maradona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maradona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2010 Çarşamba

İçimizdeki Amerikalılar

Pazartesi akşamı tv karşısına oturmuşuz, ABD-Brezilya grup maçını izliyoruz. Brezilya gayet güzel mücadele ediyor ve maç kafa kafaya gidiyor. Maçta son saniyeler oynanıyor, ABD 70-68 önde, Brezilya’dan Huertas serbest atış çizgisinde, ikisini de atarsa maç uzatmaya gidecek ama ikisini de kaçırıyor, ribaundu Barbosa alıyor topu potaya yolluyor ama top girmiyor ve maçı ABD kazanıyor. Tribünlerde ise ABD’nin kazanmasına sevinen, kaçan şutlardan sonra yumruklarını sıkıp sevinen, birbirlerine ‘çak’ yapan içimizdeki Amerikalılar. Hayır bu ülkenin basınında ve üst düzey yöneticileri arasında yeterince Amerikan aşığı, satılmış insan var, sizlere noluyor kardeşim. Nedir içinizdeki bu Amerikan sevgisi? Bırakın mahallenin zengin ve şımarık çocuğuna iyi bir ders verilsin, bırakın bir kez de küçük çöp büyük çöpten hakkını alsın.

Bakın Diego Abim'e de biraz feyz alın. Kendisi geçen şampiyonadaki maçta, ABD tribünlerine ne güzel ifade etmiş hislerimizi...

11 Haziran 2010 Cuma

Dunya Kupasi Ozel Tasarimi...

Bugun bloga giren bircok kisi yeni tasarimi gorunce sasirmistir diye tahmin ediyorum. Dunya Kupasi'na ve gonlumuzun sampiyonu Arjantin'e ozel olarak hazirlanan bu yeni gorunum kupa boyunca blogumuzu susleyecek. Kupanin sona ermesiyle neler olur hep birlikte gorecegiz ama simdi Dunya Kupasi zamani...

Calsin vuvuzelalar, oynansin maclar...

Tanri'nin Sesi...

10 Haziran 2010 Perşembe

Futbolun Romantizmi....

Ana tema romantizm ise, futbolun romantizmidir Dünya Kupası...

Her dört yılda bir Halit Kıvanç'ın duru sesini duymaktır Dünya Kupası ve her defasında sıkılmadan dinlemektir 17 yaşında kendi halinde bir köşede duran siyahi gençle dünyada ilk röportajı yapışının hikayesini...

Puşkaşlı efsane Macaristan'ın trajik finalidir Dünya Kupası, futbolun 22 kişiyle oynandığı ama sonunda hep Almanların kazandığı...

Pierroların olmadığı zamanlarda İngiltere'nin üst direğe çarpıp kale çizgisine düşen topudur Dünya Kupası bugün bile tartışılan...

Cruyff''lu Hollanda'dır Dünya Kupası, total bir şekilde futbolu değiştiren...

Baggio'nun kaçan penaltısıdır Dünya Kupası, kaçan her penaltıdan sonra hatırlanan ve hatırlatılan...
Futbolun en saf halidir Dünya Kupası. Bir arada yılda 60-70 maç yapıp makine düzeninde oynayan kulüp takımlarına inat gerçek yıldızların sahnesidir...

Ve biz romantikler için çokça Tanrı'nın elidir Dünya Kupası. Her dört yılda bir yaşanan romantizmdir açık mavi ve beyaz çubuklu forma...
Yarın sahne tekrar açılıyor Güney Afrika'da ve romantikler fısıldıyor usulca...

VIVA ARGENTINA...

5 Mart 2010 Cuma

Hazırlık Maçları Üzerine

Çarşamba akşamı malumunuz hazırlık maçları vardı. TV'de izleme şansım olanlardan italyan kanalında italyanca yayınlanan İtalya-Kamerun maçını es geçip Almanya-Arjantin maçı öncelikli olmak üzere Fransa-İspanya maçını da takip etmeye çalıştım dönüşümlü olarak da olsa.
Arjantin kazandı kazanmasına ama sahaya çıkan ortasaha ile nasıl kazandılar ben de şaşırdım açıkçası. Tabi ki bunda Almanya'nın etkisiz oyununun rol aldığını da belirtmek lazım. Ama dünya kupasında formasını sırtımıza geçireceğimiz Arjantin'in bütün maç boyunca topun kontrolünü Almanya'ya bırakması. Ortasahasının etkisizliği ve yetersizliği ile kağıt üzerinde gayet iyi olan hücum hattının da etkisiz kalması haziran ayı için beni umutsuzluğa itiyor. Gutierrez, Veron, Di Maria ortasahası tam anlamıyla rezaletti. Sağ ve sol kanat yoktu. Veron'un zaten ahı gitmiş vahı kalmış. Gutierrez ve Di Maria'nın yerine bizim Uğur'u koy daha iyi oynar. Burada Diego'nun tercihlerini tekrara gözden geçirmesi gerekir bence. Ne bileyim neden bir Maxi yok kadroda mesela ya da Cambiasso, Riquelme. Diego'nun kişisel çekişmeleri ortasahayı yok etmekle kalmıyor bir yandan da ileri hattın etkili olmasını engelliyor ki; o ileri hattında Tevez, Messi, Agüero, Higuan gibi gerçekten tehlikeli adamlar var. Gutierrez'in bir tek artısı güçlü fiziki özelliklerini kullanarak defansına yardım etmesi. Bunun dışında Heinze, Samuel, Demichelis, Otamendi, Burdisso, Rodriguez'den oluşan defans hattı ilerleyen yaşlarına ve kısıtlı yeteneklerine rağmen Mascherano'nun da onlara katılması ile canla başla mücadele edip Almanya'ya boş alan bırakmamaya çalıştılar. Yer yer sertliklere başvurdular ama gol yemeden maçı bitirmeyi bildiler. Defans yapabilmeleri sevindirici ama kupada Almanya böyle oynamaz.

Kısaca Almanya'ya da değinecek olursak; kağıt üzerinde fena bir kadroları yok ama Avrupa şampiyonasındaki gibi ya da bir önceki Dünya Kupası'ndaki gibi hırslı görmedim onları. Tabi sonuçta bir hazırlık maçı idi ama rakip de Arjantin'di. Defansın göbeği ve hücum hattında 2 Türk oyuncu ile kısmen Türklerin de desteğini alacaktır Almanya kupada. Mesut ileride gayet etkili oluyor yeter ki ortasaha biraz destek versin. Defansın göbeğindeki Serdar'ın daha tecrübeye ihtiyacı var ama yine de Löw onu kupaya kadar hazırlayacaktır eminim. Podolski, Schweinsteiger, Ballack ve Klose'nin etkisiz oyunları Almanya'nın topu ayağında tutmasına rağmen etkili olamamasına ve gol ya da gol pozisyonları bulamamasına neden oldu. Ama yine de Lineker'in söylediği gibi: "Futbol, 22 kişinin 90 dakika boyunca mücadele ettiği ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur".

Gelelim Fransa-İspanya maçına. İspanya FIFA listesinde ilk sırada olmasının sebebini ortaya koyan bir oyun oynadı Horozlara karşı. Fransa'nın kadroya bakıyorum, gayet iyi diyorum ama sahadaki oyun o kadar iç açısı değil malesef. Hele bir de kupaya Henry'nin eliyle asist yaptığı gol ile katılmış olmaları onları herkesin gözünde antipatik yapmışken oynadıkları oyun da kötü olunca Stad de France'da kendi evlerinde oynadıkları hazırlık maçlarında dahi tribünlerden tepkiler yükseldi maç içerisinde zaman zaman. Sadece sağ kanatla Sagna ve ilerde Anelka birşeyler yapmaya çalıştılar ama yetmedi bir gol çıkarmaya ve 2 gole engel olmaya.

İspanya ise kendinden emin. Barça ve Madridliler'den oluşan defans sağlam. Xavi, Iniesta, Alonso, Senna, Busquets, Silva, Fabregas, Navas gibi isimlerle hem güçlü hem de alternatifli bir orta sahaları var. Bizim Güiza da dahil Torres ve Villa ile de hüzum hattında gayet etkili olabilirler. Kulüpler bazında en üst sıralarda yer alan ispanyollar milli takım düzeyindeki şanssızlıklarını Güney Afrika'da kırabilir ve mutlu sona ulaşabilirler. Görünen o ki bunun için en güçlü adaylar şu anda.

Son olarak; gecenin toplu sonuçlarına baktığımızda şaşırtıcı skorlar var denebilir. Fildişi'nin -ki birçoğumuz kupada onları desteklemeye niyetliyken- G.Kore'ye 2-0 ile boyun eğmesi, kupaya katılamayan Senegal'in Yunanistan'ı aynı skorla geçmesi ve yine kupaya katılamayan Bosna'nın Gana'yı 2-1 yenmesi gibi.

15 Ekim 2009 Perşembe

Uruguay 0 - Arjantin 1...Geliyoruz!

"I can't say I enjoyed the game because I was aware throughout of how strong Uruguay were. I'd like to thank the players from the bottom of my heart because today was the day they made me a coach. I'd also like to dedicate our qualification to the people of Argentina, my family and to nobody else..."
Maradona

Tamam ahım şahım top oynamıyoruz ama yine de Arjantin'siz bir dünya kupası olmazdı. Yeni teknik direktör Maradona ile turnuva öncesinde 1 yıl zaman var. Herşey güzel olabilir. Formalarımız hazır, sıra biletlerde...

Lugano için üzgünüm ama şansları hala devam ediyor. Umarım onları da görürüz Güney Afrika'da.

11 Ekim 2009 Pazar

Arjantin 2 - Peru 1

Öldük öldük dirildik gecenin bu saatinde.

Gonzalo HIGUAÍN (48') (1-0)
Hernan RENGIFO (90') (1-1)
Martin PALERMO (90'+3) (2-1)

Maç sakin sakin al gülüm ver gülüm giderken son 20 dakikada önce rüzgar sonrada şiddetli yağmurla birlikte gaza gelen Peru göz gözü hatta kamera sahayı görmez bir haldeyken 90.dakikada golü buldu.

Bu beraberlikle Arjantin'in gruptaki şansının devam edip etmeyeceğine bakmak için bilgisayarı elime aldığımda ise sahneye Palermo çıktı ve 90+3 te başta Maradona olmak üzere tüm Arjantinlileri hayata döndürdü, sevince boğdu.

O kadar ki; Maradona golü kendi atmışçasına yüzüstü kayıverdi ıslak çimlerin üzerinde. Tıpkı Serhat Akın'ın 4.golü attıktan sonra yaptığı gibi...

Gruptaki son durum ve kalan maçlar ise şöyle:

10 Eylül 2009 Perşembe

R.I.P Maradona...

Arjantin-Brezilya maci bitti bitmesine ama Brezilyalilar macin ve Dunya Kupasi'na katilmayi garantilemenin keyfini cikartmaya devam ediyorlar. Fotograf dun oynanan ve Nilmar'in 3 golle yildizlastigi Sili macindan, tabut muhabbeti eski zamanlarda bizim tribunlerde de yapiliyordu ama anlasilan Brezilyali taraftarlar bizim artik nostaljik olarak nitelendirebilecegimiz bu espriyi devam ettirmekte kararlilar...

19 Şubat 2009 Perşembe

Dede...

Basliga aldanip da Aragones ile ilgili bir yazi bekliyorsaniz yanildiniz demektir. Konumuz gunun anlam ve ehemmiyetiyle ilgili olarak Diego ve aile saadeti...
Bugun modern cagin en buyuk anti-kahramani Diego Armando Maradona (A.k.a. D10S) 49 yasinda dede oldu. Atletico Madrid ve Arjantin milli takiminin yildizi Kun Aguero ve Maradona'nin en kucuk kizi Gianina'nin ortak cabalariyla :) dunyaya gelen ufakligin adi ise Leonel.

Maradona'nin varisi olarak gosterilen Lionel Messi ile oldukca benzer bir isim tasiyan Leonel'in, dedesinin Maradona babasinin Kun Aguero oldugunu dusunuldugunde bu birlesimden bir "ust insan" cikma ihtimali daha simdiden 15-20 yil sonrasi icin bircok futbolseveri heyecanlandirsa da, Diego'nun Italya seruveninde Napolili genc bir hanimdan olan oglu Diego Sinagra'nin makus talihini de unutmamak gerek diye dusunuyorum.

Sonuc olarak aramiza hosgeldin "Tanrinin serce parmagi"...Kendine nasil bir yol cizeceksin bunu bilemiyoruz ama sunu unutma, biz dedenin golleriyle buyuduk, babanin golleriyle yolu yariliyoruz, senin gollerinle de yaslanmak istiyoruz...

13 Şubat 2009 Cuma

Tanrı'nın Eli

Yavan bir İskoçya maçından sonra, Tanrı'nın Eli Arjantin'e değmeye başlamış. Fransa karşısında daha önce izlemediğimiz bir futbol oynadılar. Diziliş bakımından tabi ki, yoksa öyle 3 ayda dünya kupası kazanacak seviyeye Diego bile getiremez onları. Çok fazla soru işareti olsa da heyecan verici bir giriş diyebiliriz, deplasmanda Fransa'yı 2-0 la geçtiler. Babam Türkiye-Fil Dişi maçını izlerken benim milli takımı seyredelim uyarımı dikkate alınca Drogba'nın golünü de kaçırdık arada.

Yeni Arjantin'de gözüme ilk çarpan şey kalecileri oldu. Serie A'yı fazla sevmediğimden sadece özetlerde görmüştüm Carrizo'yu, ama oldukça umut verici hele bu takımın önemli turnuvalarda kalesini koruyanları hatırlayınca. Rapçi-karateci Burgos, Budist Roa, Dengesiz Franco ve de hele ki kimseye çarpmayan toplarda kontrpiyede kalmasıyla ünlü Cavallero'dan sonra iyi geldi bu adam.

Gago - Mascherano - Guiterez - Maxi dörtlüsü oldukça sert ve yıldırıcı olsalar da arkalarındki tanıdık isimler hala alarm veriyor. Heinze - Demichelis'de ısrar eder mi, yoksa sıkıntıyı öngörmüş müdür Diego onu ilerde göreceğiz. Tabela 2 maçta gol yemediler yazıyor.

Messi Diego ile ilk buluşmasında yine parladı, ilk yarıda ki pozisyonda savunma son anda ayağını uzatmasa çok daha güzel hoşgeldin diyecekti hocasına. Agüero ise kayınbabasını çok da memnun edemeyip son 10 dakika yanında oturdu.

Son olarak her ne kadar yeni kadroya ve özellikle Papa'ya hemen ısınıversem de gözlerim Agüero, Messi'nin bir adım önünde Crespo'yu ve de tabi ki Sorin'i aradı. Evet kariyerlerinin sonundalar, biri hiç oynayamıyor diğeri kıtasının yolunu tutmuş, yeniden yapılanma var vesaire vesaire, bizimki gönül işi vesselam.
Onlara da bir gidenlerden mi yazsak bilemedim.

Diegoryan Günlük:

Fransa : 0 Arjantin : 2 (Guiterez, Messi)

30 Ocak 2009 Cuma

Hayata Gider...

Is, Fenerbahce, Futbol, Kıtır, Beer Station, Corvus, PES derken hayat akip gidiyor..Sadece akip gitse iyi, sabit bir ivme ile hizi da artiyor. Kanimca yolun yarisindan sonra ivmede artmaya baslayacak. Hepimizin kafasinda hayata karsi bi durus vardir illaki. Ama gercek hayatta bu durusun gerekliliklerini ne kadar yapabiliyoruz. Yeterli derecede para kazanmak, parayı kazanirken harcadiğin zaman disinda kalan zamanda bu parayi zevklerin ugruna, catir cutur yemek. Hooooppppp deyince veya hayat dedirtince evlenmek. Tek basina sigamadigin hayata, maddi manevi iki gonlu sigdirmaya calismak. Bu yetmezmis gibi sifirdan, ikinci, ucuncu ve (biraz cesur veya ileri derecede dikkatisiz olanlar icin) dorduncu gonullerin hayata gelisi. Devaminda bu sifir km gonullerden vatana ve dunyaya, kendin gibi ileri duzey zekaya, geniş bir dunya gorusune sahip evlat yetistirip hediye etmek cabasi. Tum bu hengameden fırsat buldukça dostlarla, hayat, fenerbahce, futbol uzerine romantik sohbetler yapmak.

Bu mudur? Eminimki budur diyen her daim daha huzurlu olacaktir. Ama bu değilse, eksik olan ne? Ya da olmasi gereken.

Pele olmak ya da Maradona olmak?

O..... Cocuklari filminden: “ Omur uzamaz, ihtiyarlik uzar...”

20 Aralık 2008 Cumartesi

Haddini bilmek..

"Maradona'yı 86 Dünya Kupası'nda izlediğimde 9 yaşındaydım, babam onunla oynama fırsatı bulmuş, çok iyi bir takım oyuncusu olduğunu ve kimseyi eleştirmediğini söylerdi, herkesten farklıymış.. Şimdi gelip maçlarımızı izlediğinde bize güldüğünü düşünüyorum, onun yanında bir hiçim..."

Mariano Pernia - Atletico Madrid

21 Kasım 2008 Cuma

Diego'ya düğün hediyesi


(devam)

90'da vurdular kafeste kuşumuzu, içimiz yanıyor zannettik, asıl acıyı 94'te yaşadık. Yine herkesten iyi başlamıştı , yine herkesten guzel oyunuyordu oyununu. Birden karardı perde ve çekildi Diego. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu kim tartışmaları hep sürdü ama en çok sevileni en çok nefret edileni hiç değişmedi. Çatışmaların adamıydı, politik tarafsızlıkların, önümüzdeki maçlara bakacağızların, büyüklerimiz bilirlerin değil. Futbol dünyasının Tatar Ramazan'ı oldu, Fifa'nın , Havelange'nin oyunlarını bozdu. Yıllar sonra anlamsız bir kararla belirli bir rakımın uzerinde futbol oynanamayacağını buyurdu Fifa, ferman senin dağlar benimdir dedi, orada da gösterdi kendini Başkan Morales'le LaPaz'da oynadı topunu yıllar sonra. 3000 metrenin uzerinde rakımı olan başkentlerinde oynayamacaklardı artık Bolivar'ın mirascıları. Bu kararın alınmasında en etkili kuvvetlerden birisi kendi ülkesiydi oysa. Arjantin ve Brezilya rakımı yuksek olan Ekvador ve Bolivya'da kötü sonuçlar alıyorlardı sürekli, hatta Arjantin 1972-2005 arası galibiyet çıkaramadı La Paz'dan, o dönem de iki dünya kupası aldıklarını da hatırlayalım. Maradona'dan bahsederken bu kararı da inceleyelim arada. Fifa diyor ki 2750 metrenin üzerinde bir yerde maç oynanacaksa bir hafta adaptasyon sureci olmalıdır eğer yükseklik 3000 metre ve üzeri olursa bu süre de iki kafta olur. Saçmalık şu ki Bolivya'nın ortalama yükseltisi zaten 2500 metrenin üstünde, oralarda doğup büyümüş sporcular bir gun içinde deniz seviyesine uyum sağlayabilirler ama Fifa'nın güçlü ülkeleri mi zorluk çeker sadece ? İstatistiklere yazılarından ulastığım Times Online yazarı Marcotti buna ev sahibi avantajı derler diyor, ki katlılmamak elde değil. Yarın bir gün psikolojimiz bozuluyor, panik atak oluyorum topa bile vuramıyorum 100 binden fazla seyirci olunca diye şikayet gelse Maracana'da futbol yasaklanacak mı? Bu futbolcu sağlığını öncelikli görenler Amerika 94’te futbolcular çöl sıcağında maç yaparken neredeydi peki. Diego ordaydı onu hatırlıyoruz. Biraz ayrıntıya girdik ama Maradona'nın Fifa ile son sürtüşmesini atlamak olmazdı.

Tum bunlar neden bu kadar onemli ya da bu yazıda neden vurgulandı diye merak ediyorsanız soyleyeyim, birkaç gün önce İskoçya- Arjantin maçı oynandı , kulübede O vardı. Bolivya’da Fifa’ya baş kaldıran, Futbolun efendisine eliyle gol atan, dünya kupası maç saatlerinin Avrupalı televizyon müşterisine gore ayarlanmasına karşı duran , İtalya’da düzene kızıp Napoli’yi şampiyon yapan Diego kulübedeydi. Arjantin bir kez daha kupaya uzanmak için onun ilahi gücüne bel bağladı ya da teknik direktörlük görevini istediğinde mecbur kalmış da olabilirler, bizi yıkan da bu kararı oldu. Teknik direktörlük meziyetleri tam bir sır bir de üstüne bu kadar isyankar ol, Fifa en büyük kupasını sana verir mi be adam? Şimdi ondan beklediğimiz kalan ömrümüze yetecek bir kaç hatıra daha, bir gol sonrası Messi ile kucaklaşsın, haksız bir penaltı görüp attırmasın ya da yeni İngiliz neslini bir elçisi(damadı) vasıtası ile tokatlasın olmadı kolsuz tişört ile yer alsın kulübede kollarında görelim isyanı... Biz bununla yetinecek olsak da o kupayı onun elinde bir daha görmek; ihtimali bile yeter.


diegoryan günlük:


İskoçya : 0 Arjantin : 1 (Maxi Rodriguez)

19 Kasım 2008

19 Kasım 2008 Çarşamba

Konumuz futbol ise...

Konumuz futbol ise besmele cekerek baslamak lazim.. Askimiz onunla basladi, 6 yasinda iken uykusuz bırakti bizi, tum mahalle sag ayakli maradonalarla doluyduk, adi bile kucuk yazilirdi cins isim yani, o kadar coktuk ki.Dedem sormustu oglum kimin kulusun diye Arjantin'in kulu Diego'nun ummeti olmustum, dedemin buyuk isimler bekledigini algilamis cocuk aklim ben de en buyuklerini soyleyiverdim babami utandirarak. Yillar sonra bu dusuncemi taklit edip 30 Ekim tarikatini kurdular ama 10 emirden birisi bir kulube hazretten fazla sevgi beslemeyeceksin olunca giremedik.
Hosbulduk arkadaslar :)