süper lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
süper lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2010 Çarşamba

Doğu Karadeniz Kabarırken...

Doğu Karadeniz'in azgın suları, yeşil ile maviyi birbirinden ayıran yeni sahil yoluyla çok mücadele etti ama an itibarı ile kaybetmiş görünüyor ya da biz insanoğlu öyle zannediyoruz. Zamanı geldiğinde intikamını almak için bekliyor doğa. Eskiden bir sandaldan kıyıya baktığınızda, deniz biter ve yeşil başlardı Doğu Karadeniz'in her tarafında. Şimdi bir çok yerinde deniz bitiyor, otoban başlıyor, otoban bitiyor yeşil başlıyor. Bu yolu bu haliyle planlayan, tasarlayan ve hayata geçirenlere ölü veya diri, en derin sevgilerimi (!) yolluyorum.

Çeyrek asırdır şampiyon olamasa da, tarih kitaplarında yazan 6 şampiyonluk ile kendi deyimleriyle Bizans'ın 3 büyüğüne en yakın takım Trabzonspor. Bırakın bu altı şampiyonluğu, Misak-ı Milli'de ve Edirne'nin ötesinde yaptıkları ile bile Anadolu'nun dört bir tarafına yayılmış, tahtında gözü olan takımların fersah fersah ötesinde. Burası kesin. Ama 6 şampiyonluğu da Galatasaray ve Beşiktaş'ın taş devrine döndüğü, taraftarlarının iki direk arasına sığdığı dönemlerde Fenerbahçe'ye karşı aldığı da bir gerçek. 1996'da Trabzon'da, geçen sezon Kadıköy'de yaşananlarsa kaderin, bu iki takımın mücadele tarihine daha çok yeni sayfalar ekleyeceğinin göstergesi gibi.

3 İstanbullu'nun yine hakkını veremediği bir sezonda, Trabzonspor kısıtlı kadrosuna rağmen şu ana değin iyi gitti ve bu sezon gelinen nokta itibarı ile şampiyonluğun en güçlü adayı. Yine en yakın rakibi Fenerbahçe. İkinci yarı neler getirecek bilemiyoruz ama Engin Baytar ile yaşanan kriz, Jaja ile devam ediyor. Puan tablosu sebebi ile halının altına çok şey süpürdüler ve süpürülmeye devam ediliyor. Karadenizli tez canlıdır, patırdı bir başlarsa toza dumana karışabilirler. Haddim değil ama sarı lacivert sevdama ufak bir öneri. Puan tablosuna bakıp, motivasyon ve ciddiyetini kaybetme lütfen, sonra dizimizi dövmeyelim.

Esas gelmek istediğim nokta, Samsun ve doğusunda neler olduğu. Süperlig puan tablosunun yanında memleket futbolu, 1. Lig puan tablosunu da inceleyen veya takip edenler belki dikkat etmiştir. Bank Asya'nın ilk dördünde kendilerine yer buldu Samsunspor, Orduspor ve Rizespor. Kendilerine ilk dörtte eşlik edense Denizlispor. Bu hafta Ordu-Denizli ve Rize-Samsun maçları var ki kaliteli Türk medyasında kimsenin umrunda değil. Varsa yoksa Avrupa ligleri ve iddaa. NtvSpor zaten oley.com'un resmi TV kanalı olmuş. Alt liglere hakkını vermeyip, zihnini en ufak hücresine kadar süperlig halüsinasyonu ile doldurmuş kaliteli Türk medyasına da buradan en derin sevgilerimizi (!) yollayalım. Büyük rezillikler içerisindeki TRT'ye de Bank Asya Birinci Lig'e küçük de olsa ayırdığı zaman için teşekkür edelim.

Süper Lig'de Trabzonspor'un, Bank Asya'da Ordu, Samsun ve Rize'nin aynı dönemde çıkışlarında bir ortak nokta arıyorum ama bulamıyorum. Fikri olan varsa buyursun. Haşmetli padişahımız RTE'nin ve/veya malum cematimizin katkısı benim de aklıma geldi ancak Samsun, Rize ve Trabzon hakkında pek malumatım olmasa da, Ordu Belediyesi'nde veya Orduspor'da etkinlikleri yok (Orduluyum ordan biliyorum). Ama bir gerçek, Doğu Karadeniz futbolu kıpırdanıyor. Sezonun devamı ne getirecek bilemiyoruz tabii ki ama kendi nacizane fikrim yeni Karadeniz deplasmanları görünüyor.

Fena mı olur Kasımpaşa, Buca, İBB vb. yerine Ordu, Samsun, Mersin İdman Yurdu, Adanademirspor vb. olsa...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Denizde karartı var...Trabzonspor:3 - Fenerbahçe:2

Bizim için cevap anahtarıydı Trabzon deplasmanı. Sorular önceki senelerin soruları olduğundan cevaplara odaklandık; Young Boys, Paok maçları mı gerçekti yoksa Antalya mı? Rakiplerin bizim dişimize dokunur olanlarını gördükten sonra keyiflenmiştik, hayli de umutlu oturduk televizyonun karşısına. İlk çeyrekte iki gol yedik, şanssızlık deyip geçmek mümkün tabi de; 0-0'ken oynanan oyun düşündürücü. Topa sahip olmayı şiar edinmiş bir hocanın takımı kendi sahasında oynadıktan sonra topa sahip olsan ne olmasan ne.

Oyunun geri kalanında gördük ki rakip müsaade ettiği/paniklediği sürece biz oynuyoruz rakip sahada, topa sahip oluyoruz ama izin verirlerse. Golü de bir eksik şekilde çıkardıktan sonra anında yenen golde Lugano'nun ıskası göze çarpsa da arkada 3 düşman niye bomboş bekler anlam veremedim. Hasbelkader Lugano es geçmiş o 3 adamı rahatsız ediversen zaten domino taşı gibi yıkılacaklar. Birbirleri ile çarpışmamaları kör talih. Atışın kaynağı ise çok eski bir hastalık, bize AZ günlerinden bir hatıra.

30'da tekrar başlayan ve iki farkı çıkarmak zorunda kaldığımız maça dair ssöyleyeceklerimiz çok...Daha devre bitmeden oyuna müdahale etme refleksi güzel, Stoch'un katkısı ve ilk yarıda sorumluluğu alıp skora katkı yapması da harika; lakin bu Stoch'u biz iki 90'lık Twente'den ve oynadığı iki maçtan bilirken onu aylardır izleyen, şimdilerde her gün beraber olan hocanın bu adamın farkında olması gerekmez mi? Daha 45 bitmeden bu adama sarıldığımıza göre bir şeyler var, peki hocam niye bu adam kenarda? Geçen hafta savunma yapmıyor dediğimiz adam ilk yarıda pekala adam kovaladı, pres yaptı. Demek ki birincil hastalık olarak işaret ettiğimiz maç seçme devam ediyor. Daha iki maçta bu hüviyete bürünüyorsa Stoch durum çok daha ciddi...

Devre sonunda farkı bire indirdik ardından eşitlik golüne yaklaştık. O arada, rakibin sarpa sardığı bir kaç dakikada golü bulamamak ikinci devrenin gidişatını fısıldadı aslında. Devre başında kopabilirdi oyun önce Teofilo sonra Yattara'nın şansları olsa. Yüklenemeden, baskı kuramadan ve de galibiyete yaklaşamadan bitti oyun.

Aykut Hoca'nın çıkardığı 11 çok eleştirilir, yaptığı değişiklikler keza öyle. Tabi ki gündemin birinci maddesi de Alex olur. Adım adım devrimden söz ederken rakiplerin puan kaybedip sana yolu açtığı şu haftada sahadaki aklını kenara koyman, çok seçenekli bir soruda şıklardan birini kafadan atıp işaretlemene benziyor. Cevabı biliyorsun aslında ama silgin çok iyi silmiyor, ya yanlış yaparsam derdindesin sanırım...Değişim diye Dia'lı, Stoch'lu, Niang'lı kadroyu beklerken biz; sağda, solda, ortada tüm satıhlarda Daum izleri var bir tek kaptan kenarda. Kafası koparılmış kurbanlık dana gibi koşsan ne fayda, bıçak çalınmış bir kere...E sahada aklın olmayınca ne Niang'dan ne Semih'ten bahsedebiliyoruz. Gönül bile bir al ver yapamıyor. Kaptan oyuna girdikten sonra tek bir pas atıyor Niang'a o bile bizi bizden alıyor...

Herşeye rağmen yolun başındayız, hocaya bu kadar giydiriyorsak (gerçekten bilmiyorum) içimizden olduğu ve başarılı olmasını herkesten çok istediğimiz içindir. Ne hizipçidir, ne hesapçı. Aykut Kocaman bir adamdır; inandığı bazı şeylere saplanıp kalmamasını diliyorum, ya da onun inandığı benim inkar ettiğim şeylerin doğru olmasını...

-Bu Cristian'dan Aurelio değil Van Gobbel bile olmaz hoca. Maldonado'yu özledim.
-Uzatmalarda tehlikeli yerlerden serbest vuruş çalınmasın, giden zamanın haddi hesabı yok.
-Gökhan orta yap desem, o zaman Real'de oynarım dersin göt olurum.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Bizim Evden Görünüm: Fenerbahçe - Antalyaspor

2002 yılında yurt panosunda gördüğüm bir afişle başladı blog ahalisiyle tanışıklığım. O günden beri bayram, tatil vb. şeyler dışında mutlaka bu tayfadan birileri vardı Fenerbahçe maçlarını izlerken yanımda. İlk başlarda okulda çatıda izleniyordu maçlar; kimi zaman sandalye kimi zaman kalorifer üzerinde. Sonra mezun olunca yolumuz Kızılay’a düştü. Beyti ve rakı iyi gidiyordu maç izlerken. Sonra da sağolsun Alkolik’in evi oldu son maç izleme durağımız. Bu sezon ise durum biraz farklı, malumunuz sezona evli bir adam olarak giriyoruz ve evde hanımla beraber izleyeceğiz maçları. Haa, bu demek olmuyor ki; ev kuşu olduk. Fırsatını bulduğumuz her an ya tayfayı toplayacağız eve ya da biz gideceğiz yanlarına. Maçlardan sonra da kendimce yazmaya çalışacağım takımın bizim evden nasıl göründüğünü.

Dünkü maça gelince; maçı iki devre olarak değerlendirebiliriz ama devre arası olarak 4. golü almak gerekir. 4. gole kadar topa sahip olmaya çalışan, atılan ters ve hızlı toplarla hücuma çıkmaya çalışan bir takım vardı sahada ve Semih’in 2. golü de bunun çok güzel bir örneğiydi. 4. golden sonra ise oyunu genelde rölantide götürmeye çalıştık ve hücum yönünde oyunu fazla zorlamadık. Bunun sebebi kenardan gelen uyarılar mıydı yoksa futbolcuların tercihi miydi bilemiyorum ama dünkü maçla ilgili en fazla merakımı uyandıran konunun bu olduğunu söyleyebilirim.
Bireysel bazda ise Gökhan Gönül, takımın en iyisiydi. Semih, Alex ve Emre ise onu tamamlayan oyunculardı. Emre’nin son dakikalarda skor böyle farklı durumdayken kendini sakatlamak pahasına atmaya çalıştığı çalım ise çok gereksizdi. Semih’in Alex’e attırdığı goldeki pası ise harikaydı. Geçen sezon genelde Lugano, rakip takımın etkili forvetiyle boğuşur, seken topları Bilica süpürürdü ama dünkü maçta tam tersi bir görünüm vardı. Bilica rakip forvetle boğuştu, Lugano süpürdü. Baroni geçen maçlara göre istekliydi ve daha önde basmaya çalıştı ama yılların eskitemediği bir Selçuk hayranı olarak, tıpkı HoAmca gibi Selçuk’u Baroni’ye tercih ederim. Kendisi en iyi oynadığı maçta bile en az bir kere top kaptırıp kalemizde tehlike yaratır ama olsun biraz heyecan ve yusufçuk iyi gelir bünyeye. Aldığı kiloların etkisiyle suratı Bulldog köpeklerine benzeyen Santos kardeşimiz de biraz vermiş gibiydi kilolarını ve Gökhan kadar olmasa da soldan etkili bindirmeler yaptı. Bu arada takımın direksiyonunda genelde bir sağa çekme eğilimi var bu da Gökhan Gönül’ün olduğu yerde normal. Sınıfın yaramaz çocuğu edasındaki Stoch ise beklenildiği kadar etkili değildi, bunda yaptığı boş koşularda istediği pasları alamamasının payı büyüktü.

Ne olursa olsun, lige 4-0 gibi farklı bir skorla başlamak güzel, özellikle Genç Oğlanlar maçlarındaki rezil oyundan sonra. Umarım ilk 6 haftayı Aykut’u kaybetmeden en az hasarla atlatırız. Ondan sonrasının daha güzel olacağını düşünüyorum. Aykut da, taraftarın görmek istediği; formanın kıymetini bilen ve onun için mücadele eden (11 tane Gökhan Gönül-Emre karışımından oluşan, biraz fantazi oldu ya neyse) bir takımı yavaş yavaş oluşturmaya başlar o zamana kadar?!

Not:
Maç boyu Mehmet Topuz’a, Mehmet Yozgatlı diyen Melih Şendil’e de, Mehmet Yozgatlı’nın selamlarını gönderiyoruz.

So it begins... Fenerbahçe 4 Antalyaspor 0

Young Boys maçlarının ardından böyle bir başlangıcı kimse beklemiyordu herhalde. İlk yarım saatte atılan dört gol ve kalan 15 dakikada girilen sayısız pozisyon. Lig Tv'nin spiker-yorumcu ekürileri Mehmet Özdilek'e methiyeler düzmeye başlamıştı ki Alex'in "olağan" pası ile Semih golü buldu. İlk yarı üstüste gelen goller Mehmet Hoca'dan daha az bahsedilmesine sebep oldu lakin ikinci yarı aynı teraneye yine maruz kaldık. Her zaman, her şartta kendi futbolunu oynamaya çalışan Antalyaspor, yaşasın enseye tokat yerli teknik direktörler.

Attığımız golleri, girdiğimiz pozisyonları tek tek anlatmaya gerek yok, sadece bir iki husus var üstünde düşünülmesi, bazılarının düşünmesi gereken. Birincisi bu takımın Daum'un takımı olduğu. Sadece diziliş olarak değil, kadro ve üslup olarak da öyleydi. Birbirleriyle oynamaya oldukça aşina olan Mehmet ve Gökhan'ın performansları harikaydı. Özer de solda şans bulup aynı performansı gösterirse iki transferimiz de kulübeye oturabilir. Sözün özü değişimdi, devrimdi derken aslında bu takımın periyodik bakımlarla hala bizi taşıyabileceğini görmüş olduk.

İkinci yarıdaki düşüş daha doğrusu isteksizlik, yine Daum'un takımına ait. Yani bu isteksizlik için ilk günden oturup Aykut'u suçlayacak değiliz. Bunu benim gibi çok dert eden var mı bilmiyorum ama bence ikinci yarıdaki görüntü takımın bu sene yine canı isteyince oynayacağına delalet ediyor. Hocanın ilk düşmanı bu hastalık olmalı.

Gelelim daha çok su götürecek Alex mevzusuna; Alex'i değiştirmek ya da kurban etmek değil, kaptanını taşıyacak 9 adamı bulmak, örgütlemek, eğitmek gerekiyor. Hala en kafası çalışan, en verimli oyuncun Alex.

Semih "nerdeydin lan sen" nidalarını herhalde duymuştur. Her hafta bir halefini tribünde gözüne mi sokmak lazım. Bu kez seni anlayacak, sırf para verdik Niang oynasın demeyecek bir hocan var kenarda. Umarım Semih son senesinde şansını kullanır ve takımda kalır.

Oğuz ve Aykut'un, antrenörlük kariyerlerinde geçmişte çalıştıkları en etkileyici hocanın Parreira olduğunu çok duyduk. Aykut'un ilk günden itibaren söylediğği topa sahip olmak arzusu var -gerçi Barcelona ve İspanya'dan sonra herkes aynı şeyi istiyor- . İstediği Fenerbahçe'yi de bu şekilde tanımlıyor zaten. Parreira'nın takımı da topa sahip olurda, ama yavaş oynardı. Hazırlık pasından bayılırdık. Uche'den Hogh'e, Hogh'den Uche'ye. Topa sahip olmanın yanında hızlı oynamanın da peşinde olmak gerek.

Cristian biraz daha istekli de olsa Selçuk'tan fazlası olduğunu hala düşünmüyorum. Savunmadaki akmaz kokmaz hali devam etse de, ceza alanına bir kaç kez yaklaşması sevindirici.

Son olarak:
-Stoch az adam kovalasın savunma yapsın, yoksa baş ağrıtır.
-Abdullah Kiğılı'ya kendi mağazasından bir gömlek hediye edilsin.
-Seyircisiz maç gördükçe sövüyorum kulakları çınlayan yok mu?

12 Ağustos 2010 Perşembe

NTV Spor Fantezi Futbol

Dünya Kupası'nda başladığımız fantezi futbola Süper Lig'de devam ediyoruz.

http://fantezifutbol.ntvspor.net/app/start.jsp adresinden kayıt olun ve ligimize katılın.

Romantik Kanaryalar Ligi
Şifre: roka

İlerleyen günlerde Tahmin Ligi, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi fantezi futbol liglerimiz de olacak.

Herkesi bekliyoruz.