
Twitter hashtag: #comebackdiana
Şu postta belirtmiştik Galatasaray'ı 2-0 ile geçen Fenerbahçe rakibini bekliyor diye ve eklemiştik saha avantajını elinde bulunduran Spartak Moskova ile eşleşmenin daha olası olduğunu. Öyle de oldu ve Euroleague’de yoluna 12′de 12 ile yenilgisiz devam eden takımımızın çeyrek finaldeki rakibi kendi evinde oynadığı serinin son maçında Beretta Famila'yı zor da olsa geçen Spartak Moskova oldu.
- İlk olarak Şeytan'ımız Rıdvan Dilmen'e geçmiş olsun dileklerimizi ileterek başlayalım. Keyifli dönülen Manisa deplasmanı akşamında ondan gelen haberle önce üzüldük sonra da durumunun iyi olduğunu öğrenince derin bir oh çektik.
- All Star'la çakışan Fenerbahçe - Galatasaray kadın voleybol derbisinde ise 3-0'lık skorla gülen taraf bir defa daha kızlarımız oldu. Final 4 öncesinde hafta içi maç yapmamayı fırsat olarak görüp yükleme antremanları yapan takımımız özellikle set başlarında zorlandıysa da maçı set vermeden kazanmasını bildi. Bir de rica da bulunalım yeri gelmişken, evet bu tatlı mavi formalar çok yakışıyor kızlara ama yine de bir derbi maçında giyilmesi gereken forma her zaman sarı lacivert çubukludur. Daha önce de erkek voleybol takımı da ligin ilk yarısındaki Galatasaray derbisinde benzeri bir hataya düşmüştü. Umarım bundan sonraki karşılaşmalarda taraftarın önem verdiği bu konuya dikkat edilir.
Sürpriz olduğu söylenemez, beklenen bir gelişmeydi ancak resmileşmesi küçük de olsa acabaları ortadan kaldırmış oldu. Kendi taraftarının önünde oynamak takıma çok büyük bir avantaj sağlayacaktır mutlaka ama olaya diğer tarafından da bakmak gerek. Halen yeni bir takım Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, ligde ve Avrupa'da farklı 6'lılarla oynamanın sıkıntısını da zaman zaman yaşıyor. Belki ligde az sayıda bulunabilen üst düzey takımlarla maç yapma imkanını sağlaması açısından doğrudan Final 4'a kalmak yerine oynaya oynaya, eksikleri göre göre gitmek daha sağlıklı olabilirdi kaldı ki artık Türkiye Kupası da yok fikstürümüzde. Ama bu organizasyonun arkasındaki aklın bunları düşünüp planlamış olduğuna da inanmak istiyorum bir taraftan, bunun için de en mantıklı çözüm kalburüstü takımlarla yapılacak hazırlık maçları gibi duruyor.
Katar'ın başkenti Doha'da gerçekleştirilen Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonası'na "Wildcard" ile katılma şansı bulan Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı finalde, hem de farklı ekollerin en güçlü temsilcilerine karşı yaptığı 3 maçı da set bile vermeden 3-0 kazanarak.
Jennifer Holm, "Penny From Heaven" kitabını kendisi için mi yazmış bilmiyorum ama Penny'nin dün MKB Euroleasing karşısından sergilediği performansının bu dünyadan olmadığı aşikar. 28 dakikada 37 sayı-7 ribaund-2 asist...
Kadın Basketbol
Dünden ve çarşamba gününden sonra ise artık netleşmeye başlayan bir resim var önümüzde. Basketbol ve voleybolda 3'ü deplasman olmak üzere oynanan 4 karşılaşmada alınan 4 galibiyet bahar aylarına çok daha umutlu bakmamızı sağlıyor artık. İnanıyorum ki büyük bir terslik, kura şanssızlığı vs. olmadığı takdirde kadın basketbol ve voleybol takımlarımız Final 4'u göreceklerdir. Erkek basketbol takımımız için ise öncelikli hedef Top8 olmalı, şimdiden Final 4 hayallerine kapılıp olası bir erken vedada takıma başarısız damgası vurmak bize düşündüğümüzden de fazlasını kaybettirebilir. Bu 4 takım içerisinde beklentilerimin altında kalan tek takım ise erkek voleybol takımı ama bilinen bir şey var ki o da Demeter'in uyguladığı antreman sisteminden kaynaklanan motorun sonradan açılması durumu. Onlar için Rus takımıyla içeride-dışarıda yapacağı maçlar ve Sisley Treviso deplasmanı ciddi test karşılaşmalarının da ötesinde kaderlerini belirleyecek ve potansiyellerinin ne kadarını kullanabildiklerini net bir şekilde göreceğimiz mücadeleler olacak.
Kadın voleybolcular bıraktıkları yerden kupayla devam ediyorlar yola. Dünya Şampiyonası nedeniyle sıkışan fikstürde güç bela yer bulunup alelacele açılan yeni Burhan Felek Voleybol Kompleksi'nde oynanan karşılaşma geçtiğimiz seneki Süper Kupa finalinin aksine daha çok bir hazırlık maçı görünümündeydi. Buna rağmen iki taraf da Japonya'dan yorgun dönen oyuncularını sahaya sürerek kupayı ne kadar ciddiye aldıklarını gösterdiler. Ze Roberto'nun yokluğunda takımın başında Kamil Söz vardı ve yabancı haklarını Sokolova-Nati-Kasia üçlüsünden yana kullanmayı tercih etti bu karşılaşmada. Bu üçlüden Nati ve Kasia Dünya Şampiyonası'nda yer almadıklarından dolayı sezon öncesi kampına katılma şansını bulmuşlardı, sezon öncesi kampına katılan bir diğer isim olan Brezilyalı pasör Fafao ise yabancı kontenjanına takılarak Fürst ve Songül ile birlikte karşılaşmayı tribünden takip etti. Bunun dışında kadroda yer alan Seda, Yağmur, İpek gibi isimlere de Kamil Hoca süre vermemeyi tercih etti ve maç genelinde sahaya Naz-Eda-Ergül-Sokolova-Nati-Kasia ve libero Nihan'la yerleştik. 22-25 kaybettiğimiz 2.set haricinde sahada her yönüyle üstün olan taraftık ve mücaleden 25-22 / 22-25 / 25-12 / 25-17 'lik setlerle 3-1 galip ayrıldık.
Ve korkulan oldu....Bugün öğleden sonra resmi siteden Vidmar'ın sağlık durumuyla ilgili olarak yapılan açıklamada genç oyuncumuzun ön çapraz bağlarının koptuğu ve 10 gün sürecek tedavinin ardından ameliyat edileceği duyuruldu. Bunun da ötesinde FBTV spikerlerinden Aslı Duru'nun şu twitinden de anlaşılacağı üzere Gasper'in dizinin durumu pek de iç açıcı değil maalesef. 4-6 ay arasında bir süre takımdan ayrı kalacak genç Sloven.
Dünle birlikte bütün branşları tek güne sığdırmış olduk ve başlıktan da anlaşılacağı üzere yüzümüzü güldüren yine amatör branş performansları oldu. Erkek basketbol takımının Trabzonspor önündeki 78-55'lik galibiyeti ile başlayan gün, erkek voleybolcuların Maliye Milli Piyango'yu 3-0'lık skorla mağlup etmesi ve kadın basketbolcuların İstanbul Üniversitesi karşısındaki 87-71'lik galibiyetiyle devam etti. Güne noktayı futbol takımının galibiyetiyle güzel bir şekilde koyalım derken maçın son çeyreğinde yenilen 2 gol buna mani oldu. Bu dakikadan sonra lige tutunmak için önümüzdeki 5 maçtan 5 galibiyet çıkarmak şart.
Futboldu, voleyboldu, basketboldu derken 4'te 4 ile kapattık haftayı. Voleybolda 4 kere maç sayısı oynadıktan sonra Halkbank'a verilen 2 set, futbolda ise Emre'nin sakatlığı, Lugano'nun devre arasında gördüğü gereksiz kart ve Bilica haftasonunun can sıkıcı taraflarıydı.
Karşılaşma öncesi maç hakkında konuşurken kazanacağımıza dair içinde en az umut taşıyan doğruyu söylemek gerekirse bendim. Hele Alkolik'in "Barca'yı 66 sayının altında tutabiliriz o zaman da kazanırız" demesi bana oldukça fantastik gelmiş, bu kadar iyimserlik de fazla demiştim içimden. Euroleague'de geçtigimiz sezonların yaralarını bir taraftar olarak üzerimde taşıyordum ve maçla ilgili iyimser beklentim Barca'nin 80 üzeri attığı bizim de 70'lerde atarak 10 sayı civarında bir farkla kaybedeceğimiz yönündeydi. Zira geçtiğimiz sezonlardan aklımda kalan Fenerbahçe erkek basketbol takımı kendinden güçlü rakipler karşısında daha maçın başında yelkenleri suya indiren ve herhangi bir direnç göstermeden yenilgiyi kabul eden bir takımdı. Üstüne rakip geçtiğimiz sezonun Euroleague Şampiyonu ve bu ligde 19 maçtır kaybetmeyen Barcelona olunca ve şimdiye kadar Palau Blaugrana'dan hiçbir Türk takımının galibiyetle ayrılamadığını da göz önünde bulundurunca çok da olumlu düşünemiyordum açıkcası.
Dün takımın verdiği mücadeleyi yukarıdaki fotoğraftan daha iyi anlatacak bir kare yoktur. Kısa uzun demeden takım olarak ribaund kovaladık hatta yanılmıyorsam ilk çeyrekte bir ara takımın aldığı 4 ribaundu da Ukiç çekmişti. Savunmada 40 dakika boyunca direnç gösterdik, rakibe kolay basket izni vermedik ve maç boyunca bir saniye olsun geri adım atmadık. Hep savunmasından dert yandığımız Greer bile her topa elini soktu ve ihtiyaç duyduğumuz anlarda sorumluluk aldı. Kinsey, Navarro'ya adeta kelepçe taktı. Ömer Onan her zaman bildiğimiz Ömer'di yine savunduğu oyuncuyu hayattan bezdirdi. Formsuz dediğimiz Emir çıktı en kritik anlarda şutlarını potaya gönderdi. Vidmar savunmanın temel taşlarından olduğunu bir defa daha ispatladı. Süre alan bütün oyuncular ellerinden geleni yaptılar, sadece Lavrinoviç beklediğimiz performansının uzağında kaldı. Yalnız bu maçta ayrı bir parantezi hakeden 2 oyuncu var; Ukiç ve Tomas. Hırvat ikili takımın hem sayı yükünü çektiler hem de takıma liderlik ettiler, özellikle çok net görülen bir şey var Ukiç koçun sahadaki gözü kulağı herşeyi. Koç demişken Sphaija ve Aydın Örs ikilisinin savunma takımı yaratacağını tahmin ediyorduk ama bu takımın daha henüz yolun başındayken Barcelona'yı Palau Blaugrana'da 61 sayıda tutması inanılır gibi değil.
Hani sınıfın arka sıralarında oturan çocuklar vardır, çok fazla sesi soluğu çıkmayan, pek gözönünde olmayan, varlığı ile yokluğu bir gibi duran. Sonra bir gün bir olay olur, o çocuğu yakından tanıma şansını yakalarsınız ve vay be dersiniz ne kadar farklı birisiymiş. Vidmar da Fener taraftarı için o arka sıradaki çocuklardan biriydi. Genç yaşta gelmişti bu takıma ve henüz gelişme evresindeydi. Çoğu taraftar için -ben de dahil- gereksiz bir yabancı transferiydi. Ömer, Semih, Oğuz gibi uzunlarımız varken niye onu almıştık, niye atletik bir 4 numara transfer etmiyorduk.
Fenerbahçeli basketbolseverlerin kolay kolay hafızalarından silinmeyecek Turner-Dallas-İbo 3'lüsünden sonra uzun zaman unutamayacağımız bir troyka daha geliyor görünüşe bakılırsa. Euroleague'deki ilk maçımızda 77 sayı-23 ribaund-8 asistlik bir performans ortaya koyan Nevriye-Penny-Taurasi 3'lüsü dün de Gospic Crotia karşısında aldığımız 109-92'lik galibiyette 71 sayı-20 ribaund-13 asistlik katkılarıyla başroldeydiler.
Başlıktaki "nihayet" erkek voleybol takımından ziyade sezon başından beri gittiğim hiçbir maçta galibiyet yüzü göremeyen kendim için. Kayseri deplasmanıyla başlayan, Beşiktaş, Ziraat Bankası, Galatasaray derken devam eden şanssızlık bu maçla birlikte son bulmuş oldu. Her ne kadar karşılaşma beklediğim kadar kolay geçmediyse de geçtiğimiz haftaki İBB maçının yaraları sarmamız açısından önemli bir galibiyet aldık.
İvan'ın yokluğunda mücadeleye Arslan, Marshall, Kemal, Ersin, Coskovic, Emre ve libero Serkan ile başladık. Burada anlam veremediğim konu neden Geriç'le maça başlamadığımız kaldı ki maçın ilerleyen dakikalarında da çok az süre aldı Sırp oyuncu. Madem Geriç'e bu kadar az dakika vereceğiz İvan gibi bir yıldızı -tabi bir sakatlığı yoksa- neden kenarda oturtuyoruz? İlk sete hızlı başlayan taraf Ankara ekibi oldu ancak setin sonlarına doğru oyunu dengeleyip seti 22-25 kazanmayı bildik. 2. sette diğer setlere göre nispeten daha az zorlanarak 20-25'lik skorla durumu 0-2'ye getirdik. Maçın son seti ise yine çekişmeli bir mücadeleye sahne oldu ve 25-27'lik skorla noktalandı. Maç genelinde takımın iyi manşet alamaması, blok tutamaması ve servislere yüklenildiğinde hatalar yapılması dikkat çeken noktalardı. Takımın istenilen seviyede olduğunu söylememiz güç ama önceki yıllardan da bildiğimiz bir şey var ki o da bu takımın geç form tuttuğu.
Dün gecenin ilk mücadelesinde erkek basketbol takımımız Zagrep deplasmanındaydı. Euroleague'deki ilk maçından galibiyetle ayrılan Fenerbahçe adına Barcelona ve Siena maçları öncesinde gruba 2'de 2 ile iyi bir başlangıç yapmak önem taşıyordu. Elbette ki bu maçın Hırvat oyuncular Ukiç, Tomas ve ilk koçluk deneyimini Cibona ile yaşayan koç Neven Sphaija açısından ayrı bir önemi vardı. Maç genelinde başabaş bir oyun oynansa da maçın son anlarını iyi oynayarak maçı 68-73 kazanmayı bildik. Rakipte beklenildiği üzere Bogdanoviç ve Stipçeviç ön plana çıkarken takımımız adına Ukiç ve Kinsey performansları ile dikkat çeken isimlerdi.
Erkek takımının maçının bitmesiyle yeni istikametimiz FBTV oldu. Euroleague'de ilk karşılaşmasına çıkan kadın basketbol takımımız Madrid deplasmanında Rivas Ecopolis karşısındandaydı. Maça iyi başlayan İspanyol ekibi farkı bir ara 12 sayıya kadar çıkardıysa da ilerleyen dakikalarda önce maça ortak olduk ve daha sonra da maçın 3.periyotunda öne geçmeyi başardık. Oyuna maçın başından beri ağırlığını koyan Nevriye ve Penny'e son periyotta Taurasi'nin performansı da eklenince maçı 82-91 kazanmayı başardık. Hiç şüphesiz bu üçlünün 77 sayı-23 ribaund-8 asistlik rüya gibi katkısı maçın kazanılmasında en büyük rolü oynadı. Madrid ekibi ise maç genelinde içeriden Paris ve Bonner, dışarıdan ise Valdemoro ile etkili olduysa da bu oyuncuların çabası maçı kazanmalarına yetmedi.
Aslında haftasonu cumartesi günü erkek basketbol takımının Aliağa karşısında aldığı net galibiyetle gayet güzel başlamıştı. Hafta boyunca devam eden derbi heyecanı haftasonunun ilk günü ile birlikte tavan yapmış, ertesi sabah çıkılacak yol için hazırlıklar yapılmıştı. Sabahın erken saatlerinde biri Tunalı'dan biri Çiğdem'den kalkan 2 araba gişelerde buluşup düştük yola; tabi bu arada HoAmca'nın yönetiminde Tunalı ekibini toplayan arabayı beklerken Güngören deplasmanına giden ve minibüsleri bozulduğu için gişelerde bekleyen Mersin İdman Yurdu taraftarlarıyla olan kısa sohbeti de atlamayalım. Önlü arkalı düşülen yola İsmail Yeri'nde verilen moladan sonra aynı hızla devam ettik ve sözleştiğimiz üzere Kadıköy Mercan'ın terasında tayfanın geri kalanıyla da buluştuk. Mezeler ve içkiler eşliğinde devam eden sohbet maç saati yaklaştıkça yerini maç telaşına bıraktı ve stadın yoluna düştük. Yol üzerinden yolluk olarak alınan biralar daha Yoğurtçu'ya gelmeden bitince birkaç tane daha yuvarlamak üzere Yoğurtçu'da mola verdik. Sofrada girilemeyen derbi havasına burada yapılan tezahuratlarla girildi ve tribündeki yerimizi almak için kapılara yöneldik.
Kısa süreli bir beklemeden sonra girdiğimiz şimdiki adıyla TT tribünündeki istikametimiz daha önceki maçlarda olduğu gibi alt kattı. Maçın sonucu daha önceki maçlardaki gibi olmasa da Kadıköy'ün havasını solumak dostlarla birlikte olmak güzeldi yine de. Maç sonrasında hayal kırıklığıyla ayrıldığımız stadtan yine klasikleştiği üzere çorbalarımızı içmek Fenerbahçe İşkembecisi'ne geçtik ve akabinde Ankara'ya dönüş için arabanın yolunu tuttuk.
Maçla ilgili her yerde yazılıp çizilmiş zaten fazla fazla o yüzden hele ki bu vakitten sonra teknik değerlendirmeye girmeyeceğim ama maçtan önce fazlasıyla geyiği yapılan "Dejavu" gerçekleşti yalnız bu sefer beklenin aksine 2008'de Kadıköy'de oynanan kupa maçının dejavusunu yaşadık Fenerbahçeliler olarak. Geçen 1,5 aylık süreçte bu gözler önce Beşiktaş maçında şimdi de Galatasaray maçında beraberliğe sevinen rakip futbolcular ve tribünler gördü. Yemin ediyorum bunları gördükçe "Size ezeli rakip diyenin" diye aklımdan geçirmeden edemiyorum, maç sonrası yazılanları okuyunca zannedersiniz maçı kaybettik Galatasaray da müthiş bir top oynadı. Hagi'nin yaptığı değişiklikler ve oyuncularının zaman geçirmek için yaptıkları ortada, Elano'nun sahadan çıkması herhalde 2 dakika falan sürmüştür. Karşılaşmayla ilgili en büyük hayal kırıklığı ise hiç kuşku yok ki Aziz Yıldırım'ın sistemli politikaları sonucu gelinen noktada Fenerbahçe tribünlerinin içler acısı haliydi.
Maçın Fenerbahçe adına bu denli rahat geçmesinde en büyük pay hiç kuşku yok ki Birsel ve Nevriye'nin performanslarıydı. Karşılaşma öncesi herkes Taurasi, Augustus, Fowles gibi WNBA yıldızlarının öne çıkmasını beklerken derbiye damgasını vuranlar yerliler oldu. Fenerbahçe'nin yerli oyuncuları toplamda 42 sayıya imza atarken Galatasaray'ın yerlileri 30 sayıda kaldılar. Galatasaray yaptığı onca transfere rağmen Fenerbahçe'nin yerli kalitesine halen ulaşamamış durumda ve son senelerdeki derbi üstünlüğümüzde Birsel-Nevriye-Esmeral 3'lüsünün çok büyük emekleri var. Dünkü maçta çok şeyler beklediğimiz Taurasi oldukça düşük bir şut yüzdeyle oynamasına ve yalnızca 8 sayıda kalmasına rağmen ikili oyunları ve akıl dolu paslarıyla dikkat çekti. O takıma takım da ona alıştıktan sonra ilerleyen haftalarda gerek içeride gerek dışarıda çok canlar yakacaktır Dee.
Son olarak koç Laszlo'nun da hakkını vermek gerek, pozitif havasını takıma da yansıtmayı başarıyor Macar koç. Takıma yerleştirmek istediği pasa dayalı oyun dün çok net kendini belli etti, oyuncuların da boş arkadaşlarını bulma ve pas geçirme çabası birçok pozisyonda kolay basketler bulmamızı sağladı.