14 Ocak 2011 Cuma

Final 4'da Ev Sahibi Fenerbahçe...

Sürpriz olduğu söylenemez, beklenen bir gelişmeydi ancak resmileşmesi küçük de olsa acabaları ortadan kaldırmış oldu. Kendi taraftarının önünde oynamak takıma çok büyük bir avantaj sağlayacaktır mutlaka ama olaya diğer tarafından da bakmak gerek. Halen yeni bir takım Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, ligde ve Avrupa'da farklı 6'lılarla oynamanın sıkıntısını da zaman zaman yaşıyor. Belki ligde az sayıda bulunabilen üst düzey takımlarla maç yapma imkanını sağlaması açısından doğrudan Final 4'a kalmak yerine oynaya oynaya, eksikleri göre göre gitmek daha sağlıklı olabilirdi kaldı ki artık Türkiye Kupası da yok fikstürümüzde. Ama bu organizasyonun arkasındaki aklın bunları düşünüp planlamış olduğuna da inanmak istiyorum bir taraftan, bunun için de en mantıklı çözüm kalburüstü takımlarla yapılacak hazırlık maçları gibi duruyor.

Bir diğer konu da ev sahipliğinin verdiği avantajın taraftar üzerinde oluşturması olası rehavet. Tribünleri dolduracakların asla ve asla final maçının son sayısı alınmadan "şampiyon olduk" havasına girmemesi gerekiyor. İşlerin sıkıntıya girdiği anlarda taraftara çok büyük iş düşecek zira kadın voleybolunda sahada yer alanların duygularının oyun üzerindeki etkisi neredeyse hiçbir sporda olmadığı kadar fazla.

Final 4 ve geçen sene çok yaklaşıp tie-break setiyle kaçırdığımız kupa İstanbul'a ayağımıza kadar geliyor, İstanbul'da da kalmalı. Geçen sene önünden boyunları bükük geçtikleri birincilik kürsüsünde Sarı Melekler'i görmek en büyük dileğimiz. Bu sefer bir dış hatlar terminali yok yakacak belki ama koca bir İstanbul var...

QTM #10

13 Ocak 2011 Perşembe

Küçük Parmak Oyunları...

Ben bu satırları yazmaya başlarken Okan Alkan topu kendi kalesine gönderdi. Bir nevi başkalarının günahlarının cezasını daha bu yaşında üstlenmiş oldu; böylece rüya gibi baslangıçtan sonra gerçek Fenerbahçe kariyeri de baslamış oldu. Yazının ilk noktasından sonra da Tota az önce beraberlik golünü attı. Maçın kalan kısmında kim ne yapar bu yazının devamı ile hiç mi hiç ilgisi yok.

Öncelikle, kaç yıl sonra bir Fenerbahçe maçı için ekranın karşısına zorlanarak gittim bilmiyorum; bilmek de istemiyorum...

Sezon başından beri bu takımın sol tarafındaki sıkıntı belliyken; yukarıdan aşağıya ligleri eskisi gibi numaralandırsak ortalama bir 3. lig takımı olan Yeni Malatyaspor bile Fenerbahçe'nin bu kanadını şehir hatları vapur işletmeleri gibi tıkır tıkır işlerken; o bölgede kullanabileceğimiz adamlardan yerli olanı ben yapamıyorum diye bas bas bağırırken; yabancısı bedenen sahada olmasına rağmen ruhen bitik ve hocası ile ilişkisini kesmişken; Fenerbahçe futbol takımının sol bekine an itibarı ile transfer yapmamış veya muhtemel bir transfere taş koymuş kişilere (yönetici, teknik direktör, idari menajer, her kimse) sonsuz sevgilerimi gönderiyorum...

Bu takım liderden 9 puan geride ancak tüm yetkili ağızlar "şampiyonluk" sözcüğünü telaffuz ediyor. Bu takım elde kalan tek hedefini gerçekleştirebilmesi için kalan 17 maçta kendi hesabımca minimum 13-14 galibiyet almalı. Meali, çatır çatır oynamalı. Sahi yeri gelmişken Antu'da "İnananlar Buraya" diye konu açılmış mıdır acaba bu maçtan sonra da?

Ben Fenerbahçeli olduğumda bu kulübün doğru düzgün hiç bir tesisi yoktu. Dereağzı'nı bok götürüyordu. Şampiyon olamıyordu, kupa alamıyordu. Avrupa'da esamesi okunmuyordu. Ama bu kulübün bir ruhu vardı. Her şeye rağmen ölümüne sevdiren, celladına aşık eden bir geleneği, göreneği vardı. Hani bizi 90'lara dönmekle korkutanlar? Mutlu musunuz? O günleri hiç özlemiyor musunuz?

Topuk Yaylası'ndan ve devre arası boyunca misafirlerle yapılan inşaat ziyaretlerinden hiç bahsetmeyelim bile. Bir Papazın Çayırı yeterdi bize...

Not: İşbu yazı Yeni Malatyaspor - Fenerbahçe maçının ilk devresinde kaleme alınmış olup, devre arasında Elbir Reis'in ısrarı ile macta çektiğimiz zulüm yerine Kıtır'a kendimizi atmaya karar vermemiz nedeniyle ancak paylaşılabilmiştir...

Mirsad ve Egosu, Van Gundy'e Karşı...

Mirsad Türkcan'ın NBA macerasındaki 2. durağı olan New York Knicks'teyken koç Jeff Van Gundy ile yaşadığı bir diyalog. 7 Ekim 1999 tarihli New York Times'te yayınlanan bir makalede rastladım, paylaşmadan da edemedim. Biz Mirsad'ı ve egosunu az çok bildiğimiz için normal gelebilir ama yazıldığına göre o zamanlar 23 yaşında olan ve NBA'da henüz 2.yılını geçiren bir oyuncudan bu sözleri duymak Van Gundy'i fena halde dumura uğratmış...

M.T: You got no 3.

J.V.G: What?

M.T: You got no 3. (Knicks'in ilk 5'te başlayacak bir kısa forveti olmadığını anlatmaya çalışıyor...)

J.V.G: What about Larry Johnson?

M.T: He 4.

J.V.G: What about Latrell Sprewell?

M.T: He 2. (Kendini işaret ederek...) Me 3.

J.V.G: You 3, me fired...

12 Ocak 2011 Çarşamba

Al Birini Vur Ötekine: TRT, Milliyet, Resmi Site...

Resimden de anlaşılacağı üzere Milliyet'in internet sitesi iyiden iyiye kendini aştı Fenerbahçe düşmanlığında. Bu yaptıkları bir değil iki değil, terbiyesizlik desen terbiyesizlik, şerefsizlik desen şerefsizlik değil. Haberi bu şekilde yazanın da editleyenin de yayınlayanın da babası belli değil, çok net...

Geçelim dün gece TRT'deki saçmalıklara. Hangisinden başlasam bilemiyorum ama önceliği yine Fenerbahçe'ye verelim. Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı dün gruptaki son maçını oynamak üzere son Avrupa Şampiyonu Bergamo karşısına çıktı. Biz de liderlik için büyük önem teşkil eden bu maçı izlemek için geçtik televizyonun karşısına. Geçtik geçmesine ama TRT spikeri izleyenleri resmen canından bezdirdi. Cannes'de finalde kaybettiğimiz kupayı Bergamo'nun salonunda kaybettiğimizden bahsetti, yetmedi Sokolova ile Skowronska'yı birleştirip önce Sokowronska, sonra da Sokolovska diye hibrid isimler uydurdu, bunlar da yetmedi voleybola yeni kavramlar kazandırdı, Piccinini'yi kanatlardan hücum ettirdi...

Neyse 3-0 bitti maç, grup lideri olarak ilk tur maçlarını tamamladı kızlarımız, biz de döndük Galatasaray-Beypazarı maçına. Ezeli rakibin Ali Sami Yen'deki son maçı(!), hani parantez içi ünlemi kullanıyorum çünkü bu kaçıncı son maç, kaçıncı veda ben sayamadım. Bilen varsa söylesin, zannediyorum Beypazarı önünde ters bir sonuç alınsa birkaç tane daha veda izleyebilirdik bunların mantığıyla. Malumunuz TRT'nin yeni açılımı Tarikat Radyo Televizyonu, kurum öyle bir hal almış durumdaki bünyesinde tarikatlar arası savaş yaşanıyor, o derecede. Hal böyle olunca da kadrolu yorumcu da tarikatın en sevdiği isimlerden Hakan Şükür. TRT'nin yancı spikerinin de Şükür'den altta kalır bir yanı yok, Galatasaray golleri attıkça rahatlıyorlar, coştukça coşuyolar, en sonunda da dayanamayıp ağızdaki baklayı çıkartıyorlar: "Galatasaray kaybetseydi üzülürdük..." Son maçta kaybetmesi olmazmış Galatasaraycıklarının , yoksa neymiş üzülürlermiş beyefendiler...Hassiktirin ulan oradan, bizim vergilerimizden, ödediğimiz faturalardan kesilen paylardan aldığınız her kuruş haram olsun, çoluk çocuğunuzdan çıksın...

Sırada "Türkiye'nin En Gelişmiş Spor Kulübü Portalı" olduğunu iddia eden ve "yalanlama" yapmaktan başka pek az işe yarayan Aziz Yıldırım'ın şahsi, pardon pardon Fenerbahçe Spor Kulübü'nün resmi(!) sitesi var. Yukarıda yazdım, kadın voleybol takımı grubunu lider olarak tamamladı diye, bizim resmi sitenin de kırk yılda bir site girişine konuyla alakalı görsel koyacağı tutmuş. İşte seçilen görsel de bu, sözde takım fotosu ama Kasia arkada röportajda. Hadi doğru düzgün fotoğraf seçmekten acizsiniz, Türkçe de mi bilmiyorsunuz. "Gurup" ne yahu? Oldu olacak "Kulübü" de "Klubü" diye yazın tam olsun. Bu arada son gelen haberlere göre Fenerbahçe şirketleri birleştiriyor ve bundan sonra kulüp transfer görüşmelerini vs. de borsaya bildirmek zorunda, artık kolay kolay yalanlama yapamayacaklarına göre de kapatsınlar gitsinler siteyi. En azından o zaman bu rezilliklere tahammül etmek zorunda kalmayız bizler de...

8 Ocak 2011 Cumartesi

Zaman Zaman

Sabahattin Ali'nin "Kuyucaklı Yusuf" romanında arada kalmış bir satır vardır. Der ki "Yıllar ağar ağar geçer, yavaş yavaş geçer ama hiç durmadan geçer"... O geçen yıllarda da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor maalesef... Her şey değişiyor; değişmek istemesekte biz bile değişiyoruz. Ama en acı değişim, uğrunda hayatımızdan fedakarlık yaptığımız Fenerbahçe'de oluyor; her şeyi kabulleniyorum da bunu kabul edemiyorum. Sevdik, bizi sevmediler unuttuk. Sevdiğimiz, saydığımız abilerimiz, büyüklerimiz bu dünyadan çok uzaklara gittiler, kendilerini özlettiler, unuttuk. Üzerinde yaşadığımız topraklar için hayaller kurduk, yerle bir ettiler, unuttuk. Deniz gibi, Yusuf gibi, Mahir gibi olmak istedik, korkuttular, unuttuk. Dostlarımızla her akşam oturalım, güzelleşelim, aman sabahlar olmasın dedik, her birimiz bir taraflara savrulduk, hayat denen mücadelenin içine düştük, unuttuk. Zamanın alıp götürdüğü bir çok şeyi unuttuk. Arada bir, bir yerlerden Fikret Kızılok'un "Zaman Zaman" şarkısı kulağımıza takılınca hatırlıyoruz, hüzünleniyoruz... Ne çok şey unutmuşuz...

Yine bu melodiyi bir yerlerden duyunca aklıma düştü; 90'ların başındaki Fenerbahçeliliği de unutmuşuz. Fenerbahçe'ye hakaret edenden hesap soran, Fenerbahçe'ye uzanan elleri lavoboya sokan abilerimizi unutmuşuz. Onların yerine birilerini koyamamışız. Maç alan efsane maratonu unutmuşuz. Şimdi maratona gitmek ciddi çaba ister olmuş. Evet, 90'ların Fenerbahçesi bizi çok üzdü. Annemden gizli gizli ağladığım zamanları hatırlıyorum. Ama o zaman bir başkaydı be Fenerbahçelilik... Şimdi bir şey hep eksik... Ne eksik bilemiyorum ama eksik. Bizzat sahit oldum, keşke olmasaydım. Bir grup Fenerbahçeli ufaklık onun forması lisanslı ürün, bununki sahte ürün geyiği yapıyorlardı. Biz o yaştayken sarı lacivert çubuklu bayraktı be. Sarı Lacivertin yanyana geldiği her şey kutsaldı. Ne lisansı vardı, ne de kocaman puntolarla reklamı; ama işte sevdamız vardı; Fenerbahçelilik bir başkaydı. Aziz Yıldırım hani Rıdvan'a sorduya "Hatırlıyor musun Rıdvan; soyunma odasına giderken paçalarımızı çekiyorduk" diye... Hani Rıdvan dedi ya "Fenerbahçe o zaman da büyüktü başkanım". Değer miydi ruhumuzdan, sevdamızdan bu kadar çalmaya? Neden direnemiyoruz bu değişime? Sevdamızdan bu kadar çalmadan uyulamaz mıydı zamana?

Unuttuğum bir sevda daha vardı kalbimde, 90'lı yıllardan gelen. Gönül meselesi... Yine bir "Zaman Zaman" melodisi ile aklıma düştü. Son bir atımlık barutum var, onu da harcama vakti yaklaşıyor. O baruttan sonra; öyle ya da böyle, ne ben eski ben, ne sevda eski sevda. Fenerbahçelilik de eskisi gibi olmadığına göre... Zamana yenilmiş mi olacağız şimdi?

7 Ocak 2011 Cuma

Terbiyesizler...

QTM serisinin bir parçası olarak blogda yer alabilirdi ama bu kadarı artık terbiye sınırlarını aşıyor. Biz bile bloga yazarken bunca özen gösterirken, haberin bu şekliyle yazılması ve editörden geçerek yayınlanması "dikkatlerden kaçma" ile açıklanamaz. Aziz Yıldırım'ı severiz sevmeyiz orası ayrı konu ancak ulusal bir gazetenin kim olursa olsun bir insanın doğuştan gelen kusurlarıyla dalga geçerek, internet sitesinde böyle bir haber yayınlanması tek kelime ile skandaldır.

QTM #9

Tıkla büyüsün...