yonetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yonetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2011 Cuma

Ablukayı Dağıtmaya Geliyoruz!

Geçtiğimiz pazar gününden bu yana kelimenin tam anlamıyla bir kabus yaşıyoruz. Kendi adıma ne yediğimden ne içtiğimden bir keyif alabiliyorum, o günden beri 21 gram eksiğim...Ne kimseyle konuşasım var ne de bir şey yapasım. Sabah kalkıp, evden çıkıp işe gidiyorum, iş yapabilmek çalışabilmek mümkün değil. Mesai bitiyor eve dönüyorum, iyi haberler alabilmek umuduyla geçiyorum televizyonun, bilgisayarın başına ama çekilmiyor inanın duyduklarım, okuduklarım, izlediklerim alkol almadan...Son 5 günüm birbirinin arasına karbon kağıdı koyulmuş gibi adeta...

Pazardan beri tüm camia abluka altında, belki de 104 yıllık tarihinin en karanlık günleri yaşıyor kulüp. Cemaati, polisi, medyası hepsi bu oyunun bir parçası ve tüm güçleriyle saldırıyorlar bu soruşturma üzerinden Fenerbahçe'ye. Bir bakıyorum daha soruşturma devam ederken kalemler kırılıyor, ne kadar çok hakim varmış meğer ülkede diyorum. Her gün televizyonlarda darağaçları kurup sallandırıyorlar biricik aşkımızı, icim acıyor ama hep Ulrike Meinhof'un o meşhur sözünü hatırlatıyorum kendime:"Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim".
Ülkenin iktidar ve polis yancısı gazetecileri daha ilk günden saflarını belli edip yerlerini aldılar zaten, kaldı ki bu ilk de değil daha önce de Ergenekon ve Fenerbahçe isimlerini yanyana koyduklarına şahit olmuştuk bu babasızı belirsizlerin. Ekrem Açıkel'i, Mehmet Baransu'su, Rasim Ozan'ı sanki kendileri soruşturmayı yürütüyor gibi rahat, sanırsınız delilleri toplayanlar bunlar. Biri çıkıyor daha ilk günden Emenike'yi işaret ederek "Para alırken görüntüleri var." diyor ortalık yangın yeri, aradan 4 gün geçiyor Emenike serbest ve nihayetinde dün gece takımın kampına katılıyor. 19 maçta şike var deniyor, benim bildiğim şike sahadaki futbolcular bağlanarak yapılır ama bir bakıyorsun yalnızca garibim Korcan'a kalmış bütün ihale. Yalnız Korcan'la 19 maç bağlamak çok büyük iş(!) gerçekten. Bu ve bunun gibi bir sürü örnek var ortada. Hayasızca saldırıyorlar, Aziz Yıldırım'ın gözaltındayken çekilmiş eşgal fotoğraflarını basına sızdırabilecek kadar, pazar sabahı yapılan baskınlarda farklı evlerde çektikleri görüntüleri kamuoyunun kafasını karıştırabilecek şekilde montajlayıp basına servis edecek kadar hem de...İşin ilginci orada burada haktan,hukuktan,adaletten,emekten bahseden adamlar da konu Fenerbahçe olunca çark edip racon keserek o pek nefret ettikleri yandaş basının yanında saf tutuyorlar. Fenerbahçe nefretleri her şeyin üzerine çıkıyor, gözler görmez kulaklar duymaz oluyor.

Soruşturmanın en başından beri hep sorular var kafamda, hiçbir zaman net yargılara varmadım. Çünkü bu ülkede futbolun ve futbolu yönetenlerin kurdukları ilişkilerin temiz olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Ama bu ülkenin polisine, adaletine, siyasetçisine de inanmıyorum. Mehmet Ali Aydınlar'ın bir çırpıda TFF başkanı yapıldığı süreçte hatta çok daha öncesinde neler yaşandığını belki günün birinde öğrenme şansımız olur veya Fenerbahçe yönetimiyle iktidar partisi arasında ne pazarlıklar döndüğünü...

Hafta başından beri konuşuyoruz kendi aramızda ne yapabiliriz bundan sonra, yol haritamız ne olmalı, taraftar olarak nerede durmalıyız diye. İlk aklımıza gelen yine Fenerbahçemize koşmak oldu, haftasonu arabaya atlayıp Topuk Yaylası'na gidelim dedik ve yalnız olmadığımızı gördük bu yolda. Fenerbahçe taraftarı sevgisine sahip çıkmak, iyi günde olduğu kadar kötü günde de takımının yanında olduğunu göstermek, ablukayı dağıtmak, aşkımızı anlatmak için önce Topuk Yaylası'na koşacak pazar günü, sonra da caddeye akacak. Ama şu unutulmasın iyi veya kötü bu olay nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Fenerbahçe taraftarı kendisini bu duruma düşürenleri, kendi kişisel çıkarları üzerinden kulübe zarar verenleri, Fenerbahçe'yi pazarlık malzemesi yapanları, kriz anında ortadan kaybolanları, sessiz kalanları, Fenerbahçe'yi yalnız bırakanları asla unutmayacak ve bugün yaşananların hesabını tek tek soracak...Bu da böyle biline...

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Neredesiniz Ey Ahali?

Sizi siz yapan,karnınızı doyuran, çok sevdiğiniz ekranlarda, gazete köşelerinde yazarken de saçmalarken de bulunmanızı sağlayan, şirketinizi büyüten, reklamınızı yapan bu camiaya borcunuzu ödeyin.

İki tane kız kardeşimiz, ablamız kamuoyu yaratmaya, camiayı uyandırmaya, bir tutmaya çalışırken, ellerinde çomakla arı kovanını karıştırırken, yapayalnızlar…Türk spor tarihinin en büyük oyunu yazılmış, oynanıyor. Başkan devirme operasyonu mu, bir kulübün ele geçirilmesi mi nasıl bir sinsi tezgah, içinden çıkamıyoruz.
'Temiz Ayaklar' diye bir pazar sabahı kararttınız dünyamızı. Sızdırdığınız bilgilerin alayı safsata çıktı. Soru sormadan yayınladı gazetecilerimiz ellerine geçenleri, polis gazetecileri yine cirit atmaya başladı ortalıkta. Biz de istiyoruz temiz futbol, en başta biz istiyoruz tertemiz bir kulüp . Sizin için yok edilmeye / ele geçirilmeye / değersizleştirilmeye değer bir şirket var ortada ama burası bizim yuvamız. Neresinden tutsak elimizde kalıyor soruşturmanız. İbrahim Akın’a şike teklif eden Adalı’yla zahmet edip görüşmediniz. Şikenin belgesi diye yayınladığınız fotoğraflarda görünen İbrahim Akın ortalarda yok. Fetva bile istemiş adam. Şikeyi becerememekten töhmet altında olan Trabzonspor asbaşkanı nerede, aylardır şikeci Fenerbahçe diye ortalığı ayağa kaldıran Trabzonspor camiası niye bu kadar sessiz? Şikeci futbolcular Mehmet Yıldız, Musa Aydın niye şike yaptıkları halde goller attılar asistler yaptılar? Onu geçin Mehmet Yıldız’ı niye serbest bıraktınız? Her maçtan önce ve sonra bir araya gelebilecek kulüp yetkililerin fotolarını basına vererek işte şikenin belgesi diye yayınlatmak hangi amaca hizmet ediyor? Nerede Emenike’nin para sayarken kamera kaydı? Onu servis edin önce. Emenike 9 milyon £ karşılığı Fener maçından önce alınmışsa babasından mı istenmiş? Karabük’te bir muhatabı yok mu bu alışverişin? Emre’nin yeğenini göz altına alıyorsunuz Emre yok. Cüneyt Çakır’ı yollayanlar nerede? Son 5 maçın sonucunu bilenler niye beklemişler ligin sonunu Trabzonspor’un emeği çalınırken niye susmuşlar, iddaa mı oynuyormuş bunlar o sırada? Yönetimdeki iktidara yakın isimlerin hiçbir şeyden haberi yok, bilgilerine bile başvurulmuyor,ortalarda da gözükmüyorlar.

Bu soruları görevi olanlar, bu kulüpten yıllarca alanlar niye sormuyor da bu kulübe her şeyini verenler yalnız kalıyor. Bu kulübün gerçek sahipleri bu soruları soruyor ve cevap bekliyor. Fenerbahçe’nin akıl sahibi , menfaat gözetmeyen destekçileri bugün susmayanlardır. Fenerbahçe taraftarı hemen örgütlenmeli ve kulübüne sahip çıkmalıdır. Yarın leş ortaya gelince üşüşecek olanlar kargaları, bu kulübün sırtında senelerce dolaşanları unutmayacağız…

Ha ortada hiç mi bir şey yok? Bu kirli ilişkilerin hepsi mi yalan? Ne buna hayır diyecek durumdayız ne de Aziz Yıldırım’a kefil olacak . Bir suç varsa ama ötekiler demeden önce kabul ederiz cezayı, hangi ligde olursa olsun sahipsiz bırakmayız bu takımı. Fenerbahçe’yi küme düşürecek denli kirli işlerin, ilişkilerin içerisinde olanlarla hesabımız zaten var. Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Açtıkları çukurda boğulsunlar. Sorduklarımızın cevaplarını verin , lamı cimi yok ligden düşürün takımı. Biz de tüm nefretimizi bu camiayı bu duruma getirenlere kusalım. Ancak ülke futbolunu tertemiz yapıyoruz, arap sabunu ile yıkıyoruz derken elinizde hazır delilleri bulunan konuları da es geçmeyin isteriz.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Perşembe'nin Gelişi...

Fazla uzaklara gitmeyelim daha 3 sezon önce oynanan tarihe "sulu derbi" olarak geçen maçta çıkan olaylara, Ayhan Şahenk'te kadın basketbolculara atılan viski şişelerine, Pondexter formasını öpünce kudurup onu linçe yeltenenlere veya 2 sezon önce bir Fenerbahçe maçında kendilerini kaybederek tribünü örten çatıya çıkıp onu çökme noktasına getirenlere hiç değinmeyelim mesela.

Sadece geçtiğimiz seneyi bir gözünüzün önüne getirin; Abdi İpekçi'de oynanan Cemal Nalga'lı(!) maçı ve ufacık bir çocuğun formasından tahrik olabilecek kadar psikolojileri bozulmuş olan sözde insan topluluğunu ve linç kültürünün nasıl orada da devreye girdiğini hatırlayın. Hadi o kadar uzağa da gitmeyin henüz birkaç ay önce yine Abdi İpekçi'de oynanan Fenerbahçe-Galatasaray Kadın Basketbol Cumhurbaşkanlığı maçını düşünün, sahaya ve karşı tribünlere yabancı madde yağdıran ve akabinde boşaltılan tribünlerin hangi takımın tribünleri olduğunu anımsayın. Sonra da dünkü olaylara bakın. Sürpriz mi? Elbette ki değil, yıllardan beri neredeyse her branşta Fenerbahçe'nin altında ezilenlerin halet-i ruhiyelerinin spor sahasına tezahürü dün yaşananlar.
Daha önce yaptıklarına bakınca 15-16 yaşındaki çocuklara tekme tokat saldıranlara da şaşıramıyor haliyle insan. Ortama bakıyorsun 4 ya da 5 tane güvenlik görevlisi ya var ya yok. Yer neresi Florya yani Galatasaray'ın tesisleri peki olaylardan sonra Galatasaray Yönetimi ne diyor "kontrolümüz dışında gelişen olaylar" orası neresi yahu senin antreman sahan vs. hepsi orada değil mi sen değilsen ya kim sorumlu oranın kontrolünden?!?! Resmi sitelerinden açıklama yapıyorlar bir de, neymiş efendim "üzüntü duymuşlar" ne bir özür dileme var ne de başka bir şey yalnızca "üzüntü duymuşlar", onu da duymasaydınız ya efendiler, malum geçen sene erkek basketbolculara taraftarları saldırdığında da benzer bir tutum takınmışlardı "biz özür dilemeyiz tahrik vardı" diye. Sembolleştirdiğiniz ve utanmadan neredeyse bir sömürü malzemesi haline getirdiğiniz Metin Oktay'ın kemikleri sızlıyordur eğer olanları görüyorsa, adının verildiği tesislerde 10'un formasını giyen insan müsvettelerinin yaptıkları ve övündükleri şeyler ters döndürüyordur Taçsız Kral'ı mezarında.

Kim ne derse desin, balık baştan kokuyor ve yalnızca yönetimler değil medya da bu işe çanak tutuyor. En basitinden geçtiğimiz hafta içerisinde Karşıyaka Basketbol Takımı'na Kıbrıs Rum Kesimi'nde saldırı olduğunda "Barbar Rumlar, Hayvanlar, vs" gibi şövenist başlıklarla olayı manşetten duyurup olayı bütün bir halka maledenler, bugün kıvrak manevralarla dün yaşananları geçiştirmeye ve "3-5 kendini bilmez" sığlığına indirgemeye çalışıyorlar.

Şimdi bu çarşamba günü Abdi İpekçi'de erkek basketbol derbisi var, senenin son derbisi, izleyelim bakalım neler olacak, nelerden tahrik(!) olacak bu sefer Galatasaray taraftarı, 3-5 kendini bilmez(!) ne rezillikler yapacaklar ve Galatasaray yönetimi suçu ne şekilde Fenerbahçe'ye yıkmaya çalışacak?

13 Ekim 2010 Çarşamba

Iyi, Kotu, Cirkin...

Batman halkinin Fenerbahce'yle kucaklasmasi, iyi...

Maliye Bakani nam-i diger Ingiliz Mehmet'in Fenerbahce formasiyla sahaya cikmasi, kotu...

Fenerbahce'nin siyasi iktidarin oyuncagi yapilmasi, cirkin...

25 Haziran 2010 Cuma

CK'dan sonra Vamos da "Bu Oyunun Icinde Yokuz" dedi...

"Bu Oyunun İçinde Yokuz..."

Uzun yıllardır Fenerbahçe tribününde renktaş olarak yan yana duran Vamos Bien üyeleri olarak beş yıl önce "Hasretinden Yandı Gönlüm" pankartıyla grup olarak davranmaya başlamaya karar verdiğimizde, tek amacımız, Fenerbahçe sevgisine ve tribün kültürünün zenginliğine katkıda bulunmaktı.

O günden beri, beş yıl boyunca, hedefleri doğrultusunda yoğun emek harcayan grubumuz, geçtiğimiz yıl ebedi dostlarımız Grup CK ve ÜNİFEB'le omuz omuza vermek amacıyla Maraton tribününden okul tarafı kale arkası tribününe geçti.

Okul tarafı kale arkasında üç grubumuzun üyeleri arasında kurulan samimi ilişki sonucunda, "endüstriyel futbol" tarafından unutturulmaya çalışılan dostluk,paylaşım, fedakarlık ve dayanışma gibi temel değerler hayata geçirildi ve sezon boyunca bütün Fenerbahçelilerin haklı olarak gurur duyduğu önemli işlere imza atıldı. Bütün rakiplerimizi kıskandıran bir tribün zenginliği yaratıldı.

Bunca yıldır yaratılan onlarca güzelliğe rağmen, üzülerek de olsa, Vamos Bien grubu olarak bugünden itibaren tribün faaliyetlerimizi süresiz olarak askıya aldığımızı bütün renktaşlarımız, kardeşlerimiz ve dostlarımız ile paylaşmak istiyoruz.

Öncelikle,
Geçtiğimiz sezondaki Kayserispor maçı sonrasında çıkan ve aslında yasa uygulayıcılarının gereksiz ve anlamsız müdahalesi sonrasında büyüyen olaylar sonucunda içlerinde grup üyelerimizin de bulunduğu, her üç gruptan, 14 renktaşımız altı ay spor müsabakalarından men ve toplam 24 bin 38 TL para cezası aldılar. Bu cezalar grup üyelerimizin bugüne kadar aldığı ilk ceza değil. Daha öncede bu tür cezalar her üç grubun üyelerine de farklı zamanlarda uygulandı. Kayserispor maçı sonrasında verilen cezaların da tek maçlık bir yanlış anlama ve emniyetin hatalı müdahalesi sonucu gelen cezalar olarak görseydik, daha önceki haksız cezalarla hukuk yoluyla nasıl mücadele ettiysek bu cezalarla da aynı şekilde mücadele eder, gerektiğinde bütün maddi-manevi ağırlığına rağmen cezaları yüklenmekten gocunmazdık. Ancak sezon sonunda yasa uygulayıcılarının yaklaşımlarını ve kulüp yönetimimizin söz konusu yaklaşımlara karşı duyarsızlığını gördüğümüzde bunun artık bir maçlık hata değil tribünlere yönelik genel bir stratejinin parçası olduğunu açık olarak gördük.

Bugün yürürlükte olan ve çeşitli maddeleri daha da ağırlaştırılmaya çalışılan 5149 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Yasası” futbol dünyasının gerçeklerinden uzak, tribün kültürünü ortadan kaldırmak isteyen, tek taraflı hazırlanmış bir yasadır. Öznel kriterlerle, canın istediğinin suçlandığı, suçlanan kişinin savunma bile yapamadan cezalandırılmasının zeminini oluşturan bu yasa, en basit hukuk ilkelerini bile ayaklar altına alarak taraftarlara yönelik bir tehdit unsuru olarak rahatlıkla kullanılmaktadır.

Ne gariptir ki, çıkış manifestosunda sporun her tür şiddete alet edilmesine karşı çıkan ve bu konudaki hassasiyetini defalarca ispatlamış olan grubumuzun üyeleri, aleyhlerinde hiçbir delil olmadığı halde, bütün kamera görüntülerinde ve binlerce seyircinin gözünün önünde onlarca emniyet görevlisi tarafından şiddete maruz bırakıldıkları görüldükleri halde bir spor müsabakasında “şiddet uyguladıkları” iddiasıyla ceza alabilmektedir.


Buna karşılık,
Üç grubun yaptığı her güzel işi sahiplenip, kulübün resmi organlarında övünerek paylaşan, stadımızın duvarlarına yapılan güzel işlerin resimlerini asan Fenerbahçe yönetimi ise, ne yazık ki, temel hukuk kurallarına ve ilkelerine aykırı biçimde, savunma hakkı bile tanınmayan renktaşlarımızın yanında olmak yerine, sessizliğini koruma hatta haksızlığı yapanlara "teşekkür etme" yolunu seçmiştir.

Yönetimimize çok iyi bildikleri bir gerçeği tekrar hatırlatmak isteriz: Futbolun gerçek ruhunu oluşturan sayısı arttırılmış seyirci kalabalığı ya da "bindirilmiş kıtalar" değil, coşkulu tribünlerdir. Tribünler taraftarın sadece maç seyretmek için oturduğu alanlar değildir. Taraftar için tribünler, coşkunun, şenliğin, şamatanın, mizahın, yaratıcılığın, hüznün, hayal kırıklarının beraberce yaşandığı toplumsal alanlardır. Taraftarın duygusallığa dayalı bu sevgisi bugün “endüstriyel futbol” sisteminin sözcüleri tarafından “fanatizm” adı altında “suç biliminin” kavramlarıyla değerlendirilmekte, cezalandırılması gereken bir suç gibi gösterilmektedir. Parayla ölçülemeyen bu değerler, hakim piyasa sistemi tarafından "suçlanarak" dışlanmak istenmektedir. Gündelik yaşantımızın başka alanlarında da gözlemlediğimiz bir yöntemle, futbolun tümüyle bir piyasa, paranın konuştuğu alana dönüştürülmesi projesi ile sert polisiye güvenlik önlemleri beraberce geliştirilmektedir.

Fenerbahçe tribünleri bugün endüstriyel futbolun savunucuları ve sporda şiddeti önleme yasasının uygulayıcıları tarafından bir laboratuar olarak kullanılmaktadır. “Fanatizm” damgası altında, “karşılıksız sevgi”sini yaşayanlara yönelik açık bir savaş yürütülmektedir. Bu savaş ister farkında olsun ister olmasın, tribünlerimizdeki bütün taraftar gruplarını hedef almıştır. Bu tek taraflı savaşın temel amacı tribünlerin çok sesliliğini, çok renkliliğini ortadan kaldırıp; “endüstriyel futbol”ca makbul görülen, tüketmekten başka bir özelliği olmayan, piyasa kurallarına göre hareket eden, tek tip, sevgisiz, "sadece harcadığı paranın hesabını soran", bir seyirci profilini oluşturmaktır. Taraftar grupları ise anti-demokratik, hukukun en temel ilkelerine bile aykırı olan yasayla pasifize edilip, "havuç-sopa" yöntemleriyle, yönetim ve yasa uygulayıcıların sözlerinin dışına çıkmayan "uslu çocuklara" dönüştürülmek istenmektedir.
Fenerbahçe tribünlerinde başlatılan bu deneyim başarılı olursa dalga dalga diğer tribünlere de yayılacaktır. Bugünden hangi renge sevdalı olursa olsun bütün tribün emekçilerine söyleyecek tek lafımız var: " Anlatılan senin gelecekteki hikayendir!"

Ve son olarak,
Fenerbahçe tribünleri olarak dayanışmadan yoksun ve grup çıkarlarını genel tribün çıkarlarının önüne koyan bir yaklaşımla hikayenin sonunu getirmek mümkün görünmemektedir. Her geçen gün kendi içini yiyerek parça parça bir yok oluşa doğru gidilmektedir. Geçmiş deneyimlerin ışığında yaşananlar sanki tarihin tekerrürü gibidir. Birlikte davranabilme yeteneğinin gelişmesi gereken yerde ve anda tam tersi refleksler devreye girmektedir. Bu gidişin sonu bizim gideceğimiz yol değildir.

Aldığımız karar mücadeleden kaçma anlamına gelmemektedir. Sadece taşların yerlerinin sürekli değiştiği böyle bir oyunda yer almayacağımızı ifade ediyoruz. Biz böyle bir oyunda kimsenin oynayacağı bir piyon değiliz. Karşılıksız sevenler için, eğer birlik ve dayanışma yoksa, böyle bir oyunda galip gelmenin imkanı olmadığını biliyoruz.

Bu kararı alırken geride bıraktığımız süre içinde Fenerbahçe tribünleri adına olumlu, güzel ve önemli işlere imza atmanın vicdan rahatlığını yaşıyoruz.

Evlatlarına en büyük miras olarak Fenerbahçe sevgisini bırakacak olan grup üyelerimiz, bağlayıcı karar olmaksızın bundan sonra da, bireysel olarak Fenerbahçe’mizin yanında olacaklardır.

Faaliyet gösterdiğimiz sürece her zaman yanımızda olan bütün tribün gruplarımıza ve taraftarlarımıza teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

VAMOS BİEN

18 Haziran 2010 Cuma

Siz Gönderemiyorsanız, Biz Gönderelim!

Christoph Daum, iki sene daha görevinin başında kaldığını açıkladı, Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetimi de doğruladı. Daum’un Roland Koch haricindeki tüm yardımcılarının görevlerine ise son verildi. Bu kararda yönetimin ağır tazminat maddelerinin altında kaldığı açıkça görülebiliyor.

Aziz Yıldırım’ı her zaman kalpten desteklemiş bir insan olarak artık yapılanlara iyimser yaklaşabilmem mümkün değil. Sen Fenerbahçe’sin bir kere, Daum gibi kariyeri muhteşem başarılarla dolu olmayan bir hocayı getirmek için seni bu kadar zor durumda bırakacak tazminat maddesi koymak zorunda olmamalısın. Hiç mi görmediniz Beşiktaş’ın Del Bosque’den çektiklerini? Hiç mi akıllanmadınız, hiç mi ders almadınız Aragones ile yaşadıklarınızdan? Sözleşmeye 13 milyon tazminat yazana kadar lig şampiyonluğu 10, Avrupa Ligi şampiyonluğu 25 milyon avro yazarsın, sonra arkana yaslanır olacakları izlersin. Ayrıca 300 milyon bütçem var diye hava atıp 13 milyonu ödeyememek de ne ola ki?

Yöneticiysen kararının arkasında durman gerekmez mi? Sen bu adamı Denizli’de yaşattığı son maç faciasından dolayı sepetlemedin mi? Tükürdüğünü yalar da bu adamı geri getirirsen, o da sana yaptığın hatanın bedelini seninle dalga geçerek ödetir işte Trabzon maçında tek forvetten dahi vazgeçmeyerek; deja vu! Sonra da çıkar “başarılıydık ama şanssızdık” der, yönetim olarak sen de söz birliği yapmak zorunda kalırsın. Hadi Denizli şanssızlıktı, Trabzon şanssızlık olamaz. Olan oldu da, yönetim olarak hala bu hocaya göz yummak büyük Fenerbahçe Camiasıyla dalga geçmekten ve yönetimin net başarısızlığından başka bir şey değildir.

Sayın Aziz Yıldırım, bu camia artık futbolda başarı bekliyor sizden, adam gibi bir hoca, adam gibi transferler istiyor, kürek şampiyonlukları değil (bu arada kürekte kupayı da bir puanla Galatasaray’a kaptırdık geçen hafta). Daum vurdumduymazdır, utanmayacak da siz ne yüzle bu adamı taraftarın önüne çıkartacaksınız? Kombine, taraftar kart, forma satarken insanlara ne diyeceksiniz? Stoch dışında transferde sesiniz soluğunuz çıkmadığı gibi derhal gönderilmesi gereken, altyapıda denense bile kapı gösterilecek olan Güiza hala kadrodaki yerini koruyor. Daum kaldığına göre yine Kazım’ın dilinden anlamayacak, adamı oynatamayacak, Semih ise ya başka kulübe kaçacak ya da yine kulübeye tüneyecek. Daum, sportif direktör Aykut Kocaman ile sorunlar yaşadığını, arkasından gizli saklı konuşulduğunu, yönetimin istediği transferleri yapamadığını açık seçik söyledi iki gün önce. Yeni bir sezona bu huzursuzluklarla başlanacak. Bunları nasıl çözmeyi planlıyorsunuz acaba?

Kaale almadığınız çok belli olan bu cefakar taraftar artık güçlü ve akıllı bir yönetim istiyor, tutulamayacak şampiyonluk sözleri değil. Kulübün dev potansiyelini akılcı kullanıp başarıya çevirmenin zamanı bugün gelmediyse ne zaman gelecek?

Bir yerden başlamak için henüz o kadar da geç değil. Kimsenin bize bu işkenceleri göz göre göre çektirmeye hakkı yok. Daum ve Güiza’yı gönderemiyorsanız, parası neyse biz verelim de öyle gönderin. Yoksa 12. adamı kaybettikten sonra düşünmek için artık çok geç kalınmış olacaktır.

Not 1: Gelin böyle bir kampanya başlatalım, destek verelim. Sesimizi, isyanımızı duyuralım. Gerçekten parası neyse biz Fenerbahçe taraftarları olarak verelim. Yeter ki bunlardan kurtulalım. Bir sezonu daha kaldırıp çöpe atmayalım daha başlamadan.

Not 2: Yazı, işyerinden arkadaşım MegaEmin™ tarafından kaleme alınmıştır.

Duvarı Yıkmışlar Bir de Priketleri Kırıyorlar!

‘Ulaa duvari yikip priketleri kirmislar, ulan hadi duvari yiktiniz priketleri niye kiriyosunuz, insan tekrar priketlerden duvari orer..’

‘Kaputu açmışlar bi de aküyü çalmışlar, kaputu açtınız bari aküyü çalmayın, aküyü çalmamış olsalar...’


Bizim durumumuz da artık tam vizontelelik oldu. Sayın Başkan yine 1.5 ayımızı sokağa attı, sonunda da dün o muhteşem kararını açıkladı. Durmak yok, yola Daum'la devam. O zaman adama sorarlar başkan:

"Madem Daum'la yola devam edecektin, neden şampiyonluğu kaybettiğimiz günün ardından açıklamadın kararını. Madem bu kadar geç açıkladın kararını, Daum'la devam etmemiş olsaydın da Aykut’umuzu harcamasaydın."

10 Haziran 2010 Perşembe

Hayret ki Ne Hayret feat. Harika Bir Haber...

Daha birkac gun once sitem etmistik Jan De Brandt'a tesekkur edilmedigi icin resmi siteye ve FBTV'ye. Sonunda bugun beklenen tesekkur gec de olsa geldi. Haberlerin giris saatlerine ve adresteki haber numaralarina bakinca Tanjevic'e tesekkur etmisken Jan De Brandt'a da edelim bari diye mi dusunmusler acaba diye aklimdan gecirmedim degil resmi siteyi az cok tanidigimdan ama oyle veya boyle yollarimizi ayirdigimiz iki hocamiza da resmi kanallardan tesekkur edilmesi gormek istedigimiz hareketlerden...
Bir de taze bir haber gecelim yeri gelmisken. Basketbol subesinde hepimizin bekledigi uzere Bogdan Tanjevic'le yollar nihayetinde ayrildi, iyisiyle kotusuyle 3 sezonu tamamladigimiz Tanjevic'le geride kalan 3 sezon da 2 Sampiyonluk, 1 Turkiye Kupasi ve 1 de Cumhurbaskanligi Kupasi kaldirdi Fenerbahce. Kagit uzerinde basarili bir tablo olmasina ragmen kendisiyle ilgili dusuncelerim takimin basina gelis surecinden baslayarak hicbir zaman olumlu olmadi, olamadi. Gonul isterdi ki ayrilma sebebimiz gecirdigi talihsiz hastalik olmasaydi. Buradan bir kez daha gecmis olsun Kurt Hoca'ya deyip hemen gunun benim nazarimda Stoch transferinden bile onemli haberine geceyim.
Turk basketbolunun efsane ismi Aydin Ors yeni sezonda basketbol subesinin basinda yer alacak teknik patron olarak. Henuz kesin aciklama gelmese de Erkek basketbol takimimizda Ertugrul Erdogan'in yardimci antrenorluk gorevine devam edecegini tahmin ediyorum, yeni kocumuzun kim olacagi ise ilerleyen gunlerde belli olacak. Bu noktada kocluk icin adi gecen isimlerden Neven Spahija'in diger adaylara gore birkac adim onde oldugunu da belirtmekte yarar var elbette...

8 Haziran 2010 Salı

Bir Daha Gorusmemek Uzere...

Ligler sona erdi transfer donemi basladi, gelenler kadar gidenler de oluyor her bransta ama bu sefer durum farkli. Basinda yer alan haberlere gore yonetime istifasini sunmus Mahmut Uslu. Fenerbahce'ye ve basketbol subesine verdigi hasarlarin tamiri zaman alacaktir ama yine de zararin neresinden donulse kardir diyelim. Fenerbahce'ye uzak olsun da federasyona istedigi kadar yakin olabilir bundan sonra...

2 Şubat 2010 Salı

Ortaya Karisik...

- Finallerin ve biraz da tembellligin etkisiyle bir suredir birseyler karalayamamistim, tembellik demisken de oyle boyle degil Garfield'den halliceydim son zamanlarda,

- Bu haftasonu Fenerbahce icin yine tulum cikartilan bir haftasonuydu. Futbol takiminin yani sira bayan basketbol, bayan voleybol ve erkek voleybol takimlari da haftasonunu galibiyetle kapattilar. Bu galibiyetler arasinda kuskusuz en degerlisi erkek voleybol takiminin I.B.B'yi 3-1 devirerek liderlik koltuguna oturdugu macti,
- Bayan voleybolcularin Indesit C.L maclarinin TRT tarafindan katledilmesine isyan ederken, cok daha beterinin FBTV tarafindan Fenerbahce-IBB macina yapilmasina ise diyecek soz bulamiyorum,

- Ilginc bir kararla pazartesi 20.00'da oynatilan Fenerbahce-Erdemir macinda ise erkek basketbol takimimiz yine rahat bir galibiyetle sahadan ayrildi. Takimin bu seneki karakterine bakildiginda beklenen bir sonuc oldu zira kendi standardinin altindaki takimlara fark atan, kendine denk takimlara maglup olan ve kendinden bir ust seviyedeki takimlardan da fark yiyen bir takima sahibiz,

- Macin gunu, saati ve uygulanan bilet politikasiyla ilgili olarak aklima gelen tek mantikli sebep Fenerbahce yonetiminin ve TBF'nin, Fenerbahce taraftarinin Tanjevic'e gosterecegi tepkiyi onlemek istemesi yoksa bu macin haftasonu oynanmasinda herhangi bir sakinca oldugunu zannetmiyorum,
- Haftasonu demisken eklemeden gecmeyeyim Ugur Boral'in sag ayaginin yurumek disinda da bir islevi oldugunu gormek oldukca sevindirici,

- Basketbolda Teknosa Turkiye Kupasi 8'li finallerinin oynanacagi yer de belli oldu, 19-20-21 Subat tarihlerinde Adana Menderes Spor salonu bu organizasyona ev sahipligi yapacak, futbolda oldugu gibi erkek basketbolda da Turkiye Kupasi'ni son yillarda olmadik sekillerde kaybediyoruz. Dileyelim bu sene 2 bransta da bu hasrete son verelim,

- Turgay Demirel'in Efes'in doping skandali dair soyledikleri olayin kendisinden de skandal, roportajin tamamina buradan ulasabilirsiniz. Bugun de Mehmet Demirkol konuyla ilgili su satirlari karalamis, Efes Pilsen resmi sitesinden gun icerisinde aciklama gelmesi bekleniyor,

- Besiktas baskanligina bir kez daha Yildirim Demiroren secildi, taraftar "Yeter" dedikce kongre uyeleri inadina "Yetmez" diyor, cok sevdigim Besiktasli dostlarim var ve onlar icin uzuluyorum cidden. Demiroren'in secimi kazanmasinin ardindan Gaziantepspor'un resmi sitesinden kutlama mesaji yayinlanmasi ise manidar,

- Okuyun: "Futbolistas" Futbol ve Latin Amerika - Dario Azzellini/Stefan Thimmel - Otonom Yayincilik,

- Izleyin: "500 Days of Summer (2009 - IMDB: 8.1 /10) "


- Bandista "su anda! simdi!" ile bir defa daha huzurlarinizda, indirin, dinleyin, dinletin, paylasin,

- Oi Va Voi 9 Subat'ta Ankara'da, grup EskiYeni'de sahne alacak. Bir guzel haber de Anathema'dan, 8 Mayis tarihinde ODTU Visnelik tesislerindeler,

- Gectigimiz hafta J.D. Salinger ve Howard Zinn gibi iki degerli isim daha aramizdan ayrildi, huzur icinde uyusunlar,

- Lost'un final sezonu sonunda basliyor bu haftaici, acilisi S.06-Ep.00 ile gectigimiz 5 sezonun ozetini gecerek yaptilar, o kadar uzun bir ara verdiler ki bir goz atmakta fayda var. Bu arada Chuck'un 3. sezonunda da giderek formdan dusen Yvonne Strahovski'nin yanina Smallville'den tanidigimiz guzeller guzeli Kristin Kreuk ekleniyor,

- Son olarak da Cnbc-e dergi subat sayisi Star Wars not defteri hediyeli, ilgilenenlere duyurulur...

25 Ocak 2010 Pazartesi

Transfer nedir, ne zaman yapılır?

Transfer sezonu açılmadan çok önce belliydi Roberto Carlos'un ayrılacağı. Bir yabancı kontenjanı açılıyordu doğal olarak. Daum takviye isterken, eldeki bulgurlar da eksildi. Carlos'tan sonra Kazım Fransa yolunu tuttu. Aylar önceden yapılması gereken anlaşmalar ve girişimler yine son bir haftaya sıkıştı. Şimdi muhtemelen transfer piyasasının deli danası gibi saldırıyoruz her yere. İşler sarpa sararken apar topar Önder'i affettik. Ezeli rakip de bombaları patlattıkça taraftar sinir stres içinde. Asbaşkan açıklama yapıyor en iyisini yapacağız telaşa mahal yok diye. Be adam en iyilerini gördük o yüzden endişeliyiz ya zaten. Biz, yararlanamadığımız Deivid de elden çıkartılır da halihazırda anlaşılmış olan gümbür gümbür 2 adam gelir mi takımı toparlayacak derken, transfer süresi bitecek hala belirsiz herşey. Ey yönetim aylardır ne işle meşguldünüz allah aşkına? Birisi bizle dalga geçiyor... Kurumsal yapıdan bahsediyorsunuz da ; taraftar kartın, fenerselin peşinden koşmaktan başka icraat yok. Bu mu dünya kulübünün transfer politikası. Transfer çalışmasına , transfer sezonu ile başlanmıyor ki...

Resmi sitede son olarak Dentinho , Quaresma yalanlanmış. Umudu çoktan kestim ben; transfer yapılmasın. Alınacak adamı en az 2 sezon gönderemeyeceğimizi düşündükçe bu işi beceremeyenler oyuncu almasın diyorum.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Milangaz Tribünü...

“İnönü Stadı’nın, SİT alanı olan bölümün dışında kalan üç tribününü teker teker yıkıp yeni bir stat oluşturacağız. Dokunamadığımız tribüne de 25 yıllığına "Milangaz Tribünü" deriz. Başkanın parası çıkmış olur.”

Beşiktaş başkan adayı Murat Aksu'nun, kulübün Yıldırım Demirören'e olan borcunu nasıl ödeyeceksiniz, sorusuna verdiği cevap.

14 Ocak 2010 Perşembe

Kibir...

Fotograf dünkü bayan basket takimimizin maçından, esas görüntü ise maçtan sonra yaşananlar. Takımımız Euroleague maçında Macar temsilcisini 98-78 gibi farklı bir skorla yenmiş. Maç bitmiş, taraftar basketbolcuları tribünün önüne çağırıyor, kızlarımız gelip karşılıklı sarı-lacivert-şampiyon-Fener çekiyor. Buraya kadar yaşanan görüntüler çok güzel. Sonra karşılıklı alkışlamalar ve kızlar, başkan ve yönetim kurulunun bulunduğu bölüme alkışlar arasında gidiyor. O bölümde bulunan menajer ve yönetici dahil herkes ayağa kalkıp kızların elini sıkarak onları tebrik ediyor ama kibirinden dolayı ayağa kalkmadan onları tebrik eden tek kişi var, o da Sayın Başkanımız. O an Başkanın içinden ne geçti bilmiyorum ama bu kızlar yıllardır gösterdikleri başarılarla bunun çok daha fazlasını hakediyor. Kaldı ki başarısız olsalar bile bayan olduklarından dolayı bu saygıyı hakediyorlar ama resim ortada.

Ramiz Dayı, Ezel'in geçen bölümünde 'İlk Günah' ile ilgili çok güzel sözler söyledi, önümüzdeki bölümde de yedi günahtan biri olan 'Kibir' ile ilgili güzel sözler söyler; biz de bu yazıya ekleriz o özlü sözleri.

NOT: Dünkü Fenerbahçe-Tokatspor maçında rengini belli edip maçı anlatan TRT spikerine saygı ve selamlarımı iletiyorum.

22 Aralık 2009 Salı

Gönderin şu adamı...

Dersaadet'e yolum düştü düşeli hazzetmem Ankara'da oynanan futbol maçlarından, daha doğrusu Fener maçlarından. Bize ayrılan maraton'da yahut saatli'de ruh yoktur, gecekondu gibi amatör maç kesemezsiniz, köftesi bile farklıdır karşının , üstüne ne yapsanız desibelde Güçlüleri geçemezsiniz. Koca maraton sizindir keyfini süremezsiniz, bedava bilet verseler açar biranızı evde izlersiniz . Trenle gelmiyorsanız , gelirken hedef promile ulaşılmamışsa 19 Mayıs'ta maç izlemek zulümdür.

Lakin Ankara Atatürk başkadır, en basketbol izlenesi salondur memlekette. İple çekilir Telekom ya da Cumhurbaşkanlığı maçları. Arena denen Zeytinburnu , Kazlıçeşme viranesinden daha samimidir, boğar oyuncuyu. En interaktif salondur, spor sergi zamanlarını kaçırdık belki ama Ankara Atatürk de bambaşka yaşanılası mekandır. Üçlük çizgisi daha yakın, çember daha geniştir, parke özel tasarlanmış, Odtülü mühendislerin katkılarıyla oyun kurucunun her top sektirişinde sesi salonun en ücra köşesine iletir şekilde inşa edilmiştir. Sigaranın dumanını en arkadan üfleyin, masa hakemleri öksürmeye başlar. Mübalağa benim atmosfer başkentindir. Her sene beklenir, fikstürüne bakılır basketbol maçlarının. Fener gelince ayrı bir temaşadır iki taraflı, çünkü Ankara'da zıt kutup olabilecek tek renk yine sarı laciverttir. . 2010 için de en büyük şanstır Ankara'da grup maçları.

Ama "adamlar" vardır sanki şirkete almışlar bizi, içimizden gelmiyor ilk kez maça gitmek. Kendi şirketlerini yönetirken bu derece zararlı adamlarla çalışmazlar, boruları dernek statüsünde olup da asıl sahiplerinin söz hakkının bulunmadığı yerlerde öter. Keyfiyetle yönetilmeye bile razıyız yeter ki niyet iyi olsun. Koç sıfatlı mendeburla bağımızı keseli çok oldu. Hiçbirşeyi çok gördüğüm de yok kendisine. Emeklilik öncesi volisini vurmuş, keyfine bakıyor. Onu orada tutanlarla hesaplaşmak lazım artık. Yedi kat yerin dibinde de olsa Fener aşkıyla coşan, her yere koşan kitle, şimdi çemberden geçen topun en güzel hissedildiği mekana bile gitmeye imtina eder olduysa ... efendiler hareket zamanı... Belli çook derin hesaplarınız var, Ülker'le ya da federasyonla ; verelim neyse parası kurtarın bizi bu azaptan. Tanjeviç istifa etmeyecek onu anladık, kovun arkadaş. Bu adamı koruyacaktınız, arkasında duracaktınız Aragones'in kabahati neydi... B, C planlarınız dillere pelesenk oldu diye adım atmıyorsanız, biz birşey duymadık. Şok gelişmeler bekliyoruz, bir an önce...

19 Aralık 2009 Cumartesi

Mahmut Uslu Fenerbahce'den Ihrac Edilmelidir...

Galatasaray Cafe Crownın cezası 2 maça indirildi

Tahkim Kurulu‚ Fenerbahçe Ülker maçında çıkan olaylar nedeniyle 4 maç seyircisiz oynama ve 40.000 TL para cezası alan Galatasaray Cafe Crownın itirazını görüşüp karara bağladı.

Tahkim Kurulu‚ Beko Basketbol Ligi takımlarından Galatasaray Cafe Crownın seyircisiz oynama cezasını 2 maça indirdi.

Tahkim Kurulu‚ 15 Kasım 2009 tarihinde Galatasaray Cafe Crown ile Fenerbahçe Ülker arasında oynanan Beko Basketbol ligi maçında çıkan olaylar nedeniyle 4 maç seyircisiz oynama ve 40.000 TL para cezası alan Galatasaray Kulübünün itirazını görüştü. Kurul‚ Galatasaray Cafe Crownın seyircisiz 2 maç oynama ve 20.000 TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verdi.
Fenerbahçe icra makamının (Mahmut Uslu'nun fikir babalığında) "seçtirmekle övündüğü" Basketbol Federasyonu Tahkim Kurulu, yukarıdaki kararı almış. Efes Pilsen maçında çıkan olaylar yüzünden 5 maç ceza aldığımız bir ortamda, şu manzara yüz karasıdır.

Ayak oyunları yapmaktan, yöneticilik yapmaya fırsat bulamayan ve şimdilerde Fenerbahçe Basketbol Şubesi ile tüm ilişiği kesilmiş gözüken Mahmut Uslu, senelerdir bu utanç tablosunun baş rol oyuncusu oldu. Ne hak savundu, ne de haksızlıklara karşı durdu. O kadar ki gün geldi, sorumlusu olduğu takımın maçına, sırf dümen suyunda yürüdüğü Federasyon Başkanı istemediği için gitmedi.

Aynı Mahmut Uslu, aynı Federasyon Başkanı ile, kim bilir hangi pazarlıklar eşliğinde, Aydın Örs'ü gönderip, Tanjeviç'i takımın başına getirdi. Henüz takım şampiyonluğa giderken tezgahlanıp, sahneye konan bu gizli-saklı-içten pazarlıklı edepsizlik yetmedi, "Nasıl olsa daha çok var" diye düşünüp, 2010 için tek ayak üzerinde onlarca vaatte bulundu.

Neticede Mahmut Uslu, Fenerbahçe'yi öyle bir yükün altına soktu ki yönetim bugün istediği tasarrufları bile vücuda getiremez oldu.

Bizler, Fenerbahçe taraftarları olarak "Fenerbahçe'nin her dinamiği Fenerbahçe'nindir" sanarken, Mahmut Uslu'nun adeta tek başına yarattığı tablo, bunun böyle olmadığını gösteriyor. Fenerbahçe Cumhuriyeti'nin bir bölümü, alenen Turgay Demirel'in derebeyliği ile yönetiliyor.

Türk Spor tarihinin en büyük badirelerini Fenerbahçe atlatmıştır.

O Fenerbahçe, 1910 yılındaki birleşme toplantısında, kurucu Ayetullah Bey'in ayağa kalkıp, tek başına kalma pahasına zorluğa isyan etme ruhunu taşır.

O Fenerbahçe tarihi, kuruluşundan bugüne tarihsel süreç zarfında, ne işgal kuvvetlerine, ne siyasi erklere ne de olağanüstü yönetim koşullarına boyun eğmiştir.

O Fenerbahçe iradesi, kendine dil uzatmaya yeltenenlerin hepsini silmiş, kendisi baki kalmıştır.

İşte o Fenerbahçe'nin, kendisini pazarlık konusu edecek yöneticiye tahammülü yoktur.

Mahmut Uslu'nun Turgay Demirel ile girdiği bütün hesaplar gün yüzüne çıkartılmalıdır. Futbolda Haluk Ulusoy dönemine atfedilen türlü türlü dolambaçlı işlere emsal durumların, "Fenerbahçe ile Türkiye Basketbol Federasyonu" arasında gerçekleşmesine sebep olan Mahmut Uslu'nun kulüple ilişiği behemehal kesilmelidir.

Başta icra makamı olmak üzere, hiç bir Fenerbahçelinin; bin bir zorlukla kurulup, yaşatılmış bu asırlık camiaya tarihinde görülmemiş ilişkileri yaşatmaya hakkı yoktur. Hiç kimse Fenerbahçe'ye "Aziz Yuvam" diyen müessesan kadroların hatırasını ayaklar altına alamaz. Mahmut Uslu, Fenerbahçe'den ihraç edilmelidir.

Fenerbahçe Taraftarları

10 Kasım 2009 Salı

Neremiz dogru ki?

Basketbol subesinde olanlar Yalan Ruzgari'ni sollayadursun, bugun ajanslara dusen habere gore sezon basindan beri kimilerine gore Baskan'in verdigi ceza kimilerine gore ise sakatligi nedeniyle forma giyemeyen Mirsad Turkcan, kontrol icin gittigi Almanya'da kasigindan cerrahi bir operasyon gecirmis. Daha 2 gun once oynanan Efes maci kadrosunda yeralan Mirsad'dan bahsediyoruz, sene basindan beri tribunde oturan Mirsad'dan...

Ote taraftan haberin kaynagi neresi diye bakiyoruz, fenerbahce.org mu, elbette ki hayir; kaynak TBF'nin internet sitesi. Gun icerisinde Hurriyet'te Meric Tunca imzasiyla cikan haberi yalanlamakta gosterdikleri ozeni(!) basketbol subesiyle alakadar baska herhangi bir konuda goremiyoruz maalesef resmi siteden. Pala Remzi'ye yol verilmesi, Solomon'un sozlesmesinin feshedilmesi, Tanjevic'le yasanan sıkıntılar, artik iyice ayyuka cikan dedikodular derken subede yasanan hareketlilik tavan yapmisken basinda yeralan haberleri yalanlamaktan oteye gecemiyor resmi site...

Nedim Karakas'in "Yeni transfer yapmayacagiz" aciklamasini okuyoruz internet sitelerinde, takimdaki 4 numara eksikligini sagir sultan bile duymus, bunun ustune bir de Solomon sonrasi oyun kurucu pozisyonundaki bosluk eklenmisken, dogru tabi ne gerek var ki transfere falan. Solomon ise havalaninda dokmus etegindeki taslari, ne diyor Kral giderayak; "Tek suclu Tanjevic"...

Yonetime, Mahmut Uslu'ya, Bogdan Tanjevic'e, Turgay Demirel'e, koyulan 2010 hedeflerine dair soylenecek yazilacak o kadar cok sey var ki. Erkek basketbol takimini izlerken televizyon karsisinda bile gerim gerim geriliyorum, sube hakkinda yazarken neler hissettigimi siz tahmin edin. Resmen dogru kelimeleri secmek icin ise ciddi bir caba sarfediyorum...

Onumuzde 2 mac var su 1 haftalik surec icerisinde; kendi evimizde grubun guclu takimlarina karsi ne kadar comert oldugumuz goz onunde bulundurulursa Siena karsisinda galip gelecegimizi dusunen bir Fenerbahceli oldugunu zannetmiyorum, basabas bir mucadele sergilersek basaridir bu macta. Pazar gunu ise ezeli rakibimiz Galatasaray'la karsilasiyoruz Abdi Ipekci'de, iki kulup arasindaki anlasma geregi Fenerbahce taraftarinin alinmayacagi bu karsilasmanin sonucu ne olursa olsun yapilmasi gereken hareket ise bellidir kanimca, daha fazla vakit kaybetmeden bu macin sonrasinda Tanjevic'le yollar ayrilmali ve Aydan Ors-Oktay Mahmuti ikilisi erkek basketbolunun basina getirilmelidir.

Olabilir mi peki boyle birsey? Basketbolda son 2 yildir yasanan plansizligi hesaba katinca, olmadigi takdirde deveye boynun neden egri diye sormayacaktir kimse ama resmi siteden yapilan butun yalanlamalara ragmen, yanlis saatin bile gunde 2 defa dogruyu gosterdigini dusunup neden olmasin diye umutlanmiyor da degilim acikcasi...

28 Eylül 2009 Pazartesi

44 TL - Coşkumuza Ortak Olun

Profesyonel futbol takımımız, tam 45 yıl aradan sonra, bir kez daha 7 maçta 7 galibiyetlik muhteşem bir seriyle sezona başlamıştır. Hedefimiz bu başarıyı bundan sonraki maçlarda da devam ettirmek ve sezon sonunda mutlu sona ulaşmaktır. Bu büyük coşkumuza ortak olmanıza katkı sağlamak için bilet fiyatlarında yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Fenerbahçe Profesyonel Futbol Takımı'nın Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynayacağı UEFA Avrupa Ligi ve derbi karşılaşmaları dışındaki maçlarda kalesi arkası Telekom ve Migros tribünleri bilet fiyatları 55 TL'den 44 TL'ye indirilmiştir.

Büyük Fenerbahçe taraftarının tüm dünya kulüplerine örnek olan desteğini her zaman olduğu gibi bu sezonda da arkamızda göreceğimize inancımız tamdır.

Saygılarımızla,

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ
Sonunda bilet fiyatları ile ilgili beklenen açıklama bahanesiyle birlikte geldi kulüpten. Sadece kale arkaları için UEFA ve derbi maçları hariç bilet fiyatlarında indirme gidildi. Ki zaten bu maçlarda daha yüksek fiyat ödemeye alışığız eskiden beri. Ne diyelim, bu da birşeydir. Hayırlı olsun. Taraftarın ve yönetimin dikkatini bu bilet fiyatlarının yüksek oluşuna çekmek için çaba sarfedenleri tebrik ve takdir ederek kendilerine teşekkür edelim.

13 Eylül 2009 Pazar

Seba'yı özlemek...

Çocukken tanıdım kendisini, daha hiç bir takım gönlümüzde yer etmemişken, "Beşiktaş için bir şey yapmak istiyorsanız kimsenin adamı olmayın" diyen bir adam, babacan, beyefendi, saygılı ve sevgili, "fitbolcularımız" diye seslenirdi, yani benim BJK'ye aşık olmamın yegane nedeni bu adamdır. Ne söylemek gerekiyor bilmiyorum, hiç bir şey eskisi gibi değil, özlüyorum bu adamı...Ekşisözlükten bir Seba anısıyla noktalayalım yaziyi;

"akaretler'de yapılan kulüp binasına bir türlü alışamadığından olsa gerek, her zaman binaların hemen yakınında bulunan, otomobil parçaları satan dükkandaki arkadaşının yanında çay içerken görürdük sabahları;
-"günaydın başkanım" selamımıza
-"günaydın çocuklar, derslerinizde muvaffakiyetler" diyerek karşılık verir sabahlarımıza neşe katardı.
beşiktaşlı olmanın ne demek olduğunu anlayamayan ya da inatla anlamak istemeyenlere, onun tarzını, tavrını, mütevazılığını, anlayışını, tekrar tekrar hatırlamaya çalışmalarını tavsiye ederim.
fitbolcuların da kendilerini beşiktaş'a yakışır bir hale çekmelerini temenni ederim ki, yeniden gönül rahatlığıyla fitbolcularımız diyebilsin süleyman seba.

edit: anlattığım olayda yanımda bulunan ve süleyman seba'ya başkanım diye hitap eden diğer arkadaşlarım koyu fenerbahçelidir. seba klüpler üstü bir insan aynı zamanda."

28 Ağustos 2009 Cuma

Nostaljik Turk Filmleri Kusagi...

Fenerbahce-Sivasspor

Fenerbahce-Sion
Sivasspor macinda Hababam Sinifi, dunku Sion macinda Neseli Gunler...Cok ince ve esprili tepkiler, tabi anlayana...