basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2011 Cumartesi

Bir İhtimal Daha Var...


"Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin" diye çevirmiştir Can Baba, Shakespeare'in o meşhur "To be or not to be, that is the question" satırlarını...

Keşke ölüm bir ihtimal olsaydı ama maalesef, aldığımız her yudum alkol kadar gerçek... Saat 23 olmuş, ben olması gereken alkol eşiğimi çoktan aşmışım. Artık başbakanın az alkol içsinler lafına mı darlandım yoksa başka bir şeye mi bilmiyorum ama bu alkol seviyesine gelirken aklımda iki ihtimal var... Ne önümdeki ekrandan taht oyunları kıvamında sırasıyla geçen Real Madrid ve Barcelona maçları ne de yanımda duran Bulfinch Mitolojileri kitabı aklımdan bu iki ihtimali çıkarmaya yetmedi. Birinci ihtimal Fenerbahçe Kadın Basket Takımı yarın kazanır, ikinci ihtimal kaybeder...

Ne olursa olsun; ne ilk kez kazanırız ne de son kez kaybederiz. O zaman bir ihtimal daha olmalı?

Benden cevap beklemeyin... O cevap bende ama sonra. Öncelikle ne olmayacağına dair iki kelamım var. 6 ay önce dopingci diye iftira atıp yüzüne tükürdüğün oyuncuyu yarın kendi renklerin altında tribüne çağırmak ve atacağı basketlerden sonra rakibine küfrütmek ihtimal değil. Ben şahsım adına bu cümlenin merkezindeki oyuncuya kızamıyorum. İftira olduğu gün haklı olarak gitti. Kendisi ne bizi, ne onları ne de bu toprakları bilir. İşine ve karşılığında hakettiği veya hak edeceği parasına bakar. Benim derdim yarın salonda tam karşımızda oturacak olan bu toprakların çocuklarına. Mekteb-i Sultani mezunu olsanız, o kültürü alsanız tamam ama siz de Ankara şehir şebekesinin suyunu içiyorsunuz aynı buğdayın ekmeğini yiyorsunuz...

Yukarıda es geçtiğimiz ihtimal ise İslam Çupi'nin lavabo hikayesinde gizli...

21 Şubat 2011 Pazartesi

Başka Bir Adam: Alex De Souza

Dünkü maça ve kırılma anlarına dair çok sey söylenebilir, ancak bana göre gecenin olayı budur. Sen takımını İnönü deplasmanında 1 asist-3 gol ile sırtla, bu da yetmezmiş gibi maç bitiminde twitter'dan Taurasi kampanyasına destek ver. Seni daha nasıl sevebiliriz bilmiyorum ama bildiğim bir şey var; çok büyüksün capitão...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Kayseri - Kaunas Hattı...

- Yine gecikmeli bir yazı olacak ama iş yoğunluğu vs. derken anlık tepkiyle atılan aşağıdaki postu saymazsak ancak vakit bulabiliyorum Kayseri notlarını paylaşmaya.

- Günler öncesinden final maçı için biletimizi alıp beklemeye koyulmuştuk. Beklentimiz bir sürpriz olmadığı takdirde Efes Pilsen finaliydi ama sürpriz daha ilk günden Beşiktaş'ın Efes Pilsen'i turnuvanın ilk maçında yenmesiyle gerçekleşti.

- Biz ise turnuvanın 2.gününde Banvit'i sonraki gün de Galatasaray'ı yenip kendi adımıza bir sürprize yol vermeyerek finale ulaştık. Finaldeki rakibimiz ise yarı finalde Trabzonspor'u geçen Beşiktaş oldu.

- Pazar sabahı erkenden bu sezon 2.defa olmak üzere Kayseri yollarına düştük. Tam yol keyifli geçti kazasız belasız vardık derken Kayseri girişinde o gün oynanacak Kayseri Erciyes - Rizespor maçı için çevirmede olan polisler tarafından sırf üzerimizde forma olduğundan dolayı durdurulduk. Amirlerine sormadan şehre girmemize izin veremeyeceklerini söyleyen basketbol maçından bihaber polislerden fırsat bu fırsat deyip salonun ve yemek yenilebilecek mekanların yerlerini öğrendik.

- Maç saatine kadar önceden verilen pastırma siparişlerini almak ve karnımızı doyurmak için arabayı Kayseri Öğretmen Evi'nin yakınına parkedip hiç bilmediğimiz şehir meydanına doğru ilerleyip önce Pastırmacılar Çarşı'sını sonra da bize tavsiye edilen Elmacıoğlu İskender'i bulduk. Daha yoldayken başlayan kağıtta pastırma muhabbetine kayıtsız kalamayıp ana yemek öncesinde birer porsiyon kağıtta pastırmayı mideye indirdik. Ana yemek için HoAmca, Alkolik ve Bozbey mekanın adına uygun olarak iskender yemeyi tercih ettiyseler de Aynovkungfu ve ben seçimimizi yöresel lezzetlerden yana yaptık. Aynovkungfu 1 porsiyon Kayseri mantısını mideye indirirken, ben daha önce Mehmet Yaşin'in Kayseri'de bu mekana uğradığında denediği ve öve öve bitiremediği yağlamayla karnımı doyurdum.

- Yemekler biter bitmez arabaya yönelip, başladık Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi'ni aramaya. Fazla geçmeden salonu bulduk ve hemen karşısındaki otopark arabayı park ettik. Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarları polis tarafından farklı kapılara yönlendiriliyordu ve biz de tesadüfen de olsa Fenerbahçe tarafından aldığımız biletlerimizle salon girişine doğru ilerledik. Kapıdaki sıraya çok fazla takılmadan salona giriş yapıp -belki de hayatımızda ilk defa- biletlerimizde yazan yerlerimize oturduk.

- Maçın başlamasına az bir süre kalmasına rağmen salon henüz dolmamıştı ancak Fenerbahçe taraftarının sayı olarak daha fazla olduğu gözlerden kaçmıyordu. Zaten ilerleyen dakikalarda salon doldukça bu fazlalık iyiden iyiye kendini belli etti.

- Serbest atış ve 3'lük yüzdemizin yerlerde süründüğü ve kafa kafaya geçilen 2 periyot sonrası 3. periyotun başında Emir devreye girmeye başladı. Kaya'ya yaptığı asist ve üst üste bulduğu 8 sayıyla maça damga vuracağını hissettirmeye hemen daha çeyreğin başında başladı. Farkın yavaş yavaş açılmaya başladığı dakikalarda ise hepimizin tadını kaçıran ve kupaya lanet okumamıza neden olan o talihsiz olay gerçekleşti. Topu dipteki Kinsey'e indirmek yerine driplingine devam eden Mirsad'ın dizi gözlerimizin önünde onu yarı yolda bıraktı. Salonda bir anda buz gibi bir hava eserken, Beşiktaşlı taraftarların "oh oh" sesleriyle Mirsad'ın sakatlığını kutlamaya başlaması bu havayı yine bir anda gerginleştirdi.

- Bu dakikadan sonra aklım sahadaki mücadelenin sonucundan çok Mirsad'ın bu sakatlığı nasıl atlatacağına ve takımın Euroleague'de Final 4 hedefinin bu durumdan nasıl etkileneceğine dair soru işaretleriyle doldu. Twitter vasıtasıyla sakatlığının durumuyla ilgili aldığımız bilgiler tahmin ettiğimiz üzere pek de iç açıcı değildi. Sezon başında Engin Atsür ile başlayan talihsiz serüvenler dizisi Vidmar'la devam etmiş, şimdi de takımın hem ağabeyi hem de ateşleyicisi Mirsad'ın sakatlığı ister istemez enseyi karatmamıza neden oldu. Neyse ki kalan dakikalarda sahada izlediğimiz Emir'in Bodirogavari performansı ve kazanılan kupa bir nebze de olsa bizi sevindirdi.

- Mirsad'ın yokluğuyla iyice daralan rotasyonumuzla bu maçtan hemen 3 gün sonra kritik Zalgiris deplasmanına çıktık. Maçtan önce eksiklere 39,5 dereceyle yorgan döşek yatan Ukiç'in de eklendiğini öğrenmek moral bozarken, maç içerisinde de Marko Tomas'ın sakatlanması resmen tuz biber ekti. Uzunlarımızın faul sıkıntısı ve hakemlerin saçma sapan düdükleri de geceyi şenlendirince(!) kazanmamız halinde gruptan çıkmayı büyük ölçüde garantileyeceğimiz maçı uzatmada kaybederek son 8 şansımızı kalan iki maça bıraktık. Maçta Fenerbahçe adına öne çıkan performanslar ise Ömer'den ve Emir'den gelirken 2 Litvanyalı Saras ve Darius'un sergilediği performanslar tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu.

- Ancak sonuç olarak ne olursa olsun her Fenerbahçeli'nin gurur duymasını gereken bir mücadele koyuyor bu sene erkek basketbol takımı. Sene sonunda ligde ve Avrupa'da ne olur bilemiyorum ama bu takım şimdiden her Fenerbahçeli basketbolseverin kalbinde farklı bir yeri hak ediyor.

- Aşağıda da bonus olarak el emeği göz nuru 3 video yer alıyor. Kayseri'deki maçın son anlarını, kupa törenini ve kutlamaları izlemek isteyenleri linklere alalım...

Video 1: Kupa Töreni

Video 2: Son Saniyeler ve Kutlamalar

Video 3: Maç Sonu Lay Lay

Bir Skandaldan da Fazlası...

Taurasi ve ona güvenenler haklı çıktı. Türkiye Basketbol Federasyonu ve TBF Sağlık Kurulu'nun yanı sıra Hacettepe Üniversitesi Doping Merkezi'nin ortaklaşa imza attığı bu rezalete sessiz kalınamaz, kalınmamalıdır. Fenerbahçe Spor Kulübü topla tüfekle bu işin üzerine gitmelidir. Yalnızca Türk Spor Tarihi'nin değil Dünya Spor Tarihi'nin de sayılı skandallarından birisine imza atılmıştır, bu skandal kuru bir özürle geçiştirilemez, diyeti en ağır şekilde ödetilmelidir...

Taurasi'ye onun üzerinden Fenerbahçe'ye saldıranlar medyaya boy boy röportaj verenler, cezası 2 sene diyenler şimdi ne diyecekler merak ediyorum. Çok açık ve net kelle istiyorum...

10 Şubat 2011 Perşembe

6-8 Mayıs 2011...

6-8 Mayıs 2011 tarihlerinde Barcelona'da düzenlenecek Euroleague Final4'unun logo lansmanı geçtiğimiz haftalarda yapılmıştı. Modern Barcelona'nın yaratılmasında büyük emekleri olan Miro ve Gaudi'ye bir saygı duruşu niteliğinde olan logodan sonra afişler de yavaştan ortaya çıkmaya başladı. Renk kullanımı Miro'nun, mozaikler ise Gaudi'nin eserlerine selam çakıyor yine.

Sağ üst köşedeki "Barcelona-The City of Sport" ibaresinin de sonuna kadar hakkını veriyor şehir. Futbol takımı için kullandıkları "Més que un club" sloganını şehre uyarlayıp "Més que una ciudad" yapsalar da yeridir zaten. Umarım erkek basketbol takımı Euroleague'deki formunu sürdürür ve 6-8 Mayıs'ta hatta 1-2 gün öncesinden başlayarak hep birlikte yaşarız o başkalığı sonuna kadar.

Bu arada Euroleague'in Barcelona 2011 özel sayfasında hazırlanan diğer afişleri görmeniz ve organizasyonla ilgili başka bilgilere de ulaşmanız mümkün...

7 Şubat 2011 Pazartesi

Haftasonu Notları...

- İlk olarak Şeytan'ımız Rıdvan Dilmen'e geçmiş olsun dileklerimizi ileterek başlayalım. Keyifli dönülen Manisa deplasmanı akşamında ondan gelen haberle önce üzüldük sonra da durumunun iyi olduğunu öğrenince derin bir oh çektik.

- Manisa deplasmanı demişken oradan devam. Maç için Manisa'ya gidemeyince biz de Manisalı'ya gidelim deyip Or-ka ve eşinin nazik davetini geri çevirmedik. HoAmca, Alkolik, Diego ve ben, eş katılımlarıyla birlikte 10 kişilik mini bir tribün atmosferi yarattık ekran karşısında. Misafirperverliklerinden dolayı Or-ka ve eşine bir kez daha teşekkürler bu vesileyle de.

- Maç öncesi hepimizin ortak görüşü ilk 2 haftada alınan 6 puanın anlamlı hale gelmesi için bu maçtan mutlak galibiyetle tamamlanması yönündeydi. Yenilen golle yaşanan moral bozukluğu, ardarda gelen gollerle yerini sevince ve gelecek haftalar için de bol bol umuta bıraktı. Ama maç sonrası yine herkesin dillendirdiği bir konu vardı ki o da bu 3 haftada alınan 9 puanın daha da anlamlı hale gelmesi için önce Kayserispor maçının ardından da İnönü deplasmanının kayıpsız atlatılması gerektiği. Hele de ligin 2.yarısına 9 puan farkla önde giren Trabzonspor, Fenerbahçe stresinden kendi kendini yemeye devam ederken, önümüzdeki 2 hafta çok ama çok kritik.
Trabzonspor'un temsili yan aynası

- 14 Şubat'taki Kayserispor maçı öncesinde ise olası bir Kayseri yolculuğu görünüyor ufukta pazar günü. Olası diyorum çünkü yollara düşüp düşmememiz Fenerbahçe erkek basketbol takımının Spor Toto Türkiye Kupası 8'li finallerinde göstereceği performansa bağlı, eğer rakiplerini geçip finale kalırsa takımımız biz de tribündeki yerimizi alacağız. Biletlerimiz cebimizde, gözümüz Fenerbahçe'de.

- Madem konuları bağlaya bağlaya gidiyoruz, öyle de devam edelim. Basketbol dedik; haftasonu TBBL All Star organizasyonu gerçekleştirildi Dünya Şampiyonası sonrasında unutulan Ankara Arena'da. Gidip gitmemek konusunda zaten tereddütlüyken bir de Saras, Ukiç gibi isimlerin olmayacağı açıklanınca en ufak kalkıp gidesim gelmedi kendi adıma. Sonrasında televizyondan ara sıra göz atarken de iyi ki de gitmemişim dedim zira All Star'dan çok Yeteneksizsiniz Türkiye kıvamında bir organizasyondu.

- Organizasyon yalnızca tarih olarak değil saat olarak da yanlıştı. Fenerbahçe, Efes Pilsen, Galatasaray ve Karşıyaka hem ligde hem de Avrupa bu denli sık maç yaparken ve Türkiye Kupası da kapıya dayanmışken hiçbir takım oyuncusunu feda etmek, hiçbir oyuncu da kendini riske etmek istemez. Saat olarak bakıldığında da hem kadın voleybolda Fenerbahçe'nin Galatasaray'la oynadığı derbiyle hem de futbolda Trabzonspor'un Antalya maçıyla çakışan All Star bir de Melih Gümüşbıçak'ın saçmalamalarıyla iyice çekilmez bir hal aldı. Benim açımdan organizasyondaki tek sevindirici olay ise Ömer Onan'ın 3 sayı yarışmasını kazanması oldu.
- All Star'la çakışan Fenerbahçe - Galatasaray kadın voleybol derbisinde ise 3-0'lık skorla gülen taraf bir defa daha kızlarımız oldu. Final 4 öncesinde hafta içi maç yapmamayı fırsat olarak görüp yükleme antremanları yapan takımımız özellikle set başlarında zorlandıysa da maçı set vermeden kazanmasını bildi. Bir de rica da bulunalım yeri gelmişken, evet bu tatlı mavi formalar çok yakışıyor kızlara ama yine de bir derbi maçında giyilmesi gereken forma her zaman sarı lacivert çubukludur. Daha önce de erkek voleybol takımı da ligin ilk yarısındaki Galatasaray derbisinde benzeri bir hataya düşmüştü. Umarım bundan sonraki karşılaşmalarda taraftarın önem verdiği bu konuya dikkat edilir.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Hedef Kupa, Rota Kayseri...

Basketbolda 9-13 Şubat tarihlerinde Kayseri'de oynanacak Spor Toto Türkiye Kupası 8'li Finalleri'nin kuraları bugün çekildi ve kupaya giden yoldaki rakiplerimiz belli oldu. Geçtiğimiz yıllardan farklı olarak final öncesi takımların 1 günlük dinlenme şansı bulacağı kupada yarı finaller 11 Şubat cuma, final maçı ise 13 Şubat pazar günü oynanacak.

Artık alışılageldiği üzere yine olabilecek en kötü kurayı çektik ve çok büyük bir sürpriz olmazsa kupayı alabilmek için 4 gün içerisinde Fenerbahçe ile birlikte ligin ilk 4 sırasında yer alan takımlarla karşı karşıya geleceğiz. İlk maçımızda 10 Şubat perşembe günü Banvit'le karşılaştıktan sonra bu mücadeleyi kazanmamız halinde ertesi gün Galatasaray-Olin Edirne maçının galibi yarı finaldeki rakibimiz olacak. Pazar günü finale kalmamız durumunda ise bu sene 2. defa Kayseri deplase görünüyor ufukta romantikler için. Hep futbol için mi deplase olacağız hem, bu sefer de senenin desteği en çok hak edenlerinden olan erkek basketbol takımı için düşelim yollara, dünya gözüyle de bir Saras izleyelim daha fazla geciktirmeden...

Bu arada kuralar ve maç programı da şu şekilde;

9 Şubat 2011 Çarşamba
Efes Pilsen - Beşiktaş
Trabzonspor - Aliağa Petkim

10 Şubat 2011 Perşembe
Galatasaray -Olin Edirne
Fenerbahçe - Banvit

11 Şubat 2011 Cuma
Çarşamba galipleri
Perşembe galipleri

13 Şubat 2011 Pazar
Final

29 Ocak 2011 Cumartesi

Ömer Onan Resitali...



Perşembe günkü Power Electronics Valencia galibiyetinde Emir ile birlikte başrol oynayan, Euroleague'de kariyer sayı rekorunu kırarken yıllar boyu unutulmayacak bir performans ortaya koyan, 32 yaşından sonra halen basketbolunun üzerine koymaya devam eden, eskiden savunmacı olarak anılırken artık bu sıfatın yanına şutörü de ekleyen, sezonun şu dönemine kadar sergilediği performansla tartışmasız "en değerli oyuncu" ünvanını da hakeden cesur yürekli kaptan Ömer Onan'ın Valencia maçındaki görüntülerinden oluşan harika bir video...

Ömer Onan'ın ve videoyu hazırlayanın ellerine, maçın heyecanını izleyenlere bu denli hissettirebilen Murat Kosova'nın da sesine sağlık...

22 Ocak 2011 Cumartesi

BigMay42...

We are...

Üzerinden bu kadar gün geçtikten sonra maç yorumu yapacak değilim ama hafta içerisinde basketbol takımlarımızın aldığı tarihi galibiyetleri buraya not düşmeden de olmazdı...

Önce kadın basketbol takımımız çarşamba günü gruptaki liderlik mücadelesinde kupanın en büyük favorilerinden Candace Parker ve eski dost Cappie Pondexter'lı UMMC Ekaterinburg'u 82-75'le geçti, hemen ertesi gün de erkek takımımız Top16 grup maçlarının ilkinde 20 maçtır evinde kaybetmeyen Olympiakos önünde Pire'den 70-84'lük tarihi bir zaferle ayrılarak gruplara müthiş bir başlangıç yaptı. İki takımımızın ortak özelliği ve bu zaferleri daha da değerli kılan noktalar ise hem kadınlarda hem de erkeklerde bu maçlara çıkarken çok önemli eksiklerin bulunması ve bu eksiklere rağmen sergilenen karakterli oyundu...

Kadın takımında Taurasi ve Penny'nin ayrılıkları, erkek takımında ise Engin ve Vidmar'dan sonra Mirsad'ın da sakatlığı nedeniyle kadroda yer alamaması, kadroda bulunan isimlerden ise Ömer Onan'ın sakatlığı nedeniyle Türk Telekom karşılaşmasından sonra antreman yapma fırsatı dahi bulamaması böylesine kritik maçlar öncesi kağıt üzerinde çok büyük handikaplardı. Özellikle Diana'dan sonra Penny'nin de zamansız bir şekilde takımdan ayrılması sonucu oluşan kriz ortamı yapılan Angel ve Zogota takviyelerine rağmen bir türlü aşılamamıştı ve son maça kadar yenilgisiz olarak gelen Fenerbahçe'nin UMMC önünde alacağı sonuç herkes tarafından merakla bekleniyordu. Açıkça söylemek gerekirse galibiyet bana uzak ihtimal olarak görünüyordu, hatta yalnızca bu UMMC maçı için değil Olympiakos maçı için de aynı şekildeydi. Tek beklentim takımlarımızın kendilerine yakışan mücadeleyi ortaya koymaları ve sahada karakterli bir duruş sergilemeleriydi. Ki öyle de oldu, hatta daha fazlası...

Yazmaya başlayınca uzadıkça uzuyor ve bazen esas söylenmek istenen arada kaynayıp gidebiliyor, o yüzden lafı kısa kesiyorum ve belki de en başta yapmam gerekeni yapıyorum. Bu iki zaferi en iyi açıklayan cümleler zaferlerin mimarlarından geldi maç sonrası röportajlarda, en iyisi sözü onlara bırakmak...

“This team fought with Fenerbahçe heart and we are still a team"
Laszlo Ratgeber

"Olympiakos may be one of the best teams but we are Fenerbahçe"
Neven Sphaija


17 Ocak 2011 Pazartesi

Penny'i de Kaybederken...

Doymadım doyamadım sevmelere seni ben,
Kimseyi koyamadım yerine yeniden,
Saymadım sayamadım sensiz gecen yılları,
Ne inkar ne itiraf bu yalnızca sitem... Resim Ekle

13 Ocak 2011 Perşembe

Mirsad ve Egosu, Van Gundy'e Karşı...

Mirsad Türkcan'ın NBA macerasındaki 2. durağı olan New York Knicks'teyken koç Jeff Van Gundy ile yaşadığı bir diyalog. 7 Ekim 1999 tarihli New York Times'te yayınlanan bir makalede rastladım, paylaşmadan da edemedim. Biz Mirsad'ı ve egosunu az çok bildiğimiz için normal gelebilir ama yazıldığına göre o zamanlar 23 yaşında olan ve NBA'da henüz 2.yılını geçiren bir oyuncudan bu sözleri duymak Van Gundy'i fena halde dumura uğratmış...

M.T: You got no 3.

J.V.G: What?

M.T: You got no 3. (Knicks'in ilk 5'te başlayacak bir kısa forveti olmadığını anlatmaya çalışıyor...)

J.V.G: What about Larry Johnson?

M.T: He 4.

J.V.G: What about Latrell Sprewell?

M.T: He 2. (Kendini işaret ederek...) Me 3.

J.V.G: You 3, me fired...

28 Aralık 2010 Salı

Yargısız İnfaz...

Taurasi olayına dair B numunesinden kesin bir sonuç çıkana yazmamaya kararlıydım ancak TBF Sağlık Kurulu Başkanı olan Prof.Dr.Turgay Atasü'nün bugünkü açıklamalarından sonra tutamadım kendimi. Bakalım neler demiş Atasü açıklamalarında;

"Aslında Taurasi’nin B numunesinin 10 gün içinde test edilmesi gerekirken, Ocak ayının içine atıldı. Zaten oynayamadığı için de buna hoşgörüyle bakıldı. Taurasi’nin B numunesinde de bir değişiklik olmaz. Ben bugüne kadar böyle bir değişiklik görmedim. Çünkü bu testleri gerçekleştiren laboratuvar, pozitif çıkan sonuçları bir kaç kez tekrarlıyor. Taurasi bu duruma göre normalde 2 sene ceza alır. Dünya basketbolunun zirvesinde biri ama ne yapalım, o da kullanmasın. Hiçbir suçlu 'Ben yaptım' demez. B numunesi çıktığında göreceğiz. Tüm yapanlar inkar eder."
Yani Basketbol Federasyonu'nun sağlık kurulu başkanı kafasında kurmuş darağacını vurmuş tekmeyi, Diana'yı sallandırmış kamuoyunun önünde. Kim bu Turgay Atasü? Profesör doktor ünvanını aldığına göre branşı olan kadın hastalıklarında uzmanlaşmanın da ötesine geçmiş bir tıp insanı, peki daha başka? Daha başkası Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nde geçmiş yıllarda aktif olarak yönetimde görev almış hatta Divan Kurulu Başkanlığı yapmış bir BJK kongre üyesi. Taraf olmayı ünvanına tercih ettiğini düşündüğüm Atasü'ye imkan olsa da şu soruları sorabilsem keşke;

- İlk olarak madem B numunesi ve A numunesiyle yapılan testler farketmiyor, neden yapılıyor o zaman B numunesiyle 2. bir test? Daha önce A numunesi (+) olmasına rağmen B numunesi (-) çıkan sporcular yok mu? "False positive" kavramından da mı haberdar değil yoksa sağlık kurulu başkanı?

- Peki diyelim B numunesi de (+) çıktı ve Diana'nın ceza alması kesinleşti, sormazlar mı adama WADA'nın Yasaklı Maddeler listesinde "Specified Stimulant" olarak yer alan, insan vücudunda doğal olarak bulunmayan, yine Atasü'nün kendi deyimiyle ülkeye girmesi mümkün olmayan ve 3 saatte vücuttan atılabilen bir madde olan "Cathine" kullanan Kerem Gönlüm'e 1 yıl ceza verilirken "Non-specified Stimulant"sınıfında yer alan Modafinil kullanan Taurasi'ye neden 2 yıl diye? İyi(!) aile babası veya örnek(!) bir sporcu olmasından dolayı mı doping yaptığı kesinleşen Kerem'in cezasında indirim yaptınız yoksa başka sebeplerden dolayı mı?

Yalnız Turgay Atasü değil tabii ki konu Fenerbahçe olunca mal bulmuş mağribi gibi davrananlar. Hıncal Uluç'undan Kaan Kural'ına, Ünal Özüak'ından boğazın karşı yakasının çocuklarına kadar herkeste bir bayram havası, tabii ki bu yaratılan havada başından beri bu süreci yönetemeyen aciz Fenerbahçe yönetiminin ve iş bilmez Basketbol Federasyonu'nun katkısını da es geçmemek lazım. Sırf işin içinde Fenerbahçe var diye böylesine bir yargısız infaza girişenlere de son bir şey daha; söyleyecekleriniz varsa bunun için yapılacak testin nihai sonucunu beklemek mecburiyetindesiniz, kalemlerinizi ve dillerinizi çamur at izi kalsın felsefesiyle kullanmaktan vazgeçin, bahsettiğimiz kişi taraflı tarafsız herkesin gıptayla seyrettiği tartışmasız dünyanın en iyi kadın basketbolcusu, bir tane Diana Taurasi var, başka da bulamazsınız...Bunu bilip buna göre de davranmak zorundasınız...

16 Aralık 2010 Perşembe

Penny From Heaven...

Jennifer Holm, "Penny From Heaven" kitabını kendisi için mi yazmış bilmiyorum ama Penny'nin dün MKB Euroleasing karşısından sergilediği performansının bu dünyadan olmadığı aşikar. 28 dakikada 37 sayı-7 ribaund-2 asist...

Transfer döneminde 2 kıta dışı oyuncu hakkımızı da benzer mevkiilerde oynayabilen Taurasi ve Penny'den yana kullanınca kafalarda soru işaretleri oluşmuştu. Sezon başından bu yana oynadığı basketbolla bu soru işaretlerinin yersiz olduğunu ispatlayan Penny dünkü maçta Taurasi'nin yokluğunda adeta onun yerine de oynadı ve kadın basketbol takımının Euroleague'de 8'de 8 yaparak yoluna kayıpsız devam etmesinde büyük pay sahibi oldu.

Üniversitede işletme veya iktisat okuyanların mutlaka karşısına çıkmış bir sözü vardır Benjamin Franklin'in "A Penny saved is a Penny earned"diye, sene başındaki tartışmalar da düşünüldüğünde Penny Taylor'ın bu sezonki performansını daha iyi ifade edecek bir söz bulmak imkansız herhalde...

2 Aralık 2010 Perşembe

Avrupa'da 6'lıyı Tutturduk...

Euroleague'de bir geceyi daha çifte zaferle kapatırken iki takımımız da gruplarındaki 6. galibiyetlerine ulaştılar. Gecenin ilk maçında kadın basketçilerimiz yoğun maç trafiğinin de etkisiyle son periyotunda oldukça zorlandıkları karşılaşmada Rivas Ecopolis'i 79-77'lik skorla geçerken, Taurasi maçın son saniyelerinde aldığı faulle maça bir kez daha damgasını vurdu. Bu galibiyetle Euroleague'de 6'da 6 yaparak "tek yenilgisiz takım" ünvanını korumaya devam etti kadın basketbol takımımız. Yalnız yoğun maç trafiğinin özellikle fazla süre alan isimlerde üzerindeki yıpratıcı etkileri daha da belirginleşmeden bazı isimlerin dinlendirilmesinde yarar var, muhtemelen bu haftasonu oynayacağımız lig maçında koç Ratgeber Nevriye, Taylor ve Taurasi gibi isimlere çok fazla forma şansı vermeyecektir.

Gecenin ikinci maçı ise grubun henüz galibiyet alamayan tek takımı olan ve yaşadığı mali sıkıntılardan dolayı genç oyuncularıyla mücadele veren Cibona Zagrep'i konuk ettik Sinan Erdem'de. Salonu dolduran 15000 seyircinin de desteğini arkasına alarak maça çok iyi bir başlangış yapan takımımız maçın sonuna kadar kazanma isteğini parkeye yansıtınca salondan 100-70 gibi farklı bir skorla galip ayrıldı. Bu karşılaşmayla ilgili sevindirici olan noktalar; koç Sphaija'nın genç oyuncular Erbil ve Maxim'e süre vermesi, taraftarın Euroleague maçlarına geç de olsa hakettiği ilgiyi göstermesi ve yavaş yavaş takımın Vidmar'sızlığa alışmaya başlaması oldu. Siena'nın da Rytas engelini farklı geçmesiyle averajla grup ikinciliğindeki yerini koruyan erkek takımımız, 7.hafta sonunda İtalyan ekibiyle birlikte Euroleague'deki 24 takım içerisinde Top 16'yı garantileyen iki takımdan biri olma başarısına da imza attı.

26 Kasım 2010 Cuma

Fener Avrupa'da Işıl Işıl...

Kadın Basketbol
UMMC Ekateringburg 67-73 Fenerbahçe

Erkek Basketbol
Lietuvos Rytas 75-81 Fenerbahçe

Kadın Voleybol
Fenerbahçe 3-0 N.F. Bergamo

Erkek Voleybol
Tours VB 1-3 Fenerbahçe

Şu tabloyu görüp de gururlanmamak elde değil gerçekten. Son senelerde amatör şubelere yapılan yatırımlar ülke içinde meyvelerini veriyordu ama Avrupa arenasında geçen sene Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı'nın Indesit Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı final hariç Final 4 heyecanına uzak kalıyorduk. Erkek basketbolcuların Euroleague'de Tanjeviç'in ilk senesinde Top8 yapıp devamını getirememesi, kadın basketbolcuların her sene Final4'un kapısından dönmesi ancak tecrübe biriktirmesi içimizdeki umut ışığını hep taze tutuyordu. Sene başında gerek basketbolda gerekse de voleybolda şimdiye kadar görülmemiş bir hamleyle yapılan organizasyon değişiklikleri -erkek voleybolu bunun dışında tutabiliriz belki- eşiği atlama yolunda olumlu hareketlerdi, ancak yine de ne kadar doğru hamleler olurlarsa olsunlar sahaya yansımadıkları sürece pek de fazla bir anlam ifade etmeyeceklerdi.

Dünden ve çarşamba gününden sonra ise artık netleşmeye başlayan bir resim var önümüzde. Basketbol ve voleybolda 3'ü deplasman olmak üzere oynanan 4 karşılaşmada alınan 4 galibiyet bahar aylarına çok daha umutlu bakmamızı sağlıyor artık. İnanıyorum ki büyük bir terslik, kura şanssızlığı vs. olmadığı takdirde kadın basketbol ve voleybol takımlarımız Final 4'u göreceklerdir. Erkek basketbol takımımız için ise öncelikli hedef Top8 olmalı, şimdiden Final 4 hayallerine kapılıp olası bir erken vedada takıma başarısız damgası vurmak bize düşündüğümüzden de fazlasını kaybettirebilir. Bu 4 takım içerisinde beklentilerimin altında kalan tek takım ise erkek voleybol takımı ama bilinen bir şey var ki o da Demeter'in uyguladığı antreman sisteminden kaynaklanan motorun sonradan açılması durumu. Onlar için Rus takımıyla içeride-dışarıda yapacağı maçlar ve Sisley Treviso deplasmanı ciddi test karşılaşmalarının da ötesinde kaderlerini belirleyecek ve potansiyellerinin ne kadarını kullanabildiklerini net bir şekilde göreceğimiz mücadeleler olacak.

Son olarak biraz sitem gibi olacak ama tatlı bir sitem doğrusu. Futboldu, voleyboldu, basketboldu derken öyle bir koşuşturma içine girdik ki bu sene de, yine bütün programlarımız kaymaya başladı. Şu gün şu maç var bugün şu saatte şununla oynuyoruz o işi erteleyelim falan derken bizim de zaman yönetimi yeteneklerimizi sınar oldu Fenerbahçe. Bu haftasonu da yine öyle olacak bir taraftan taşınma telaşı var üzerimde bir taraftan da cumartesi günü oynanacak erkek basketbol ve İBB maçı. Pazar gününden ise hiç bahsetmiyorum bile erkek voleybolda ve kadın basketbolda oynanacak Galatasaray derbilerinin yanında bir de kadın voleybolda Beşiktaş'la karşılaşıyoruz. Temennimiz belli elbette ki, kazanan her daim sarı-lacivert çubuklu olsun...

15 Kasım 2010 Pazartesi

Vidmar'da Haberler Kötü...

Ve korkulan oldu....Bugün öğleden sonra resmi siteden Vidmar'ın sağlık durumuyla ilgili olarak yapılan açıklamada genç oyuncumuzun ön çapraz bağlarının koptuğu ve 10 gün sürecek tedavinin ardından ameliyat edileceği duyuruldu. Bunun da ötesinde FBTV spikerlerinden Aslı Duru'nun şu twitinden de anlaşılacağı üzere Gasper'in dizinin durumu pek de iç açıcı değil maalesef. 4-6 ay arasında bir süre takımdan ayrı kalacak genç Sloven.

İşler böylesine yolunda giderken yaşanan bu sakatlık elbette ki fazlasıyla can sıkıcı ancak öyle veya böyle bir şekilde Vidmar'ın yokluğunu telafi etmemiz gerekiyor. Eldeki uzunlardan Vidmar'ın savunma sertliğine yaklaşabilecek tek isim ise Kaya Peker, varlığından pek haz etmesek de Kaya'nın dakikaları Vidmar'ın yokluğunda hatırı sayılır derecede artacaktır. Şu aşamada eldeki yabancı oyuncu sayımız da göz önünde bulundurulduğunda transfer yapmamız bana pek olası gelmiyor ancak Euroleague'de Top16 ve sonrası için gerekli görüldüğü takdirde bu da bir opsiyon. Tabii bir de sezon başında kadromuza kattığımız ve hazırlık maçlarında sıklıkla forma şansı bulan ve sonrasında kiralayacak iyi bir takım bulamayınca takımla antremanlara genç takımla da maçlara çıkan 2.08 boyundaki ve 20 yaşındaki Mahalbasiç var elde. Mahalbasiç ligde olmasa da Euroleague'de uzun rotasyonuna katkıda bulunması amacıyla kadroda değerlendirilebilecek bir isim. Ancak öyle görünüyor ki eldeki seçenekler değerlendirildiğinde Vidmar'ın yokluğu en çok geniş rotasyonda dakika bulmakta güçlük çeken Kaya'nın işine yarayacak. Hal böyleyken umalım ki Gasper tahmin edilenden çabuk iyileşsin ve bir an önce formasına kavuşsun.

14 Kasım 2010 Pazar

Fener Cephesinde Değişen Bir Şey Yok...

Dünle birlikte bütün branşları tek güne sığdırmış olduk ve başlıktan da anlaşılacağı üzere yüzümüzü güldüren yine amatör branş performansları oldu. Erkek basketbol takımının Trabzonspor önündeki 78-55'lik galibiyeti ile başlayan gün, erkek voleybolcuların Maliye Milli Piyango'yu 3-0'lık skorla mağlup etmesi ve kadın basketbolcuların İstanbul Üniversitesi karşısındaki 87-71'lik galibiyetiyle devam etti. Güne noktayı futbol takımının galibiyetiyle güzel bir şekilde koyalım derken maçın son çeyreğinde yenilen 2 gol buna mani oldu. Bu dakikadan sonra lige tutunmak için önümüzdeki 5 maçtan 5 galibiyet çıkarmak şart.

Beni futbol takımının mağlubiyetinden çok daha fazla üzen ise Vidmar'ın Trabzonspor maçında talihsiz bir şekilde sakatlanması oldu. Her geçen gün oyununun üzerine koyarken ve takımın en önemli yapı taşlarından biri haline gelmişken böylesine saçma sapan bir pozisyonda sakatlanması hem kariyeri adına hem de içeride dışarıda doludizgin giden erkek basketbol takımımız adına oldukça kötü bir haber. Henüz sakatlığı hakkında net bir bilgi olmasa da yazılıp çizilenler sol dizindeki ön çapraz bağların koptuğu ve sezonu kapattığı yönünde. Sloven milli takımından arkadaşı Nachbar'ın twitter'dan verdiği bilgiye göre Gasper'in durumu bugünkü testlerden sonra netleşecek, umalım ki gelen haberler yalnızca kötü bir senaryodan ibaret olsun ve koca yürekli sert adam en kısa sürede parkelere dönsün.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Bilet Mevzuları...

Bir iyi bir de kötü haber var hafta içi oynanacak karşılaşmaların biletleriyle ilgili. İyi haber aşağıdaki postta bitmesi temennisinde bulunduğumuz Siena maçının biletlerinin akşama doğru tamamının tükenmesi ve bu sezon ilk defa Fenerbahçe basketbol takımının kapalı gişe oynayacak olması. Eğer maça 2 gün kala biletleri bitirerek takdiri hak eden taraftarlar bir de uyutucu futbol tezahüratları yerine sahada olan bitene tepki vererek savunmada ve hücumda takımın 6. oyuncusu olmayı başarırlarsa Siena önünde basketbolcularımızın işi hiç kuşku yok ki daha kolay olacaktır.

Kötü haber ise yarın oynanacak kupa maçı öncesinde Ankara'dan. Geçen sezondan bu yana kendi taraftarlarıyla da sık sık karşı karşıya gelen ve bu alelade kupa maçı için oldukça fahiş bir fiyat belirleyen Ankaragücü yönetimi açık kanaldan da yayınlanacak bu karşılaşmanın boş tribünlere oynanmasını tercih etmişe benziyor. Yoksa en düşük bilet fiyatını 56 TL olarak belirlemenin başka bir açıklaması olamaz. Anlaşılan Gökçek ailesi Ankara'dan sonra Ankaragücü'nün de canına okumayı kafasına koymuş durumda...