Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2010 Çarşamba

Previously on Fenerbahce...

- Futbol takiminin gecirdigi bu tramvatik donemde kendileriyle ilgili yazmaya dogruyu soylemek gerekirse elim gitmiyor, zaten yazilacak seyler yaziliyor, soyleniyor bircok platformda. Gelin en iyisi ben size futboldan degil, bu telasede arada kaynamasina gonlumun razi olmadigi amator branslardan bahsedeyim, yazinin sonlarina dogru da haftaya dair birkac soz soyleyip, yine nacizane birkac tavsiyede bulunayim. Sadece sunu soylemeden gecmeyeyim, son zamanlarda futbola ve tribunlere dair en mutluluk verici olay yonetimin gec de olsa dogruyu bulmasi ve lig maclari icin kale arkasi bilet fiyatlarinin 55TL'den 22TL'ye indirilmesi. Yalniz yakinda Aziz Yildirim yuzunden olumu gosterip sitmaya razi etmek bir yonetim tarzi olarak isletme okullarinda okutulmaya baslanirsa da sasirmayacagim,

- Subat ayinin basinda yazdigim "Ortaya Karisik" yazisinda, futbolda ve erkek basketbolda kupa hasretine son vermeyi dilemistim, ilk dilek gectigimiz hafta sonu gerceklesti ve erkek basketbol takimi 43 yillik bir aradan sonra Turkiye Kupasi'ni muzemize goturmeyi basardi. Kupanin bir baska anlami da basketbolcularin sampiyonluk yolundaki en onemli rakipleri olan Turk Telekom ve Efes Pilsen'i sirasiyla once ceyrek finalde sonrasinda da yari finalde elemesiydi,

- Genis kadronun da etkisiyle kupa boyunca oynadigimiz maclarda farkli isimlerin on plana ciktigini gorduk. Cuma gunu Turk Telekom karsisinda 3 periyot boyunca sıkıntı yasayan takima yari final yolunu acan isimler basta Kaptan Mrsic olmak uzere Semih, Ukic ve sakatligi dolayisiyla cok fazla sure alamamasina ragmen oyunda kaldigi sure icerisinde oyuna her yonuyle katkida bulunan Emir Preldzic'ti,

- Yari finaldeki rakibimiz ise daha 1 hafta once lig macinda 19 sayi farkla maglup ettigimiz Efes Pilsen'di, elbette kimse bu macin ligdeki gibi kolay olmasini beklemiyordu hele ki bir gun once Turk Telekom karsisinda macin son anlarina kadar mucadele verilmisken. Mac beklendigi gibi buyuk cekisme icinde gecti ve farkin 4. periyotta bir ara 10 sayiya kadar cikmasina ragmen maci kazanan taraf tipki bir onceki macta oldugu gibi Fenerbahce'ydi. Bu macta Fenerbahce adina one cikan isimler Kinsey, Semih ve Ukic olurken macin ilk periyotunda Ukic'in Kerem'i yerlerde surundurdugu ankle-breaker'i uzun yillar hatirlanacak guzellikteydi,

- Cemal Nalga skandali sonrasinda Galatasaray'in yerine Turkiye Kupasi'na katilma hakki kazanan Mersin BSB ise buyuk bir surprize imza atarak finalde Fenerbahce'nin rakibi oluyordu. Kagit uzerinde tartismasiz favori Fenerbahce olmasina ragmen parkede isler boyle yurumedi. Oldukca cekismeli gecen 4 periyotun ardindan genis ve tecrubeli kadrosuyla erkek basketbolcularimiz kupaya uzanan taraf oldu. Bu macta ozellikle kisa oyuncularimiz gosterdikleri performansla dikkat cekerken Ukic, Kinsey, Greer ve Emir Preldzic final macinin etkili isimleriydi.

- 43 yil sonunda gelen kupanin seromonisiden akilda kalanlar ise Kaptan Mrsic'in taraftarlarla paylastigi madalya ve kupa fotografina giren Red Foxes kizlariydi,
- Senelerden beri Euroleague'de Final4'un kapisindan donen Bayan Basketbol takimimiz ise sali gunu oynadigi Euroleague ceyrek final ilk macinda turnuvanin favorisi Spartak Moscow Region karsisinda 90-79'luk skorla sahadan maglup ayrildi. Euroleague veda etmemek ve seriyi 3. maca tasiyabilmek icin 26 Subat Cuma saat 19.30'da Caferaga'da oynanacak maci kazanmamiz sart. Tur zor da olsa deplasmandaki macta alinan skor umit verici, en azindan bu maci kazanip Final4 sansini son maca tasimak takimin kendine guveninin artmasi acisindan faydali olacaktir,

- Alistigimiz uzere bayan voleybol takimi 3-0'larina devam ediyor. Hafta icerisinde Indesit Sampiyonlar Ligi'nde 12'li play-off karsilasmasinda ilk maçta 3-0 yendigi Romanya temsilcisi Metal Galati'yi Istanbul'da yine aynı skorla maglup ederek 6'li play-off'a yukselmeye hak kazandi Sari Melekler. Bu turdaki rakibimiz ise grup maclarinda 2 kere maglup ettigimiz Dinamo Moskova'yı -bana gore surpriz bir sekilde- eleyen bir diger Rus takimi Zarechie Odintsova oldu. Haftasonu oynanan Ankaragucu karsilasmasi da yine tahmin edilecegi uzere 3-0'lik skorla tamamlandi ve Sari Melekler ligdeki yenilgisiz liderliklerini bu hafta da devam ettirmis oldular,

- Okuyun: Kuyucakli Yusuf - Sabahattin Ali - Yapi Kredi Yayinlari,


- Izleyin: "They Live (1988 - IMDB: 7.0/10)" - "Itaat et, boyun eg, evlen ve ure, tuket, televizyon izle ve uyu"

- Gectigimiz hafta uzun zaman sonra halisahadan boynu bukuk ayrildik, cuma gunune kadar toparlanmak gerek,

- Twitter yetmezmis gibi bir de Buzz cikti basimiza, Google yakinda bizim mahallede tekel bayii falan acarsa sasirmayacagim,

- Alkolik'le birlikte 20 Subat'ta TEK EL'den Bes Koldan Sakarya Caddesi'ndeydik, gunun sonunda Izmir Dev-Lis'ten aldigimiz sari-lacivert atkilar cumartesiyi olumsuzlestiren hatiralar olarak koleksiyondaki yerlerini aldilar,

- Ilk Nokta'da 2.Kis Indirim Gunleri baslamis durumda ve kitaplarda %45'e varan indirimler var, degerlendirmeli,

- Degerlendirmeli diyorum ama bir taraftan da evde okunmayi bekleyen bir dolu kitap var, bir de yeni doneme merhaba dedik okulda ki o da ayri sıkıntı,

- Bu arada kadinlarin neden evlerini biblolarla,heykelciklerle dosediklerini anladim. Biraz tuzlu ama salonun baskosesine yakisir, malum ev doseyenler var aramizda, tiklayin gelsin,

- ve son olarak: Aldous Huxley/Cesur Yeni Dunya'yi Ziyaret (1958) - sonucta cogu erkek ve kadin yetisince koleliklerini sevecek ve devrimi asla duslemeyecektir...

31 Aralık 2009 Perşembe

Terzi Fikri...

“... Beton duvarlara, demir parmakliklara mecbur edildigim icin hic ama hic uzuntu duymuyorum. Vatansever oldugumu bugun soyledigim gibi yirmibes seneden bu yana her yerde soyledim. Bunun icin kavgalara girdim. Iskence gordum, zindanlara atildim... Eger bir ulkede vatan, Isvicre bankalarinda gizli hesap defterleri ve Amerikan dolari olarak goruluyor ve bu insanlarda yonetimi ellerinde bulunduruyorlarsa, vatan icin daragaclarini omuzlayanlar elbette vatan haini ilan edileceklerdir...”

Fikri Sonmez / Fatsa Eski Belediye Baskani
2009’u kapatirken, iki kitap bir DVD onerisi de benden. Fatsa’yi ve yasanilanlari anlatan, o gunleri bizzat yasamis Artvinli abimiz Sn. Pertev Aksakal’in kaleminden cikmis iki kitap. “Fatsa Gercegi” ve “Fatsa Devrimci Yol Savunmasi – Bir Yerel Yonetim Deneyi”. Ve bu kitaplardan yola cikilarak hazırlanmis “Unutturulanlar – Fatsa Gercegi” belgeseli.

Hem kitaplarin, hem de belgeselin satir aralarinda, ulkenin siyasi ve ekonomik olarak bugun geldigi noktanin nedenlerine dair onemli isaretler var. Daha da onemlisi ve ilginci, ayni satir aralarinda gelinen noktadan cikis yollari da mevcut; tabi anlayana...

Yeni yilin, herkesin esit ve hur oldugu, bagimsiz ve aydin bir ulke icin mucadele etmis ama donemin egemen gucleri tarafindan yokedilmis, sindirilmis, ezilmis insanlara; devlet katinda olmasa bile, en azindan daha yaygin kitlelerin ve yeni neslin kalplerinde hakettikleri saygiyi getirmesini temenni eder, herkese saglikli,huzurlu ve mutlu bir yeni yil dilerim...

Ajanda 2010 - İllallah!

Dun aksam Alkolik'in isten cikisini beklerken Tunali D&R'da cikti karsima. Haliyle her gun "İllallah!" isimli bir ajandaya rast gelmedigimden ilk dikkatimi ceken ismi oldu. Bir de Ayrinti ve Ithaki'yle birlikte kitaplarini okumaktan buyuk keyif aldigim Metis Yayinevi'nin logosunu gorunce ajandanin uzerinde merakim bir kat daha artti ve basladim karistirmaya. Daha birkac sayfa cevirmemle kahkahalara bogulmam bir oldu zaten ve rafta kalan son 2 adet ajandayi da alip ciktim D&R'dan.

Sonradan ogrendim ki Metis, 2008 yilindan baslayarak her sene farkli konularda ajandalar cikartmaktaymis efendim."Yaratıcı Direniş – 2008" ve "Hayvanlar ve İnsanlar – 2009"'u iskalayan bendeniz bu sene ulkemize maalesef uzak bir kavram olan inanmama hakkini konu alan bu ajandayi tesadufen de olsa edinmenin memnuniyeti icerisindeyim. Ajanda, yil boyu dilinizden dusurmeyeceginiz bilgiler ve iclerinde Albert Einstein, Friedrich Nietzsche, Ömer Hayyam, Yunus Emre, Dostoyevski, Baruch Spinoza gibi isimlerin de bulundugu unlu yazarlardan alintilarla dolu. Okuyun, okutun ve mumkun oldugunca hediye edin, tavsiyesinde bulunup sozu Metis editorlerine birakiyorum...

Bu ajandayı hazırlayan bizler, inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı, inanmama hakkına duyduğumuzu da belirtmemiz gerek.
İnanmanın bir kez daha tartışılmaz bir şekilde insan varoluşunun temellerinden sayılmaya başladığı günümüz dünyasında, (ülkesine ve mekânına bağlı olarak) inanma hakkı örgütlü dinlerle, devlet bütçeleriyle, polis ya da asker kuvvetleriyle koruma altına alınmış durumda; buna karşılık, varoluşlarını inanma temelinde tanımlamak istemeyenler genellikle tekil, münferit ve örgütsüzler. Doğduğumuzda dinsel bir kimlik edindiğimiz varsayılıyor ve dünya karşısındaki duruşumuzu nasıl tanımladığımız sorulmadan bu kimlikler atfediliyor bize; üstelik yirminci yüzyılın sonlarında başlayan bu yeniden dinselleşme eğilimi siyasi, tarihsel bir gelişme değil de doğal bir oluşummuşçasına kabullenmemiz bekleniyor. Vicdana, adalet ilkelerine, ortak hukuk arayışına dayalı mutabakatlar oluşturmak yerine kendi seçimimiz olmayan kimliklerin sözcülüğünü yapmamız bekleniyor. Dolayısıyla, saygı duyup haklarının tanınmasını istediğimiz inanan kesimlerin bizlerin inanmama hakkını bertaraf edeceği kaygısından kurtulamıyoruz, ki gerek dünyanın gerekse ülkemizin tarihine şöyle bir göz atıldığında pek de yersiz olmadığı görülen bir kaygı bu.
Dinsel, etnik, cinsel vb. kimliğiyle yaşamak isteyenin bu haklarına sahip olması demokratik bir toplumun esasıdır kuşkusuz; ancak kendisini bu tür verili kimliklerle tanımlamak istemeyenlerin vatandaşlık haklarının da aynı tavizsizlikle savunulması, eşit ölçüde meşru bir haktır bizce.
İnanmama hakkının da bir insan hakkı olarak tavizsiz uygulanacağı bir dünya ve ülke umuduyla, bu ajandayı kendisine dinsel kimlik dayatılmasından illallah diyenlere sunuyoruz…
Metis editörleri

30 Aralık 2009 Çarşamba

Futbol Nedir ki - Barış Tut

Sıkı sıkıya örtülmüş perdelerden gri bir aydınlık sızıyor salona. Siyah beyaz televizyondan gözünü alamıyor çocuk. Ekrandaki oyunla ilgili binlerce soru sormak istiyor ama babası ondan da büyük bir dikkatle izliyor görüntüleri. Tutkunun kıvılcımı o anda çakıyor ve uçup gidiyor tüm sorular.
Güneşli bir bahar öğleninde heyula gibi stadın merdivenlerinden çıkıyor, babasının elinden tutarak. İçini hareketlendiren bir yeşillik çıkıyor karşısına, devasa tribünleri doldurmuş rengarenk insanlar ve sesler, sesler, sesler...
Önce taraftar olmayı öğreniyor, tribünün kalbine yolculuk ederken. Binlerce kişi bir ağızdan sesleniyor yazdığı tezahüratı. Tehlikenin sınırlarına doğru bir deplasman serüveninden tanık olduğu korkunç cinayete, spor basınında kalem oynatmaktan profesyonel bir futbol takımıyla birlikte unutulmaz bir sezon geçirmeye varıyor seyrüseferi.
Futbol Nedir ki, yitirilmiş bir aşktan -belki de yitik bir ülkeden- kalan bir yabancılaşma öyküsü.

Barış Tut'u ilk olarak Radikal Futbol'dan hatırlıyorum. Daha sonra henüz okuyamasam da Aykut Kocaman portresi çizen Kocaman Bir Adam ile duydum adını. Futbol Nedir ki de ise kendi hayat öyküsünü anlatıyor kısmen. 1 mayıs 1971 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu. Karşıyaka ile başlayan futbol aşkı Beşiktaş ile devam ediyor. Kitapta bu aşkın nasıl başladığını, nasıl geliştiğini, spor basınına nasıl girdiğini ve orada neler yaşadığını anlatıyor kısa kısa. Futbol aşkı, taraftarlık ve tribün kültürü, spor yazarlığı ve spor basını üzerine yaşadıklarından esinlenerek yorumlar, eleştiriler de yapıyor yer yer. Özellikle de sonlara doğru spor basınına dair yazdıkları Ahmet Ercanlar'ı hatırlattı bana. Kitabı İzmir'de okumaya başlamam ise Barış Tut ile birlikte oralarda geziniyormuşum hissini tattırdı.

Kitaptaki 2 ilginç olay ise unutulmayacak cinsten;

Birincisi; Aykut Kocaman'ın portresini hazırlarken İstanbulspor'un Gaziantep deplasmanında futbolcular ve hakem ısınmak için sahaya çıkarken yaşanıyor. İstanbulsporlu Tolga hakem Mutlu Çelik'e başarılar diliyor çıkış tünelinde. Mutlu Çelik'in cevabı ise ilginç; "Tolgacığım, dikkat et seni bu maçta atacağım. İki yıl önce bir Samsunspor maçında Vural'a arkadan müdahale yapmıştın ama ben seni atamamıştım. Bugün bu hesabı kapatacağım".

İkincisi; ise burada.

26 Kasım 2009 Perşembe

Taraftar...

"Tezahurat surerken, sadece bir Kevin Keagen, bir David Becham, bir Tony Adams, bir Ronaldo ve bir Robert Pires vardir. Bununla birlikte, oyun icin taraftarlar bu insanlarda cok daha onemli bir yer isgal eder. Sahadaki 22 oyuncu, siyahli adami, hocalari ya da baskanlari bos verin; soz konusu futbol olunca onemli olan tek bir insan grubu vardir, taraftarlar. Taraftarlar olmadan bunlarin hicbiri var olamazdi. Sunu bir dusunun, Birlesik Krallik'ta her hafta 650 binden fazla insan bir futbol macina gidiyor ya da bir mac izliyor; bu rakam Avrupa capinda 10 milyonu asiyor. Eger Orta Cag'da olsaydik ve bu insanlarin hepsi bir arada dursaydi, karsilarinda hic kimsenin bir sans bulamayacagi bir ordu olustururlardi. Ne yazik ki taraftarlar kendilerini bir ordu olarak gormuyorlar, daha cok oyunu yonetenlerin de istedigi gibi sahadaki tanrilara ve efendilere harac veren serfler gibi davraniyorlar. Oyunun son 25 yilinda degismeyen tek sey bu oldu"
Craig McGill - Football Inc. - How Soccer Fans Are Loosing The Game

7 Ocak 2009 Çarşamba

Kizlar Futboldan Ne Anlar!

Bugun ogle tatilinde soguktan dolayi Tunali'da dolasamadim. Canim hic ofise gitmek de istemedi, bende D&R'a attim kendimi. Kitaplara bakan entellektuel yerli ve yabanci hatunlari incelerken gozume carpti bu kitap. Ben daha once duymamistim, duyaniniz var mi bilmiyorum. Yazari hakkinda da bir bilgim yok. Ama goreceginiz uzere konu cok ama cok ilginc. Mutlaka basucumuzda durmasi gereken bir bas yapit :) Kitap hakkinda ki yorumlari ise okuduktan sonra yine burdan paylasir, tartisiriz. Almak isteyene D&R indirimli fiyatı 5 milyon. Evet, 200 metre otedeki Kıtırda bir bira parasi. Random'da ise o kadar bile etmiyor...