen kısmen kalabalık vardı. Küçük bir yürüyüşün ardından acıktığımızı farkedip deniz kenarında oturduk bir restorana. Menüde tabi ki balık vardı. Karnımızı doyurduktan sonra faytona binme zamanı gelmişti. Aslında etrafta gördüğümüz park ve hareket halindeki bisikletler bisiklet turunun da gayet keyifli ve güzel olabileceğini düşündürmüştü bize ancak bunun için ne zamanımız ne de o kadar enerjimiz vardı. Keyifli bir fayton turundan sonra güzelim külahlarda dondurma yemeyi ve bisiklet turunu bir dahaki sefere bırakarak Bostancı’ya doğru yola çıktık. Oradan da Kadıköy’de muhabbete başlamış olan HoAmca ve Eowyn’in yanına. Gece yarısına kadar güzel bir muhabbet ortamında sıcak bir sohbet bizi bizden aldı götürdü, kah geçmişe kah geleceğe.
Geceyi Tosun’un Beşiktaş’taki boğaza nazır yalısında geçirdiktan sonra yine boğaza nazır bir kahvaltı ettik ertesi sabah. Vakit yaklaşıyordu artık, Kadıköy’e geçmeli ve maçın havasına girmeliydik yavaştan. Ancak yapılacak son bir şey kalmıştı. Geçen sefer ki İstanbul seyahatimizde eksik kalmıştı, Yerebatan Sarnıcı’nı görememiştik. Daha doğrusu Cukor görmemişti ve ille de görelim görelim diyip duruyordu uzun zamandır. Maça gidiyoruz diye çıktık yola Gülhane’ye geldiğimizde ancak farketti nereye gittiğimizi. Yerebatan’da yapılan ufak bir turdan sonra Eminönü üzerinden elde turşu sularımızla geçtik Anadolu’nun en güzel semtine.
İskeleden salındık Boğa’ya doğru. Oradan Lefter’e selam edip Yoğurtçu Parkı’nda iki bardak çay söyledik mutlu çiftimizle. Kuzenlerin ve Ankara ekibinin de katılımıyla başlayan Bade’ye mi gitsek Kadeh’e mi tartışmalarının arasından sıyrılıp eşyalarımızı bıraktıktan sonra Fenerium’da aldık soluğu. Bu arada da ekip kendini bulmuş ve Nazlı’nın Yeri’ne dönmeye karar vermişti. Fenerium’a girer girmez kadronun aranan ismi Raistlin ve eşini de orada bulduk. Üzerlerine sarı-lacivert birşeyler alıyorlardı. Biz de ihtiyaçlarımız dahilinde birkaç parça aldıktan sonra Cukor’a da güzel bir Fenerbahçe Acıbadem forması alarak Fenerium’un günlük cirosuna katkıda bulunduk.
Nazlı’nın Yeri’ne ulaştığımızdan ekip tamamlanmıştı. Tezahüratlar, meşaleler eşliğinde güzel muhabbetler, maça dair değerlendirmeler, fotoğraf çekinmeler, şişe çevirmeler gırla sürüp gitti. Saat 16 gibi herkesin beklediği üzere bendeniz arızayı verdi ve hadi gidelim tribündeki yerimizi alalım diye söylenmeye başladım. Önce bir şeyler atıştıralım, derken üstüne bir de cila yapalım derken yine saati 17 ettik ve sonrasında yavaş yavaş stadın yolunu tuttuk. Ayrılmadan önce erkek voleybolcularımızı ellerinde kupa ile Nazlı’nın Yeri’nden geçerken durdurup uzun bir süre alkışladık oradaki kalabalıkla birlikte.
İçeri girişimiz sorunsuz oldu. Rahatça kurulduk tribünlerin üst katının maratona yakın tarafına. Ancak bu kale arkalarındaki kombine olayları maç boyunca canımızı sıktı. Cukor ile benim oturduğumuz koltuklar hariç hepsinin bir sahibi çıktı ve sürekli yer değiştirmek zorunda kaldı ekip. Owner, Alkolik ve Apo ise karşı tribünde yerlerini almışlardı.
Maç öncesinde planlandığı gibi Sarı Melekler alkışlanacaktı. Ama onlardan önce kupalarıyla erkek voleybolcular çıktı sahaya. Bütün tribünler ayakta alkışladık kadın ve erkek voleybol takımlarımızı. Gerçekten güzel bir sahneydi. Sonrası bildik siyah beyaz yuhlamalar, sarı lacivert alkışlar, oleyler, şarkılar, marşlar ve inleyen nağmeler ve bir mahzun mor menekşe. Ama en güzeli, ille de “Sen kalbimin mehtabısın güneşisin, Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin, Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek, Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek”.
Maça başlamadan ne olduğunu bilmediğimiz bir koreografinin parçası olduk. Meğersen yakmışız dünyayı habersizce. Santrayla beraber omuz omuza yaptık sevdiceğimizle, daha ilk dakikada golü bulduk ve gol sevincimizi ilk O’nunla paylaştık -O, daha ne olduğunu anlamadan, replay yok mu diye sormadan. Sonrasında gidip gelen bir maç. İkinci golü bulamamanın verdiği stres, kaçırdığımız goller, Toraman baskısı, sigara dumanı, hakemin yavaş yavaş kontrolü kaybetmesi, net göremediğimiz penaltı, niye kazıldığını anlamadığımız bir çukur ve çömelmiş beklerken, Volkan’ın topa bakarak atlamasını dilerken, O’nunla birlikte sola doğru uzanıp topu dışarı yumruklayışımız.

Gerisi mutluluk, gerisi sevinç, gerisi gülen yorgun gözler.

20 Nisan 2010 Salı

Az Gittik Uz Gittik...

- Yolculuk haftasiydi gectigimiz hafta...Hepimiz dagildik bir taraflara, kimimiz derbi icin Istanbul yollarina dustu kimimiz Likya yollarina...

- Dag, tepe dolasirken bile uzak kalamadik Fenerbahce'den, telefonun cektigi yerlerde ilk sorulan sorulardandi mac skorlari. Kadin voleybolcularin kupayi Altin Set sonucunda kucakladigini da yine boyle bir anda ogrendik ve bu heyecani yasayamamanin huznuyle karisik yasadik sevincimizi.Oyle ki dayanamayip Manisaspor kupa macinin oldugu gun attik kendimizi Kalkan'a...

- Pazar gunu Besiktas macini Kas'ta izlemenin planlarini yaparken ufak bir revizyonla geliverdik cumartesi sabahi Ankara'ya. Yuruyusle ilgili detaylari baska bir zamana birakip donelim Fenerbahce'ye ama yuruyus fotolarina goz atmak isteyenleri de buradan (http://picasaweb.google.com.tr/likyayoluyuruyusu) alalim...- Ayagimin tozuyla Or-ka ve Alkolik'le birlikte cumartesi gunu solugu Baskent Spor Salonu'nda aldim. Serinin ilk 2 macini izleyememistim hatta telefondan maclarin sonuclarini ogrenene kadar Vatan gazetesinin tasra baskisindaki hata nedeniyle ilk maci 2-3 kaybettigimizi zannediyordum.

- Mactan once Alkolik'le bulusup Kitir'da biralarimizi yudumladiktan sonra da birer tane daha salonun hemen yanindaki eski okulumda yuvarlayip salonun yolunu tuttuk.

- Oncelikle yeni salonu cok begendigimi soyleyeyim, acilir kapanir portatif tribunler ve yuksek cati bir voleybol salonu icin olmazsa olmazlar. Selim Sirri'dan sonra bu salonda mac izlemek gercekten keyifli.

- Salona girdigimizde Or-ka, Fenerbahce benchinin arkasinda yerini almisti ama Alkolik'le biz benchin karsisinda yer alan ve sozde Ziraat Bankasi taraftarina(?)-personeline(!) ayrilan tarafa yakin bolume gecmeyi tercih ettik.

- Ilk iki seti aldiktan sonra iyice sampiyonluk havasina girmistik ki 3.setin sonlarinda yasanan cekisme Ziraat Bankasi calisanlariyla aramizda ufak capli bir gerginlik cikmasina neden oldu. Ziraatliler neredeyse sahanin icine kadar girip binbir sebeklik yaparken bizim en on siraya oturmamiza bile engel olunmasi uzerine baslayan gerginlik, Ziraatlilerin kufurleriyle iyice tirmandi ve ortalik kisa bir sureligine de olsa karisti.Bu arbede sirasinda 3.setin sonlarini pek takip edemesek de Ziraat Bankasi oyunculari son bir cabayla maci 4.sete tasimayi basardilar.

- 4.sette de ilk 2 sette oldugu gibi tartismasiz bir Fenerbahce ustunlugu vardi sahada. Alinan her sayida sampiyonluga bir adim daha yaklasmanin da heyecaniyla sahada oyuncular tribunlerde de biz costukca costuk. Setin 25. sayisi geldiginde ise 2009-2010 sezonun ilk sampiyonlugunu oyuncularla birlikte kutlamaya basladik.

- Fenerbahce Kadin Voleybol takiminin dominant performansinin da etkisiyle arka planda kalan, sponsorsuz ve reklamsiz baslayip devam ettikleri bir sezonda kendilerinden cok daha yuksek butceli takimlara karsi Erkek Voleybolcularin aldiklari bu basari cok ama cok degerli. Basta "bayrak adam" olma yolunda hizla ilerleyen Kaptan Arslan olmak uzere sakat sakat oynayan Emre'ye, play-offlardaki formuyla hepimizi sasirtan Divis'e, yillarin tecrubesi Gardner'a, takimin dinamosu Serkan'a, MVP odulunu sonuna kadar hak eden Coskovic'e kisaca bu basarida emegi gecen herkese cok cok tesekkurler...

- Sampiyonluk macindan karelere de bu linke tiklayarak ulasabilirsiniz...
- Gelelim haftanin sonucu en fazla merak edilen macina, bu macta tribunde yerlerini alan blog tayfasinin izlenimlerini aktarmasi daha hos olacaktir ama ben yine de birkac satir karalayayim macla ilgili...

- Gectigimiz haftalarda Papazin Cayiri'nin ortaya attigi kampanya fikrinin Erkek Voleybol takimini da icine alarak gercege donustugunu gormek benim icin macin sonucu kadar onemli ve degerliydi.

- Futbol takiminin sampiyon oldugu sezonlarda her zaman takimi ve tribunleri atesleyen bir tezahurat one cikmistir. Bu sene de oyle gorunuyor ki bu tezahurat Genclerbirligi macinda "Fener Gol Gol Gol, Sampiyonluk Gidiyor" seklinde baslayip futbol takiminin sezon sonuna dogru yukselen formu ve aldigi basarili sonuclarla "Fener Gol Gol Gol, Sampiyonluk Geliyor"a evrimlesen tezahurat olacak.

- Alex de Souza yine gemisini kurtaran kaptan olmaya devam ederken, macin en iyi performansi nin sakat sakat forma giyen Gokhan Gonul'den geldigini dusunuyorum. Her ne kadar Bobo atacagi koseyi cok gosterdiyse de koseye giden topu basarili bir sekilde cikaran Volkan da macin kader adamlarindandi.

- Macin en cok konusulan adami ise hic suphe yok ki atis oncesinde penalti noktasina ufak capta tecavuz eden Bilica oldu. Zaten sene basindan beri yaptigi gereksiz sert ve dengesiz mudahalelerle hepimizi cileden cikartan Bilica bu hareketiyle de Fenerbahce formasina ne kadar yakismayan bir oyuncu oldugunu bir defa daha gozler onune sermis oldu. Yaptigi hareketin ne kadar gereksiz oldugu su goturmez bir gercek, benim esas merak ettigim teknik kadronun ve yonetimin Bilica konusunda ne yapacagi.

- Bu arada derbi geyiklerinden de en cok Bilica'nin Laff-a-lympics'teki Really Rottens-Gercek Kotuler'e transfer olmasina guldum.Hatta halen guluyorum...

- Ligin son 4 haftasina girilirken onumuzdeki hafta beni Besiktas'tan daha fazla endiselendiren bir rakip olan Kasimpasa ile karsilasiyoruz. Daha once de uyguladigi yuksek bilet fiyatlari ile tepki ceken Kasimpasa yonetimi bu kez olayi iyice abartarak esegin bir tarafina su kacirmayi tercih etmis ve en ucuz bileti 120 TL olarak belirleyerek soyleyecek bir soz birakmamis...

8 Mart 2010 Pazartesi

Tam Yol Ileri...

"Zorlu Haftasonu"nda 5'te 5'le bitirme sansini daha haftanin ilk macinda yitirdik Besiktas karsisinda.Haftanin izleyemedigim tek karsilasmasi oldugu icin cok yorum yapamayacagim ama Voleybol Federasyonu'nun maca gelecek taraftar sayisini azaltmak icin maci cuma 18:00 gibi sacma bir zamana koymasina ragmen okudugum kadariyla sahadakiler kadar tribundekiler arasinda da sıkı bir kapisma olmus.Ligin ilk yarisinda Akatlar'da oynanan mac iclerine oturmus olacak Besiktaslilar kendilerinden beklenmeyecek bir ilgi gostermisler maca.Kendi evindeki maclari dahi bos tribunlere oynayan ve play-off'a kalabilme mucadelesi veren Besiktasli voleybolcular ise 50.Yil'da taraftarlarini gorunce gaza gelmisler anlasilan ki 2-1 geriye dustukleri maci 2-3'e cevirmeyi basarmislar.14 Mart'ta Ankara'da oynayacagimiz Ziraat Bankasi maci oncesi bu maglubiyet hic iyi olmadi ancak yine de IBB'nin 1 puan onunde liderligi devam ettirmek az da olsa bu uzuntuyu hafifletiyor.Ligin son haftalarina girmisken Ankara'dan puan vermeden alinacak bir galibiyet siralamadaki yerimizi korumamiz ve play-off'larda eslesme avantaji yaratmak acisindan onem tasiyor.
Voleybolcular Besiktas karsisinda mucadele verirken, ayni dakikalarda Erkek basketbol takimimiz ise Izmir'de Karsiyaka onundeydi. Bastan sonra onde goturdugumuz karsilasmada Fenerbahce'de tam 6 oyuncu cift haneli sayilara ulasirken maca Andre Smith ile Oguz Savas'in diskalifiye olmalariyla sonuclanan pozisyon damga vurdu.Siradan bir potaalti mucadelesi sonrasinda Andre Smith'in sahasina donmekte olan Oguz'un sirtina attigi yumruk ile baslayan olaylar Karsiyaka seyircisinin sahaya yagdirdi yabanci maddelerle devam etti.Olaylarin devaminda disaridan bakildiginda kilik-kiyafetlerinden iyi bir is sahibi halim selim adamlar olarak nitelendirilebilecek kisiler agizlarindan salyalari aka aka,bizim benche parmaklariyla bogaz kesme isaretleri yaparak sahaya inmeye calistilarsa da basarili olamadilar.Macin son periyotunda Karsiyaka'nin farki eritme cabalari sonuc verdiyse de mac takimimizin 73-84'luk ustunluguyle sona erdi.Karsiyaka'nin gelecek vaad eden genc uzunu Furkan Aldemir maci 16 sayi-14 havatopuyla double-double yaparak tamamlarken,hucum ribauntlarindaki etkinligini bir kez daha gozler onune serdi ve kendisini gelecek yil icin takip eden takimlarin istahini kabartmaya devam etti.Bu galibiyetle ilk yaridaki macin rovansini alarak olasi bir play-off eslesmesinde Karsiyaka'nin 1-0 onde baslamasina mani olduk.Cumartesi oynanan Galatasaray-Efes Pilsen mucadelesinden de ezeli rakibimiz bir surprize atarak Efes Pilsen'i maglup edince basketbolda uzun zaman ayri kaldigimiz liderlik koltugunu averajla da olsa teslim aldik,buyuk bir surpriz olmazsa da ligin son haftasinda Akatlar'da oynayacagimiz Besiktas macina kadar liderlik koltugunu birakacagimizi dusunmuyorum.
Cumartesi gununun tek macinda yenilmez armada Sari Melekler ligde kendilerinden set alabilen tek takim olan VakifbankGSTT ile karsilastilar.Mactan once Rusya deplasmanindan cuma gunu donmeleri sebebiyle yorgun olabileceklerini dusunuyordum fakat Sari Melekler ligdeki en ciddi rakipleri karsisinda da her zamanki tarifelerini uyguladilar.Ilk 2 sette direnc gostermeye calisan VakifbankGSTT, setler 0-2(22-25, 20-25) olduktan sonra 3.sette basina gelecegi kabullenmek zorunda kaldi ve teslim bayragini cekti(13-25).Vakifbank GSTT'de basta Neslihan olmak uzere bazi oyuncularin sayi aldiktan sonra oyuncularimiza bakarak yaptiklari hareketler ve mimikler de boylece karsiligini bulmus oldu.Pazar gunu ise bir derbiyle basladi,futbol macinin oncesine denk gelmesinin de etkisiyle Caferaga tribunleri daha bir coskuluydu.Maca hizli baslayan Z.K yonetimindeki Galatasaray'di,ilk periyotta ozellikle oynayip oynamayacagi belli olmayan Young ile etkili oldular hucumda.Periyotun 8.dakikasi gecilirken 7-21'lik bir skor vardi tabelada ama kaygi yoktu Fenerbahce taraftarinda.Bu noktada Haydar Kemal Ates'in tam saha baskili savunmasi geldi ve ustuste kazanilan toplarla Fenerbahce aradaki farki eritmeye basladi.Periyot sonunda skoru 15-23'e getirmeyi basarmisti bayan basketbolcularimiz.Macin 2.periyotuna da ayni arzulu savunmayla baslayip hucumda da Ebony ve Nevriye'yi devreye sokunca basketbolda esine az rastlanan bir periyot skoru cikti ortaya 16-2.Ilk yarinin son 12 dakikasindaki 24-4'luk seri, 3.periyotun baslangiciyla 35-4'e kadar cikti.Ikinci yarida Ebony ve Nevriye'nin hucumdaki performanslarina Penny ve Birsel de eslik etmeye baslayinca her dakika fark biraz daha acildi ve fark bir ara yanilmiyorsam 24 sayiya kadar cikti.Bu dakikadan sonra da tribunler basladi makaraya, oynamayacagi belli oldu halde Z.K'nin Caferaga'ya getirdigi Isil'in ve Z.K'nin oznesi oldugu tezahuratlarla costukca costu tribundekiler.Macin son periyotunda farkin verdigi rehavetin de etkisiyle Galatasaray 20'lerde olan farki azaltma sansi buldu ve mac 14 sayilik farkla 76-62 Fenerbahce'nin ustunluguyle sona erdi.Bu galibiyetle 2009-2010 sezonunda Fenerbahce ve Galatasaray arasinda A takimlar duzeyinde oynanan 10.mactan da Fenerbahce galip ayrilmis oldu.

Haftanin kapanisini ise futbol takimi Kadikoy'de Antalyaspor onunde aldigi 1-0'lik galibiyetle yaparken,3 puanin yanira soguk havaya ragmen tribunlerin dolu olusu ve Emre Belozoglu'nun yukselen formunun surmesi diger sevindirici gelismelerdi.

Bu hafta oynanan maclar sonrasinda futbol disindaki butun branslarda takimlarimiz liderlik koltugunda,3-4 hafta oncesine kadar liderlik koltugunun sahibi olan ve sampiyonlugun en buyuk adayi olarak gosterilen futbol takimimizin da kara subati geride birakip baharla birlikte yeniden liderlik koltuguna oturmasi hepimizin ortak dilegi...

13 Eylül 2009 Pazar

Seba'yı özlemek...

Çocukken tanıdım kendisini, daha hiç bir takım gönlümüzde yer etmemişken, "Beşiktaş için bir şey yapmak istiyorsanız kimsenin adamı olmayın" diyen bir adam, babacan, beyefendi, saygılı ve sevgili, "fitbolcularımız" diye seslenirdi, yani benim BJK'ye aşık olmamın yegane nedeni bu adamdır. Ne söylemek gerekiyor bilmiyorum, hiç bir şey eskisi gibi değil, özlüyorum bu adamı...Ekşisözlükten bir Seba anısıyla noktalayalım yaziyi;

"akaretler'de yapılan kulüp binasına bir türlü alışamadığından olsa gerek, her zaman binaların hemen yakınında bulunan, otomobil parçaları satan dükkandaki arkadaşının yanında çay içerken görürdük sabahları;
-"günaydın başkanım" selamımıza
-"günaydın çocuklar, derslerinizde muvaffakiyetler" diyerek karşılık verir sabahlarımıza neşe katardı.
beşiktaşlı olmanın ne demek olduğunu anlayamayan ya da inatla anlamak istemeyenlere, onun tarzını, tavrını, mütevazılığını, anlayışını, tekrar tekrar hatırlamaya çalışmalarını tavsiye ederim.
fitbolcuların da kendilerini beşiktaş'a yakışır bir hale çekmelerini temenni ederim ki, yeniden gönül rahatlığıyla fitbolcularımız diyebilsin süleyman seba.

edit: anlattığım olayda yanımda bulunan ve süleyman seba'ya başkanım diye hitap eden diğer arkadaşlarım koyu fenerbahçelidir. seba klüpler üstü bir insan aynı zamanda."

12 Eylül 2009 Cumartesi

Galatasaray: 3 - Beşiktaş: 0

Malesef maçın ancak son on dakikasını izleyebildim. Kağıt üzerinde tabi ki BJK'nin kazanması veya derbiden çıkacak bir beraberlik bizim için en iyi skor olurdu ama Galatasaray kazandı.
Yine de Demiroren'ın böyle her dakika Küçük Emrah'a benzemesini görmek güldürüyor beni.
"Mustafa Denizli şampiyon yap bizi" tezahüratları duyuluyordu bir ara. Maç sonu Mustafa hoca demeç verirken her ne kadar illa ki düzeleceğiz dese de böyle giderse Yıldırım'ı da takıp koluna tutacaklar sahil yolunu.

23 Ağustos 2009 Pazar

Darbukalar Kimin Icin Caliyor?

Dun Galatasaray resmi sitesi aciklama yapti ve "Aurelio ile ilgilenmiyoruz" dedi, Genclerbirligi maci sonrasinda Mustafa Denizli'den de yine bu yonde aciklamalar geldi.Aurelio takimdaki Brezilyalilari araya sokup "Beni alin" mesaji gonderiyor Fenerbahce yonetimine ama menajeriyle yasananlardan dolayi Aurelio'yla bizim de anlasmamiz zor gorunuyor...

Her ne kadar Turk statusunde olsa da 32 yasinda ve agir bir sakatliktan cikmis bir Marco var ortada...Darbukator Bayram aylardir ileri geri konusuyordu Marco'nun transferiyle ve Fenerbahce ile ilgili...Kaldi mi simdi transferin bitimine 1 hafta...Gorunen o ki ya Bayram Tutumlu onumuzdeki bir hafta boyunca oyuncusunu pazarlamak icin kuluplerin kapisinda sabahlayacak ya da Marco pasa pasa Real Betis'te 2.ligde oynamaya devam edecek...

4 Ağustos 2009 Salı

Bu Kupa Super Oldu...

Yine gecikmeli bir yaziyla karsinizdayiz sevgili okur...Kupa finalini takiben artik alisageldigimiz Isvec seyahatlerinden birine cikan Alkolik'in Playstation'inina ve oyunlarina el koymamla baslayan iki gunluk oyun maratona sonunda kendimi Playstation-yatak ikilisinden kurtararak mac yazisinin basina oturmamla ara verebildim. Boluspor maci sonrasi yazdigim yazida da sezona moralli bir baslangic yapmak ve gecen sezon aldigi 2 kupayla ayaklari yerden havalanan ezeli rakibimize gereken cevabi vermek icin bu kupayi almanin onemine deginmistim. Iyi oyun kotu oyundan bagimsiz olarak bu kupayi muzemize goturmemiz gectigimiz kabus gibi sezonun uzerine sunger cekmemiz acisindan da ayrica onemliydi.

Maca son oynadigimiz 2 macin aksine iyi baslamadi Fenerbahce, bunda hazirlik doneminde bu capta bir takimla mac yapmamis olmamiz kadar Besiktas'in takim olarak topun gerisinde kalip Fenerbahce'nin pas baglantilarini aksatmasi da etkendi. Fenerbahce silkinip kendine geldiginde macin 3'te 1'lik kismi geride kalmis; Besiktas, Fenerbahce defansini zorlayacak pozisyonlari bulmus fakat bunlari degerlendirememisti. Bu surecte Alex'in Rustu'yle karsi karsiya kaldigi pozisyon disinda Besiktas defansini cok fazla rahatsiz ettigimiz de soylenemezdi. Ilk yarida yeni transferlerden Cristian'in ortasahada sorumluluk almaya cok fazla yanasmamasi ve yukun tek basina Emre'nin omuzlarina kalmasi, Andre Santos'un sol kanatta Roberto Carlos olmadan etkili olamamasi, Kazim'in savruk futbolu ve Alex'in de Fink'in yakin markaji altinda kalmasi ortasaha-hucum arasindaki trafigin aksamasina yol acti. Ilk yarim saatten sonra silkinen Fenerbahce, Besiktas'in kullandigi bir korner sonrasi Guiza ile cikilan kontra, Andre Santos'un Rustu'yle karsi karsiyasi ve ilk yarinin uzatmalarinda Alex'in topa dokunamadigi pozisyonla birlikte 3 ciddi pozisyona girdi.
2.yariya Besiktas, Nihat-Yusuf degisikligiyle basladi ki Nihat'in performansinin kendisinden cok sey bekleyen Besiktas taraftari icin hayal kirikligi oldugunu dusunuyorum. Yusuf'la ilk yarida bu kanattan etkili hucumlar gelistiren Besiktas, Nihat girdikten sonra bu kanadi unuttu. Sicaklik, nem ve sezon oncesi takimlarin istenen kondusyon seviyesinden uzakta olmasi bu yaridaki temposuz futbolun ve pozisyonsulugun sebepleriydi.Oyun daha genis alanlarda oynanmaya ve biraz da bastan savma bir hal almaya baslamisti ki, Fenerbahce'nin ceza sahasi disindan kullandigi serbest vurusta topun uzerine allah ne verdiyse ucan Sivok imdada yetisti. Macin o dakikaya kadar etkisiz isimlerinden birisi olarak sayabilecegimiz Alex yine usta bir vurusla Fenerbahce'yi one gecirdi ve bana kalirsa da mac o dakikada sona erdi. Macin son dakikalarinda ise Guiza'nin guzel ortasini, kimsenin kosacak hali kalmamisken attigi depar ve devaminda arka direge sizmasi sonucunda Alex'in gole cevirmesi galibiyeti percinlerken, Fenerbahce'yi 2.kez bu kupanin sahibi, Alex'i de macin adami yapti.
2 sezon sonunda futbolcular kupa kaldirmayi hatirlarken sezonun ilk ciddi sinavinda takimin iyi bir performans sergiledigini soylemek mumkun degil. Ancak basta da soyledigim gibi bu macta benim acimdan oynanan oyundan ote kupanin alinmasi daha onemliydi ki takim bunu da basardi. Genel bir degerlendirme yapmak gerekirse Daum'un takim uzerinde her anlamda olumlu bir etkisi oldugu asikar. Cristian her ne kadar kosu stili ve fizigiyle uzaktan Aurelio'ya benzese de mucadele anlaminda istenilen seviyede degil, umarim alisma doneminin verdigi tutukluktur yoksa 6+2'nin etkisiyle bu sene de Emre'nin yaninda Selcuk'u veya Deniz'i izleriz. Savunmamiz S.O.S vermeye devam ediyor, Bilica-Onder ikilisi her hafta bize check-up yaparlar, takviye sart. Semih'in sakatligi sık sık nuksetmeye basladi, bu macta da kadroda yoktu. Guiza-Semih-Furkan 3'lusu var santrafor olarak elimizde, Guiza'nin inisli cikisli formu goz onunde bulunduruldugunda Daum'un kafasinda 4-6-0 gibi bir sistem yoksa eger bu bolgeye de takviye gerekli diye dusunuyorum. Fakat yalnizca 1 yabanci hakkimiz var ve bu hakkin ivediligi olan savunmaya kullanilmasi daha muhtemel gorunuyor. Su Olimpiyat Stadi'na emegi gecen herkesin ellerinden (!) opmek lazim, oyle bir stad dusunun ki takimlarin oyun karakterini etkileyecek derecede ruzgar esiyor. Usain Bolt bu stadta ruzgari arkasina alsin 9 saniyenin altinda kosar. Hazir baslamisken FoxTv'ye de saygilarimizi(!) sunalim, magazin programlarindan aparttiklari kameramanlari ve ekranin yarisini kaplayan reklamlariyla macin canina okuduklari icin...

8 Haziran 2009 Pazartesi

Mehmet Topuz Meselesi

Birkaç gündür süren olaylar zincirine dair iki kelam da ben edeyim istedim. Bütün bu muhabbetlerin sonunda; Fener yönetimi doğru olandan şaşmaz ve işin içine duygusallık karıştırmazsa Mehmet Topuz Fenerbahçe nin futbolcusu olur sonra da ben profesyonel futbolcuyum der, müsade ederlerse çıkar topunu oynar, belki paf takımda oynar, belki başka takıma satılır, kiralanır yada locada içki servisi yapar. Kayserispor yönetimi delikanlı olup verdiği sözden dönmezse tabi ki de. Sonuçta şuanda imzalanan bir belge yok ortada herşey olabilir. Mehmet bJk liyim ben dedikten sonra hiçbir Fener taraftarı kendisini istemiyor normal olarak. Ancak bundan da öte etik ve hukuk kurallarını yok sayarak tam da bJk ye yakışan bir davranış sergileyen bJk nin başkanı ağzının payını alsın istiyorum (Topuz da başına gelecekleri haketti böyle aptalca davranarak o da ayrı mevzu). Mehmeti alırsın bJk ye satarsın, oturtursun kenarda, bitirirsin futbol hayatını, bu salaklıkla haketmiyor da degil ama neyse. Yine de bunun olacağını düşünmüyorum. Dediğim gibi Kayseri sözünden dönmezse Topuz Fener formasını giyer de oynar da profesyonelim der de, gider bJk ye çakar da. Bunların hepsi de tüpçü ye kapak olur (Erkan Goloğlu'ndan ve bütün emekçi tüpçülerden özür diliyorum tüpçü tabirini bu adam için kullandığım için).

Şu diyaloğa
bir baksanıza. Bikini güzeli çakar bile 90 a çakıyor topu...

5 Haziran 2009 Cuma

Topuz?!?

Az once resmi siteden yukaridaki haber basligiyla aciklama geldi.Dun aksam basket macini izledikten sonra son dakika haberi olarak Mehmet Topuz Besiktas'ta haberleri gecmisti televizyonda, bugun de bircok yerde Topuz'un dogustan Besiktasli'yim demeclerini okumustuk.Anlasilan o ki Besiktas oyuncuyla, Fenerbahce ise Kayserispor'la anlasmis durumda. Ortalik karisacak, neler olacagini bekleyip gormek lazim...

3 Mayıs 2009 Pazar

Bir İnönü Klasiği

Bu maç ve kupa finali yaklaştıkça iki başkanın yemek yemesinden sonra çıkan bütün dedikoduların aksine her iki maçta da kazanacağımızı düşünüyordum. Belki de sadece gönlümden geçen buydu. Ama sadece Fener kazansın diye değil. 4 farklı şampiyondan sonra bir 5. olsun diye belki de en çok. Biz elimizden geleni yaptık Sivas gerisi sana kalmış. Kupa için ise tabi ki yıllardır süren hasret bitsin ve rahat rahat UEFA'ya gidelim diye. Ve hatta "şampiyonluk yarınlara kaldııı" diye şarkılar söyleyebilmek için...

Gelgelelim maçtan önce kadroyu gördüğümde itiraf edeyim ki umutsuzluğa düşüp beraberliğe razı olabileceğimi düşündüm. Zira Alkolik'in bahsettiği karakteri takımın gösterip gösteremeyeceğinden de emin değildim. Aragones'e kızdım. Kenarda her ne kadar beceriksiz de olsa stoper Can Arat ve hatta o bölge için daha da tecrübelisi Deniz Barış vardı. Ama Dede Gökhan Gönül'ü stoper oynatmaya karar vermişti, yapacak birşey yoktu, Allah'tan adı Gökhan Gönül'dü. Ve gayet iyi oynadı.

Maçın geneline baktığımızda galibiyeti hakeden taraf olduğumuzu söyleyebilirim, özellikle de ilk yarıda oynadığımız paslaşmaya dayalı ve baskılı oyunla (ki bir ara topa sahip olma istatistikleri %61'e %39'du). Bununla beraber Holosko'nun bireysel çabasıyla attığı golden sonra beşiktaşın uykusundan uyandığını ve oyunu maçın sonuna kadar domine ettiğini belirtmeliyim. Takım, hafif panik yaşadı ve bununla birlikte belki de istemsiz olarak geriye yaslandı ve ilk yarıdaki paslaşmayı tamamen unuttu. Aslında Kazım ve Emreciksin ile iyi kontralar yakalayabilirdik beşiktaş yüklenirken ama onu da çok başaramadık.

Ayrıca,
-Alex'in yokluğunda Semih'in top dağıtıcı oynamasını istemiyorum, olmuyor.
-Selçuk'un Ernst'i düşürdüğü pozisyon penaltıydı bence.
-Emre ve Deivid neden kavga etti bilmiyorum ama Aragones Emre'yi bu sebeple oyundan aldıysa yanlış yapmıştır. Emre de karşılığını dedesi yaşındaki adama el ense çekerek vermiştir.
-Aziz Yıldırım tribünü neden terk etti diyecektim ama, küfür diyorlar.
-Güiza, Kezman olduğunu bir kez daha gösterdi attığı süper golle.
-Sivok 2 sarı karttan kırmızı görmeliydi.
-Hakem penaltı pozisyonundan sonra bütün topları beşiktaş'a verdi.
-Rüştü yine elini kaldırdı :)

Velhasıl kelam güzel oldu, darısı kupa finalinde olsun. Keşke final de İnönü'de oynansa...

İnleyen nağmeler ruhumu sardı
Bir rüya ki orda hep şarkılar vardı

Karakter...

Saygideğer Fenerbahce Futbol Takımı oyunculari, acikca soyleyeyim sizden gelecek sezona dair hicbir beklentim yok. Aranizda sadece yeni kurulacak takimda yer almasi gereken nadide parcalar var. Ama en azindan bu aksam ortaya bir karakter koyabilirsiniz. En azindan cogunuzun hicbir sekilde hakketmedigi o formanin degerine yakisacak sekilde mucadele edebilirsiniz. Gecmiste, aldiklari sonuclar en az sizin kadar kotu olanlar, buyuk maclarda bunu yapabildiler. Bunu Besiktaslisida Galatasaraylisida cok iyi biliyor. Bakalim siz, en azindan bunu yapabilecek misiniz?

6 Nisan 2009 Pazartesi

Bol raki, az biber gazi...

Ankara'dan sıkılınca haliyle ilk istikameti de panzehir misali Istanbul oluyor insanin...Cuma gunu yola cikarken Cumartesi aksaminin bir kismini Dolmabahce tribunlerinde gecirmek aklimda yoktu dogrusu. Ta ki yolda konustugum Besiktasli bir arkadasim "Maca gelir misin?" sorusunu sorana dek. Mac oncesi hafta basindan beri planlanan mesale organizasyonundan da haberdar oldugumdan teklifi kabul ve cuma gunu kopru trafigine takilmamak icin gaza yuklenerek yola devam ettim.
Yeni Raki'nin yeni cikaracagi ve cuma gunu itibariyle henuz piyasaya surmedigi rakisi "Yeni Seri"yi denemek ve eski dostlarla hasret gidermek icin kurulan raki sofrasindan sonra gece yarisini biraz gece Taksim'e indik. Kucuk Beyoglu'nda devam eden gece, Mentha, Babylon Lounge, Lokal, Jazz Stop derken acikan karinlarla beraber dogal olarak Bambi'de yenen kasarli durum donerle son buldu. Gecenin beni en cok sasirtan yaniysa sabahin 05.00'inde Jazz Stop'a girmek icin bekledigim siraydi. Sehir tam anlamiyla gunduzu yasayip, her geceyi seviyordu ve bize de sadece ona ayak uydurmak kaliyordu.
Gec biten gecenin ardindan ertesi gun kahvalti saati ister istemez 14.00'u buldu ve Istanbul'a gelmisken de Ortakoy'e ugrayip bir bogaz havasi alip kumpirinden yememek elbette ki olmazdi. Saat 16.00'ya yaklasmaya basladiginda dunyadaki en guzel yuruyus yollarindan biri olduguna inandigim Ortakoy-Besiktas yoluna dusup, Buyuk Besiktas Carsi'sinin onunde bizi bekleyen arkadaslarla bulustuk. Kafalar cekilmeye coktan baslanmisti ve ortamda yapilacak mesale organizasyonuna dair bir hareketlilik dikkat cekiyordu. Carsi'nin onunden Koyici'ne dogru hareketlenip bircok defalar adini duydugum Hasbi Balik'in onunden Abbasaga Parki'na dogru ciktik. Parkta organizasyon detaylari konusulduktan sonra Barbaros'a cikilmaya baslandi.Barbaros'ta uzun suren bir beklemeden sonra, takim otobusunun gorulmesini mutakipen yakilan mesalelerden sonra stada dogru yola ciktik. Dolmabahce yolunda ise bizi gunun ilk surprizi bekliyordu, zaten agir ilerleyen yolda stada yaklastikca tam bir kaos ortami hakim olmaya baslamisti,once bizim geldigimiz yone dogru kosan insanlari sonrasinda ise hemen az ileride yukselen beyaz gaz bulutunu gorduk, ki gormemizle gozlerimizin yanmasi da bir oldu.
Devletin kolluk gucleri kendilerine verilen yetkileri yine suistimal etmis, karsilarindakilerin de insan oldugunu defalarca oldugu gibi bu sefer de unutup saga sola cocuk, kadin, genc, yasli demeden biber gazi ve tazyikli su sikiyorlardi. Bakildiginda bizim acimizdan fikra gibi bir manzara vardi, yemek yemek icin giden diger Besiktasli arkadaslardan ayrilmis; bir Besiktasli, bir Galatasarayli ve bir Fenerbahceli kolkola girmis, zar zor nefes alarak agzimizi yuzumuzu sarmis vaziyette stada dogru yurumeye devam ediyorduk. Ustelik birimizin bileti dahi yoktu, sadece karaborsaciyla telefonda konusmus ve bulusma yeri belirlemistik. Kapali tribun girisine geldigimizde birkez daha arbede yasandi fakat aradan bir yolunu bulup giselere ulastik, karaborsaciyi aradigimizda biber gazi ve yasanan olaylar yuzunden bulusma yerini terketmek zorunda kaldigini soyleyince gunun 2. surprizini de yasamis olduk, zira giselerde Kapali ust bileti kalmamisti. Karaborsadan Kapali alt alip Galatasarayli arkadasi yukari cekmeyi planladik ve gordugumuz ilk karaborsacidan kapali alt biletini alip turnikelere hareketlendik, gunun 3. surprizi ise bizi bu sefer stadin icinde buldu, dakikalar gecerken kapali altta bir turlu yukari cekecek tanidik bir yuz goremedik, guc bela telefonla arkadasa ulastigimizda da kendisine biletin gecersiz oldugunun ve maca giremeyeceginin soylendigi bilgisini aldik, yapacak birsey olmadigina kanaat getirdigimizde kendisinden Musa Usta Ocakbasi'na oturup 1 buyuk soylemesini istedik.
Maci izlemek icin sectigimiz yer Besiktasli arkadasimin ugurlu olarak nitelendirdigi Kapali Ust'un Yeni acika yakin tarafiydi, yemek icin ayrilan tayfanin tercihi ise kutuydu. Bulundugum konumda hemen sagimda Zeki Demirkubuz ve Cem Dizdar'i gordugumde ise sasirmadim dersem yalan olur, ogrendim ki her maci Ibrahim Altinsay ve FD ile birlikte hep ayni yerde izleyen bir tayfalari varmis. Takimlarin sahaya cikisi ise ayri bir ironikti, az once stadin disinda polisle arbede yasayan ve hakli tepkilerini tribunde sozlu olarak ifade eden Besiktas taraftarinin onune Besiktas futbol takimi Polis Teskilatinin bilmemkacinci yilini kutlayan bir pankartla cikiyordu.
Mac geneline baktigimizda ustun oynayan ve pozisyonlari kaciran taraf Besiktas'ti, ozellikle golden sonra tribunlerin de iyice havaya girmesiyle, her ne kadar mac Besiktas'in galibiyetiyle de sonuclansa seyri keyifli bir atmosfer oldu diyebilirim. Macla ilgili en cok dikkatimi cekenler ise Kayserispor'un Manchester United vari korneri, Besiktas tribunlerinin sampiyonluk arzusunun ust duzeyde olusu ve mac sirasinda cok kisa soylense de son zamanlarin en iyi bestelerinden bir tanesine imza atmis olmalariydi. "Sen benim her gece efkarim" biraz arabesk sayilabilecek bir beste olmasina ragmen oldukca guzel ve bir o kadar da akilda kalici. Macin sonlarinda trafige takilmamak icin macin bitis dudugu beklemeden stadtan ayrilip bizi onunde 1 buyuk Burgaz Yesil ile bekleyen arkadasimizin yanina kurulduk ve her raki sofrasinda oldugu gibi ulkeyi kurtarmanin yollarini aradik. Ulke kurtarirken gosterilen birliktelik, konu futbola geldiginde bir turlu saglanamadigindan ocakbasini kapatmak icin basimizda bekleyen servis elemanlarini daha fazla bekletmemek adina baska bir zamana birakildi ve evin yolu tutuldu.
Ertesi sabah ise guzel havanin da etkisiyle adresimizi Caddebostan sahil olarak belirledik ve sonrasinda geride guzel anilarla dolu, bol raki ve az biber gazli bir haftasonu birakarak pek de istemeye istemeye Ankara'mizin yolunu tuttuk.

10 Ocak 2009 Cumartesi

Yap bir guzellik...

Besiktas'in eski Fenerbahceli futbolcu transferi fetisine Mehmet Yozgatli, Ali Gunes, Tayfun Korkut, Nobre, Rustu, Tayfur, Murat Sahin, Mustafa Dogan derken bir halka da Yusuf'la eklendi. Ariel Ortega'nin Fenerbahce'ye geldigi zaman hakkinda "Bu adam telefon kulubesinde bile calim atar" dedigi rivayet edilen ve haftalardir adi Trabzonspor ile anilan Yusuf yesil sahadakilerden daha kivrak bir calimla Besiktas'a imzayi atti.

Diyorum ki hazir ara transfer donemi devam ediyorken ve Demiroren'in de eski Fenerli futbolcu aski depresmisken onlibero sikintisi yasayan siyahbeyazlilar dunyanin mevkisindeki sayili isimlerinden Maldonado'ya da gizli bir operasyonla imza attirmazlar mi acaba? Hadi be Demiroren yap bir guzellik...