vidmar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vidmar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2011 Çarşamba

Kayseri - Kaunas Hattı...

- Yine gecikmeli bir yazı olacak ama iş yoğunluğu vs. derken anlık tepkiyle atılan aşağıdaki postu saymazsak ancak vakit bulabiliyorum Kayseri notlarını paylaşmaya.

- Günler öncesinden final maçı için biletimizi alıp beklemeye koyulmuştuk. Beklentimiz bir sürpriz olmadığı takdirde Efes Pilsen finaliydi ama sürpriz daha ilk günden Beşiktaş'ın Efes Pilsen'i turnuvanın ilk maçında yenmesiyle gerçekleşti.

- Biz ise turnuvanın 2.gününde Banvit'i sonraki gün de Galatasaray'ı yenip kendi adımıza bir sürprize yol vermeyerek finale ulaştık. Finaldeki rakibimiz ise yarı finalde Trabzonspor'u geçen Beşiktaş oldu.

- Pazar sabahı erkenden bu sezon 2.defa olmak üzere Kayseri yollarına düştük. Tam yol keyifli geçti kazasız belasız vardık derken Kayseri girişinde o gün oynanacak Kayseri Erciyes - Rizespor maçı için çevirmede olan polisler tarafından sırf üzerimizde forma olduğundan dolayı durdurulduk. Amirlerine sormadan şehre girmemize izin veremeyeceklerini söyleyen basketbol maçından bihaber polislerden fırsat bu fırsat deyip salonun ve yemek yenilebilecek mekanların yerlerini öğrendik.

- Maç saatine kadar önceden verilen pastırma siparişlerini almak ve karnımızı doyurmak için arabayı Kayseri Öğretmen Evi'nin yakınına parkedip hiç bilmediğimiz şehir meydanına doğru ilerleyip önce Pastırmacılar Çarşı'sını sonra da bize tavsiye edilen Elmacıoğlu İskender'i bulduk. Daha yoldayken başlayan kağıtta pastırma muhabbetine kayıtsız kalamayıp ana yemek öncesinde birer porsiyon kağıtta pastırmayı mideye indirdik. Ana yemek için HoAmca, Alkolik ve Bozbey mekanın adına uygun olarak iskender yemeyi tercih ettiyseler de Aynovkungfu ve ben seçimimizi yöresel lezzetlerden yana yaptık. Aynovkungfu 1 porsiyon Kayseri mantısını mideye indirirken, ben daha önce Mehmet Yaşin'in Kayseri'de bu mekana uğradığında denediği ve öve öve bitiremediği yağlamayla karnımı doyurdum.

- Yemekler biter bitmez arabaya yönelip, başladık Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi'ni aramaya. Fazla geçmeden salonu bulduk ve hemen karşısındaki otopark arabayı park ettik. Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarları polis tarafından farklı kapılara yönlendiriliyordu ve biz de tesadüfen de olsa Fenerbahçe tarafından aldığımız biletlerimizle salon girişine doğru ilerledik. Kapıdaki sıraya çok fazla takılmadan salona giriş yapıp -belki de hayatımızda ilk defa- biletlerimizde yazan yerlerimize oturduk.

- Maçın başlamasına az bir süre kalmasına rağmen salon henüz dolmamıştı ancak Fenerbahçe taraftarının sayı olarak daha fazla olduğu gözlerden kaçmıyordu. Zaten ilerleyen dakikalarda salon doldukça bu fazlalık iyiden iyiye kendini belli etti.

- Serbest atış ve 3'lük yüzdemizin yerlerde süründüğü ve kafa kafaya geçilen 2 periyot sonrası 3. periyotun başında Emir devreye girmeye başladı. Kaya'ya yaptığı asist ve üst üste bulduğu 8 sayıyla maça damga vuracağını hissettirmeye hemen daha çeyreğin başında başladı. Farkın yavaş yavaş açılmaya başladığı dakikalarda ise hepimizin tadını kaçıran ve kupaya lanet okumamıza neden olan o talihsiz olay gerçekleşti. Topu dipteki Kinsey'e indirmek yerine driplingine devam eden Mirsad'ın dizi gözlerimizin önünde onu yarı yolda bıraktı. Salonda bir anda buz gibi bir hava eserken, Beşiktaşlı taraftarların "oh oh" sesleriyle Mirsad'ın sakatlığını kutlamaya başlaması bu havayı yine bir anda gerginleştirdi.

- Bu dakikadan sonra aklım sahadaki mücadelenin sonucundan çok Mirsad'ın bu sakatlığı nasıl atlatacağına ve takımın Euroleague'de Final 4 hedefinin bu durumdan nasıl etkileneceğine dair soru işaretleriyle doldu. Twitter vasıtasıyla sakatlığının durumuyla ilgili aldığımız bilgiler tahmin ettiğimiz üzere pek de iç açıcı değildi. Sezon başında Engin Atsür ile başlayan talihsiz serüvenler dizisi Vidmar'la devam etmiş, şimdi de takımın hem ağabeyi hem de ateşleyicisi Mirsad'ın sakatlığı ister istemez enseyi karatmamıza neden oldu. Neyse ki kalan dakikalarda sahada izlediğimiz Emir'in Bodirogavari performansı ve kazanılan kupa bir nebze de olsa bizi sevindirdi.

- Mirsad'ın yokluğuyla iyice daralan rotasyonumuzla bu maçtan hemen 3 gün sonra kritik Zalgiris deplasmanına çıktık. Maçtan önce eksiklere 39,5 dereceyle yorgan döşek yatan Ukiç'in de eklendiğini öğrenmek moral bozarken, maç içerisinde de Marko Tomas'ın sakatlanması resmen tuz biber ekti. Uzunlarımızın faul sıkıntısı ve hakemlerin saçma sapan düdükleri de geceyi şenlendirince(!) kazanmamız halinde gruptan çıkmayı büyük ölçüde garantileyeceğimiz maçı uzatmada kaybederek son 8 şansımızı kalan iki maça bıraktık. Maçta Fenerbahçe adına öne çıkan performanslar ise Ömer'den ve Emir'den gelirken 2 Litvanyalı Saras ve Darius'un sergilediği performanslar tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu.

- Ancak sonuç olarak ne olursa olsun her Fenerbahçeli'nin gurur duymasını gereken bir mücadele koyuyor bu sene erkek basketbol takımı. Sene sonunda ligde ve Avrupa'da ne olur bilemiyorum ama bu takım şimdiden her Fenerbahçeli basketbolseverin kalbinde farklı bir yeri hak ediyor.

- Aşağıda da bonus olarak el emeği göz nuru 3 video yer alıyor. Kayseri'deki maçın son anlarını, kupa törenini ve kutlamaları izlemek isteyenleri linklere alalım...

Video 1: Kupa Töreni

Video 2: Son Saniyeler ve Kutlamalar

Video 3: Maç Sonu Lay Lay

15 Kasım 2010 Pazartesi

Vidmar'da Haberler Kötü...

Ve korkulan oldu....Bugün öğleden sonra resmi siteden Vidmar'ın sağlık durumuyla ilgili olarak yapılan açıklamada genç oyuncumuzun ön çapraz bağlarının koptuğu ve 10 gün sürecek tedavinin ardından ameliyat edileceği duyuruldu. Bunun da ötesinde FBTV spikerlerinden Aslı Duru'nun şu twitinden de anlaşılacağı üzere Gasper'in dizinin durumu pek de iç açıcı değil maalesef. 4-6 ay arasında bir süre takımdan ayrı kalacak genç Sloven.

İşler böylesine yolunda giderken yaşanan bu sakatlık elbette ki fazlasıyla can sıkıcı ancak öyle veya böyle bir şekilde Vidmar'ın yokluğunu telafi etmemiz gerekiyor. Eldeki uzunlardan Vidmar'ın savunma sertliğine yaklaşabilecek tek isim ise Kaya Peker, varlığından pek haz etmesek de Kaya'nın dakikaları Vidmar'ın yokluğunda hatırı sayılır derecede artacaktır. Şu aşamada eldeki yabancı oyuncu sayımız da göz önünde bulundurulduğunda transfer yapmamız bana pek olası gelmiyor ancak Euroleague'de Top16 ve sonrası için gerekli görüldüğü takdirde bu da bir opsiyon. Tabii bir de sezon başında kadromuza kattığımız ve hazırlık maçlarında sıklıkla forma şansı bulan ve sonrasında kiralayacak iyi bir takım bulamayınca takımla antremanlara genç takımla da maçlara çıkan 2.08 boyundaki ve 20 yaşındaki Mahalbasiç var elde. Mahalbasiç ligde olmasa da Euroleague'de uzun rotasyonuna katkıda bulunması amacıyla kadroda değerlendirilebilecek bir isim. Ancak öyle görünüyor ki eldeki seçenekler değerlendirildiğinde Vidmar'ın yokluğu en çok geniş rotasyonda dakika bulmakta güçlük çeken Kaya'nın işine yarayacak. Hal böyleyken umalım ki Gasper tahmin edilenden çabuk iyileşsin ve bir an önce formasına kavuşsun.

5 Kasım 2010 Cuma

Blaugrana'da Tarihi Galibiyet...

Karşılaşma öncesi maç hakkında konuşurken kazanacağımıza dair içinde en az umut taşıyan doğruyu söylemek gerekirse bendim. Hele Alkolik'in "Barca'yı 66 sayının altında tutabiliriz o zaman da kazanırız" demesi bana oldukça fantastik gelmiş, bu kadar iyimserlik de fazla demiştim içimden. Euroleague'de geçtigimiz sezonların yaralarını bir taraftar olarak üzerimde taşıyordum ve maçla ilgili iyimser beklentim Barca'nin 80 üzeri attığı bizim de 70'lerde atarak 10 sayı civarında bir farkla kaybedeceğimiz yönündeydi. Zira geçtiğimiz sezonlardan aklımda kalan Fenerbahçe erkek basketbol takımı kendinden güçlü rakipler karşısında daha maçın başında yelkenleri suya indiren ve herhangi bir direnç göstermeden yenilgiyi kabul eden bir takımdı. Üstüne rakip geçtiğimiz sezonun Euroleague Şampiyonu ve bu ligde 19 maçtır kaybetmeyen Barcelona olunca ve şimdiye kadar Palau Blaugrana'dan hiçbir Türk takımının galibiyetle ayrılamadığını da göz önünde bulundurunca çok da olumlu düşünemiyordum açıkcası.

Demlendiğimiz Kıtır'dan ayrılıp Alkolik'in evinde televizyonun karşısındaki yerimizi alana kadar maç başlamıştı ve ekrana yansıyan 5-2'lik bir Barcelona üstünlüğü vardı. Ancak sahada kendinden her zamankinden daha emin görünen ve Ukiç'in önderliğinde tempoyu kendi kontrolünde tutmaya çalışan bir Fenerbahçe vardı. Buna bir de savunmada Ömer Onan-Marko Tomas-Gasper Vidmar-Tarence Kinsey'in sertliği eklenince Barcelona karşısında maça tutunmayı başardık. Öyle ki 5.dakikada Ukiç'in basketiyle öne geçtikten sonra Barcelona'nın skordaki üstünlüğü ele alması bundan 23 dakika sonra Lakoviç'in bulduğu basketle olabildi.

3.çeyrekte Barcelona'nın savunmada vidaları iyiden iyiye sıkması skor bulmamızı zorlaştırıyorken bir de bunun üzerine buldukları 6-0'lık seri farkı 4 sayıya kadar çıkarmalarını sağladı. Bu dakikalarda önce Oğuz'un ve periyotun son saniyelerinde de Emir'in çok kritik basketleri takımı ayakta tuttu. Özellikle son haftaların formsuz ismi Emir Preldziç'in son saniye basketi maçın kırılma anıydı. 4.periyotun başlarında hakemlerin Barcelona lehine çaldıkları kolay düdüklerle takım faulü hakkımız bu periyotun hemen başlarında dolunca iş zora girmeye başladı diye geçirdim aklımdan ekran başında. Kaldı ki bu periyotta 16 sayı atan Barcelona bunların 8'ini Lorbek ve Mickael ile faul çizgisinden buldu. Ancak savunmadaki dik duruşumuz çalınan kolay düdüklere rağmen bozulmadı ve önce Mirsad'la sonra da Emir'le üstüste bulduğumuz 3 sayılık basketlerle skordaki üstünlüğü yeniden ele geçirmeyi başardık ve bu üstünlüğü de maçın sonuna kadar korumayı bilerek 61-69'luk sonuçla tarihi bir zafere imza attık.

Dün takımın verdiği mücadeleyi yukarıdaki fotoğraftan daha iyi anlatacak bir kare yoktur. Kısa uzun demeden takım olarak ribaund kovaladık hatta yanılmıyorsam ilk çeyrekte bir ara takımın aldığı 4 ribaundu da Ukiç çekmişti. Savunmada 40 dakika boyunca direnç gösterdik, rakibe kolay basket izni vermedik ve maç boyunca bir saniye olsun geri adım atmadık. Hep savunmasından dert yandığımız Greer bile her topa elini soktu ve ihtiyaç duyduğumuz anlarda sorumluluk aldı. Kinsey, Navarro'ya adeta kelepçe taktı. Ömer Onan her zaman bildiğimiz Ömer'di yine savunduğu oyuncuyu hayattan bezdirdi. Formsuz dediğimiz Emir çıktı en kritik anlarda şutlarını potaya gönderdi. Vidmar savunmanın temel taşlarından olduğunu bir defa daha ispatladı. Süre alan bütün oyuncular ellerinden geleni yaptılar, sadece Lavrinoviç beklediğimiz performansının uzağında kaldı. Yalnız bu maçta ayrı bir parantezi hakeden 2 oyuncu var; Ukiç ve Tomas. Hırvat ikili takımın hem sayı yükünü çektiler hem de takıma liderlik ettiler, özellikle çok net görülen bir şey var Ukiç koçun sahadaki gözü kulağı herşeyi. Koç demişken Sphaija ve Aydın Örs ikilisinin savunma takımı yaratacağını tahmin ediyorduk ama bu takımın daha henüz yolun başındayken Barcelona'yı Palau Blaugrana'da 61 sayıda tutması inanılır gibi değil.

Şimdi sırada Siena maçı var Sinan Erdem'de, grubun 2 namağlup takımı ünvanlarını korumak için mücadele verecek ve Fenerbahçe açısından da gerçek bir test maçı olacak. Fenerbahçe taraftarının bu maçta salonu doldurmaması için hiçbir bahanesi olamaz olmamalı, hele ki bu takım böyle mücadele veriyorken ve geçen seneden Siena'yla kapanmamış bir defter varken...

Teşekkürler Çocuk!

Hani sınıfın arka sıralarında oturan çocuklar vardır, çok fazla sesi soluğu çıkmayan, pek gözönünde olmayan, varlığı ile yokluğu bir gibi duran. Sonra bir gün bir olay olur, o çocuğu yakından tanıma şansını yakalarsınız ve vay be dersiniz ne kadar farklı birisiymiş. Vidmar da Fener taraftarı için o arka sıradaki çocuklardan biriydi. Genç yaşta gelmişti bu takıma ve henüz gelişme evresindeydi. Çoğu taraftar için -ben de dahil- gereksiz bir yabancı transferiydi. Ömer, Semih, Oğuz gibi uzunlarımız varken niye onu almıştık, niye atletik bir 4 numara transfer etmiyorduk.

Hep eleştirildi, hep eleştirdik ama geçen seneki Efes serisinden beri o, bu eleştirilere sahada gösterdiği mücadeleyle gereken cevabı veriyor. Hele dün akşam Barcelona uzunlarıyla neredeyse tek başına mücadele etti ve bir kez daha kocaman bir alkışı haketti. Bize de taraftar olarak arka sıralardaki bu çocuğa gönlümüzün ön sıralarından bir yer vermek düştü.

21 Ekim 2010 Perşembe

Euroleague'e Hızlı Başlangıç...

Yazdığım yazı Firefox'un azizliğine uğradı, o yüzden fazla uzatmadan kısa bir özet geçeceğim dün geceki Rytas maçıyla ilgili;

- Kaptan Damir Mrsiç için Euroleague yönetiminden izin alınarak düzenlenen tören memnuniyet verici hatta yeni salonun tamamlanmasıyla birlikte 12 numaralı formasının emekliye ayrılması gerektiğini düşünüyorum.

- Yeni demişken yeni koç, yeni oyuncular, yeni idari ekip taraftar için yeni umut anlamına da gelmiş olacak ki salonda önceki senelere göre hatırı sayılır bir taraftar topluluğu vardı - 8500 civarında biletli seyirci- , kaldı ki Mrşa'ya boş tribünler önünde veda etmek olmazdı. Tabi bu durumda geçici olarak ikamet edeceğimiz bir diğer "yeni" Sinan Erdem Spor Salonu'nun da etkisi vardı. Umarım ilerleyen karşılaşmalarda bu sayı 10000'in üzerine çıkar.

- Daha önce Türkiye Ligi'nde forma giymiş tanıdık isimlerin - bu isimlere El Amin de eklendi- çokluğuyla dikkat çeken eksik Rytas önünde daha ilk çeyrekten farkı açtık ve maçın sonuna kadar da sayı farkını belli bir bantta tutmayı başardık.

- Lavrinoviç'in Bandırma'da bıraktığı yerden devam etmesi sevindirici, 3lük çizgisinin geriye çekilmesi kısaların aksine onu pek etkilememiş gibi görünüyor. Dün yine Rytas potasına gönderdiği 21 sayıyla Fenerbahçe adına en çok sayı bulan oyuncuydu.

- Maç boyu gösterilen savunma gayretinin yanı sıra hücumda da 3 sayılık atışların artık birinci hucum opsiyonumuz olmadığını görmek sevindirici. Geçmiş yıllarda 20li 30lu rakamları gördüğümüz istatistik tablosunun bu hanesinde dün yalnızca 9 yazıyordu.

- Topu içeriye indirme isteğimiz takımdaki sayı dağılımını da doğrudan etkiledi ve uzunlar sayı yükünü çektiler. Özellikle Vidmar'a ayrı bir parantez açılabilir bu noktada hücumda ve savunmada kısıtlı yeteneklerine rağmen çok önemli işler yaptı dün ve yanılmıyorsam 15'i maçın 2.yarısında olmak üzere attığı 17 sayıyla Euroleague'deki kariyer rekorunu da kırdı. Sayılarının yanına eklediği 5 ribaund, 3 top calma ve 1 blok da cabası.

- Uzun rotasyonumuz oldukça iyiyken takımın dümeninde yalnızca Ukiç'in oturuyor olması ilerleyen maçlarda can sıkıcı olabilir. Dün 31 dakikayla en çok süre alan oyuncuydu Ukiç ve zaman zaman yorgunlugunun etkisiyle hatalar yaptı. Engin'in bir an önce sahalara dönmesini dilemekten başka bir çaremiz yok şu anda zira Greer bu rolü tam anlamıyla üstlenebilecek bir oyuncu değil.

- Yenilerden Tomas ve Kaya istenilen seviyelerde olmasalar da aldıkları süre giderek artmaya başladı. İki isim de dün hücumda çok etkili görünmeseler de savunmada gayretliydiler ve gayretleri istatistik kağıdında çektikleri 16 savunma ribaunduyla yer aldı. Bu noktada sürelerinden çaldıkları Emir ve Mirsad'ın oynamayan Can Maxim dışında dün en az süre alan oyuncular olduklarını belirtmekte yarar var. Geçen sene takımın yükünü çeken bu iki oyuncunun performanslarını yukarılara çekip Spahija'nın rotasyonundaki süreleri arttırmaları şart.

- Ömer Onan, Oğuz Savaş ve Kinsey için de birkaç söz söylemek gerekirse, üç oyuncu da standartlarının ne üzerisine çıktı ne de aşağısına indiler diyebiliriz. Yalnız Kinsey'in yaptığı muhteşem blokun Euroleague.net'de gecenin bloku ve Tomas'ın asistiyle gerçekleştirdiği smaçın da gecenin hareketi seçildiğini belirtmeden geçmeyelim.

- Maçın son periyotunda takımın gevşediği ve Rytas'ın 7-0'lık bir seri yakaladığı anlarda Spahija'nın aldığı mola ise onun takımdan istediklerini ve karakterini anlamak adına çok şey ifade ediyor.

- Sonuç olarak iyi başlamak önemliydi ve iyi başladık. Devamını da iyi getirmemiz gerekiyor sırada Cibona deplasmanı var ve takımın kapasitesini görebilmemiz adına bu da önemli bir karşılaşma. Şimdiden konuşmak için erken ama F4 hedefinin uzak bir hedef olduğunu düşünüyorum hele ki Olympiakos-Real Madrid karşılaşmasını izledikten sonra. Ama kurulan bu yapının ilk 8 için şansı var, sonrası ise biraz eşleşme şansı bolca çok çalışma.

P.S. Kısa özet diye başladım ama biraz uzattım sanırım, ne diyeyim hoşgörün basketbol yazmayı özlemişim.

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Fenerbahce(3):85 - Efes Pilsen(1):79

3.periyotun ortalarinda Ertugrul Hoca'nin bir turlu almadigi mola televizyon molasi olarak geldiginde skorda 40-57 Efes Pilsen ustunlugu vardi. Ilk 2 periyotta oldukca yuzdeli 3'luk atarak ve seyircisi onundeki maclara coskulu bir baslangic yapan Fenerbahce'yi daha hemen macin basindan uyutarak devreyi 32-42 ile onde kapatmisti lacivert-beyazlilar. Bunda maca Sinan Guler'le baslayip ilk andan itibaren Ukic'e baski uygulayan ve Fenerbahce'nin cosmasina izin vermeyen Ergin Ataman'in da payi buyuktu. Ilk devre sonunda sadece uzunlarimizin (Semih-6s,Oguz-7s,Vidmar-6s) skor anlaminda once ciktiklarini goruyorduk.

3.periyotun basinda Fenerbahce, Rasim hamlesinden bekledigi verimi alamayinca Efes Pilsen'in ilk yarida isleyen duzeni bu ceyrekte de islemeye devam etti. Disaridan bakildiginda 3. ceyrek olmasina ragmen Fenerbahce'nin maca bir turlu giremedigi cok barizdi, hucumda temposuzduk ve buna savunmada istedigimiz sertligi bir turlu yakalayamamamiz da eklenince Efes Pilsen bir anda 25. dakikada Smith'in 3 sayilik basketiyle 17 sayilik farki yakalamisti. Maca giremeyen yalnizca oyuncular degildi tribundeki taraftarlar da sahada olan bitene reaksiyon vermekten ve takimi ateslemekten uzak bir goruntu ciziyorlardi.
Iste ne olduysa o televizyon molasinin donusunde oldu. 3/4 saha zone presin yaninda soyunma odasinda unuttuklari hirslarini da alarak cikti oyuncularimiz parkeye. Mirsad'in serbest atislari sonrasinda basladigimiz pres sonuc vermisti ve kaptigimiz toplarla 1,5 dakikada 8 sayi fark kapatip farki tekrardan tek haneli sayilara indirmeyi basarmistik. Tribunun ateslemedigi takim simdi tribunu atesliyordu. Artik taraftar da isin icindeydi ve takimla birlikte hucum edip takimla beraber savunmaya oturuyordu Abdi Ipekci tribunleri. Yapilan pres ve savunma dozajinin bir anda artmasi Efes Pilsen'in isleyen duzenini altust etmisti. Duzen basketbolu yerini kaos basketboluna birakmisti ve macin sonuna kadar da olmayacakti. Periyot 54-62 Efes Pilsen ustunlugu ile gecildi ama oyunun momentumu tamamen Fenerbahce'deydi. Sanki Veselinovic'in kupa macinda devre arasina 3-0 geride giren takimina soyledigi sozlerin bir benzerini bu sefer Ertugrul Erdogan soylemisti molada; sahi "Tamam, Efes Pilsen sizi yendi, seriyi 2-2'ye de getirdi ama benim canim Efes ile bir mac daha yapmak istiyor. Bu maç 15 dakikalik olacak. Cikin ve bu maci skor ne olursa olsun kazanin." demis olabilir miydi Ertugrul Hoca?

4.periyotta Efes Pilsen'i tamamen surklase eden bir Fenerbahce firtinasi vardi sahada. Simdi 3'luk atma sirasi bizdeydi, serinin suskun isimlerinden Emir Preldzic'in ustuste buldugu iki 3 sayilik basketine Omer ve Greer'inkiler de eklenince bitime 5.18 kala Fenerbahce macta ilk defa 72-71'lik skorla one geciyordu. Tabi skorun buraya gelmesinde yaptigimiz sert savunmanin yani sira once Emir'le daha sonra da Greer'la oynadigimiz 3 sayilik (basket-faul) oyunlar da etkili olmustu. Greer demisken de bir parantez acmak lazim, serinin ilk 3 macinda az sure alan ve aldigi surelerde de neredeyse hic katki vermeyen bir Greer vardi. Hatta 3.mac sonrasinda yazdigim yazida da Greer'a verilecek surenin Mrsic'e verilmesi gerektigini soylemistim. Ama 4.periyotta bize eski gunlerini hatirlatan ve sozlerimi ziyadesiyle agzima sokan bir Greer vardi sahada. 17 sayi geriye dustumuz macta bitime 1.30 kala 81-73'luk skorla one gecmeyi basarmistik, bu dakikadan sonra Efes Pilsen'in maci cevirmek icin yaptigi hamleler yeterli olmayinca Fenerbahce muhtesem bir geri donuse imza attigi ve son 15 dakika skorunun 45-22 oldugu maci 85-79 kazanarak seride 3-1 one gecip sampiyonluga 1 adim daha yaklasmis oldu.Karsilasmada Fenerbahce adina one cikan isimler son periyotta gosterdikleri performansla Emir ve Greer olurken, mac hatta seri genelinde sahanin her metrekaresinde gerek savunmada gerek hucumda her turlu isi ellerinden geldigince yapan, yapmaya calisan Kinsey ve Vidmar ikilisi kesinlikle ayri bir yeri hak ediyorlar. Istatistik kagidina bakarak bu ikilinin verdigi katkiyi anlamak maalesef pek mumkun olmuyor ama onlar sahadayken takima kattiklari direnc takdire sayan. Artik sampiyonluk yolunda kazanmamiz gereken sadece 1 mac var. Isi fazla uzatmadan yarin Ayhan Sahenk'te bitirmemiz gerektigini dusunuyorum. Efes cephesinde dizinden sakatlanan Thornton'dan sonra serinin 4.macinda sag el bilegi kirilan Kerem Tunceri de serinin bundan sonraki maclarinda takimdaki yerini alamayacak, yerli oyuncu kadrosu zaten kisitli olan Efes Pilsen'in rotasyonu seri ilerledikce gitgide daraliyor bakalim 4.mactan sonra kaybedilen macin sucunu oyuncularina atan Ergin Ataman nasil bir yol izleyecek...

Yaziyi Islam Cupi'den macin ozeti oldugunu dusundugum bir alintiyla noktalayalim;

"Herhalde kazandigini dusunen bir takim, kaybetmeyi dusunmeyen bir ekiple yarisirken, ne onun kadar inancli, ne onun kadar yirtici, ne onun kadar hirsli, ne onun kadar onurlu olabilir."

23 Ağustos 2009 Pazar

Vidmar yolcu...

Dun gece gec saatlerde Salsa'nin twitter'indan geldi haber ve muhtemelen o saatte alinabilecek en iyi haberlerden birisiydi. Marques Green ve Devin Smith'ten sonra Vidmar da onumuzdeki sene takimda yer almayacaklar kervanina katildi ama tek farkla; Vidmar onumuzdeki seneyi ulkesinde Union Olimpija Ljubljana takiminda kiralik olarak gecirecek. Preldzic'in aksine kendisinden beklenen gelismeyi bir turlu gerceklestiremedi Vidmar, pek umutlu olmasam da umarim onumuzdeki sene basketbolunu gelistirme firsati bulur yoksa bu haliyle bir daha sari-lacivertli formayi sirtina gecirmesi cok zor...

Sezon oncesinde takimda yabanci kontenjanini mesgul eden 3 zayif halkadan kurtulmamiz olumlu bir gelisme. Takimda an itibariyle gorunen en buyuk eksiklik Enes'in de takimdan ayrilmasiyla 4 numara pozisyonunda, Green-Greer benzeri bir upgrade yapilirsa giden Vidmar'in yerine hem 1 yas daha yaslanan Mirsad'i sene boyunca daha verimli kullanabiliriz hem de Euroleague'de ve TBL'de daha iddiali bir duruma geliriz...