alex etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alex etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Kenny Miller Der Ki!

"...Ancak Türkiye'de izleyip de en etkilendiğim isim kuşkusuz Fenerbahçeli Alex. Hayatımda gördüğüm en yüksek seviyedeki oyunculardan biri. Yaptığı her şeyi çok kolaymış gibi gösterip, işin ilginci takımı için her şeyi de kolaylaştırıyor. Pas yeteneği, top sürüşü, oyunu okuması, yönlendirmesi, golcülük yeteneği hepsi dünya çapında. Belki fiziksel mücadeleden, baskıdan bazen yılıyor gibi ancak Avrupa onu iyi değerlendirmediği, yönlendirmediği için pişman olmalı kesinlikle."
Kenny Miller / Tam Saha Dergisi

Röportajın tamamı: "Ben döviz bürosu değilim"

21 Şubat 2011 Pazartesi

Başka Bir Adam: Alex De Souza

Dünkü maça ve kırılma anlarına dair çok sey söylenebilir, ancak bana göre gecenin olayı budur. Sen takımını İnönü deplasmanında 1 asist-3 gol ile sırtla, bu da yetmezmiş gibi maç bitiminde twitter'dan Taurasi kampanyasına destek ver. Seni daha nasıl sevebiliriz bilmiyorum ama bildiğim bir şey var; çok büyüksün capitão...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Alex Le Sonsuza #2

Kaptanla yola devam ediyoruz, bugün Aykut Kocaman'la birlikte çıktıkları imza töreninde "2004’te başlayan hikayeyi biraz daha uzattık" sözleriyle özetledi kendisi de zaten durumu. Bir döneme damga vurdu, 10'larca Alex geldi gitti ülkeye ama geride yalnızca bir tek Alex kaldı. İlk geldiği andan beri "koşmuyor" diyorlar, o cevabını sahada vermeye devam ediyor. 7 senedir koşmuyor ya varsın 2 sene daha koşmasın Kaptan...

Aşağıya da 2 link koyuyorum 2009 yılından, yorumlara özellikle dikiz...

"10'la mı 10'suz mu?"

"Alex Le Sonsuza"

2 Aralık 2010 Perşembe

Genç Semih ve Arkadaşları...

Fotoğraf 2004-2005 sezonunun forma tanıtımından. Volkan 23, Tuncay 22, Mahmut, Serkan ve Semih ise 21 yaşındalar. 2003-2004 sezonu Daum yönetiminde ve PVH'nin önderliğinde şampiyon olarak tamamlanmış, Şampiyonlar Ligi'nde yer alacak takımın formaları için de Adidas yeniden kesenin ağzını açmış. O zamanın Ümit Milli Takımı'nın çekirdeğini oluşturan gençlere de forma tanıtımında modellik yapmak düşmüş.

Sezonun ilerleyen haftalarında takıma önce Alex De Souza, ardından da devre arasında Nicolas Anelka katılacak. Avrupa'da seneler sonra şubat ayı görülecek ancak Zaragoza bahar aylarını görmemize engel olacak. Ezeli rakibin 100.yılında Olimpiyat Stadı'nda oynanan ve farklı kaybedilen kupa finalinin intikamı, Serkan Balcı'nın Ribery'e kelepçe taktığı maçta Selçuk Şahin-Nobre işbirliğiyle gelen golle ve Kadıköy'de atılan şampiyonluk turuyla alınacak.

Şimdilerde ise artık "Genç"ten ziyade "Nöbetçi Golcü" sıfatıyla anılan Semih sarı-lacivertli formayla golleri sıralamayı sürdürürken Volkan ve Selçuk da bu formayı terletmeye devam ediyorlar. Fotoğraftaki diğer isimlerden Serkan Balcı, Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra gittiği Trabzonspor'da istikrarlı performansıyla başarıyı yakalayarak takımının temel taşlarından birisi olmuş durumda. En sağda ve en solda yer alan iki Sakaryalı arkadaşın kariyerleri ise birbirlerine zıt yönde ilerledi. Çakma Carlos Mahmut Hanefi Fenerbahçe'de dikiş tutturamayıp Anadolu takımlarını turladıktan sonra kürkçü dükkanı Sakaryaspor'a dönerken, kankası Tuncay Fenerbahçe forması altında kaptanlığa kadar yükseldi fakat bu formayla bayrak adam olmak yerine İngiltere'nin yolunu tuttu ve Premier League'in Coulibaly'si oldu. Son olarak formasını giydiği Stoke City'den ayrıldıktan sonra yeni durağı neresi olur bilinmez ama Fenerbahçe taraftarı için bir daha asla fotoğraftaki Tuncay olmayacağı aşikar...

20 Ekim 2010 Çarşamba

Alex & Twitter

Sosyal medyada son zamanlarda öne çıkan ve adını sıklıklıkla yazılı basında da duymaya başladığımız mikrobloglama sitesi Twitter, Fenerbahçe forması giyen sporcuların da ilgisini çekiyor. Kazım Kazım, Andre Santos, Kaya Peker gibi isimlerin de dahil olduğu sporcularımız arasında birisi var ki bu isim sahada olduğu gibi sanal ortamda da fark yaratmayı başarıyor. Bu kişi başlıktan da anlaşılacağı üzere Alex De Souza.

"Bom dia" ile başlayıp "Abs a todos" ile son bulan mesajlar artık Alex'in Twitter takipçileri için bir klasik. Taraftarlarla olan sıkı diyalogunun yanı sıra eğlenceli Türkçesi ve takımın içerisinden verdiği haberlerle Twitter'da da taraftarın göz bebeği kaptan. Dahası fotoğraf paylaşım sitesi Twitpic aracılığıyla ev yaşantısından, kamplardan ve geçmişinden kareler de paylaşıyor takipçileriyle. Son olarak dün Alex'in "ÖZER gecmiş olsun. özer 3 ay yok..." mesajıyla, Konyaspor maçında rakibinin sert hareketiyle sakatlanan Özer'in 3 ay sahalardan uzak kalacağını yine ilk olarak Alex'in takipçileri öğrendi. Her fırsatta "kurumsallık"tan bahseden kulübün resmi kanallarından bilgi akışı bu denli kıtken, Alex'in Twitter sayfası Ertem Şener'in deyimiyle adeta "çölde bir vaha", hal böyleyken "resmi siteden daha iyi olmak var sen capitano" demek dusuyor bize de kendisine yine Twitter aracılığıyla.

Bunca tantanaya rağmen halen nedir bu Twitter nedir bu Twitpic diyenler varsa da Alex'in sayfalarinin linkleri hemen asagida...Abs a todos!!!

Alex'in Twitter sayfasi:

http://twitter.com/Alex10combr

Alex'in Twitpic sayfasi:

http://twitpic.com/photos/Alex10combr

22 Eylül 2010 Çarşamba

Aykut Fetişizmi

Daum'a çakalım hocam Aykut'u eleştiremiyoruz ne de olsa...

Kayseri gibi zorlu bir deplasmana yedek klübesine bir stoper almadan gitmenin de ne önemi var ki. Gözünü seveyim kimin aklına gelir sakatlık falan olacağı, düşünme böyle şeyleri, zorunlu bir müdahale ya da gereksiz bir sertlik sonucu görülebilecek kırmızı kartları ise aklına dahi getirme. Bakma sen 3 gün 3 gece oynansa 0-0 bitecek maçın Selçuk girdikten sonra 2 dakika içinde kaybedildiğine. Hocanın bunda ne kabahati var ki nereden bilsin Selçuk'tan stoper olmayacağını tek bir hazırlık maçında ya da antremanda denememiş sonuçta. Nasip Kayseri deplasmanınaymış.

Alex de çıkar hocam elbet efsane de olsa futbolcudur sonunda daha önce de çıkmıştır hem*. HoAmca'ya kulak asma sakın "Galipken de Alex çıkıyor mağlupken de Alex bu işte bir gariplik var" sözlerine.Tribünler tapmış da ne olmuş hocam 5 yılda 1 şampiyonluk, hatice değil netice hesabı işte.

Hem Daum'un Aragones'ten almış olduğu moral motivasyonu yüksek güçlü kadroyu da unutmayalım. Stoch'u Dia'sı olmasa da Kazım'ı vardı Daum'un bir de Guiza'sı Niang'ın yerine.

Madem Aykut'u eleştiremiyoruz hocam;

Çak o zaman çak çak....

*Bu cümlede ironi yoktur.

Hatice'ye Değil Neticeye Bakmak

Daum’u yere göğe sığdıramayanlar, Aykut’un hala Daum’un sistemini, oyununu oynattığını söyleyenler, Bjk maçında Daum’un aynen yapacağı hareketi (Alex-Cristian değişikliğini) düşünmeden Daum olsa kazanırdı bu maçı muhabbeti yapıyorlar hala. Çakayım Daum’a. Yaşattığı şampiyonluklardan çok takıntıları ve yaşattığı travmaları hatırlayacağım.

Dolamışlar bir Alex-Aykut muhabbetini dillerine sahada oynanan oyunu görmüyorlar. O dakikada Alex’ten başka kimi çıkarabileceklerini düşünmüyorlar. Girene değil de çıkana takılmış herkes. Alex yerine başkası çıkmış olsa sanki takım geri yaslanmayacakmış sanıyorlar. İleri gitmeyi sadece Alex’in paslarından ibaret zannediyorlar. Hatice’ye değil neticeye bakar olmuş herkes.

Al gülüm ver gülümden başka bir şey oynamamış Bjk’yi yere göğe sığdıramıyorlar. Neymiş %60’a %40’mış. Neymiş 350 isabetli pasa 150 isabetli pasmış. Fenerbahçe’nin geçen sezon böyle oynayıp da kaleye tek şut atmadığı maçlarını ne çabuk unuttunuz. O maçlarda ettiğiniz küfürleri, beğenmediğiniz oyunu ne çabuk unuttunuz da Bjk’nin bu oyununu şimdi alkışlıyorsunuz.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Denizde karartı var...Trabzonspor:3 - Fenerbahçe:2

Bizim için cevap anahtarıydı Trabzon deplasmanı. Sorular önceki senelerin soruları olduğundan cevaplara odaklandık; Young Boys, Paok maçları mı gerçekti yoksa Antalya mı? Rakiplerin bizim dişimize dokunur olanlarını gördükten sonra keyiflenmiştik, hayli de umutlu oturduk televizyonun karşısına. İlk çeyrekte iki gol yedik, şanssızlık deyip geçmek mümkün tabi de; 0-0'ken oynanan oyun düşündürücü. Topa sahip olmayı şiar edinmiş bir hocanın takımı kendi sahasında oynadıktan sonra topa sahip olsan ne olmasan ne.

Oyunun geri kalanında gördük ki rakip müsaade ettiği/paniklediği sürece biz oynuyoruz rakip sahada, topa sahip oluyoruz ama izin verirlerse. Golü de bir eksik şekilde çıkardıktan sonra anında yenen golde Lugano'nun ıskası göze çarpsa da arkada 3 düşman niye bomboş bekler anlam veremedim. Hasbelkader Lugano es geçmiş o 3 adamı rahatsız ediversen zaten domino taşı gibi yıkılacaklar. Birbirleri ile çarpışmamaları kör talih. Atışın kaynağı ise çok eski bir hastalık, bize AZ günlerinden bir hatıra.

30'da tekrar başlayan ve iki farkı çıkarmak zorunda kaldığımız maça dair ssöyleyeceklerimiz çok...Daha devre bitmeden oyuna müdahale etme refleksi güzel, Stoch'un katkısı ve ilk yarıda sorumluluğu alıp skora katkı yapması da harika; lakin bu Stoch'u biz iki 90'lık Twente'den ve oynadığı iki maçtan bilirken onu aylardır izleyen, şimdilerde her gün beraber olan hocanın bu adamın farkında olması gerekmez mi? Daha 45 bitmeden bu adama sarıldığımıza göre bir şeyler var, peki hocam niye bu adam kenarda? Geçen hafta savunma yapmıyor dediğimiz adam ilk yarıda pekala adam kovaladı, pres yaptı. Demek ki birincil hastalık olarak işaret ettiğimiz maç seçme devam ediyor. Daha iki maçta bu hüviyete bürünüyorsa Stoch durum çok daha ciddi...

Devre sonunda farkı bire indirdik ardından eşitlik golüne yaklaştık. O arada, rakibin sarpa sardığı bir kaç dakikada golü bulamamak ikinci devrenin gidişatını fısıldadı aslında. Devre başında kopabilirdi oyun önce Teofilo sonra Yattara'nın şansları olsa. Yüklenemeden, baskı kuramadan ve de galibiyete yaklaşamadan bitti oyun.

Aykut Hoca'nın çıkardığı 11 çok eleştirilir, yaptığı değişiklikler keza öyle. Tabi ki gündemin birinci maddesi de Alex olur. Adım adım devrimden söz ederken rakiplerin puan kaybedip sana yolu açtığı şu haftada sahadaki aklını kenara koyman, çok seçenekli bir soruda şıklardan birini kafadan atıp işaretlemene benziyor. Cevabı biliyorsun aslında ama silgin çok iyi silmiyor, ya yanlış yaparsam derdindesin sanırım...Değişim diye Dia'lı, Stoch'lu, Niang'lı kadroyu beklerken biz; sağda, solda, ortada tüm satıhlarda Daum izleri var bir tek kaptan kenarda. Kafası koparılmış kurbanlık dana gibi koşsan ne fayda, bıçak çalınmış bir kere...E sahada aklın olmayınca ne Niang'dan ne Semih'ten bahsedebiliyoruz. Gönül bile bir al ver yapamıyor. Kaptan oyuna girdikten sonra tek bir pas atıyor Niang'a o bile bizi bizden alıyor...

Herşeye rağmen yolun başındayız, hocaya bu kadar giydiriyorsak (gerçekten bilmiyorum) içimizden olduğu ve başarılı olmasını herkesten çok istediğimiz içindir. Ne hizipçidir, ne hesapçı. Aykut Kocaman bir adamdır; inandığı bazı şeylere saplanıp kalmamasını diliyorum, ya da onun inandığı benim inkar ettiğim şeylerin doğru olmasını...

-Bu Cristian'dan Aurelio değil Van Gobbel bile olmaz hoca. Maldonado'yu özledim.
-Uzatmalarda tehlikeli yerlerden serbest vuruş çalınmasın, giden zamanın haddi hesabı yok.
-Gökhan orta yap desem, o zaman Real'de oynarım dersin göt olurum.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Fenerbahçe 2 - Eskişehirspor 0

Kaptan Alex'in önderliğinde takım şampiyonluk yürüyüşüne devam ediyor. Kaptan, uzun zaman sonra attığı frikik golüyle perdeyi açarken 10 dakika sonrasında Özer skoru belirleyen golü attı.

Takım geçen haftada baskılı arzulu oynamıştı ancak gol geç gelince sıkıntı yaşamıştık. Bu hafta erken gelen gollerle takım daha da rahattı. Yine de geçen haftadan daha istekli daha arzulu ve daha da üretkendi. İlk yarıda özellikler Özer'in ve Topuz'un oyuna katılımlarının üst düzey olmasıyla bu sezonki birçok maça nazaran daha net ve daha çok pozisyona girdik. Hele 38. dakikada Özer'le başlayan Güiza'nın topuğu ile Alex'e ve O'nun da bekletmeden sağdaki Topuz'a verdiği ve Topuz'un sert şutunu Ivesa'nın kurtardığı pozisyon vardı ki klasik tabirle okullarda ders diye okutulur.

İkinci yarı ise maçı rölantiye alarak Es-Es'in top yapmasına izin verdik biraz. Özer 2. yarı eskisi gibi yine top ezdi, gereksiz hareketler yaptı zaman zaman. Emre'nin çıkmasıyla ortaya geçen Topuz orda da iyi oynadı. Selçuk gayet formda son haftalarda. Daum'un Deivid ve Semih hamleleri de yerindeydi. Güiza çalışıyor ama gol atamıyor. Umarım bu suskunluğunu gole daha çok ihtiyacımız olacak olan Ankara deplasmınında bozar.

Tribünler desen sahadakilerden daha ateşli daha çok inançlıydı şampiyonluk için.

Bugün staddaki bu ortamı görünce son haftaki Trabzon maçına dair hiçbir şüphe kalmadı içimde. O maçı da kazanacağımıza eminim. Geriye önümüzdeki hafta Ankara deplasmanı kaldı. Takım bugünkü isteğini arzusunu orda da gösterirse şampiyonluk bizimdir artık.

20 Aralık 2009 Pazar

Trabzonspor 0 - Fenerbahçe 1

Sezonun ilk yarısının son maçında Trabzon'da kazanılan 3 puan devre arasında bünyeyi toparlamak ve liderliği korumak adına gayet iyi oldu.

Maç iki tarafa da gitti geldi diyebiliriz. Güiza'nın kaçırdıklarına karşılık Trabzonsporlular da net pozisyonları gole çeviremeyince maç ortada geçti. Güiza'nın kaçırdıklarının yanında önemli sayılmayabilir bu pozisyonlar ama gol olma ihtimalleri oldukça yüksekti. Kısmen şanslı idik. Ama takım olarak da kazanmak için gereken mücadeleyi yaptık ve o iradeyi gösterdik.

Bilica yine canavar gibi oynadı. Derledi topladı ortalığı. Gökhan umarım devre arasında kendini biraz daha toparlar.

Emre'nin iyileşmesiyle orta saha eski gücüne kavuşacaktır sezonun ikinci devresinde. Topuz sağ kanada alışıyor her geçen gün. Gökhan'la da ileri çıkışlarda sol kanattan iyilerdi bugün. Daha doğrusu Mehmet topu aldığında Gökhan ileri fırlıyordu hemen. Ancak bunu sol kanatta Santos yapmayınca bugün Özer çok yalnız kaldı ve bolca saçmaladı maç boyunca. Biraz daha basit oynamalı Özer ve her pozisyonda ekstra işler yapmaya kalkmamalı. Alex'i örnek almaya ve iyi analiz etmeye devam ederse bunu da öğrenir.

Devre arasında umarım Güiza ve Semih bol bol çalışırlar ve güçlenirler. Güiza'nın goldeki koşusu ve vuruşu bizi şaşırtmadı değil.

Bugün sahaya çıkan kadro ideal kadromuzdu bence. Ama daha iyi oyun ve daha net sonuçlar için performansını herkesin arttırması gerekiyor. Ya da yeni ve daha etkili transferler, mümkünse. Bununla birlikte yedeklerin de cezalar, sakatlıklar gibi durumlarda hazır olmalarının sağlanması gerekiyor. Daum'un bugünkü defansif anlamda yaptığı Vederson değişikliği saçmaydı mesela. Onun yerine Sheriff maçında iyi bir performans serileyen Uğur'a şans verseydi daha iyi olurdu kesinlikle, hem Uğur hem de takım açısından.

Son olarak; 15. yıldönümlerini teşrif edip bizimle geçiren ve maçı beraber izlediğimiz HoAmca ve Eowyn'e de teşekkürler ediyor ve daha nice yıllar diliyoruz.

13 Aralık 2009 Pazar

Fenerbahçe 3 - Ankaragücü 2

Geçen haftalara göre takımda küçük de olsa bir kıpırdanmanın olduğunu söylemek mümkün. Kazanmak için yeterli değildi bence ama biraz şans ve birkaç mücadele eden oyuncuyla bu haftayı kayıpsız atlattık.

Başta kaptan Alex'in oyunu ve Özer ile Mehmet'in Alex'e yardımcı oyunları sayesinde topu biraz daha ileriye taşıyıp geçen haftalara nazaran daha çok pozisyon bulduğumuzu söyleyebiliriz.Güiza benim gibi kendisine uzun zaman sabreden birini bile çileden çıkardı bu maç. Attığı golü önemsemiyorum. Zira O'nun yerinde kim olsa aynı vuruşu yapardı. Ama kaçırdıklarına bakınca O'ndan başkası kaçırmazdı o golleri. Kesinlikle çok güçsüz, atılan pasları kontrol etmekten, edebildiği nadir pasları da düzgün bir vuruşla gole çevirmekten veya faydalı bir pas vermekten çok ama çok uzan. Artık ben de Güiza'nın bizden çok ama çok uzakta olmasını istiyorum. Tek kelimeyle rezaletti.

Bilica ilk yarıda süper bir oyun ortaya koydu bence. Ancak 2.yarıda defanstan top çıkarma konusunda Lugano'nun kendisine pek yardımcı olmaması Emre'nin eksikliği ve Selçuk'un bu konudaki beceriksizliği gibi yan etkilerle birlikte pas hataları yaptı. Yine de bu aralar defans oyuncuları arasında en verimli oynayan isim Bilica. Carlos için artık birşey söylemek istemiyorum. Sarı kartını görüp cezalı duruma düştü, bırakalım gitsin memleketine artık. O da rahatlasın biz de. Geçen hafta Gökhan'a konduramadığımızı söylemiştik ama bu haftaki oyunuyla beni de eleştirin dedirtti açıkçası. Yediğimiz gollerin ikisinde de hatalıydı bence. İlk golde Vassell'i kontrol edebilmeli ve 2.golde de topa müdahale edebilmeliydi. Yeri gelmişken söylemeden geçmeyelim Ankaragücü'nün 2.golünde bariz faul var.

Ortada Baroni fena değildi ancak Selçuk tam anlamıyla etkisizdi. Ha var ha yok. Semih'in Selçuk'un yerine oyuna girmesi bu açıdan güzel bir tercihti sadece biraz daha erken olabilirdi bence. Özer ve Mehmet'e gelirsek; Özer kesinlikle maçın en iyilerindendi. Çok çalıştı ve güzel bir asist yaptı. Daum izin verir de oynamaya devam ederse zamanla daha etkili olacaktır. Ancak hem Özer hem de Mehmet için geliştirilmesi gereken bir nokta var. Kanat oyuncuları olarak oynamaktan çok Alex'in bölgesine ortaya çok yanaşıyorlar. Kanatlardan bindirmeler ve çizgiye inme olayını onlardan çok bekler yapıyor. Ortaya, Alex'e yardım etmeleri kesinlikle iyi birşey ki ortadan şutlar da çıkararak gol arıyorlar ama özellikle Emre'nin takıma katılmasından sonra kanatları daha çok kullanmalı ve çizgiye inerek rakip defansın dengesini bozmayı daha sık denemeliler.

Sanırım cezalar, sakatlıklar vs. derken bir şekilde doğru kadroya doğru gidiyoruz. Daum'un bu şansı her zaman olmuştur zaten. Dünkü kadro ideale yakın bir kadroydu aslında. Bundan sonra yapılması gereken sadece Santos'u milli takımdaki yerine çekip Carlos'u göndermek ve en kısa zamanda adam gibi bir forvet almaktır.

Maçtan sonra yapılan açıklamalara da değinmek istiyorum. Ankaragücü teknik direktörü topun çizgiyi geçip geçmediğinin net olmadığı son pozisyona veryansın ederken attıkları 2.gol öncesindeki futbolcusunun yaptığı faulden hiç bahsetmiyor ve geçen hafta Sarp'ın yaptığı gibi topu Aziz Yıldırım'a hedefliyor. Saçmalıktan başka birşey değil, görmediğin pozisyon hakkında ahkam kesmen.

Ama haklarımızı savunurken çığırtkan olmamak konusunda söylemek istediğimiz aslında tam da buydu işte. Bunun yönetimini iyi yapamadığın zaman herşeyi getirip buna bağlayacaklar. Sene sonunda şampiyon olsan tutup masa başında kazandılar diyecekler. Ha umrumuzda mı? Tabi ki değil. Onların yazdıkları söylediklerinden ziyade gördüklerimizi değerlendirmesini ve kimin doğru kimin yalnış yaptığını biliyor görüyoruz çok şükür.

Erman Toroğlu'nun ise Gökçek ailesinin avukatıymışçasına son pozisyonu tuvalet kağıdı ile ve o kocaman göbeğiyle ispatlamaya çalışması ise tamamen komik, tutarsız, ikiyüzlü bir davranış. O pozisyona net bir yorum yapan ya yalan söylüyordur ya da o maçın yan hakemidir (O da görebildiyse tabi).

Son olarak, renkdaşın attığı ilk gol gayet güzeldi, belirtmeden geçmeyelim. Ayrıca, Vassell'in performansını da beğendim açıkçası. Üşenmeyip gitmek, bir dünya gözüyle izlemek lazım kendisini.

6 Kasım 2009 Cuma

Fenerbahçe 3 - Steaua Bükreş 1

Diego dostumuzun sabah mesaisi oldugundan bu gecelik maç yazısı benden olacak. Devre arası konuştuğumuzda takımın ne kadar da boktan oynadığından yakınmıştık ikinci devre fena değildi. 1-0’dan sonra yaslanma alışkanlığı fena sardı takımı aynı alışkanlık 2-1 de olmuyor mesela , efsunlu bir skor halini almaya başladı, 2’yi atmadıkça rahat yok artık bize.

Takımın en ilerisinden Kazım’dan başlayalım, yine çok hareketli ama etkisizdi. Çok da ofsaytta kalıyor. Bir kekeleme durumu var , biraz top tutabilirse gerçek bir forvet alternatifi olabilir. Guiza girdikten sonra tutamadığı bir Alex pası ve yanlış kalkan bir bayrakla yine o koşularını gösterdi. Kazım’ın biraz feyz almasını umalım. Okçu bir gol atıp keşfedilme videosuna cevap verir mi diye baktım ama pek oralı olmadı. Cevap vereceği merci sayısı her geçen gün artmakta.

Gol güzeldi, erken geldi. Santos mesaiye başlamıştır umarım, ikinci yarıda yine siestaya çekilse de bundan iyisi Şam’da kayısı.

Volkan’a maç genelinde top bile gelmedi desek abartmış olmayız herhalde. Pozisyon vermedik mi peki. Verdik hem de Antalya maçında yediğimiz golün aynısından 2 pozisyon. Gökhan gereken dersi almamış gibi. Simetriğinden de gol geldi, Bilica uyudu. Niculeta veYunan oyuncu (Evet Turgay Şeren gibi oldu) arkalara sarkmayı denediler sürekli ama bizim defansın zorlandığı pozisyonlar ne hızlı gelişen ataklarda araya atılan toplar ne de çizgiden yapılan ortalar. Top karşıda rakip elinin altında ikisini de kontrol edebileceğin o güzelim anlarda şaşakalıyoruz, enteresan. Yine de yenen gole hiçbir aklı başında Fenerlinin üzüldüğünü sanmıyorum. Eğer yemesek ve devreye 1-0 girsek maç sonuna kadar eziyet çekip, Rumenlerin ateşle imtihanını seyredecektik.

İkinci devre çok o sıkıcı oyun devam ediyor diyecektik ki gol geldi. Bilica hatasını affettirdi en klasiğinden. Sonrasında rakip açıldı biz kontradaydık. Ama hep dalgalı anaforlara daldık. Hiç korner atmadan bitirdik maçı , bunun özeti de şudur kanatlara hiç inmedik. Çizgiye inmek yazmıyor bu ara kitabımızda, hiçbir hücum varyasyonumuz da yoktu, Doktor ne yana bakarsa ordan geldik.

Twente son dakikada 2-1 kazanmış, dolayısıyla Hollanda’ya grup liderliği için gidiyoruz artık. 1 puan bile alsak son hafta kulaklar Bükreş’te olmayacak.

Rıdvan boğanın yanına Alex heykeli istiyordu, az bile. Onu anlatmaya Nazım gerek. Tek başına seyirlikti ilk yarı. İkinci yarıda takımı da kattı yanına zorla. Attığı gol olağan bir Alex çalımı ve alışılmadık bir dripling sonrası geldi. Omuz verdi; kavga benimdir dedi , boğuşaraktan indi yaya. Vuruş Rüştü’ye milli maçta attığını andırdı. Onun eksiği yok mu ? Var tabi. Bir joystick. Attığı paslarda takım arkadaşlarını kontrol edebilse dört dörtlük olacak. Aldığı her topta , kafasını her kaldırışında fırçasını sallayan ressam gibiydi, o top bir adamın ayağına bu kadar mı yakışır. Bugün izlediğim röportajında futbolcu olmasam dinbilimcisi olurdum heralde dedi. Ben şimdiden kendisin müridiyim. Allah ayaklarına zeval vermesin. Gecenin sonunda Neşet ağam da onun için söylüyor şimdi:

Ne güzel yaratmış seni yaradan ,
istemem esmesin yeller incitir…

26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3 - Galatasaray 1

10 senedir aynı tarife. Geldiler, alacaklarını alıp evlerine dönüyorlar, mosmor...Bir mahsun mor menekşe, ağlıyor mu ne?

Tüm takımı, teknik ekibi ve tabi ki taraftarı kutlamak lazım. Maçın başından sonuna kadar kontrolü elinde tutan, iyi mücadele eden, pozisyonlar bulan ve sonuna kadar maçı hakeden taraftık.

Volkan'a pek iş düşmedi bu maç zira Galatasaray'nin doğru düzgün pozisonu bile yok. Defans ve defansın önündeki orta saha gayet başarılıydı bugün.

Alex 2 golle süper bir dönüş yaptı ve takımı sırtladı. Baroni ve Emre orta alanda rakibi ısırmaya ve topun bizde kalmasını sağlamaya devam ediyorlar.

Kazım ilerde rakip defansı hayli yordu. Ama Carlos gibi biraz akıllı olsaydı özellikle ilk yarıda uzun toplarla bire bir yakaladığı defans oyuncularına karşı ilk hamleyi yapmak yerine bekleseydi ya onlar hata yapacaklardı ya da kartlık fauller yapacaklardı. Franco'nun iki hatalı vuruşunda yaptığı presle onu hataya zorlayan Kazım'dı.

Vederson solda Carlos ile uyumlu oynadı ve ilk golde güzel bir asist yaptı. Daha fazlasını sağ kanatta Mehmet Topuz'dan bekliyorduk ama ilk yarı pek etkili değildi Mehmet. Ama 2. yarı daha etkili oldu ve son golde güzel bir asist yaptı.

Santos girdikten sonra etkili oldu, geçen haftalardaki berbat görüntüsünün aksine. Aynı şekilde Güiza da kolay golleri kaçırıp daha zorlarını atsa da girdikten sonra sahada arkadaşlarının verdiği mücadeleye omuz verdi.

Maç son dakikaya kadar heyecanını korusa da daha öncesinde skoru rahatlatacak fırsatları yakaladık ancak gole çeviremedik. Oysa maçın hemen başında belli olduğu üzere rakip sahada 5-10 dakika kurulacak bir baskı eninde sonunda golü getirecekti. Ama Galatasaray'in golünden sonra bir 10-15 dakika takım istemsiz olarak skoru korumak ister gibi geri yaslandı ama Keita'nın atılmasıyla bu durumda son buldu ve sonrasında rahat pozisyonlar geldi bizim adımıza.

Maçın hikayesini, yolculuğuyla, öncesiyle, sonrasıyla, kısacası tüm detaylarıyla maçı yerinde izleyen ve şu anda dönüş yolunda muhtemelen sızmak üzere olan genç ihtiyarlara bırakıyorum ve maçtaki güzelliklerin birkaçıyla bitiriyorum yazıyı...

5 Ekim 2009 Pazartesi

Alex, Gencler'i Seviyor...


2009-2010 Fenerbahce 3 - Genclerbirligi 0 / Alex De Souza (2)
2008-2009 Fenerbahce 3 - Genclerbirligi 0 / Alex De Souza (1)
2006-2007 Genclerbirligi 0 - Fenerbahce 2 / Alex De Souza (1)
2004-2005 Fenerbahce 3 - Genclerbirligi 2 / Alex De Souza (3)
2004-2005 Genclerbirligi 1 - Fenerbahce 2 / Alex De Souza (2)

4 Ekim 2009 Pazar

Fenerbahçe 3 - Gençlerbirliği 0

İşte öpen takım bu. Skoru bir kenara bırakın tribünlerdeki, televizyon başındaki hatta bütün Fenerbahçelilerin görmek istediği takım bu. 8. haftada takım müthiş bir dönüş yaparak 8'de 8 yaptı ve kendi rekorunu kırdı. Tebrik ediyorum bütün emeği geçenleri, ama en çok da sahada terinin son damlasına kadar savaşanları. Bugün, kalecisinden forvetine bütün takım oyuncuları kazanmak için herşeyi yaptılar.

Maçın bütününde üstün oynayan taraftık. Özellikle de ilk yarıda. İkinci yarı ise biraz yorulmamıza bağlı olarak Gençlerbirliği atakları ilk yarıya göre daha çoktu. Ama maçın son bölümlerine doğru onların da yorulması ve Daumun kısmen doğru oyuncu değişiklikleri ile farkı arttırmayı da bildik.

Volkan'dan başlayalım. Maçın ikinci yarısında skor 1-0 iken kurtardığı toplarla skora direk etki etti. Gayet zor topları, net gol pozisyonlarını kurtardı.

Bilica ve Lugano gayet uyumlu göründüler bu maç. Ama Bilica'yı özellikle tebrik etmek lazım. Hem ileri çıkarken çok iyi oynadı, iyi toplar iyi paslar çıkardı. Defansta da çok yerinde, kritik müdahalelerde bulundu.

Vederson ve Gökhan Gönül görevlerini yerine getirdiler, çok ekstra işler yapmasalar da takımın çok pozisyon vermemesinde katkıları oldu. Gökhan'ın tam anlamıyla hazır olmadığını söyleyebiliriz. Vederson'un ise yanında onu da oynatabilecek gününde bir Santos veya Carlos veya Özer veya Uğur ile daha iyi işler yapabileceğini gördük kısmen. Yine de ortaları daha çok çalışması lazım. Ama anti parantez Lugano'nun attığı golde ortası Alex'in kornerlerinden iyiydi.

Emre ile Baroni gayet uyumlu çok iyi işler yaptılar. Baroni de bugün kestiği toplarla göze daha çok göründü. Emre'nin ise takıma olan katkısının ne kadar büyük olduğunu sanırım bugün bütün Fenerbahçeliler görmüştür. Oyunu ileri taşıyan bir numaralı adam. Ve bununla beraber savunmaya ilerde başlayan da bir numaralı adam. Bitmeyen enerjisiyle çok iyi bir oyun çıkardı bugün. Sadece kendini çok fazla rakibe yaslayarak topu saklamasını çok sevmiyorum bazı bazı.

Mehmet Topuz her ne kadar birkaç haftadır ortada Emre'nin yerinde oynadıktan sonra sağ kanada geçmiş olsa da gayet iyi oynadı. Ortaya destek verdi. Daha da önemlisi Kazım gibi yalandan pres yaparak ilerde kalmayıp Gökhan'a destek verdi. İlk yarı çalışan tek kanadımız olan sağ kanatta iyi işler yaptı kısacası.

İlk yarıda ve değişiklik olana kadar işlemeyen ise sol kanattı. Santos bugün takımın en kötüsüydü. Sakatlıktan kurtulamamış, Kazım ile çok takılmaktan sanırım :) ayağında gereksiz top tutmalar ile abuk sabuk toplar kaybetti. Ve kondüsyonu da istenen düzeyde değildi. Carlos ile değiştirildikten sonra sol kanat işlemeye başladı ve güzel pozisyonlar geldi bu kanattan. Ayrıca malesef yalnış çıkışıyla bir golün iptaline sebep oldu ama Alex'in 2. golündeki asistiyle bu hatasını affettirdi.

Alex için birşey demeyeceğim. Selam olsun Comandante'ye.

Güiza'nın asisti güzel. Orta sahaya, zaman zaman defansa yardımcı oldu. Sakatlığının etkisi görülse de ileri uçtaki mücadelesi ile arkadaşarının boş alan bulmasına yardım etti.

Takım çok koştu ve iyi pres yaptı. Dönen topları kaçrmamaya çalıştı. Kaçırdığı zamanlarda da istisnasız Yugoslav faulü yaptı herkes ve malesef ciddi sarı kartlar gördüğümüz bir maç oldu.

Kısaca değişikliklere de değinelim. Güiza Semih değşikliği yerinde ama belki daha erken yapılabilirdi. Santos'un çıkması kesinlikle doğru hatta daha erken bile olabilirdi. Ve hatta Özer sağ kanada değil de Santos'un yerine girse daha güzel olurdu. Ne olursa olsun Özer'i sahada görmek güzel. Carlos da Vederson ile değişebilirdi. Hatta çok koşan Emre yerine Selçuk girebilirdi. Ama Daum'un da hakkını verelim Gençlerbirliği'ni iyi analiz etmiş. Gençlerbirliği çok pas yapan ve kendi alanını iyi parselleyerek iyi alan savunması yapan ve yaş ortalaması en genç takım olarak da mücadeleyi en yüksek şekilde yapan bir ekip. Gençlerbirliği'ni ancak bu şekilde pasifize edebilir ve oyunu kendi lehimize çevirebilirdik. Ayrıca takımın 90 dakika değil 180 dakika koşacak motivasyonu verdiği için de kutlayalım Daum'u ve darısı daha net daha etkili değişikliklere diyelim.

PS. Tarjeta, bu güzel maç yazısını sana bırakacaktım yola çıkacağım diye ama dayanamadım yazdım yine, bu keyifli oyun üzerine, arada güzel şeyler de yazayım diye...
Ve bu aralar tahminler tutuyor. Maçtan önce rahat kazanacağımızı kayıtlara düşmüştüm, Tarjeta'ya ve Mega'ya...

Seviyorum seni
Ekmeği tuza banıp banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
Ağzımı dayayıp musluğa, su içer gibi