laszlo ratgeber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
laszlo ratgeber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2011 Cumartesi

Vay Vay Vay Vay...

Fenerbahçe(1): 77 - Galatasaray(0):58

Galatasaray(0): 51 - Fenerbahçe(2):73

Öncelikle başlık için FBTV ekranlarında maçı yorumlayan Mehmet Baturalp'e teşekkür etmek gerek. Zira dün Anete ilk yarıda 3'lükleri peşpeşe sıralarken mütemadiyen "vay"ladı Batur Abi. Maçlar öncesinde eşleşmeye dair yazdığım yazıda Fenerbahçe için şanssız bir eşleşme olduğunu yazmıştım ancak bugün oturup oynanan 2 maçta ortaya koyulan mücadelelere ve skorlara bakınca pek de öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Maçlar beklentimin aksine derbi değil tipik bir 1-16 eşleşmesi kıvamında geçti.

Hem Caferağa'da hem de Abdi İpekçi'de birbirine benzer iki maç izledik aslında. Tek fark Caferağa'daki ilk karşılaşmada Galatasaray'ın Fenerbahçe'nin ilk darbesinde yıkılmayıp en azından bir periyot karşılık vermesiydi. Kendi evlerinde oynanan maçta ise maçın başından yumruğu yeyip karşılık bile veremeden nakavt oldu sarı-kırmızılılar. Ayrılıklar sonrası Fenerbahçe'nin tempolu basketbol oynayan fantastik hücum takımı hüviyetinden hücumda daha az atan ve savunmasıyla bezdiren takım kimliğine bu denli hızlı bir şekilde bürünmesi ve yeni katılan oyuncularla birlikte yeni rol paylaşımlarında da sıkıntı yaşanmamasında en büyük pay Koç Ratgeber'in diye düşünüyorum. Sempatik kişiliğinin yanı sıra çok da iyi bir basketbol adamı Macar koç, umarım uzun seneler kadın basketbol takımımızın başında yer alır.

Serideki bireysel performanslara baktığımızda beklenildiği üzere Fenerbahçe'nin yerli oyuncularının ön plana çıktığını ve Galatasaray'ın yerlilerine her alanda üstünlük sağladıklarını görüyoruz. Özellikle ilk maçta Nevriye ve Birsel'in, ikinci maçta da Esmeral'ın performansları fazlasıyla etkileyici. Galatasaray tarafında ise bütün çabalara rağmen Fowles'un beklenenin uzağında kalması dikkat çekici. Neredeyse her hücumda topu Fowles'a indirmeye çalıştı Galatasaray kısaları ama 2'li hatta yeri geldiğinde 3'lü sıkıştırmalarla onun etkinliğini minimuma indirmeyi başardık, sıkıştırmalar sonucu dışarı çıkartılan toplarda ise Galatasaray kısalarının boş atışları kullanmada çoğu zaman tereddüt etmesi ve kullandıkları toplarda da isabet sağlayamamaları hucümda çok da fazla opsiyonu olmadığını gördüğümüz sarı-kırmızılıları iyiden iyiye çaresiz bıraktı Fenerbahçe karşısında.

Sonuç olarak senelerden beri olduğu gibi bir kez daha Euroleague'de son 8 takım arasına kalmayı başardık. Son rakip Beretta Famila - Spartak Moskova eşleşmesinden gelecek takım olacak Final 4 öncesinde. Saha avantajı da göz önünde bulundurulduğunda Rus temsilcisiyle geçen senenin rövanşında karşılaşmamız daha yüksek bir ihtimal olarak duruyor. Geçen sene Taurasi neredeyse tek başına yıkmıştı Fenerbahçe'yi ama bu sefer Taurasi olmayacak. Ne Spartak Moskova'da ne biz de...

1 Şubat 2011 Salı

Top16'da Ezeli Rekabet Heyecanı...

Fırtınalı günleri yavaş yavaş geride bırakan Fenerbahçe kadın basketbol takımı Euroleague'de son 8 takım arasına kalabilme mücadelesine bugün start veriyor. Rakip tanıdık, bu sezon önce Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında daha sonra da ligde oynanan karşılaşmada 2 kere mağlup ettiğimiz, sene başındaki tahminlere bakıldığında özellikle Euroleague'de beklentilerin oldukça altında bir performans sergileyen ve son maçını kazanıp ismini 16 takım arasına ancak yazdırabilen ezeli rakip Galatasaray.

Açık konuşmak gerekirse Fenerbahçe'nin Euroleague'de 10'da 10 yaparak son 16 takım arasında lider olarak yer aldığı bir senede gidip de Galatasaray'la eşleşmesi tek kelimeyle şanssızlık Fenerbahçe adına, aynı şekilde bunun Galatasaray için de bir şans olduğunu söyleyebiliriz. Bugün kadın basketboluyla uzaktan yakından ilgisi olan hangi Galatasaraylı'ya sonrasanız ilk 4 takım arasından kimi istersiniz diye, hiç kuşku yok ki cevapları Fenerbahçe olur.

Elbette bunun bir çok nedeni var, öncelikle Galatasaray'ın deplasmanlardaki kötü performansı göz önünde bulundurulduğunda ülke hatta şehir değiştirmeden tanıdıkları bir atmosfer olan Caferağa'da oynamak kendileri açısından olumlu görünüyor. Diğer bir faktör ise derbi mücadelesi olmasından dolayı serinin 2. maçında Abdi İpekçi'de önceki maçlara göre nispeten dolu bir salonda oynayacak olmaları, Cumhurbaşkanlığı maçında da görüldüğü üzere futboldan ümidi kesen Galatasaray taraftarı için sırf Fenerbahçe nefreti salona koşmak için yeterli bir neden.

Gelelim doğrudan Fenerbahçe tarafından kaynaklı ve ezeli rakibin yalnızca bu eşleşme için değil lig şampiyonluğu için de avucunu ovuşturmasına neden olan başlıca sebebe; bu sebep elbette ki herkesin malumu olan ve yazının başında da belirttiğim üzere Fenerbahçe'nin son aylarda yaşadığı fırtınalı günlerin de nedeni olan zamansız ayrılıklar. Penny ve Diana, liderlik özellikleri, sahada gösterdikleri mücadele ve sergiledikleri performanslar bir yana karşı takımı psikolojik olarak da yıpratan etkenlerdi Fenerbahçe adına, bunu daha önce Galatasaray'la oynanan iki karşılaşmada da görmüştük. Özellikle ligde büyük bir kısmını geride götürdüğümüz maçta Birsel'le birlikte bu iki isim maçın kazanılmasında çok önemli rol oynamıştı. Onların yokluğunda ister istemez kısa zamanda büyük bir değişim geçirdi Fenerbahçe, geçirmek zorunda kaldı. Bu süreçteki en büyük şans ise Koç Ratgeber'in varlığıydı hiç kuşku yok ki. Kısa sürede yapılan Angel, Anete ve Tammy transferleri yalnızca kadronun değil takımın oyun sisteminin de değişmesine de neden oldu. Takım Penny ve Taurasi'nin yokluğunda en önemli sınavını Euroleague'in favorilerinden UMMC Ekaterinburg karşısında sahaya yüreğini koyarak verdi ve bu testi geçti.
Şimdi ise bir başka test var takımın önünde, bu test yalnızca Final 4 hedefinin ne derece yakın olduğu göstermekle kalmayacak, sezon sonunda lig şampiyonluğu için de şimdiden ellerini ovuşturanlara gerekli mesajı verecek bir test. Fenerbahçe'nin Birsel-Esmeral-Nevriye yerli troykası ve Koç Ratgeber'in büyük maç tecrübesi en büyük avantajı bu seride de, sarı kırmızılılarda ise Fowles'un son haftalarda yükselen grafiği dikkat çekici. Pota altında Nevriye-Matoviç-Nevin-Tammy 4'lüsünün Big Syl'e karşı vereceği mücadele serinin kilit noktalarından biri olacak. Bir diğer ilgi çekici eşleşme ise 2006'da WNBA'de yılın çaylağı seçilen ancak sakatlığı sonrasında ritm bulmakta zorlanan Seimone Augustus ve bu ödülü almaya 2009 yılında almaya hak kazanan ve takıma yeni yeni ısınan Angel McCoughtry arasında.

Gönlümüzden geçen elbette ki kızlarımızın seriyi 3. maça bırakmadan Abdi İpekçi'de işi bitirip ezeli rakibini süpürerek herkese gereken mesajı vermesi ve Final4 yürüyüşüne devam etmesi. Bu yolda Caferağa'da yerini alacak Fenerbahçe taraftarına da büyük iş düşüyor, sahayı Galatasaray'a dar ederek, özellikle savunmada Fenerbahçe'nin 6.adamı olması gerekiyor taraftarın. Ligdeki karşılaşmada bunu başarabilmişti Fenerbahçe taraftarı, bugün ve gerektiği takdirde serinin 3. maçında aynı performansı göstererek gerçek bir deplasman havası yaratmak, takımla birlikte tek vücut olmak, parkede çubukluyu terletenlerin işini kolaylaştıracak ve turun kapısını aralamamızı sağlayacak bir diğer kilit nokta olacaktır.

22 Ocak 2011 Cumartesi

We are...

Üzerinden bu kadar gün geçtikten sonra maç yorumu yapacak değilim ama hafta içerisinde basketbol takımlarımızın aldığı tarihi galibiyetleri buraya not düşmeden de olmazdı...

Önce kadın basketbol takımımız çarşamba günü gruptaki liderlik mücadelesinde kupanın en büyük favorilerinden Candace Parker ve eski dost Cappie Pondexter'lı UMMC Ekaterinburg'u 82-75'le geçti, hemen ertesi gün de erkek takımımız Top16 grup maçlarının ilkinde 20 maçtır evinde kaybetmeyen Olympiakos önünde Pire'den 70-84'lük tarihi bir zaferle ayrılarak gruplara müthiş bir başlangıç yaptı. İki takımımızın ortak özelliği ve bu zaferleri daha da değerli kılan noktalar ise hem kadınlarda hem de erkeklerde bu maçlara çıkarken çok önemli eksiklerin bulunması ve bu eksiklere rağmen sergilenen karakterli oyundu...

Kadın takımında Taurasi ve Penny'nin ayrılıkları, erkek takımında ise Engin ve Vidmar'dan sonra Mirsad'ın da sakatlığı nedeniyle kadroda yer alamaması, kadroda bulunan isimlerden ise Ömer Onan'ın sakatlığı nedeniyle Türk Telekom karşılaşmasından sonra antreman yapma fırsatı dahi bulamaması böylesine kritik maçlar öncesi kağıt üzerinde çok büyük handikaplardı. Özellikle Diana'dan sonra Penny'nin de zamansız bir şekilde takımdan ayrılması sonucu oluşan kriz ortamı yapılan Angel ve Zogota takviyelerine rağmen bir türlü aşılamamıştı ve son maça kadar yenilgisiz olarak gelen Fenerbahçe'nin UMMC önünde alacağı sonuç herkes tarafından merakla bekleniyordu. Açıkça söylemek gerekirse galibiyet bana uzak ihtimal olarak görünüyordu, hatta yalnızca bu UMMC maçı için değil Olympiakos maçı için de aynı şekildeydi. Tek beklentim takımlarımızın kendilerine yakışan mücadeleyi ortaya koymaları ve sahada karakterli bir duruş sergilemeleriydi. Ki öyle de oldu, hatta daha fazlası...

Yazmaya başlayınca uzadıkça uzuyor ve bazen esas söylenmek istenen arada kaynayıp gidebiliyor, o yüzden lafı kısa kesiyorum ve belki de en başta yapmam gerekeni yapıyorum. Bu iki zaferi en iyi açıklayan cümleler zaferlerin mimarlarından geldi maç sonrası röportajlarda, en iyisi sözü onlara bırakmak...

“This team fought with Fenerbahçe heart and we are still a team"
Laszlo Ratgeber

"Olympiakos may be one of the best teams but we are Fenerbahçe"
Neven Sphaija


10 Haziran 2010 Perşembe

Transfer Mevzulari II...

Bundan iki hafta once "Transfer Mevzulari I"i yazarken erkek basketbolcularin final seruveni devam ediyordu ve basta kadin basketbol olmak uzere amator branslarda transferlerimiz yavas yavas belli olmaya baslamisti. Kadin basketbolda adi gecen isimlerden Laszlo Ratgeber ve Ivana Matovic yanlarina eski oyuncularimizdan Saziye Karslioglu'nu da alarak ayni hafta resmi imzalari attilar basinin onunde.
O gunden bugune kadar olan surecte ise en buyuk bombalar herkesin hemfikir olacagi sekilde kadin voleybolda patladi. Ilk yaziyi noktalarken "Acaba gelir mi?" diye not dustugumuz dunya yildizlarindan yalnizca biri degil iki tanesi onumuzdeki sene Fenerbahce formasini giyecekler. Bu isimler voleybolseverlerin yakindan tanidigi Christiane Furst ve Katarzyna Ewa Skowronska. Gelis hikayeleri ve yorumlar transferin aciklandigi tarihten 1 gun once yazilan "Kasia" baslikli yazinin altinda mevcut. Ayni seyleri tekrar tekrar yazmaya gerek yok, Skowronska ismi gecerken kendisine olan butun sevgime ragmen onceligin orta oyuncuda olmasi gerektigini dusunuyordum ki oyle de oldu. Ilk once herkes Kasia'nin aciklanmasini beklerken 1 Haziran'da Furst ile imzalar atildi ve arkasindan da ertesi gune randevu verilerek Skowronska transferi aciklandi. Mehmet Ali Aydinlar'in bir de dilinden dusurmedigi surpriz vardi ki, o surprizin de kim oldugu cok zaman gecmeden belli oldu. Yildizlarla dolu kadronun basina dunyanin sayili hocalarindan, hem erkeklerde hem de kadinlarda Brezilya milli takimi ile olimpiyat madalyasina ulasan Ze Roberto getirildi. Nati, Luba, Furst ve Kasia ile birlikte yabanci sayimiz 4'e ulasirken takima 2 yerli ve 1 yabanci takviyesi yapilacagi konusuluyor. Alinacak yabanci cok buyuk bir ihtimalle pasor olacak ve bu mevki icin de Brezilya'nin efsanevi pasoru Fofao one cikan isimler arasinda.
Ivan Miljkovic
Erkek voleybol takimi ise Marshall transferi sonrasinda sessizligini koruyor. Yasin Sancak'la yollari ayirdiktan sonra diger bir orta oyuncumuz Ozkan Hayirli'yla da anlasma saglayamamamiz iyi bir orta oyuncu takviyesini sart kiliyor. Gectigimiz hafta antrenor Gyorgy Demeter'in sozlesmesi 1 sene daha uzatilirken voleybol subesinde gozler Olympiakos'un yildizi Ivan Miljkovic'in transferine cevrilmis durumda. Ozellikle Arkas'in yaptigi transferlerden sonra Sirp oyuncunun takima kazandirilmasi hem yurt icinde hem de yurt disinda dengeleri degistirecek bir hamle olacaktir.
Erkek basketbolda lig henuz tamamlanmisken ve konsantrasyon transferden ziyade Dunya Sampiyonasi'nda oldugundan, yaziyi yine kadin voleybol takimimizla noktalayalim ama bu sefer transferlerle degil veda edenlerle. Gectigimiz sezon kazanilan basarilarda buyuk emekleri olan Frauke Drickx ve Alice Blom onumuzdeki sene kadromuzda yer alamayacaklar. Kendilerine takima olan katkilari ve emekleri icin tesekkurler, yollari acik olsun...

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Transfer Mevzulari I...

Erkek basketbol takiminin final seruveni surerken amator branslarda transfer hareketliligi de devam ediyor bir taraftan. Kadin basketbol takiminin sampiyonlugunun hemen ertesinde aciklanan Diana Taurasi transferi ve sonrasinda amator branslara yapilan yatirimlarin artarak devam edecegi yonundeki aciklamalar taraftarin da beklentilerini ister istemez arttirdi.

Transferi gectigimiz haftalarda kesinlesen ve dun basin onunde duzenlenen torenle resmen Fenerbahceli olan Chachkova ve son olarak da bugun resmi siteden transferi aciklanan Kubali Leonel Marshall bu beklentileri fazlasiyla karsilayacak isimler. Chachkova hucumdaki etkinliginin yani sira mansetleriyle de takim savunmasina fazlasiyla katkida bulunacak komple bir oyuncu. Marshall ise yalnizca videolardan izleme firsati buldugum bir voleybolcu fakat oynadigi takimlar ve kazandigi basarilar nasil bir oyuncu oldugunu anlatiyor, inanilmaz sicrama yetenegi de cabasi zaten adini herhangi bir arama motoruna yazip arattiginiz zaman cikan sonuclarda da ilk goze carpan ifade "vertical jump" yani dikey sicrama ozelligi.
Bu transferlerin disinda kadin basketbol takimimiza yapilan yalniz henuz resmi aciklamasi gerceklesmeyen bir koc bir de uzun oyuncu transferimiz var. Onumuzdeki sene Fenerbahce kadin basketbol takimini calistiracagini sagir sultanin bile duydugu hatta Facebook hesabindan yarin Istanbul'a gelecegini bile duyuran Laszlo Ratgeber, kadin basketbol takimimizi istenilen hedeflere tasiyabilecek deneyime sahip ve daha once calistirdigi takimlarla sayisiz basarilara imza atmis bir isim. Fenerbahce'ye transferi bu sezon formasini giydigi Lotos Gdynia'nin sitesi tarafindan bugun dogrulanan Sirp pivot Ivana Matovic ise yakin ve orta mesafe sutlari oldukca etkili bir uzun fakat takimin ihtiyac duydugu savunma sertligini sergileyip sergileyemeyecegi ve ribaundlardaki etkinligi kafamda soru isareti. Penny ve Taurasi'yle birlikte 3. yabancimiz olacak Ivana, Euroleague icin geriye kaliyor 1 yabanci hakkimiz ve buradaki oyuncu tercihimiz de Penny'nin kita disi sayilip sayilmayacagina bagli olarak degiskenlik gosterecek gibi gorunuyor.

Tekrar voleybola donecek olursak, Mehmet Ali Aydinlar'in Chachkova'nin imza toreni sirasinda yaptigi aciklamalardan bu sene Avrupa Sampiyonlugu'nu kafasina koydugu ve bu yolda elinden gelen herseyi yapacagi anlasiliyor. Ligde yabanci sinirlamasi 3 olmasina ragmen bu sezon yola 5 veya 6 yabanciyla devam edecegimizi aciklamasi ve onumuzdeki hafta bir dunya yildizina daha imza attiracagini soylemesi oldukca heyecan verici, bakalim sali gunu imza toreninde kimi gorecegiz sari-lacivert formayla. Lo Bianco'yu mu? Piccinini'yi mi? Furst'u mu? Yoksa bambaska bir ismi mi? Skowronska mi dediniz? Neden olmasin?