13 Ocak 2011 Perşembe

Küçük Parmak Oyunları...

Ben bu satırları yazmaya başlarken Okan Alkan topu kendi kalesine gönderdi. Bir nevi başkalarının günahlarının cezasını daha bu yaşında üstlenmiş oldu; böylece rüya gibi baslangıçtan sonra gerçek Fenerbahçe kariyeri de baslamış oldu. Yazının ilk noktasından sonra da Tota az önce beraberlik golünü attı. Maçın kalan kısmında kim ne yapar bu yazının devamı ile hiç mi hiç ilgisi yok.

Öncelikle, kaç yıl sonra bir Fenerbahçe maçı için ekranın karşısına zorlanarak gittim bilmiyorum; bilmek de istemiyorum...

Sezon başından beri bu takımın sol tarafındaki sıkıntı belliyken; yukarıdan aşağıya ligleri eskisi gibi numaralandırsak ortalama bir 3. lig takımı olan Yeni Malatyaspor bile Fenerbahçe'nin bu kanadını şehir hatları vapur işletmeleri gibi tıkır tıkır işlerken; o bölgede kullanabileceğimiz adamlardan yerli olanı ben yapamıyorum diye bas bas bağırırken; yabancısı bedenen sahada olmasına rağmen ruhen bitik ve hocası ile ilişkisini kesmişken; Fenerbahçe futbol takımının sol bekine an itibarı ile transfer yapmamış veya muhtemel bir transfere taş koymuş kişilere (yönetici, teknik direktör, idari menajer, her kimse) sonsuz sevgilerimi gönderiyorum...

Bu takım liderden 9 puan geride ancak tüm yetkili ağızlar "şampiyonluk" sözcüğünü telaffuz ediyor. Bu takım elde kalan tek hedefini gerçekleştirebilmesi için kalan 17 maçta kendi hesabımca minimum 13-14 galibiyet almalı. Meali, çatır çatır oynamalı. Sahi yeri gelmişken Antu'da "İnananlar Buraya" diye konu açılmış mıdır acaba bu maçtan sonra da?

Ben Fenerbahçeli olduğumda bu kulübün doğru düzgün hiç bir tesisi yoktu. Dereağzı'nı bok götürüyordu. Şampiyon olamıyordu, kupa alamıyordu. Avrupa'da esamesi okunmuyordu. Ama bu kulübün bir ruhu vardı. Her şeye rağmen ölümüne sevdiren, celladına aşık eden bir geleneği, göreneği vardı. Hani bizi 90'lara dönmekle korkutanlar? Mutlu musunuz? O günleri hiç özlemiyor musunuz?

Topuk Yaylası'ndan ve devre arası boyunca misafirlerle yapılan inşaat ziyaretlerinden hiç bahsetmeyelim bile. Bir Papazın Çayırı yeterdi bize...

Not: İşbu yazı Yeni Malatyaspor - Fenerbahçe maçının ilk devresinde kaleme alınmış olup, devre arasında Elbir Reis'in ısrarı ile macta çektiğimiz zulüm yerine Kıtır'a kendimizi atmaya karar vermemiz nedeniyle ancak paylaşılabilmiştir...

Mirsad ve Egosu, Van Gundy'e Karşı...

Mirsad Türkcan'ın NBA macerasındaki 2. durağı olan New York Knicks'teyken koç Jeff Van Gundy ile yaşadığı bir diyalog. 7 Ekim 1999 tarihli New York Times'te yayınlanan bir makalede rastladım, paylaşmadan da edemedim. Biz Mirsad'ı ve egosunu az çok bildiğimiz için normal gelebilir ama yazıldığına göre o zamanlar 23 yaşında olan ve NBA'da henüz 2.yılını geçiren bir oyuncudan bu sözleri duymak Van Gundy'i fena halde dumura uğratmış...

M.T: You got no 3.

J.V.G: What?

M.T: You got no 3. (Knicks'in ilk 5'te başlayacak bir kısa forveti olmadığını anlatmaya çalışıyor...)

J.V.G: What about Larry Johnson?

M.T: He 4.

J.V.G: What about Latrell Sprewell?

M.T: He 2. (Kendini işaret ederek...) Me 3.

J.V.G: You 3, me fired...

12 Ocak 2011 Çarşamba

Al Birini Vur Ötekine: TRT, Milliyet, Resmi Site...

Resimden de anlaşılacağı üzere Milliyet'in internet sitesi iyiden iyiye kendini aştı Fenerbahçe düşmanlığında. Bu yaptıkları bir değil iki değil, terbiyesizlik desen terbiyesizlik, şerefsizlik desen şerefsizlik değil. Haberi bu şekilde yazanın da editleyenin de yayınlayanın da babası belli değil, çok net...

Geçelim dün gece TRT'deki saçmalıklara. Hangisinden başlasam bilemiyorum ama önceliği yine Fenerbahçe'ye verelim. Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı dün gruptaki son maçını oynamak üzere son Avrupa Şampiyonu Bergamo karşısına çıktı. Biz de liderlik için büyük önem teşkil eden bu maçı izlemek için geçtik televizyonun karşısına. Geçtik geçmesine ama TRT spikeri izleyenleri resmen canından bezdirdi. Cannes'de finalde kaybettiğimiz kupayı Bergamo'nun salonunda kaybettiğimizden bahsetti, yetmedi Sokolova ile Skowronska'yı birleştirip önce Sokowronska, sonra da Sokolovska diye hibrid isimler uydurdu, bunlar da yetmedi voleybola yeni kavramlar kazandırdı, Piccinini'yi kanatlardan hücum ettirdi...

Neyse 3-0 bitti maç, grup lideri olarak ilk tur maçlarını tamamladı kızlarımız, biz de döndük Galatasaray-Beypazarı maçına. Ezeli rakibin Ali Sami Yen'deki son maçı(!), hani parantez içi ünlemi kullanıyorum çünkü bu kaçıncı son maç, kaçıncı veda ben sayamadım. Bilen varsa söylesin, zannediyorum Beypazarı önünde ters bir sonuç alınsa birkaç tane daha veda izleyebilirdik bunların mantığıyla. Malumunuz TRT'nin yeni açılımı Tarikat Radyo Televizyonu, kurum öyle bir hal almış durumdaki bünyesinde tarikatlar arası savaş yaşanıyor, o derecede. Hal böyle olunca da kadrolu yorumcu da tarikatın en sevdiği isimlerden Hakan Şükür. TRT'nin yancı spikerinin de Şükür'den altta kalır bir yanı yok, Galatasaray golleri attıkça rahatlıyorlar, coştukça coşuyolar, en sonunda da dayanamayıp ağızdaki baklayı çıkartıyorlar: "Galatasaray kaybetseydi üzülürdük..." Son maçta kaybetmesi olmazmış Galatasaraycıklarının , yoksa neymiş üzülürlermiş beyefendiler...Hassiktirin ulan oradan, bizim vergilerimizden, ödediğimiz faturalardan kesilen paylardan aldığınız her kuruş haram olsun, çoluk çocuğunuzdan çıksın...

Sırada "Türkiye'nin En Gelişmiş Spor Kulübü Portalı" olduğunu iddia eden ve "yalanlama" yapmaktan başka pek az işe yarayan Aziz Yıldırım'ın şahsi, pardon pardon Fenerbahçe Spor Kulübü'nün resmi(!) sitesi var. Yukarıda yazdım, kadın voleybol takımı grubunu lider olarak tamamladı diye, bizim resmi sitenin de kırk yılda bir site girişine konuyla alakalı görsel koyacağı tutmuş. İşte seçilen görsel de bu, sözde takım fotosu ama Kasia arkada röportajda. Hadi doğru düzgün fotoğraf seçmekten acizsiniz, Türkçe de mi bilmiyorsunuz. "Gurup" ne yahu? Oldu olacak "Kulübü" de "Klubü" diye yazın tam olsun. Bu arada son gelen haberlere göre Fenerbahçe şirketleri birleştiriyor ve bundan sonra kulüp transfer görüşmelerini vs. de borsaya bildirmek zorunda, artık kolay kolay yalanlama yapamayacaklarına göre de kapatsınlar gitsinler siteyi. En azından o zaman bu rezilliklere tahammül etmek zorunda kalmayız bizler de...

8 Ocak 2011 Cumartesi

Zaman Zaman

Sabahattin Ali'nin "Kuyucaklı Yusuf" romanında arada kalmış bir satır vardır. Der ki "Yıllar ağar ağar geçer, yavaş yavaş geçer ama hiç durmadan geçer"... O geçen yıllarda da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor maalesef... Her şey değişiyor; değişmek istemesekte biz bile değişiyoruz. Ama en acı değişim, uğrunda hayatımızdan fedakarlık yaptığımız Fenerbahçe'de oluyor; her şeyi kabulleniyorum da bunu kabul edemiyorum. Sevdik, bizi sevmediler unuttuk. Sevdiğimiz, saydığımız abilerimiz, büyüklerimiz bu dünyadan çok uzaklara gittiler, kendilerini özlettiler, unuttuk. Üzerinde yaşadığımız topraklar için hayaller kurduk, yerle bir ettiler, unuttuk. Deniz gibi, Yusuf gibi, Mahir gibi olmak istedik, korkuttular, unuttuk. Dostlarımızla her akşam oturalım, güzelleşelim, aman sabahlar olmasın dedik, her birimiz bir taraflara savrulduk, hayat denen mücadelenin içine düştük, unuttuk. Zamanın alıp götürdüğü bir çok şeyi unuttuk. Arada bir, bir yerlerden Fikret Kızılok'un "Zaman Zaman" şarkısı kulağımıza takılınca hatırlıyoruz, hüzünleniyoruz... Ne çok şey unutmuşuz...

Yine bu melodiyi bir yerlerden duyunca aklıma düştü; 90'ların başındaki Fenerbahçeliliği de unutmuşuz. Fenerbahçe'ye hakaret edenden hesap soran, Fenerbahçe'ye uzanan elleri lavoboya sokan abilerimizi unutmuşuz. Onların yerine birilerini koyamamışız. Maç alan efsane maratonu unutmuşuz. Şimdi maratona gitmek ciddi çaba ister olmuş. Evet, 90'ların Fenerbahçesi bizi çok üzdü. Annemden gizli gizli ağladığım zamanları hatırlıyorum. Ama o zaman bir başkaydı be Fenerbahçelilik... Şimdi bir şey hep eksik... Ne eksik bilemiyorum ama eksik. Bizzat sahit oldum, keşke olmasaydım. Bir grup Fenerbahçeli ufaklık onun forması lisanslı ürün, bununki sahte ürün geyiği yapıyorlardı. Biz o yaştayken sarı lacivert çubuklu bayraktı be. Sarı Lacivertin yanyana geldiği her şey kutsaldı. Ne lisansı vardı, ne de kocaman puntolarla reklamı; ama işte sevdamız vardı; Fenerbahçelilik bir başkaydı. Aziz Yıldırım hani Rıdvan'a sorduya "Hatırlıyor musun Rıdvan; soyunma odasına giderken paçalarımızı çekiyorduk" diye... Hani Rıdvan dedi ya "Fenerbahçe o zaman da büyüktü başkanım". Değer miydi ruhumuzdan, sevdamızdan bu kadar çalmaya? Neden direnemiyoruz bu değişime? Sevdamızdan bu kadar çalmadan uyulamaz mıydı zamana?

Unuttuğum bir sevda daha vardı kalbimde, 90'lı yıllardan gelen. Gönül meselesi... Yine bir "Zaman Zaman" melodisi ile aklıma düştü. Son bir atımlık barutum var, onu da harcama vakti yaklaşıyor. O baruttan sonra; öyle ya da böyle, ne ben eski ben, ne sevda eski sevda. Fenerbahçelilik de eskisi gibi olmadığına göre... Zamana yenilmiş mi olacağız şimdi?

7 Ocak 2011 Cuma

Terbiyesizler...

QTM serisinin bir parçası olarak blogda yer alabilirdi ama bu kadarı artık terbiye sınırlarını aşıyor. Biz bile bloga yazarken bunca özen gösterirken, haberin bu şekliyle yazılması ve editörden geçerek yayınlanması "dikkatlerden kaçma" ile açıklanamaz. Aziz Yıldırım'ı severiz sevmeyiz orası ayrı konu ancak ulusal bir gazetenin kim olursa olsun bir insanın doğuştan gelen kusurlarıyla dalga geçerek, internet sitesinde böyle bir haber yayınlanması tek kelime ile skandaldır.

QTM #9

Tıkla büyüsün...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Ocak'başı Muhabbetleri...

- Amatör branşlarda fırtına gibi estiğimiz 2010 yılına vedamız kötü olmuştu erkek basketbolda Galatasaray, kadın voleybolda da kupa maçında VBGSTT karşısında aldığımız yenilgiler sebebiyle. 2011'e ise her anlamda hızlı girdik, önce Avrupa basketbolunun efsanevi ismi Saras'ın transferi ardından da kadın basketbolda ve erkek basketbolda alınan iki derbi galibiyeti...

- Avrupa basketbolunun efsanevi ismi Jasikevicius transferine zannediyorum burada ayrı bir parantez açmak gerekiyor zira takımın guard rotasyonundaki sıkıntılar Ukiç'in sakatlığı sonrası iyice ayyuka çıkmışken tutup Avrupa basketbolunun son 10 yılına damga vurmuş bir ismi getirmek büyük bir olay. Evet yaşı 34, ayakları eskisi kadar hızlı değil, savunma zaten hiç bir zaman önceliği olmadı ama bahsettiğimiz kişi Saras ve daha birkaç hafta önce Rytas formasıyla neredeyse tek başına Barcelona'yı alt etti. Zaten antreman bile yapmadan çıktığı Efes maçında süre aldığı dakikalarda yaptıkları da istatistik kağıdına yansıyanın çok ötesinde. Oyun görüşü hala muazzam, "no look pass"larına takımdaki arkadaşları alışmaya başladığında hücumdaki akışkanlığımız çok daha yukarılara çıkacaktır. Ukiç'in olmadığı anlarda hücumda adeta kilitlenen takıma ilaç olacağını aldığı kısa sürede gösterdi. Her şey bir yana böyle bir ismi Fenerbahçe formasıyla izlemek zaten başlı başına bir rüya.

- Erkek basketboldan devam edelim, Euroleague'de Top16 kuraları dün çekildi ve gruplar belli oldu. Kurada 5 İspanyol takımının yer almasından ve aynı gruptan gelen takımların eşleşmeyecek olmasından dolayı çok fazla ihtimal yoktu oluşturulacak gruplarda. Fenerbahçe 2.torbadan katıldığı kurada Olympiacos, Zalgiris Kaunas ve P.E.Valencia ile birlikte H Grubu'nda yer aldı. Top8'e kaldığımız takdirde eşleşeceğimiz çapraz grupta ise Siena, Real Madrid, Efes Pilsen ve Partizan ilk 2 mücadelesi verecekler.

- Grup kurası ve çapraz kurası bizim için Final 4 yolunun çok da kapalı olmadığını gösteriyor, elbette hiçbir maç oynanmadan kazanılmıyor ama ilk tur maçlarındaki performansımızı gösterirsek grupta Zalgiris ve Valencia'yı altımıza almamız pek de zor olmayacaktır. Olympiacos'la ilk maçı deplasmanda oynayacak olmamızı da avantaj olarak değerlendiriyorum, orada alınacak sonuca göre Sinan Erdem'deki mücadele grup liderliği için belirleyici olabilir. Eğer kuralar Saras transferi öncesinde olsaydı Olympiacos'un kısa rotasyonunun bizi darmaduman edebileceğini söyleyebilirdik belki ama şimdi işler değişti. Maçlar başlamadan keşke bir de sağlam bir 5 numara transferi yapabilsek ama şubeden gelen haberler Saras gibi çok ekstra bir oyuncu bulmadığımız takdirde transfer yapılmayacağı yönünde, aslında 850.000 Euro gibi kendisi için makul sayılabilecek bir bonservis ücreti karşılığı Fuenlabrada'dan ayrılan ve Caja Laboral'ın yolunu tutan Esteban Batista'yı uzun süreli bir sözleşmeyle kadromuza katmak Final 4 yolunda elimizi inanılmaz derecede güçlendirirdi ama olmadı. Murat Murathanoğlu da dün radyo programında Sean May ile yolların ayrıldığından bahsetmiş ama henüz resmi bir açıklama yok bu konuda, daha önce May'in ayrılacağı ve yerine Benjamin Eze'nin alınacağı yönünde basında çıkan haberler resmi site tarafından yalanmıştı, bunu da hatırlatmakta fayda var.

- Top16'da grubumuzdaki maçlar takımların mücadelesi dışında farklı anlamlar da taşıyor bir bakıma; Saras'ın Olympiacos'u görünce bir başka oynaması, Ömer Onan'la Teodosiç'in Dünya Şampiyonası'ndan kalan rekabeti, Koç Sphaija'nın Valencia'nın eski koçu olması ve yine Saras'ın yetiştiği ve en son formasını giydiği Rytas'ın Zalgiris Kaunas'ın ezeli rakibi olması grup maçlarını daha da ilginç hale getirecek ayrıntılar.

- Erkek basketbolda olduğu gibi kadın basketbolda da hareketli günler yaşanıyor kulüpte. Taurasi'nin 2. test sonucunun da pozitif çıktığı söyleniyor ancak halen yapılan resmi bir açıklama yok ne kulüpten ne de federasyondan. Taurasi'nin 6 ay ve üzerinde bir ceza alması durumunda 2012 Londra Olimpiyatları'nda forma giyemeyecek olmasından dolayı Amerikalılar da heyecanla bekliyorlar resmi test sonuçlarını ancak her fırsatta vurguladıkları da bir konu var o da testlerin yapıldığı Ankara'dali laboratuvarın akreditasyonunun WADA tarafından 2009'da 2 aylığına askıya alındığı ve güvenilmez olduğu. Zaten geçtiğimiz pazar günü oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş kadın basketbol maçı sonrasında yaşanan olaylar ve Penny ile Harakova'nın gösterdiği tepki bu kanının yalnızca Amerikan kamuoyunda değil oyuncularımızda da olduğunun en önemli göstergesi.

- Taurasi sürecini en başından beri oldukça kötü yöneten basketbol şubesi ise herhangi bir olumsuz gelişmeye karşı önlemini şimdiden almış görünüyor. Henüz resmi bir açıklama gelmese de Angel McCoughtry twitter hesabı üzerinden Fenerbahçe'ye transferini doğruladı. Son olarak Sopron formasıyla izlediğimiz Angel'ı Penny Taylor'la düelloya girdikleri ve Taylor'un 37 sayı kendisinin ise 39 sayı ile tamamladığı Sopron-Fenerbahçe Euroleague grup karşılaşmasından hatırlayabilirsiniz. Taurasi'nin 2004'te yaptığının bir benzerini yapan ve ilk sıradan draft edildiği 2009 yılında WNBA'de Yılın Çaylağı da seçilen Angel McCoughtry bu sene düzenlenen Dünya Şampiyonası'nda Amerika milli takımının Diana Taurasi'den sonra en çok sayı kaydeden ikinci oyuncusuydu.
- Ocak ayının ilk haftasının futbol gündeminde ise tanıdık bir isim var; Colin Kazım. Fenerbahçe ile karşılıklı olarak anlaşarak sözleşmesinin feshedildiğinin açıklanmasının üzerinden daha saatler geçmeden Galatarasay'la resmi anlaşma imzaladığı duyuruldu. Blog ahalisinin başta Diego ve Alkolik olmaz üzere gözü aydın. Forumlarda ve twitter'da yazılanlara bakıldığında Galatasaraylilar transfere tepkiliyken, memnun olmayan Fenerbahçeli de yok gibi. Hatta dün geceden beri twitter'da #bilicacimboma hashtagiyle Bilica'yı da Galatasaray'a postalamak için ufak çapta bir kampanya başlatılmış durumda.

- Son olarak sabah saatlerinde tribundergi vasıtasıyla ulaşan olası bir transfer haberi var yine ezeli rakipler arasında. Söylenildiği üzere Galatsaray altyapısının gelecek vaad eden isimlerinden Cem Sultan yeni sözleşme için kulübüyle anlaşamayınca Hagi tarafından kamp kadrosundan çıkarılmış ve Fenerbahçe ile görüşme halindeymiş. Kendisini hiç izlemedim ama yine de kağıt üzerinde Kazım'ı verip genç yetenek sıfatına sahip Cem Sultan'ı ezeli rakipten koparmak fena durmuyor.